Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, sulh ceza hâkimliğinin bağımsız ve tarafsız olmaması ve yakalamanın derhâl yakınlarına bildirilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, sulh ceza hâkimliğinin bağımsız ve tarafsız olmaması ve yakalamanın derhâl yakınlarına bildirilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 20/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). Başvurucu 14/10/2019 tarihinde ilgili yabancı devlet yetkilileri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvurucu 18/10/2019 tarihinde Türk yetkililere teslim edilmiş ve 19/10/2019 tarihinde Türk yetkililer tarafından İstanbul'a getirilmiştir. Başvurucu, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklamaya yönelik verdiği 30/5/2018 tarihli yakalama kararına istinaden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında 19/10/2019 tarihinde İstanbul'da hava limanında gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ilk ifadesi İstanbul Emniyet Müdürlüğünde alındıktan sonra başvurucu 25/10/2019 tarihinde Başsavcılığa sevk edilmiştir. Başsavcılık aynı tarihte başvurucunun ifadesini almış, terör örgütü kurma ve yönetme ve uluslararası casusluk yapma suçlarından tutuklanması istemiyle başvurucuyu İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) aynı tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Sorgu esnasında şüphelinin kendisinin belirlediği avukatı da hazır bulunmuştur. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle Türkçe öğretmeni olduğunu ve yurt dışındaki özel eğitim kurumlarında öğretmenlik ve idarecilik yaptığını, Bank Asyadaki hesabını 1998 yılında açtırdığını, bu hesaba 2014 yılından sonra talimatla para yatırmasının söz konusu olmadığını, ByLock programını kullanmadığını, ayrıca bu program üzerinden görüşme yaptığı belirtilen Ö.Ö., A.U.S., İ.N., K. ve Y. isimli kişileri tanımadığını, A.K.yı ilgili yabancı devlette bulunduğu sırada tanıdığını ve suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir. Hâkimlik 25/10/2019 tarihinde başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"... Şüphelinin üzerine atılı Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme ve Uluslararası Casusluk Yapma suçlarından tutuklanması talep edilmekle; şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olan ... [ilgili yabancı devlet] dış yapılanmasında yer alan Zaman International School'da okul müdürü olarak, sonrasında Meksika ülkesi dış yapılanmasında terör örgütüne müzahir Colegio De Excelenci A Raindrop isimli eğitim kurumu yöneticisi olarak görev yapmış olması, terör örgütü ile müzahir TUSKON ile bağlantılı olan Meksika ülkesindeki Türkiye Meksika Endüstri ve Ticaret Odası isimli dernekte etkin şekilde faaliyet göstermesi, şüpheli tarafından kullanıldığı HTS kayıtları ile tespit olan ... numaralı hat ile örgütün kripto haberleşme programı olan Bylock programını kullandığı, bu program üzerinden örgütün tepe yöneticilerinden [K.], [Ö.Ö.], [A.U.] (Çin Sorumlusu), [İ.N.], [A.K.], [Y.] ile örgütsel yazışmaları olması, terör örgütü liderinin talimatı sonrası döneme denk gelen tarihlerde Bankasya'da bulunan hesabındaki bakiye artışı birlikte değerlendirildiğinde; şüphelinin üzerine atılı suçları işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, atılı suçların vasıf ve mahiyeti ile kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırı, müsnet suçun CMK 100/3 maddesi ile düzenlenen katalog suçlardan olması karşısında tutukluluk sebeplerinin mevcut olduğunun varsayılması, şüphelinin kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek olduğu, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, bu doğrultuda tutuklamanın ölçülü olduğu kanaatine varılarak CMK'nın 100 ve devamı maddeleri gereğince, şüphelinin Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme ve Uluslararası Casusluk Yapma suçlarından tutuklanmasına ... karar verildi." Başvurucu tutuklama kararına 30/10/2019 tarihinde itiraz etmiş, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 4/11/2019 tarihinde başvurucunun itirazını kesin olarak reddetmiştir. Başvurucu anılan kararın tebliğ edilmediğini ve kararı 25/11/2019 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir. Başvurucu 20/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başsavcılık 3/7/2020 tarihli iddianame ile başvurucunun terör örgütü kurma veya yönetme ve uluslararası casusluk yapma suçlarından cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve faaliyetlerine ilişkin açıklamalar yapılmış sonrasında başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılık, dosya kapsamında bulunan olgu ve delillere göre