Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde mahkûmiyet hükmüne esas alınan tanıkların sanık tarafından sorgulanmasına/sorgulatılmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, ceza davasında başvurucunun hazır bulunma talebi reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya uzaktan katılımının sağlanması nedeniyle de duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; beyanları belirleyici ölçüde mahkûmiyet hükmüne esas alınan tanıkların sanık tarafından sorgulanmasına/sorgulatılmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, ceza davasında başvurucunun hazır bulunma talebi reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya uzaktan katılımının sağlanması nedeniyle de duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/10/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, anılan hakka ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Başsavcılığın talebi üzerine Karaman Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) başvurucu hakkında 2/9/2016 tarihinde yakalama emri düzenlemiştir. Soruşturma sonucunda Başsavcılık, başvurucunun da aralarında olduğu 149 şüphelinin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 17/4/2017 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede başvurucunun Betül kod adı ile örgütün Karaman'ın kadın öğretmenler sorumlusu ve ablası olduğu, örgüt sohbetlerine katıldığı, sohbet hocalığı yaptığı, örgüt talimatı ile 2014 yılında Bank Asyada hesap açarak Bankaya para yatırdığı, örgüt üyelerinin yönettiği derneklere üye olduğu, dernek üzerinden örgüte üye kazandırdığı ve ByLock programını kullandığı iddialarına yer vermiştir. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Karaman Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından görülmeye başlanmıştır. Başvurucu, İstanbul'da yakalandıktan sonra 27/9/2018 tarihinde Mahkeme, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla başvurucunun beyanını almış; tutuklanmasına ve dava dosyasının başvurucu yönünden tefrikine karar vermiştir. Başvurucunun 278752 ID numaralı ByLock kullanıcısı olduğuna ilişkin ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı dava dosyasına girmiştir. Anılan tutanakta başvurucunun eşi S. adına kayıtlı 0 ..31 numaralı GSM hattı üzerinden kullanıcı adı betul70, uygulama şifresi "betul" olacak şekilde ByLock kullandığı belirtilmiştir. Söz konusu belgenin "278752 ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler (Roster)" başlıklı kısmında, başvurucunun kullandığı user-ID'ye bir kısım kullanıcı tarafından "d.birnur", "Birnur", "Birnur Hoca" ve "Birnur h" şeklinde isimler verildiğine yönelik tespitler yapılmıştır. Tutanakta ayrıca başvurucunun eklediği, başvurucuyu ekleyen çok sayıda ByLock kullanıcısına ilişkin kimlik bilgileri ile başvurucunun bu kişilerle gerçekleştirdiği ve örgütsel nitelikte olduğu ifade edilen toplam 588 sayfa mesajlaşma ile e-posta içeriğine yer verilmiştir. Başvurucu, tefrik kararı sonrası duruşmanın 31/10/2018 tarihli ilk oturumuna SEGBİS aracılığıyla katılmıştır. Mahkemenin talebi üzerine Karaman Barosu (Baro) tarafından zorunlu müdafi olarak görevlendirilen A.B.nin de hazır bulunduğu oturumda başvurucu, isnat edilen suçu kabul etmemiştir. Mahkeme anılan oturumda diğer delillerin yanı sıra başvurucu hakkında beyanda bulunun tanıklar F.A., Ö.S., S., Ş., B.Y., K.Ö., K., S.Ç., H.Ü.