3. Ceza Dairesi 2023/12641 E. , 2025/7516 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/250 E., 2021/524 K. SUÇ : Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet etme İNCELEME KONUSU KARAR : Mâhkumiyet kararı BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Sanık hakkında toplantı ve yürüyüşlere silâh ve benzeri aletler taşıyarak veya kendilerini tanınmayacak hâle getirerek katılma ile
**3. Ceza Dairesi 2023/12641 E. , 2025/7516 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/250 E., 2021/524 K. SUÇ : Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet etme İNCELEME KONUSU KARAR : Mâhkumiyet kararı BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Sanık hakkında toplantı ve yürüyüşlere silâh ve benzeri aletler taşıyarak veya kendilerini tanınmayacak hâle getirerek katılma ile diğer bir kısım suçlarından cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılamasında, 6638 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik öncesi 2911 sayılı Kanun'un 33/1-a ve TCK'nın 62/1 maddeleri gereğince hükmedilen 5 ay hapis cezasının 5237 sayılı TCK'nın 51/1 maddesi gereğince ertelenmesine karar verildiği, söz konusu kararın sanık müdafi tarafından istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme neticesinde, sanık müdafiinin istinaf başvurusunun yasal süre geçtikten sonra yapıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun 5271 sayılı CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca kesin olarak reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 13.05.2023 tarihli ve 94660652-105-04-6868-2023-KYB sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.2023 tarihli ve 2023/61479 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM A.Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; "2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet suçundan sanık ...'ın, anılan Kanun'un 33/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine dair Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2021 tarihli ve 2021/250 Esas, 2021/524 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 06.02.2018 tarihli ve 2017/3102 Esas, 2018/199 Karar sayılı ilamındaki "...Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşünde, kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü kapatarak taşlı saldırıda bulunduğu anlaşılan ve kabul edilen suça sürüklenen çocuğun eyleminin, görünüşte hem 2911 sayılı Kanun'un 33/1-a maddesinde, hem de 3713 sayılı Kanun'un 7/3-2. cümlesinde düzenlenen suçları oluşturduğu görülmekte ise de; suça sürüklenen çocuk hakkında her türlü yasa dışı gösteri yürüyüşünde uygulama imkanı bulunan genel norm niteliğindeki 2911 sayılı Kanun'un 33/1-a maddesine göre özel norm olan ve fiilin haksızlık muhtevasını tamamen tüketen 3713 sayılı Kanun'un 7/3-2. cümlesinde tanımlanan suçtan cezalandırılmasıyla yetinilmesi gerekirken ayrıca 2911 sayılı Kanun'un 33/1-a maddesinden de hüküm kurulması,,...BOZULMASINA..." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, Somut olayda, sanığın terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşünde, kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü kapatarak taşlı saldırıda bulunma şeklindeki eylemi nedeniyle 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 33/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; atılı eylemin 3713 sayılı Terörle Mücadel Kanunu'un 7/2. maddesinde düzenlenen terör örgütü propagandası yapmak suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilerek fazla ceza tayininde isabet görülmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2021 tarihli ve 2021/250 Esas, 2021/524 sayılı kararının bozulması istenilmiştir. " şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B.Hukuki Süreç 1.Sanığın 19.01.1989 Patnos doğumlu olduğu, kendi beyanına göre inşaat işlerinde çalıştığı anlaşılmıştır. 2.Sanığın, Suriye/Kobani'de yaşanan olayları protesto etmek amacıyla 07-08.10.2014 tarihlerinde Patnos ilçe merkezinde düzenlenen yasadışı gösteriye katıldığının, yüzünü kapattığının, güvenlik güçlerine ve çevreye taş attığının ve polislere direndiğinin tespit edilmesi üzerine görevi yaptırmamak için direnme, mala zarar verme, kamu malına zarar verme, terör örgütü propagandası yapma, örgüt adına suç işleme ve toplantı ve yürüyüşlere silâh ve benzeri aletler taşıyarak veya kendilerini tanınmayacak hâle getirerek katılma suçlarından cezalandırılması istemiyle Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 13.05.2019 tarihli ve 2019/1352 Esas sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. 