Başvuru, doğal sit alanı sınırları içinde kalan taşınmaza ilişkin olarak gerekli imar planlarının hazırlanmaması ve taşınmazın kullanım durumunun belirsiz bırakılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, doğal sit alanı sınırları içinde kalan taşınmaza ilişkin olarak gerekli imar planlarının hazırlanmaması ve taşınmazın kullanım durumunun belirsiz bırakılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 18/3/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1971 doğumlu olup Antalya'da ikamet etmektedir. Başvurucu Antalya ili Konyaaltı ilçesi Liman Mahallesi Saz mevkiinde kâin 20342 ada 6 ve 7 parsel numaralı tarla vasfındaki taşınmazların malikidir. Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 8/6/1995 tarihli kararıyla başvurucunun taşınmazlarının da bulunduğu bölge "Sarısu Deresi dereceden doğal sit alanı" ilan edilmiştir. Bu durum 4/11/1999 tarihinde taşınmazların tapu siciline şerh edilmiştir.A. Taşınmazların Sit Alanından Çıkarılması Talebine İlişkin Süreç Başvurucu 18/3/2015 tarihinde Antalya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne (Müdürlük) müracaat ederek taşınmazların doğal sit alanından çıkarılmasını ve tapu sicilindeki şerhin kaldırılmasını talep etmiştir. Müdürlük 23/3/2015 tarihli yazıyla söz konusu bölgede ekolojik temelli bilimsel araştırma çalışmalarının sonuçlanmasından sonra talebin değerlendirilebileceğini bildirmiştir. Yazıda Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki doğal sit alanlarının ekolojik temelli bilimsel araştırma projesi hizmet alım ihalesinin yapılarak 11/7/2014 tarihinde sözleşme imzalandığı ve yüklenici firmaya 370 gün süre verildiği, bu çalışmadan sonra gereken değerlendirmenin yapılacağı belirtilmiştir. Başvurucu, bu cevabı zımni ret işlemi olarak kabul ederek işlemin iptali istemiyle Antalya Valiliği ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına karşı Antalya İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde, yaklaşık 16 yıldır taşınmazlara şerh uygulandığını ve taşınmazların akıbetinin belirsiz bırakıldığını, bu suretle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Dava dilekçesinde ayrıca taşınmaların doğal sit alanı mahiyetinde olmadığını savunmuş ve sit alanından çıkarılmamalarına ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme 10/5/2016 tarihli kararla idari işlemi iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfta bulunularak uygulama imar planının uzun süre yapılmamasının mülkiyet hakkını ihlal ettiği vurgulanmıştır. Kesin inşaat yasağı getirilen sit alanları için 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'yla takas imkânı getirildiğine değinen Mahkeme, bu imkândan yararlanılabilmesi için taşınmazın sit alanında olmasının ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı bulunmasının gerektiğini belirtmiştir. Kararda kanun hükmü gereği plan yapmaya yetkili idarelere sit alanı ilanından itibaren belirli bir sürede koruma amaçlı imar planını yapma zorunluluğu getirildiği hatırlatılmıştır. Somut olayda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının koruma amaçlı uygulama imar planı yapmadığını ve sözü edilen yasal zorunluluğu ifa etmediğini tespit eden Mahkeme sonuç olarak başvurucunun talebinin sürüncemede bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Mahkeme kararı Danıştay Altıncı Dairesinin (Daire) 12/12/2019 tarihli kararıyla bozulmuştur. Kararın gerekçesinde gerçek veya tüzel kişilerin mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları için 2863 sayılı Kanun'un maddesinin (a) fıkrasında taşınmazların program dâhilinde kamulaştırılması esasının getirildiği ancak sit alanında bulunan ve gerçek veya tüzel kişilerin mülkiyetine geçmiş olan taşınmazların kamulaştırılması veya sit alanı ilan edilen yerlerin bu statüden çıkarılması mümkün kılınmayıp bunun yerine aynı