İ., S., H.Y. ve Ş.K.nın kollukta ve Mahkemenin farklı dava dosyaları kapsamında verdikleri beyanlarına ilişkin tutanaklar ile ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nı okumuştur. Başvurucu; savunmasında Betül kod adını kullanmadığını, örgüt içinde bir görevinin bulunmadığını, ByLock kullanıcısı olmadığını, ByLock listesinde isimleri belirtilen kişilerden bazılarını tanımadığını, Bank Asyada bireysel emeklilik hesabının olduğunu, bu hesaba cüzi bir miktar para yatırdığını, aleyhinde beyanda bulunan bazı kişileri tanımadığını, bu beyanları kabul etmediğini ileri sürmüştür. İddia makamı duruşmanın 25/12/2018 tarihli üçüncü oturumu öncesinde esas hakkındaki mütalaayı yazılı olarak dava dosyasına sunmuştur. Mahkeme duruşmaya SEGBİS ile katılan başvurucuya İ.G.K., E.G., G., N.A. ve F.A.nın oturum arasında dava dosyasına giren ifade tutanaklarını okuyarak diyeceklerini sormuştur. Başvurucu anılan tanıkların anlatımlarını kabul etmediğini beyan etmiştir. Başvurucu müdafii, esas hakkında mütalaaya karşı beyanda bulunmak üzere süre verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, süre talebinin kabulüne ve duruşmanın yeni oturumunun 25/1/2019 tarihinde yapılmasına karar vermiştir. Başvurucu, duruşmanın 27/2/2019 tarihli son oturumuna Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan SEGBİS vasıtasıyla katılmıştır. Başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu oturumda hüküm açıklanmıştır. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl 22 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar karar vermiştir. Başvurucu ve müdafiinin bu karara karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusu Konya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin (Daire) 26/6/2019 tarihli kararıyla, yanlış hesaplanan hapis cezası 9 yıl 22 gün olarak düzeltilerek esastan reddedilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 23/6/2020 tarihinde temyiz talebinin reddi ile hükmün onanmasına karar vermiş, onama kararında sanığın örgütle iltisaklı olması nedeniyle kapatılan okula çocuğunu göndermesi eyleminin örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir. UYAP evrak işlem kütüğü üzerinden yapılan incelemede başvurucu müdafii A.B.nin nihai kararı 24/8/2020 günü saat 01'de açarak okuduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde başvurucunun da nihai kararı ilki 26/8/2020 günü saat 11 olmak üzere farklı zamanlarda birçok defa açarak okuduğu tespit edilmiştir. Başvurucu, Gebze Noterliği tarafından düzenlenen ve Anayasa Mahkemesinde bireysel başvuru hakkını kullanarak dava açmaya ilişkin yetkiyi de içeren1/9/2020 tarihli vekâletname ile Av. Haluk Ulusan'ı vekil olarak tayin etmiştir. Başvurucu, onama kararı sonrasında Yargıtayın 23/6/2020 tarihli kararını 12/10/2020 tarihinde öğrendiğini belirterek 30/10/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı, ... İfade eder." 5271 sayılı Kanun'un "Şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir." 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin görevlendirilmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır. (4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin görevlendirilmesinde usul" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) 150 nci maddede yazılı olan hâllerde, müdafi;a) Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hâkimin istemi üzerine,b) Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine,Baro tarafından görevlendirilir. (2) Yukarıda belirtilen hâllerde müdafi soruşturmanın veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosunca görevlendirilir. (3) Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona erer." 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Genel olarak" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler." 1136 sayılı Kanun'un "Avukatlık sözleşmesinin kapsamı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir.Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz. " 1136 sayılı Kanun'un "İşi sonuna kadar takip etme zorunluluğu ve başkasına tevkil" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder." 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Genel olarak" kenar başlıklı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası şöyledir:"Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." 