11. Ceza Dairesi 2010/12896 E. , 2012/3994 K. Memurun resmi evrakta sahteciliği ve görevi kötüye kullanmak suçlarından şüpheli Salim Kayıcı hakkında yapılan soruşturma sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/09/2009 tarihli ve 2009/93734 soruşturma, 2009/61952 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 23/02/2010 tarihli ve 2010/365 değişik iş sayılı kararın tü…
**11. Ceza Dairesi 2010/12896 E. , 2012/3994 K.** **"İçtihat Metni"** Memurun resmi evrakta sahteciliği ve görevi kötüye kullanmak suçlarından şüpheli Salim Kayıcı hakkında yapılan soruşturma sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/09/2009 tarihli ve 2009/93734 soruşturma, 2009/61952 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 23/02/2010 tarihli ve 2010/365 değişik iş sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre. Şikayeçinin şikayet dilekçelerinde şüpheli "Salim Kayıcı" adına Türkiye Taekwondo Federasyonu tarafından verilen 10/06/1987/7 tarihli ve 647 nolu sahte diplomayı kullanmaya devam ettiği yönündeki iddiası ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca suçun zamanaşımına uğradığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; söz konusu diplomayla ilgili bir kaydın bulunmadığına dair Türkiye Taekwondo Federasyonu'nun 21/04/2009 tarihli, 602 sayılı yazısı, şüphelinin "Kaycı" olan soyadının, diplomanın verildiği 1987 tarihinden sonra "Kayıcı" olarak değiştirildiğine ilişkin Ankara 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23/10/2002 tarihli, 2002/804-645 sayılı ilâmı, şüphelinin görevine devam etmekte ve bu görevi ile ilgili düzenlenen evrakı imzalamakta olması, ayrıca dosyaya eklenen belgeler ile sahte belgeyi kullanma suçunun temadi eden bir suç olduğu nazara alındığında, şüphelinin üzerine atılı suçla ilgili delillerin yeterli şüphe oluşturduğu, delillerin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 11/08/2010 gün ve 2010/9886/50861 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31/08/2010 gün ve KYB.2010/201737 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın yargısal denetimi CMK’nun “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlığı altında 173. maddede düzenlenmiş olup, maddeye göre; suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde, kararın verildiği yargı çevresine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına, bu karar aleyhine itiraz edebilir. Her ne kadar maddede yasa yolu itiraz olarak adlandırılmışsa da ortada dar ve teknik anlamda bir hâkim kararı bulunmadığı için, vaki başvuru teknik olarak itiraz olmayıp, öğretide “kovuşturma davası” olarak da adlandırılan, idarî bir makamın kararına karşı açılan tali bir ceza davası niteliğinde bulunmaktadır. Bu aşamada kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edebilecek olan “suçtan zarar görenin” kim olduğu hususunun da açıklanması gerekmektedir. Suçtan zarar gören kavramı, başta Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere pek çok Kanunda yer almış, fakat açıklanmış değildir. Gerçekten “suçtan zarar gören” kavramıyla, suçtan sadece doğrudan zarar gören mi, yoksa dolaylı zarar görenlerin mi kastedildiği kanun metninden anlaşılamamaktadır. Her suçtan az veya çok gerçek kişiler de zarar görür. Devletten ayrı topluluklar, bakanlık gibi resmi makamlar, yabancı devletler ve uluslararası örgütler ile kuruluşlar da bu anlamda fert olarak sayılmaktadır. Ceza muhakemesi hukukunda genel olarak zarar gören; “mağdur”, “şikâyetçi” veya “suçtan zarar gören şahıs” olarak adlandırılmıştır. Her zaman zarar gören ferdin tespiti mümkün olmamakla birlikte, bu durum onun mevcut olmaması demek değildir. Öğretide, suçtan doğrudan doğruya zarar görenin, yani suçun maddi unsuruna muhatap olanın ve bu nedenle suç ile korunan hukuksal yararı zedelenen kişinin, dar anlamda suçtan zarar gören olduğu, bir başka deyişle suçun mağduru olduğu ileri sürülmüştür. Buna karşılık, bir kimsenin haklı çıkarı, işlendiği iddia olunan suç ile ağır biçimde zedelenmiş olması durumunda, eylemin kovuşturulması yolundaki isteğini haklı gösterecek bir misli ile karşılık verme ihtiyacı olarak kabul edilmesini gerektirir olduğunun kabulü halinde ise bu haklı çıkarı zedelenmiş kişinin geniş anlamda suçtan zarar gören kişi olduğu, hâkimin, böyle bir ölçütü somut olaya uygun olarak, genel yaşam tecrübelerine dayanarak değerlendirmesi gerektiği açıklanmıştır. Bu nedenle suçtan doğrudan doğruya zarar görmenin dar, dolayısıyla zarar görmenin ise geniş anlamda suçtan zarar görmeyi ifade ettiği belirtilmiştir. Zarar gören fert durumunda kimin olacağı, bir başka ifade ile suçtan zarar görenin nasıl belirleneceği önem arz etmektedir. Çoğu kez “tecavüz olunan şahıs”, “suçtan zarar gören kimse” veya “mağdur veya şikâyetçi” olarak adlandırılan zarar gören ferde, ceza muhakemesinde bazı haklar tanınmış, ödevler verilmişken, her hak veya ödevde Kanun Koyucunun değişik ölçütler ile davranması olanaklıdır. Mesela; şikâyet hakkı tanınırken veya kamu davasına katılma hakkı verilirken değişik ölçütlerin kullanılması mümkündür. Gerçekten de “suçtan zarar gören” kavramı ihtiyaca göre belirlenmelidir. Örneğin; hâkimin davaya bakamayacağı halleri düzenleyen CMK’nun 22. maddesinin söz konusu olması durumunda, hâkimlerin objektifliğini en iyi sağlama amacı, en geniş yorumu gerektirir. Buna karşın kamu davasına katılmanın sakıncalarını en aza indirmek içinse dar yorum yolu seçilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulu da 15.07.2008 gün ve 2008/9-95 Esas, 2008/195 Karar sayılı ilamında; hâkimlerin, “bir olayda suçtan zarar göreni belirlerken, sanığa yüklenilen ve cezalandırılması istenilen fiille haklı bir çıkarı zedelenen kişinin ceza kovuşturması konusundaki isteğini göz önünde tutmak ve bu haklı görüldüğünde kişiye suçtan zarar görme niteliği tanımak durumunda” olduğunu vurgulamıştır. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya içeriğine göre; tüm dosya kapsamından “Şampiyon Karakuşak” dergisi imtiyaz sahibi sıfatı dışında şüpheliye yüklenen “resmi belgede sahtecilik” suçundan zarar gördüğü ve açık bir hakkının zedelendiğine ilişkin delil bulunmayan şikâyetçinin şüpheli hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı vaki itirazının sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddi yerine işin esasına girişilerek itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla belirtilen hukuka aykırılık nedeniyle de CMK’nun 309. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozma istenip istenmeyeceğinin takdir ve ifası için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 22.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.