başvurucunun FETÖ/PDY yöneticisi olma ve uluslararası casusluk suçlarını işlediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda iddianamede başvurucunun; i. FETÖ/PDY'nin ilgili yabancı devlet dış yapılanmasında yer alan Zaman İnternational Schoolda okul müdürü olarak görev yaptığı, ayrıca örgütün Meksika Birleşik Devletleri (Meksika) imamı olarak görevlendirildiği,ii. Başvurucunun birden fazla ID numarası ve kullanıcı adı ile FETÖ/PDY üyelerinin kullandığı kriptolu haberleşme programı olan ByLock'u kullandığı ileri sürülerek kullanıcı adlarının "001sahinbey", "027krc", ''011011" ve şifrelerinin de "adkm-027", "adkm-027", "adkm-27" olduğu, bu bağlamda başvurucunun ByLock uygulamasını aktif bir şekilde kullandığı, toplamda 468 adet mail aldığı, 128 mail attığı, 899 mesaj gönderdiği, 335 mesaj attığı, 28 kez arandığı, 54 kez arama yaptığı, ByLock uygulaması üzerinden 10 arkadaş eklediği, ayrıca başvurucuyu ekleyen ByLock kullanıcılarının başvurucuyu ''osman bey mks'', "meksika osman by", ''osman bey mexsico'', ''osman'', "3 osman bey meksika", "001sahinbey osmankaraca" olarak kaydettikleri,iii. Hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen ve örgütün tepe yöneticilerinden olduğu belirtilen K. ile telefonla (sekiz) görüşme kaydının bulunduğu ileri sürülmüştür. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 24/7/2020 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2020/145 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 6/10/2020 tarihinde yaptığı ilk duruşmada yargılamayı yapmakla görevli ve yetkili mahkemenin Gaziantep Ağır Ceza Mahkemeleri olduğundan bahisle yetkisizlik kararı vermiştir. Mahkeme yetkisizlik kararıyla birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir. Yetkisizlik kararı üzerine dosyanın tevzi edildiği Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi (E.2020/236) 6/11/2020 tarihinde karşı yetkisizlik kararı vermiş ve olumsuz yetki uyuşmazlığının çözümü için dosyayı Yargıtay Ceza Dairesine göndermiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtayda derdesttir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Mehmet Sabri Şirin, B. No: 2016/10825, 12/2/2020, §§ 28-47; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48; Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Abdullah Öcalan/Türkiye ( [BD], B. No: 46221/99, 12/5/2005) kararında başvurucunun uygulanabilecek iade süreci izlenmeden, kanuna aykırı olarak özgürlüğünden mahrum bırakıldığı şikâyetine ilişkin olarak esas alacağı ilkeleri aşağıdaki şekilde belirlemiştir:" Gözaltının 'kanunun öngördüğü prosedüre' uygun olup olmadığını da içine alan gözaltının 'yasal' olup olmadığı sorusu üzerinde, AİHS esasen ulusal hukuka atıfta bulunur ve ulusal hukukun maddi ve usule ait kurallarına uyma zorunluluğu koyar. Bununla beraber, AİHS ayrıca, özgürlük mahrumiyetinin maddenin amacına, özellikle bireyleri keyfilikten korumaya uymasını gerektirmektedir. Burada tehlikede bulunan yalnızca “özgürlük hakkı” değil, aynı zamanda “kişinin güvenlik hakkıdır” (bkz., diğer kararlar arasında, Bozano, yukarıda kayıtlı, s. 23, § 54; ve Wassink / Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar, A Serisi no. 185-A, s. 11, § 24). İç hukuku yorumlamak ve uygulamak en başta ulusal makamların, özellikle de mahkemelerin görevidir. Bununla beraber, 5 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuka uymamakla AİHS ihlal edildiği için, AİHM bu kanuna uyulup uyulmadığını gözden geçirmek için belli bir yetki kullanabilir ve kullanmalıdır (bkz. Benham / İngiltere, 10 Haziran 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-III, s. 753, § 41; ve Bouamar / Belçika, 29 Subat 1988 tarihli karar, A Serisi no. 129, s. 21, § 49). Bir Devletin yetkililerinin bir diğer Devletin topraklarında bu Devletin onayı olmadan gerçekleştirdikleri yakalama, 5 § 1 maddesi uyarınca, ilgili kişinin bireysel güvenlik haklarını etkilemektedir (bkz., aynı etkiye iliskin Stocké / Almanya, 12 Ekim 1989, A Serisi no. 199, Komisyon görüsü, s. 24, § 167). AİHS, iade anlasmaları ya da sınırdışı etme konuları çerçevesinde, AİHS’de tanınan özel haklara müdahale etmemesi koşuluyla kaçak suçluları adaletin önüne çıkarabilmek için yapılan Devletler arası işbirliğini engellemez (bkz. Stocké, yukarıda kayıtlı Komisyon görüsü, s. 24-25, § 169). Biri AİHS’ye taraf olan, diğeri olmayan Devletler arasındaki iade anlaşmalarıyla ilgili olarak, bir iade anlaşmasının koymuş olduğu kurallar ya da, böyle bir anlaşmanın olmaması durumunda, ilgili Devletler arasındaki işbirliği de, AİHM’ye şikayet edilmesine neden olan yakalanmanın yasal olup olmadığına karar