2/3/2007 tarihli ve 26450 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in (Yönetmelik) "Görevin sona ermesi" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"(1) Müdafi veya vekilin görevi;a) Soruşturma evresinde; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi, yetkisizlik veya görevsizlik kararı, kamu davası açılması hâlinde ise iddianamenin kabulü kararı verilmesi,b) Kovuşturma evresinde; ... esasa ilişkin hükmün kesinleşmesi ya da davanın nakline karar verilmesi,c) Müdafi, vekil veya kendisine müdafi ya da vekil görevlendirilen kişinin ölmesi,ç) Kişinin kendisine bir müdafi veya vekil seçmesi, hâllerinde sona erer." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3/4/2018 tarihli ve E.2014/6-519, K.2018/132 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Seçilmiş müdafiinin müdafilik statüsü, seçilen avukat ile şüpheli veya sanığın ya da kanuni temsilcisinin iradelerinin uyuştuğu anda, baro tarafından görevlendirilen müdafiinin müdafilik statüsü ise atamanın yapıldığı ve görevlendirme listesindeki avukatın bu atamayı kabul ettiğini baroya bildirdiği anda başlayacaktır.Müdafiin görevinin sona ermesi ise müdafiin seçilmiş veya atanmış müdafi olup olmadığına, seçilmiş müdafiin varsa vekâletnamesindeki özel şartlara ve işin mahiyetine göre farklılıklar arz etmektedir. Ancak genel olarak; müdafilik görevinin savunma görevi bittiğinde sona ereceğini söylemek mümkündür. Bunun dışında bir takım kanuni nedenlerden ötürü veya hukuksal işlemler sonucunda da müdafiin görevi sona erebilir." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/13-442, K.2018/533 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"5271 sayılı CMK’nın 2/1-c maddesinde 'şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı' olarak tanımlanan müdafi, toplumsal savunmayı gerçekleştirmek amacıyla şüpheli veya sanık lehine hareket edip hukuki yardımda bulunan ve gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlayan kamusal bir muhakeme süjesidir. ... Hemen belirtmek gerekir ki 'seçilmiş-atanmış müdafi' ile 'ihtiyari-zorunlu müdafi' kavramları farklı kavramlardır. Şüpheli veya sanığın müdafisi aracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma imkânına sahip olduğu hâllerde görev yapan müdafi ihtiyari müdafi, görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya sanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu müdafidir. Görüldüğü gibi müdafinin zorunlu veya ihtiyari olması, şüpheli veya sanığın istemine ya da istemi olup olmadığına bakılmaksızın yani iradesi dikkate alınmadan atanıp atanmadığına bakılarak belirlenmektedir....Bu durumda mevzuatımızda zorunlu müdafilik sistemini öngören yasanın amacı, kendisini savunmak için yeterli maddi olanağı bulunmayanların bu hakkı kullanamamalarından kaynaklanabilecek olası hak kayıplarının önlenmesi ve bu suretle savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanarak adil yargılanmanın gerçekleştirilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak, parası bulunan sanık nasıl ki vekâletname verdiği avukatı serbestçe tayin edebiliyorsa, parası olmayan sanığın da aynı şekilde avukatını serbestçe belirleyebilmesi, en azından kendisine tayin edilen avukatı beğenmediğinde değiştirme hakkının bulunması gerekir.Görüldüğü gibi kendisine bir müdafi atandığını bilmeyen ya da müdafi atanmakla birlikte beğenmediği takdirde bu avukatın değiştirilmesini isteme hakkına sahip olmayan bir sanığın, bu avukatın, kanun yollarına başvurma da dahil olmak üzere tüm tasarruflarından sorumlu tutulması gerektiğini veya bu avukatın yaptığı tüm işlemleri peşinen kabul etmiş sayılacağını söylemek olanaklı olmadığı gibi böyle bir durumda savunma hakkının tam anlamıyla kullanılabileceğini düşünmek de olası değildir.