maddenin (f) bendinde takas imkânının getirildiği vurgulanmıştır. Kararda başvurucunun talebinin taşınmazının bulunduğu alanın arkeolojik sit özelliklerini göstermediğine ilişkin olmadığı, taşınmazı üzerindeki kısıtlılığın kaldırılmasına yönelik olduğu belirtilmiş, bu statüde bulunan taşınmazlar bakımından takas yoluna müracaat edilmesinin olanaklı olduğu gözetildiğinde dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir. Kararda başvurucunun takas yoluna müracaat etmesinin önünde bir engel bulunmadığı vurgulanmıştır. Mahkeme bozma kararına uyarak 10/6/2020 tarihinde davayı reddetmiştir. Dava temyiz aşamasında olup derdesttir.B. Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu 27/7/2016 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Antalya Valiliği ve Konyaaltı Belediye Başkanlığı aleyhine Mahkemede tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde Mahkemenin 10/5/2016 tarihli iptal kararına dikkat çekilerek davalı idarelerin kanunla verilen imar planlarını yapma görevlerini ifa etmemeleri ve ekolojik temelli bilimsel çalışma yapmamaları nedeniyle sorumlu oldukları belirtilmiştir. Dilekçede sonuç olarak Mahkemenin 10/5/2016 tarihli kararıyla tespit edilen mülkiyet hakkı ihlali için 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talep edilmiştir. Mahkeme 26/4/2017 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde Mahkemenin 10/5/2016 tarihli kararıyla mülkiyet hakkına yönelik bir tecavüzün bulunduğunun tespit edilmediği, yalnızca davalı idarenin 1/000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı yapma görevinin yerine getirilmesi talebinin sürüncemede bırakıldığının saptandığı, bu nedenle tazminat isteminin hukuki dayanaktan yoksun bulunduğu ifade edilmiştir. Başvurucu bu karara karşı istinaf yoluna müracaat etmiştir. İstinaf dilekçesinde mülkiyet hakkının kullanımı konusundaki uzun süreli belirsizliğin mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde olduğu ve bunun tazminat ödenmesini haklılaştırdığı belirtilmiştir. İstinaf istemini inceleyen Konya Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 27/6/2018 tarihinde ara kararı vererek davalı idarelerden dava konusu taşınmaza yönelik koruma amaçlı imar planı yapılıp yapılmadığını ve yapılmışsa taşınmazın plandaki durumunun ne olduğunu sormuştur. Bölge İdare Mahkemesine gönderilen cevaplarda, taşınmazların bulunduğu alanların Bakanlık makamınca 29/5/2018 tarihinde onaylanan "Sarısu mevkii kesin korunacak hassas alan, nitelikli doğal koruma alanı, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanına ait 1/000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı değişikliği"nde kesin korunacak doğal sit alanı statüsünde olduğu belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi 25/12/2018 tarihinde istinaf istemini esastan ve kesin olarak reddetmiştir. Nihai karar 26/2/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 2863 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunda geçen tanımlar ve kısaltmalar şunlardır: a) Tanımlar:... (13) (Ek: 8/8/2011-KHK-648/41 md.) 'Doğal (tabii) sit'; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." 2863 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları şunlardır: ... Tarihi mağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile benzerleri; taşınmaz tabiat varlığı örneklerindendir." 2863 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Taşınmaz kültür varlıkları ve bunların korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır: a) Kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak programlara uygun olarak kamulaştırılır. Bu maksat için, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konur. ... Sit alanı ilan edilen ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, (…) başka Hazine arsa veya arazileri ile müstakil veya hisseli olarak değiştirilebilir... ..." 