vermede gözönüne alınması gereken ilgili faktörlerdendir. Devletler arasındaki işbirliği sonucu bir kaçağın teslim edilmesi, tek başına yakalamayı kanuna aykırı kılmamakta ya da bu nedenle madde çerçevesinde bir soruna yol açmamaktadır (bkz. Freda / Đtalya, no. 8916/80, 7 Ekim 1980 tarihli Komisyon kararı, DR 21, s. 250; Klaus Altmann (Barbie) / Fransa, no.10689/83, 4 Temmuz 1984 tarihli Komisyon kararı, DR 37, s. 225; Luc Reinette/ Fransa, no. 14009/88, 2 Ekim 1989 tarihli Komisyon kararı, DR 63, s. 189). AİHS’nin tamamında var olan, toplumun genel çıkarına ilişkin talepler ile bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında adil bir denge kurma arayışıdır. Dünyadaki dolaşım daha kolay hale geldikçe ve suç daha geniş çaplı bir uluslararası boyut aldıkça, yurtdışına kaçan şüphelilerin adalete teslim edilmesi, giderek bütün ulusların çıkarına olmaya başlamıştır. Bunun tersine, kaçaklar için güvenli sığınaklar tesis etmek, yalnızca korunan kişiyi barındırma zorunluluğu bulunan Devlet için tehlike oluşturmakla kalmayacak, bunun yanısıra iade kurumunun temellerinin zayıflamasına da sebep olacaktır. (bkz. Soering / Đngiltere, 7 Temmuz 1989 tarihli karar, A Serisi no. 161, s. 35, § 89). AİHS, iadenin sağlanabileceği koşullara ya da iadenin sağlanmasından önce izlenecek prosedüre ilişkin hiçbir hüküm içermemektedir. İlgili Devletler arasındaki işbirliğinin sonucu olmuş ve kaçağın yakalanmasına ilişkin emrin yasal temelinin, kaçağın menşe Devletinin yetkilileri tarafından çıkarılan bir tutuklama emri olması sağlanmışsa, sıradışı bir iade bile AİHS’ye aykırı olarak değerlendirilmemektedir (bkz. Illich Ramirez Sánchez, yukarıda kayıtlı, s. 155). Yakalamanın, kaçağın sığınmacı olarak bulunduğu Devletin kanunlarına aykırılık oluşturup oluşturmadığı dikkate alınmaksızın -bu, sadece ev sahibi Devletin AİHS’ye taraf olması halinde AİHM tarafından incelenecek bir husustur - AİHM, başvuranın gönderildiği Devletin yetkililerinin ev sahibi Devletin egemenliğine aykırı şekilde ve dolayısıyla uluslararası hukuka ters düşen bir biçimde, kendi toprakları dışında hareket ettiklerine dair, birbiriyle tutarlı çıkarımlardan oluşan kanıta ihtiyaç duymaktadır (bkz., mutatis mutandis, Stocké / Almanya, 19 Mart 1991 tarihli karar, A Serisi, no. 199, s. 19, § 54). Ancak bundan sonra ev sahibi Devletin egemenliğine ve uluslararası hukuka uygun hareket edildiğini ispat külfeti, savunmacı Hükümet’e ait olacaktır. Bununla beraber, Daire’nin ileri sürmüş olduğu üzere (12 Mart 2003 tarihli karar, § 92), bu noktada başvurandan 'her türlü makul süpheden uzak' bir kanıt göstermesi istenmemektedir." AİHM yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yaptığı incelemede ise başvuranın Nairobi Havaalanı'nın uluslararası sahasında Türk güvenlik kuvvetleri mensupları tarafından yakalandığına değinerek söz konusu olayda Türkiye'nin yetkisini kendi ülkesi sınırları dışında kullanmış olmasına rağmen başvuranın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS/Sözleşme) maddesinin kapsamı doğrultusunda, Türk yetkilileri tarafından Türkiye'ye dönmeye fiziksel olarak zorlandığının ve yakalanmasını takiben dönüşünde Türk yetkililerinin yetki ve kontrolü altında bulunduğunun kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir (bkz. Öcalan/Türkiye, § 91). AİHM yakalamanın Türk iç hukukuna uyup uymadığı ile ilgili olarak başvuranın yakalanması için Türk Ceza Mahkemeleri tarafından yedi tutuklama emrinin ve İnterpol tarafından bir arama bülteninin çıkarıldığını belirterek belgelerin her birinde, başvuranın Türk Ceza Kanunu uyarınca cezai suçlarla özellikle devletin toprak bütünlüğünü bozmak için silahlı bir örgüt kurmakla ve yaşam kaybıyla sonuçlanan bir dizi terör eylemini kışkırtmakla itham edildiğine ve yakalanmasının ardından gözaltında tutulabileceği kanuni süre sona erdiğinde bir mahkeme huzuruna çıkartıldığına, akabinde yargılandığına ve mahkûm edildiğine vurgu yaparak başvuranın yakalanmasının ve gözaltına alınmasının Türk mahkemeleri tarafından bir suç islediğine dair makul bir şüphe üzerine yetkili bir yasal makam huzuruna getirme amacıyla çıkartılmış bulunan emirlere uygun olduğunu belirtmiştir (bkz. Öcalan/Türkiye § 92). AİHM nihai olarak başvuranın Türk yetkiler tarafından yakalanması sürecinde Kenyalı yetkililerin Türk yetkililerle işbirliği yaptığına da değinerek başvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının AİHS'in maddesinin fıkrasının amaçları dâhilinde "hukukun öngördüğü usul" ile uyumlu olduğu, dolayısıyla anılan hükmün ihlalinin söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. Öcalan/Türkiye, §§ 93-99).