10. Hukuk Dairesi 2025/19685 E. , 2026/930 K. "" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/138 E., 2023/709 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar ile davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 21.01.2025 tarih ve 2024/2417 Esas- 2025/941 Karar sayıl…
10. Hukuk Dairesi 2025/19685 E. , 2026/930 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/138 E., 2023/709 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar ile davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 21.01.2025 tarih ve 2024/2417 Esas- 2025/941 Karar sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Davacı ... vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde; Mahkeme kararının her iki davacı yönünden de bozulması gerektiğini belirterek karar düzeltme taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiş olmakla Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü; I. DAVA Davacılar vekili özetle; asıl dava dosyasında eş ve çocuk için 1,00’er TL maddi tazminat ile birleşen dava dosyasında eş için 90.000,00 TL, çocuk için 80.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ettikten sonra, bozma kararından sonra davacı eşin maddi tazminat istemini 99.300,00 TL'ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 02.07.2019 tarihli ilk kararıyla; davacıların maddi tazminat istemlerinin dava dışı sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile karşılandığından bahisle reddine, eş lehine 80.000,00 TL, çocuk lehine 70.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 02.07.2019 tarihli bu ilk kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 15.11.2022 tarihli kararı ile davalının tüm temyiz itirazlarının ve davacıların manevi istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine, davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine dair hükme yönelik temyiz itirazları açısından davacıların sair temyiz itirazlarının reddine ancak somut olayda maddi zarar hesaplanırken bir yılın 360 gün olarak dikkate alınması gerekirken ortalama 334 gün üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğu, yemek ücreti belirlenirken hafta sonları hariç tüm yıl üzerinden bir belirleme yapmak gerekirken 233 gün üzerinden yemek ücreti belirlenmesinin doğru olmadığı, bunlar yanında bilinen/iskontosuz dönemin hesap raporunun düzenlendiği yılın sonuna kadar devam eden dönem olduğu gözetildiğinde; bilinmeyen dönemin 06.05.2019 tarihinden başlatılması ve devamında 06.05.2019-31.12.2019 tarihleri arasındaki maddi zarar tutarına arttırım katsayısı uygulanmadan sadece birinci yıl iskonto katsayısı, 2020 yılından başlamak üzere 2020 yılı maddi zararına birinci yıl artırım katsayısı uygulandıktan sonra aynı yıla ikinci yıl iskonto katsayısı, 2021 yılı zarar hesabında ikinci yıl artırım katsayısı uygulandıktan sonra aynı yıl maddi zararına üçüncü yıl iskonto katsayısı, 2022 yılı zarar hesabında üçüncü yıl artırım katsayısı ve aynı yıla dördüncü yıl iskonto kat sayısı uygulanarak maddi zararların belirlenmesinin yerinde olmadığı, son olarak hükme esas kusur raporunda kazanın meydana gelişinde kendisine %15 oranında kusur izafe edilen diğer ... işçi ...’in üçüncü kişi olduğu gözetildiğinde Kurum ödemelerinin rücu edilebilecek kısmı hesaplanan maddi zarar tutarlarından indirilirken 5510 sayılı Kanun'un 21/4. maddesi gereğince davacılara bağlanan iş kazası ölüm gelirlerinin ilk peşin sermaye değerlerinin %77,50’sinin rücu edilebileceği dikkate alınmadan ilk peşin sermaye değerlerinin %85,00’ine isabet eden kısımlarının indirilmesinin hatalı olduğundan bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 12.12.2023 tarihli kararda 13.09.2023 tarihli bilirkişi hesap raporunun bilinen dönemin değiştirilmediği, bozma öncesi kararda itibar edilen hesap raporunun bilinen dönemini kullanan hesaplama ihtimaline itibar edilmek suretiyle davacı eş lehine 99.269,91 TL maddi, 80.000,00 TL manevi, davacı çocuğun maddi tazminat isteminin reddine, çocuk lehine 70.