3.Yapılan yargılama neticesinde, Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin (2. Heyet) 15.10.2019 tarihli ve 2019/656 Esas - 2019/697 sayılı kararıyla mala zarar verme, kamu malına zarar verme ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından delil yetersizliği nedeniyle beraat kararları; örgüt adına suç işleme, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama (2911 sayılı Kanun 32/1), toplantı ve yürüyüşlere silâh ve benzeri aletler taşıyarak veya kendilerini tanınmayacak hâle getirerek katılma (6638 sayılı değişiklikten önceki 2911 sayılı Kanun 33/1), görevi yaptırmamak için direnme suçlarından değişen süreler hapis cezalarına hükmedilmiş ve koşulları oluştuğundan, istinaf kanun yolu açık olmak üzere, erteleme kararları verilmiştir. 4.Söz konusu kararlara karşı sanık müdafii ve O yer Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyanın gönderildiği Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 27.05.2021 tarih ve 2019/1945 - 2021/621 sayılı kararı ile hükümlere esas teşkil eden olay tutanakları ve kolluk evraklarının dosyaya getirtilerek bir karar verilmesi gerektiği nedeniyle sair yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 5.İstinaf Mahkemesinin bozma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin (2. Heyet) 05.11.2021 tarihli ve 2021/250 Esas - 2021/524 sayılı kararıyla mala zarar verme, kamu malına zarar verme ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından delil yetersizliği nedeniyle beraat kararları; örgüt adına suç işleme, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama (2911 sayılı Kanun 32/1), toplantı ve yürüyüşlere silâh ve benzeri aletler taşıyarak veya kendilerini tanınmayacak hâle getirerek katılma (6638 sayılı değişiklikten önceki 2911 sayılı Kanun 33/1), görevi yaptırmamak için direnme suçlarından değişen süreler hapis cezalarına hükmedilmiş ve koşulları oluştuğundan, istinaf kanun yolu açık olmak üzere, erteleme kararları verilmiştir. 6.Söz konusu karar sanık ve müdafiine hazır bulundukları 05.11.2021 tarihli duruşmada usulüne uygun şekilde tefhim edilmiş ancak sanık tarafından istinaf başvurusunda bulunulmamış, sanık müdafii tarafından ise yasal süre geçtikten sonra 15.11.2021 tarihinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 7.Karara karşı sanık müdafii ve O yer Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan inceleme neticesinde Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2 Ceza Dairesinin 24.11.2022 tarih ve 2021/894 - 2022/1006 sayılı kararı ile sanık müdafiinin istinaf başvurusunun yasal süre geçtikten sonra yapılması nedeniyle CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca süre yönünden kesin olmak üzere reddine, O yer Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun ise mala zarar verme suçları yönünden esastan reddine, terör örgütü propagandası yapma suçu yönünden ise "Suç tarihi itibariyle terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşünde, kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü kapatarak katıldığı anlaşılan sanığın eylemlerinin, görünüşte hem 2911 sayılı Kanun'un 33/1. maddesinde, hem de 3713 sayılı Kanun'un 7/2 maddesinde düzenlenen suçları oluşturduğu ancak; her türlü kanun dışı gösteri yürüyüşünde uygulama imkanı bulunan genel norm niteliğindeki 2911 sayılı Kanun'un 33/1. maddesine göre, özel norm olan ve fiilin haksızlık muhtevasını tamamen tüketen 3713 sayılı Kanun'un 7/2. maddesinde tanımlanan suçtan cezalandırılmasıyla yetinilmesi gerekirken, yazılı şekilde sanık hakkında 2911 sayılı Kanun'un 33/1-a maddesinden ceza verilmesi karşısında; 2911 sayılı Kanun'un 33/1 maddesinden verilen karar yönünden kanun yarına bozma yoluna gidilerek sonucuna göre yukarıda belirtildiği şekilde uygulama yapılması gerektiği lüzumu" gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. 8.İstinaf Mahkemesi kararı üzerine dosyanın gönderildiği Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 13.05.2023 tarihli ve 94660652-105-04-6868-2023-KYB sayılı yazısı ile Sanık hakkında 2911 sayılı Kanun'un 33/1-a maddesinden kurulan hükmün CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.2023 tarihli ve 2023/61479 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmiştir. C.