2863 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "... (Değişik ikinci paragraf: 8/8/2011-KHK-648/42 md.) Koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenir. Belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar söz konusu alanda üç yıl içinde koruma amaçlı imar planı hazırlatıp incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorundadır. Üç yıllık süre içinde zorunlu nedenlerle plan yapılamadığı takdirde koruma bölge kurulunca gerekçeli olarak bu süre uzatılabilir. Uzatılan süre içerisinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları uygulanır. (Değişik üçüncü paragraf: 8/8/2011-KHK-648/42 md.) Sit alanlarına ilişkin tüm ölçeklerde yapılmış; koruma bölge kurullarının uygun görüşü alınarak yürürlüğe giren planların yargı kararları ile uygulamasının durdurulması veya iptal edilmesi halinde ilgili koruma bölge kurulunca geçiş dönemi yapılanma şartları yeniden belirlenir. Koruma bölge kurulunda görüşülen ve uygun görülen koruma plânları onaylanmak üzere ilgili idarelere gönderilir. (Değişik beşinci paragraf: 8/8/2011-KHK-648/42 md.) İlgili idareler, koruma amaçlı imar planını en geç iki ay içinde görüşür ve varsa değişmesini istediği hususları koruma bölge kuruluna bildirir. Koruma bölge kurulunda bu hususlar değerlendirilir ve kurul tarafından uygun görülen haliyle planlar ilgili idarelere onaylanmak üzere gönderilir. Planlar koruma bölge kurulunun uygun gördüğü şekliyle ilgili idarelerce altmış gün içinde onaylanmak zorundadır. Bu süre içinde görüşülmeyen ya da onaylanmayan planlar kesinleşerek yürürlüğe girer. Koruma amaçlı imar planının yürürlüğe girmesiyle geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ayrıca karar almaya gerek kalmadan ortadan kalkar. ...Koruma bölge kurulunca sit alanı olarak ilan edilen yerlerde; bu kararın ilanından önce imar mevzuatına ve onanlı imar plânlarına uygun olarak alınmış yapı ruhsatı ve eklerine göre subasman seviyesi tamamlanmış yapıların inşasına devam edilebilir, ancak bu maddenin (c) bendi uyarınca yapılanma hakkı aktarımını re’sen uygulamaya da ilgili idareler yetkilidir. Subasman seviyesi tamamlanmamış yapıların yapı ruhsatları iptal edilir. Kesin yapılanma yasağı bulunan sit alanlarında bu madde hükümlerinden faydalanılamaz. b) Koruma amaçlı imar plânlarıyla kesin yapılanma yasağı getirilen sit alanlarında bulunan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar malikin başvurusu üzerine, belediye ve il özel idaresine ait taşınmazlarla takas edilebilir. c) Yapılanma hakları kısıtlanmış tescilli taşınmaz kültür varlıklarına veya bunların koruma alanlarında bulunan ya da koruma amaçlı imar plânlarıyla yapılanma hakları kısıtlanan taşınmazlara ait mülkiyet veya yapılanma haklarının kısıtlanmış bölümünü, imar plânlarıyla yapılanmaya açık aktarım alanı olarak ayrılmış, mülkiyetlerindeki veya üçüncü şahıslara ait alanlara, aktarımdan yararlanacak öncelikli hakları belirleyerek bir program dahilinde aktarmaya, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde belediyeler, bunların dışında valilikler yetkilidir. ... Bu alanlarda kesin yapılanma yasağı gelmesi nedeniyle yapılanma hakkının tamamen aktarılması halinde, yapılanma hakkı kısıtlanan taşınmaz, mütemmimi ile birlikte ilgili idare mülkiyetine geçer ve parseller ilgili idare adına tescil edilir ve hiçbir koşulda satışa konu edilemez. ..." B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." AİHM imar planında taşınmazın kamu hizmetine ayrılmasının ve bu çerçevede kamu makamlarının süre sınırlaması olmaksızın herhangi bir zamanda taşınmazı kamulaştırmaya yetkili olmalarının mülkiyet hakkının kullanımını belirsiz ve kullanılamaz hâle getireceğini vurgulamıştır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç [GK], B. No: 7151/75-7152/75, 23/9/1982, § 60; Hakan Arı/Türkiye, B. No: 13331/07, 11/1/2011, § 35). Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarının imar planı çerçevesinde kamulaştırılması öngörülerek taşınmazlar için on iki ve yirmi beş yıl süren inşaat yasakları uygulanmıştır. AİHM, bu taşınmazlar henüz kamulaştırılmadığından mülkten yoksun bırakmanın söz konusu olmadığını belirtmiştir. AİHM, gerçek anlamda bir kamulaştırmanın olmadığı, dolayısıyla mülkiyetin devredilmediği bu gibi durumlarda görünenin arkasına bakılması ve şikâyet edilen hususta gerçek durumun ne olduğunun araştırılması gerektiğini ifade etmiştir. AİHM, bu bağlamda getirilen kamulaştırma tedbirlerinin taşınmazlar üzerindeki sınırlandırıcı etkilerinden söz etmiş ve bu tedbirlerin taşınmazların değerinde olumsuz etkiye yol açtığını, başvurucuların taşınmazlarından dilediği gibi yararlanmalarının veya taşınmazları kullanmalarının önemli ölçüde kısıtlandığını vurgulamıştır. AİHM bu gibi kamulaştırma izinlerinin genel kamulaştırma sürecinin ilk aşaması olması nedeniyle kontrol amacı da gütmediğini belirterek müdahaleyi, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiştir. AİHM sonuç olarak kamulaştırma tedbirlerinin uygulandığı sürenin uzunluğu ve bu süre içinde getirilen kısıtlamalar nedeniyle başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklendiği kanaatiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varmıştır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, §§ 56-75). Hakan Arı/Türkiye kararına konu olayda, başvurucunun taşınmazı 2002 yılında yapılan uygulama imar planında okul alanı olarak ayrılmıştır. Başvurucu, taşınmazın imar durumunun değiştirilmesi istemiyle Mersin Belediyesine başvurmuştur. Belediye taşınmazın kamu hizmetine ayrıldığını ve kamulaştırılmasına dair karar alındığını, imar durumunun değiştirilmesinin mümkün olmadığını belirterek talebin reddine karar vermiştir. Başvurucu bunun üzerine mülkiyet hakkından dilediği gibi yararlanamaması nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla 2003 yılında tazminat davası açmıştır. Derece mahkemeleri taşınmazın okul alanı olarak ayrılmasına rağmen dava tarihi itibarıyla taşınmaz üzerinde idarenin fiilî bir müdahalesinin bulunmadığını, bu bağlamda tazminat ödenmesinin hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir. Başvuru yollarının tüketilmesi sonucu verilen nihai karar 2007 yılında kesinleşmiştir. Bu arada 2005 yılında yapılan yeni imar planında da başvurucunun taşınmazının durumunda değişiklik yapılmamıştır (Hakan Arı/Türkiye, §§ 6-24). AİHM, öncelikle taşınmazın imar planında okul alanı olarak ayrılmış olmasının hem getirdiği inşaat yasağına hem de taşınmazdan dilenildiği gibi yararlanılmasına engel olacak nitelikteki sınırlamalara dikkat çekerek somut olayda mülkiyet hakkına müdahale edildiğini kabul etmiştir. Mülkten yoksun bırakma sonucunu doğurmadığını tespit ettiği müdahaleyi yine birinci kural çerçevesinde inceleyen AİHM, başvurucunun taşınmazının kamulaştırılmamasının mülkiyetinin akıbeti konusunda belirsizliğe yol açtığını ve bu süreç içinde söz konusu belirsizliği telafi edecek herhangi bir işlemin de yapılmadığını belirtmiştir. AİHM özellikle bu durumun başvurucunun mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanması önünde engel teşkil ettiğini ve taşınmazın satış imkânını azalttığını, sonucu itibarıyla taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde düşürdüğünü ve başvurucunun uğradığı kaybın tazminatla giderilmemiş olduğunu vurgulamıştır. AİHM sonuç olarak imar değişiklik tarihi ile kendi karar tarihi arasında geçen süreyi dikkate alarak kamu yararının gerekleri ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında gözetilmesi gereken adil dengenin bozulduğuna ve aşırı bir yüke katlanmak zorunda kalan başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Hakan Arı/Türkiye, §§ 41-47).