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece raporun bozma sonrası veriler ve ücret artışları dikkate alınarak düzenlenen kısmının hükme esas alınmamasının usul, yasa ve yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, müvekkilinin murisinin ölümü nedeniyle uğranılan kazanç kayıplarına ilişkin düzenlenen raporda esas alınan ücret artış oranlarının, Toplu İş Sözleşmesi ve asgari ücretteki gerçek artış oranlarının altında kaldığını, bundan sonra da bu oranların rapordaki varsayımların üzerinde seyredeceğini, Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 21/5. maddesi gereği rücu edilemeyen gelirlerin kazanç kayıplarından düşülmesinin hatalı olduğunu, aynı kazada hayatını kaybeden ...’in kusuruna isabet eden kısmın rücu edilemeyeceği dikkate alındığında, ilk peşin sermaye değerlerinden bu kısımların düşülmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, zorunlu sigorta tarafından yapılan ödemelerin faiziyle birlikte güncellenerek kazanç kayıplarından indirilmesini kabul etmediklerini, bu ödemenin faizsiz şekilde dikkate alınması gerektiğini, bilinen yıllar için iskonto uygulanmasının hatalı olduğunu ve iskontonun yalnızca bilinmeyen yıllar için yani 2024 yılı ve sonrası için yapılması gerektiğini, ayrıca bilinmeyen yıllar için %10 oranında artış öngörülmesinin de hatalı olduğunu çünkü müvekkilinin ücretlerinin bu oranın da üzerinde artacağı öngörüldüğünden raporun bu yönüyle de hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın çok az olduğunu ve duyulan acıyı hafifletmekten uzak kaldığını, manevi tazminatın amacı zenginleşme değil acıyı hafifletmek olduğunu, buna rağmen takdir edilen miktarın bu amaca hizmet etmediğini, manevi tazminat yönünden lehlerine eksik vekâlet ücreti takdir edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Dairece manevi tazminata ilişkin temyizlerin kesinlik nedeniyle reddedildiği hâlde, müvekkilleri aleyhine hükmedilen red vekâlet ücretinin önceki karardan daha yüksek belirlendiğini, her bir müvekkilinin manevi tazminatı yönünden lehlerine ayrı ayrı vekâlet ücreti verilmesi gerekirken, toplam manevi tazminat miktarı esas alınarak tek vekâlet ücretine hükmedilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; maddi tazminat hesabında zarardan geçici iş göremezlik ödeneklerinin tamamı düşülmediği takdirde, müteveffanın hak sahiplerinin aynı zarar için hem işverenden tam tazminat hem de Kurumdan gelir almak suretiyle mükerrer yararlanacaklarını, bu durumun davacı açısından sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını, geçici iş göremezlik ödeneğinin tamamının zarardan düşülmesi gerektiğini, ölen sigortalının hak sahiplerine ödenecek tazminat hesabında kıdem tazminatının dikkate alınamayacağını, pasif dönem için zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu, sigortalının 50-60 yaş arası dönemde yılın tamamını çalışarak geçireceği varsayımıyla hesap yapılmasının doğru olmadığını, hesap raporunda kazançların rapor tarihinden itibaren iskontoya tabi tutulması gerekirken bu hususun dikkate alınmadığını, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Bozma Kararı Dairemizin 21.01.2025 gün ve 2024/2417 Esas- 2025/941 Karar sayılı kararıyla Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. C.Maddi Hata Yoluna Başvuranlar Dairemizin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... vekili maddi hata isteminde bulunmuştur. D. Maddi Hata Başvuru Sebepleri Davacı ... vekili dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının her iki davacı yönünden de bozulması gerektiğini, davacı çocuk ... hakkındaki maddi tazminat talepleri hakkında karar verilmesi gerektiğini belirterek karar düzeltme taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. E. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. Değerlendirme A) Maddi Hata Başvurusu Yönünden; 1. 