İlgili Hukuk Konu ile ilgili yasal düzenlemeler Anayasa'nın 38. maddesi, 5237 sayılı TCK'nın 2, 7. maddesi, 2911 sayılı Kanun'un 33. maddesi, 6638 sayılı Kanun'un 10. maddesi ve 3713 sayılı 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 7/3. maddesidir. D.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlığın kapsamı, İlk Derece Mahkemesinin 2911 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesine ilişkin uygulamasında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı, bu suç yerine sanık hakkında 3713 sayılı TMK'nın 7/3. maddesi gereğince mahkumiyet kararı verilmesi gerekip gerekmediğine ilişkindir. Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların yukarıda sayılan, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur. Yüksek Ceza Genel Kurulu da aynı görüştedir (23.6.2009 t,2009/7-69,176 sy). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 11.12.2018 tarihli 2015/9-197 Esas - 2018/632 sayılı kararı ile 20.11.2018 tarihli 2015/11-259 Esas - 2018/550 sayılı kararlarında belirtildiği üzere, kanun yolu başvurusunun süresinde yapılmaması veya kararın kanun yolu konusu yapılamayacak nitelikte bulunması yahut başvuru yapanın buna hakkının olmaması nedenlerine bağlı olarak kanun yolu başvurusunun reddine karar verildiği durumlarda söz konusu karar kanun yolu incelemesinden geçmemiş bulunduğundan kanun yararına bozma incelemesine konu olabilir. (A. Aydın Kuyucu, Ceza Yargılaması Hukukunda Kanun Yararına Bozma, 2020, Yetkin Yayınları) Anayasa’nın 38. maddesinde, "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zaman aşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." şeklinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinde "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." biçiminde hüküm altına alınmıştır. 5237 sayılı TCK'nın 2. maddesinde de; kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacağı ve ayrıca kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin üçüncü fırkasında ise kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamayacağı, suç ve ceza içeren hükümlerin, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağı belirlenmiştir. Söz konusu yasal düzenlemede vücut bulan ve ceza hukukunun temel ilkelerinden birini oluşturan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca, hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin ve bu fiillere uygulanacak yaptırımların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Bireylerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle, temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının güvence altına alınması amaçlanmaktadır. 5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinde ise, kanunda yer alan hükümlerinin zaman bakımından ne şekilde uygulanacağına ilişkin kurallar belirlenmiştir. Buna göre; işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacağı hüküm altına alınmıştır. Yine işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimsenin cezalandırılamayacağı ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamayacağı, böyle bir ceza veya güvenlik tedbirine hükmolunmuş ise infazının ve kanuni neticelerinin kendiliğinden kalkacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı tespit edilmiştir. Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin 5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinde yer alan düzenlemede iki önemli ilke vurgulanmaktadır. Bunlardan ilkine göre; ceza hukuku kuralları yürürlüğe girdikleri andan itibaren ileriye etkili olarak uygulanırlar. Geçmişe etkili uygulama veya geçmişe yürürlük ilkesi denilen ikinci prensibe göre ise, ancak failin lehine olan kanun geçmişe etkilidir. Dolayısıyla suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine olan kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınacak, geçmişe yürürlük ilkesinin bir yansıması olan aleyhe kanunun geriye yürüme yasağı prensibi uyarınca da suç teşkil eden eylemin gerçekleştirildiği tarihten sonra yürürlüğe giren ve cezayı ağırlaştıran hükümler fail hakkında tatbik edilmeyecektir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 23.10.2024 tarih 2022/2-589 Esas - 2024/321 Karar) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun'un 7/3. Maddesi mevcut hali şu şekildedir. (Ek fıkra: 27/3/2015-6638/10 md.) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir ve şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları hâlinde verilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz. Söz konusu maddenin ilgili fıkrası, 04.04.