DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2546 E. , 2024/1009 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2546 Karar No : 2024/1009 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sendikası VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onuncu Dairesinin 24/11/2022 tarih ve E:2018/1392, K:2022/5417 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Emniyet Genel Müdürlüğünün 01/
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2546 E. , 2024/1009 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2546 Karar No : 2024/1009 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sendikası VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onuncu Dairesinin 24/11/2022 tarih ve E:2018/1392, K:2022/5417 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Emniyet Genel Müdürlüğünün 01/07/2016 tarih ve 415 sayılı, "İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulamaları" konulu Genelgesinin iptal edilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine yönelik......tarih ve ... sayılı, "İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulamaları" konulu işleminin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 24/11/2022 tarih ve E:2018/1392, K:2022/5417 sayılı kararıyla; 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesi, "Kapsam ve istisnalar" başlıklı 2. maddesinin 1. ve 2. fıkrası ile 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 1. ve 4. maddesine yer verilerek, Ülkemiz tarafından Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 sayılı Sözleşmesi'nin 07/01/2004 tarih ve 5038 sayılı Kanunla; İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin 161 sayılı Sözleşmesi'nin ise 07/01/2004 tarih ve 5039 sayılı Kanunla onaylandığı; onaylanan bu Sözleşmelerin mevzuatımızın güncellenmesini gerektirdiği, ayrıca, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının, yalnızca 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olarak çalışan işçileri kapsadığından, dolayısıyla ülkemizdeki çalışanların önemli bir kısmı iş sağlığı ve güvenliği hizmetinden yararlanamadığından, 03/10/2005 tarihi itibarıyla tam üyelik için müzakerelere başlanan Avrupa Birliğinin müktesebatına uyum çalışmaları kapsamında, Avrupa Birliğinin 12/06/1989 tarih ve 89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktifi uyarınca da iş sağlığı ve güvenliği konusunda daha kapsamlı bir yasanın hazırlanması zorunluluğunun doğduğu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, anılan uluslararası yükümlülükler çerçevesinde, Avrupa Birliğinin 12/06/1989 tarih ve 89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktifi ile ulusal ihtiyaçlar esas alınarak hazırlandığı ve 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı, 6331 sayılı Kanun'un 2. maddesinde, Kanun'un kapsamının, "kamu ve özel sektöre ait bütün iş ve işyerleri, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekilleri, faaliyet konularına bakılmaksızın çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanları" olarak belirlendiği; "fabrika, bakım merkezi, dikimevi ve benzeri işyerlerindekiler hariç Türk Silahlı Kuvvetleri, genel kolluk kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının faaliyetlerinin" ise Kanun kapsamı dışında bırakıldığı, Anılan Kanun'un genel gerekçesinde ve istisnaları düzenleyen madde gerekçesinde; Avrupa Birliğince 1989 yılında kabul edilen ve 6331 sayılı Kanun'un hazırlanmasında esas alınan 89/391 sayılı Çerçeve Direktifinin, silahlı kuvvetler veya mahalli kolluk kuvvetleri (polis ve jandarma vb.) gibi belirli özel kamu hizmetlerinde veya direktifin hükümleri ile kaçınılmaz bir şekilde çatışan koruma ve önleme faaliyetleri alanlarında uygulanmadığı hususunun açıkça ifade edildiği, Uyuşmazlığın 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 2. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "genel kolluk kuvvetleri faaliyeti" ifadesinin kapsam ve sınırlarının, davanın taraflarınca farklı yorumlanmasından kaynaklandığı, dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünün, Emniyet Teşkilatında görevli sivil memurların faaliyetlerinin, "genel kolluk kuvvetleri faaliyeti" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin açıklığa kavuşturulmasına bağlı bulunduğu, Öncelikle, her ne kadar, 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nda "sivil memur" ifadesinin, "dedektif" olarak; "sivil polis" ifadesinin, "emniyet hizmetinde üniformasız çalıştırılan polis" olarak tanımlandığı, dolayısıyla emniyet hizmetleri sınıfına dahil unvanlar olarak ele alınmış ise de 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 15. maddesi uyarınca emniyet hizmetleri sınıfında görevli kamu görevlilerinin sendikaya üye olmalarının yasak olması, buna bağlı olarak davacı sendikaya, "Büro, Bankacılık ve Sigortacılık" hizmet koluna giren Emniyet Genel Müdürlüğünün yalnızca belirtilen kapsamda çalışan memur ve diğer kamu görevlilerinin üye olabilmesi karşısında; uyuşmazlığa konu "sivil memur" kavramının, "Büro, Bankacılık ve Sigortacılık" hizmet kolu kapsamında faaliyet gösteren çalışanlar ile sınır olarak kabul edilmesi gerektiği, nitekim davacı Sendikanın da, dava dilekçesinde, sivil memurların % 60'ının yardımcı hizmetler sınıfında ve çoğunlukla