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince uygulama imkanı bulunan 6100 sayılı HMK maddeleri gereğince İş Mahkemelerince verilecek kararlar için karar düzeltme yolu kapalı olmasına karşın Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 gün ve 1957 /13 Esas, 1959/5 Karar ve 09.05.19 60... /21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında usuli kazanılmış hak tanımlanmış olmakla beraber Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.04.2021 tarih ve 2018/(21)10-948 E.- 2021/416 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu halde usuli kazanılmış hak ilkesi uygulanmayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması halinde, bu hata, usuli kazanılmış hak oluşturmayacaktır." Bu kapsamda maddi hataya dayalı Yargıtay kararlarının düzeltilmesi gerektiği Yargıtayın oturmuş ve yerleşmiş içtihatlarındandır. 2. Somut olayda, bir önceki bozma kararının davacılar (eş ve çocuk) lehine olduğu dolayısıyla Dairemizce verilen 21.01.2025 tarih ve 2024/2417 Esas - 2025/941 Karar sayılı bozma kararında "Mahkemece yapılacak iş 13.09.2023 tarihli bilirkişi hesap raporunun bilinen dönemin değiştirildiği diğer hesaplama ihtimaline itibar ederek davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında hüküm kurmak" şeklinde belirtilen ifade de davacı çocuk ...'un sehven yazılmadığı anlaşılmıştır. 3. O halde kamu düzeni kapsamında re'sen gözetilen sebepler ile davacı ... vekilinin bu yönleri amaçlayan maddi hata başvurusu kabul edilerek Dairemizce verilen ve açıkça maddi hataya dayalı olduğu anlaşılan Dairemizin 21.01.2025 tarih ve 2024/2417 Esas - 2025/941 Karar sayılı ilamının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. B) Taraf vekillerinin davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin eş için 99.300,00 TL maddi, 90.000,00 TL manevi, çocuk için 1,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği temyiz incelemesine konu son kararında eş lehine 99.269,91 TL maddi, 80.000,00 TL manevi, davacı çocuğun maddi tazminat isteminin reddine, çocuk lehine 70.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği gözetildiğinde, kısmen kabul, kısmen reddine karar verilen manevi tazminat miktarlarının karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin ayrı ayrı altında kaldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin bu kısımlara yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine karar verilmiştir. C) Taraf vekillerinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, Dairemizin yukarıda açıklanan bozma kararında bilinen dönemin değiştirilmemesi gerektiği yönünde bir ifade bulunmadığı, kaldı ki anılan bozma kararının davacı lehine olduğu, gerekçeli karar başlığında davalının unvanının eksik yazıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonucunda, o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulunun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı) Öte yandan 6100 sayılı HMK’nın 297/1-b maddesine göre hüküm tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini içermelidir. Yukarıda açıklanan nedenlerle somut olayda, bozma kararının davacılar lehine olduğu ve bozma kararında bilinen dönemin değiştirilmemesi konusunda bir belirleme de yapılmadığına göre Mahkemece 13.09.2023 tarihli bilirkişi hesap raporunun bilinen dönemin değiştirilmediği, bozma öncesi kararda itibar edilen hesap raporunun bilinen dönemini kullanan hesaplama ihtimaline itibar edilmesi hatalı olduğu gibi, gerekçeli karar başlığında davalının unvanının eksik yazılması isabetsizdir. Mahkemece yapılacak iş 13.09.2023 tarihli bilirkişi hesap raporunun bilinen dönemin değiştirildiği diğer hesaplama ihtimaline itibar ederek davacıların (eş ve çocuk) maddi tazminat istemi hakkında hüküm kurmak, gerekçeli karar başlığında davalının ünvanın tamamının yazılması gerektiğini gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı ... vekilinin maddi hata başvurusunun kabulü ile Dairemizin 21.01.2025 tarih ve 2024/2417 Esas - 2025/941 Karar sayılı ilamının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Taraf vekillerinin davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE, 3.