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6638 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile Bazı Kanun'larda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 10. maddesi ile yapılan değişiklik ile ihdas edilmiş olup, daha önce böyle bir düzenleme bulunmamaktadır. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun yürürlükte bulunan 33. maddesi şu şekildedir. (Değişik birinci fıkra: 27/3/2015-6638/8 md.) Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine; a) Ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dâhil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye ve sapan gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler taşıyarak veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydan dört yıla kadar, b) Yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlar ile kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya ses cihazları ile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar,hapis cezası ile cezalandırılırlar. Söz konusu maddenin, 04.04.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6638 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile Bazı Kanun'larda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 8. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali ise şu şekildedir; Madde 33 – (Değişik: 22/7/2010 - 6008/2 md.) Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine 23 üncü maddenin (b) bendinde sayılan silah veya araçları taşıyarak katılanlar, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Silah veya aracın ateşli silah ya da patlayıcı veya yakıcı madde olması durumunda, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Silah veya aracın bulundurulmasının suç oluşturması halinde, ayrıca bu suçtan dolayı da ilgili hakkında kanun hükümlerine göre cezaya hükmolunur. Toplantı ve gösteri yürüyüşünün kanuna aykırı olması halinde ve dağılmamak için direnildiği takdirde, ayrıca 32 nci madde hükümlerine göre cezaya hükmolunur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun'un 7/3. maddesinin ilk kez 04.04.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6638 sayılı Kanun ile ihdas edilmiş olduğu, mevzuatta daha önce bu şekilde bir düzenlemenin bulunmadığı, anılan kanunda sanığa isnat edilen eylem için öngörülen yaptırımın üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak düzenlediği ancak sanığın üzerine atılı suçu işlediği tarihin aleyhe düzenlemenin getirildiği 04.04.2015 tarihinden önceki bir tarih olan 08.10.2014 tarihi olduğu, dolayısıyla sanığın eylemi için öngörülen yaptırımı ağırlaştıran aleyhe yasal düzenlemenin sanığın eylem tarihinde sonra ihdas edilerek yürürlüğe girdiği, suç tarihine göre 6638 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi 2911 sayılı Kanun'un 33/1 maddesinde ise sanığa isnat edilen eylem için öngörülen yaptırımın altı aydan iki yıla kadar hapis cezası olarak belirlendiği ve bu düzenlemenin sanığın lehine olduğu, yukarıda değinildiği şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinde, Anayasa’nın 38. maddesinde ve TCK'nın 2. maddesinde düzenlenen kanunilik prensibi ile TCK'nın 7. maddesinde düzenlenen aleyhe kanunun geriye yürüme yasağı kuralı uyarınca suç teşkil eden eylemin gerçekleştirildiği tarihten sonra yürürlüğe giren ve eylem için öngörülen yaptırımı ağırlaştıran hükümlerin fail hakkında tatbik edilmeyeceği, bu anlamda Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 24.11.2022 tarih ve 2021/894 - 2022/1006 sayılı kararının hatalı değerlendirme ile hukuka aykırı olarak verilmiş olduğu, kanun yararına bozma talebinde emsal olarak değinilen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 06.02.2018 tarihli 2017/3102 - 2018/199 sayılı içtihadındaki suç tarihinin 6638 sayılı Kanun ile getirilen aleyhe yasal düzenlemeden sonraki bir tarih olduğu, bu nedenle somut olaya emsal teşkil etmediği, tüm bu nedenlerle kanun yararına bozma konusu yapılan Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinin (2. Heyet) 05.11.2021 tarihli ve 2021/250 Esas - 2021/524 sayılı kararında isabetsizlik görülmediğinden, kanun yararına bozma talebinin reddine, oy birliği ile karar verilmiştir. II.KARAR Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği Tebliğname'deki düşünce yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, Soruşturma dosyasının, merciine gönderilemek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.