Şu hâlde kendisine zorunlu müdafi atandığının veya müdafi tarafından temyiz yoluna başvurulduğunun sanığa bildirilmediği, bu konudaki iradesine değer verilmediği ya da bu yöndeki görüşünün dosya kapsamından anlaşılamadığı durumlarda, hükmün veya temyiz dilekçesinin sanığa tebliğinin, adil yargılanma hakkının gereği olduğu kabul edilmelidir.Kendisine zorunlu müdafi atandığı ve zorunlu müdafinin hükmü temyiz ettiğinin sanığa bildirildiği, sanığın da buna itirazının bulunmadığı durumlarda, zorunlu müdafiye yapılmış bulunan tefhim veya tebliğ işlemlerinin, aynen vekâletnameli müdafide olduğu gibi geçerli olacağı, gerek tefhime, gerekse tebliğe bağlı olan sürelerin işlemeye başlayacağı, müdafinin sanık adına tasarrufta bulunabileceği, örneğin, sanık yararına kanun yollarına başvurma hakkına sahip olacağı hususlarında duraksama bulunmamaktadır." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/2/2022 tarihli ve E.2019/10-158, K.2022/103 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"5271 sayılı CMK’da ister koşullarının oluşması üzerine kanun gereği baro tarafından atanmış olsun isterse vekaletname ile görevlendirilsin, şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat 'müdafi' olarak kabul edilmiştir. Şüpheli veya sanık ile avukat arasındaki iç ilişki bakımından bir vekalet ilişkisi bulunması 'müdafi' kavramının tanımlanmasında dikkate alınmamıştır. Buna göre; avukat, temsil ettiği kişilerin sıfatına göre 'vekil' veya 'müdafi' olarak ceza muhakemesindeki yerini alacaktır. 5271 sayılı CMK, 'müdafi' tanımlamasında bir değişiklik getirmesine karşın şüpheli, sanık veya hükümlü arasında ilişkinin kurulabilme yönteminde bir değişiklik yapmamıştır. ... Bu çerçevede, avukatlık sıfatına sahip olan kişilerin müdafilik görevini üstlenilebilmeleri için şüpheli, sanık veya varsa kanuni temsilcisi tarafından seçilmiş ya da yetkili kurum tarafından usulüne uygun olarak görevlendirilmiş olmaları gerekmektedir. Müdafinin hukuki yardımından yararlanmanın zorunlu olup olmamasına göre 'zorunlu müdafilik' ve 'iradi müdafilik', müdafinin görevlendirme biçimine göre 'seçilmiş müdafilik' ve 'atanmış müdafilik' ayrımı yapılması mümkündür. Görevlendirme şekline göre müdafi, 'seçilmiş' ve 'atanmış' olmak üzere ikiye ayrılmakta olup seçilmiş müdafilik şüpheli, sanık veya kanuni temsilci ile avukat arasında akdedilen avukatlık sözleşmesi ile tesis edilirken, atanmış müdafi ilgili merciin istemi üzerine muhakemenin yürütüldüğü yer Baro Başkanlığı tarafından görevlendirilmektedir.'Seçilmiş müdafilik' de kendi içerisinde ikiye ayrılabilir. Müdafinin hukuki yardımından yararlanıp yararlanmamanın şüpheli, sanık veya kanuni temsilcisinin takdirine bırakıldığı ve ceza muhakemesinin müdafi olmadan da yürütülebilmesinin mümkün olduğu durumda 'İradi seçilmiş müdafilik', ceza muhakemesinin şüpheli veya sanığa hukuki yardımda bulunan bir müdafi bulunmaksızın yürütülemeyeceği hâllerde, şüpheli, sanıkveya kanuni temsilcisinin hukuki yardımda bulunmak üzere bir müdafi seçmesi durumunda 'zorunlu seçilmiş müdafilik' söz konusudur.Benzer şekilde 'atanmış müdafilik' de kendi içerisinde ikiye ayrılabilir. Ceza muhakemesinin yürütülmesi için bir müdafi bulunmasının zorunlu kılınmadığı hâllerde, şüpheli veya sanığın istemi üzerine atanacak bu müdafinin 'iradi atanmış müdafi'; ceza muhakemesinin yürütülmesi için bir müdafi bulunmasının zorunlu olduğu hâllerde, şüpheli veya sanığın kendisine bir müdafi seçemeyecek durumda ise istem aranmaksızın atanacak müdafinin ise 'zorunlu atanmış müdafi' olarak adlandırılması mümkündür.İster iradi isterse zorunlu olsun, 'seçilmiş müdafilik' durumunda, şüpheli/sanık veya kanuni temsilcisi ile seçilen avukat arasında Avukatlık Kanunu’nun maddesinde düzenlenen avukatlık sözleşmesi ile kurulan bir ilişki bulunmaktadır. Avukatlık sözleşmesi bir özel hukuk sözleşmesidir. Sözlü veya yazılı olabileceği gibi sözleşmenin geçerliliği Borçlar Kanunu’nda yer alan genel hükümler dışında bir koşula bağlı tutulmamıştır. Şüpheli/sanık veya kanuni temsilci ile avukat arasında karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklanması ile tesis edilen avukatlık sözleşmesi ile seçilmiş müdafinin görevlendirilmesi tamamlanacaktır."