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'nun muhalefetine karşı, Başkan Vekili ... ve Üyeler, ..., ... ve ...'nun oyları ve oy çokluğuyla, 05.02.2026 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36 ncı madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil, bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır. (... Hukukunda İstinaf) Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir. Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilen kararlar, HMK’nın 361. maddesinde; bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilebilen kararları, 362. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilemeyen kararları düzenlenmiştir. HMK’nın 373/4 maddesi gereğince, Yargıtayın bozma kararı üzerine, ilk derece mahkemesince bozmaya uygun karar verildiği takdirde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Bu gibi hallerde, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu mevcut olmayıp, sadece temyiz yoluna başvuru mümkündür. İlk derece mahkemesince yanlış ve hatalı kararlar verilebilmektedir. Bu hataların giderilebilmesi ancak kanun yoluna başvuru ile mümkün hale gelir. Kararın aleyhine olduğunu düşünen taraf kararın denetlenmesini ve düzeltilmesini kanun yoluna başvurarak isteyebilir. Kanun yolları hakimin yapabileceği hatalar karşısında taraflara tanınmış yasal bir güvencedir. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi ile iki aşamalı kanun yolu sistemi söz konusu olmakla birlikte, HMK’nın 373/4 maddesi kapsamına giren ilk derece mahkeme kararlarında sadece temyiz yoluna başvuru mümkün olup, kanun yoluna incelenmesinde yüksek parasal sınırın uygulanması halinde çok sayıda dosyada ilk derece mahkemesi kararına ilişkin kanun yolu incelemesi mümkün olmayacaktır. Bu ise hak arama özgürlüğünün ağır ihlali anlamına gelir. Hukuk davalarında asıl olanın her karar için denetim yoluna açık olmasıdır. Ancak HMK’da öngörülen parasal sınırların uygulanması gerektiği de açıktır. HMK’da, bölge adliye mahkemesi kararları için öngörülen parasal sınırın, ilk derece mahkemesi kararları için uygulanması, yasanın lafzına ve ruhuna aykırıdır. Mahkemeye erişim hakkı, kanun yoluna başvuru hakkını da içerir. Böylesi bir uygulama adil yargılanma hakkına, mahkemeye erişim hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder. Yargıtayın temyiz incelemesi yapıp ilk derece mahkemesi kararını bozmasından sonra bozma üzerine verilen kararda temyiz incelemesi yapılması, mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir. HMK’da, ilk derece mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi halinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin dikkate alınması gerekir. Kanun yolu başvuru sınırlarının başvurulacak kanun yoluna göre değil, kararı veren mahkemeye göre belirlenmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli, 2021/4-307 Esas, 2021/833 Karar sayılı, 05.07.2023 tarihli, 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararlarında da bu husus vurgulanmıştır. Kanunda açık bir hüküm bulunmayan yoruma açık tartışmalı konularda hakkın engellenmesi değil, hakkın yoluna açan bir uygulamanın geliştirilmesi gerekir. Aksi halde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle iki aşamalı kanun yolu sistemi uygulanan ülkemizde, istinaf inceleme sınırının çok üzerinde, ancak temyiz sınırının altında kalan çok sayıda ilk derece mahkemesi kararı esasa ilişkin hiçbir denetim yapılmadan kesinleşecek hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı engellenmiş olacaktır. Açıkladığım nedenlerden dolayı; ilk derece mahkemesi kararlarına ilişkin temyiz yolu başvurusunda, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin ve parasal sınırın uygulanması gerektiği, bölge adliye mahkemesi kararlarına ilişkin HMK’nın 362. maddesindeki parasal sınırların uygulanması halinde, ilk derece mahkemelerinin çok sayıda kararının hukukiliğinin denetlenme imkanı ortadan kalkacağından, çoğunluğun manevi tazminata ilişkin temyiz taleplerinin miktardan reddine ilişkin kararına katılmıyorum.