teknisyen yardımcısı olduğunu, kalan % 40'lık kısmının ise genel idari hizmetler sınıfı ve teknik hizmetler sınıfında sivil personel olarak görev yaptığını ifade ettiği, 3201 sayılı Kanun'a bu çerçevede bakıldığında; Kanun'un 4. ve 9. maddelerinde, idari, siyasi ve adli polis olarak ifade edilen fiili polis hizmetleri ile emniyet hizmetleri sınıfı mensupları tarafından yerine getirilen yazı, hesap, levazım, telli veya telsiz haberleşme, kriminal laboratuvar, trafik fenni muayene, kayıt, tescil ve benzeri hizmetlerin "genel kolluk faaliyeti" kapsamında olduğu sonucuna varıldığı, bununla birlikte, davalı idarenin savunmasının incelenmesinden, genel kolluk faaliyetleri içerisinde üniformalı ve sivil çalışan polislerin, özellikle idari işleyişe yönelik birtakım görevlerinin hafifletilmesi için son yıllarda sivil memurlar görevlendirildiği, dolayısıyla zaman içerisinde iş yoğunluğunun artmasına bağlı olarak doğan personel ihtiyacının giderilmesi amacıyla fiili polis hizmetleri kapsamı dışında kalan ve fakat genel kolluk faaliyeti kapsamında olduğu saptanan hizmetlerin bir kısmının sivil memurlar eliyle görüldüğünün anlaşıldığı, Buna göre, anılan sivil memurların genel kolluk görevlisi olarak kabulüne olanak bulunmamakta ise de, genel kolluk kuvvetlerine yardımcı nitelikteki faaliyetlerinin bir bütün olarak "genel kolluk kuvvetleri faaliyeti"ne dahil olduğu, söz konusu hizmetlerde emniyet hizmetleri sınıfına dahil personel ile birlikte görev ifa ettikleri, hizmetin ve faaliyetin bütünlüğü de dikkate alındığında, aynı iş yerinde ve faaliyette görev yapan genel kolluk görevlileri ile sivil memurların fiziken ayrılmasına fiili imkan bulunmadığı gibi, 6331 sayılı Kanun bakımından, hizmet sınıfları ayrımına göre farklı statüde olduklarının kabulüne de olanak bulunmadığı, bu haliyle Emniyet Genel Müdürlüğünde görevli sivil memurların da 6331 sayılı Kanun'un kapsamı dışında bulunduğu kanaatine ulaşıldığı, Öte yandan; Emniyet Teşkilatı personelinin 6331 sayılı Kanun kapsamında bulunmamasının, davalı idarece, bu personele yönelik olarak, ifa ettikleri hizmetin gerektirdiği düzeyde ve imkânlar ölçüsünde iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri alınmasına engel teşkil etmeyeceği, nitekim, davalı idarece, dava konusu işlemde ve savunma dilekçesinde, Kanun kapsamında bulunsun ya da bulunmasın, herhangi bir hizmet sınıfı ayrımı yapılmaksızın Emniyet Teşkilatında çalışan bütün görevlilerin iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak adına gerekli çalışmaların yapıldığının belirtildiği, Diğer taraftan; 6331 sayılı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında, "çırak ve stajyerler de dahil olmak üzere tüm çalışanların" Kanun kapsamında yer aldığının hükme bağlandığı, 3. maddesinin birinci fıkrasını (b) bendinde ise, çalışan, "kendi özel kanunlarındaki statülerine bakılmaksızın kamu veya özel işyerlerinde istihdam edilen gerçek kişi" olarak tanımlandığı, Polis Akademisi ve bağlı eğitim-öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin davalı idare veya bağlı kurumlarında istihdam edilen bir çalışan statüsünde bulunmadığı gözetildiğinde, söz konusu öğrencilerin de Kanun kapsamında yer almadığı; dolayısıyla dava konusu işlemde bu yönden de hukuka aykırılık bulunmadığı, Bu itibarla, Emniyet Genel Müdürlüğünün 01/07/2016 tarih ve 415 sayılı, "İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulamaları" konulu Genelgesi ile iş sağlığı ve güvenliği konusunda getirilen kuralların, yürürlükte bulunan mevzuatla aynı yönde düzenlemeler getirdiği ve hizmetin gereklerine uygun olduğu dikkate alındığında; anılan Genelge'nin iptal edilmesi isteminin reddine ilişkin dava konusu işlemde üst hukuk normlarına, iş sağlığı ve güvenliği hizmetinin gereklerine ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, hukukun genel ilkeleri gereği istisnaların, özellikle de personel lehine olanların dar yorumlanması gerektiği, bu ilke uyarınca istisnalarda kıyas yapılmasının yasak olduğu, kıyas yapıldığında bir kavramın (yani istisnanın) anlamının genişlediği, ancak tüm bu ilkelere rağmen; Emniyet Genel Müdürlüğünce yayımlanan 01/07/2016 tarihli, 415 sayılı ve "İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulamaları" konulu Genelge ile hukuksuz bir uygulamanın gerçekleştirildiği, bu noktada dikkat edilmesi gereken hususun sivil memurların polis teşkilatı içerisinde değil emniyet teşkilatı içerisinde görev yaptıkları ve bu ikisi birbirinden tamamen farklı görevleri icra ediyor olmaları olduğu, kanun koyucunun da bilerek ve isteyerek bu ayrımı yaptığı, ayrıca görev tanımları incelendiğinde sivil memurların asayiş, istihbarat gibi görevlerinin bulunmadığı, sırf Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapmalarının verilen bir haktan yararlandırılmamaya gerekçe olmasının hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 23/08/2016 tarihli yazısında da "genel kolluk kuvvetleri faaliyeti" ifadesinden jandarma ve polisin faaliyetlerinin anlaşılması gerektiğinin ifade edildiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 24/11/2022 tarih ve E:2018/1392, K:2022/5417 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 08/05/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.