Başvuru, bağıştan rücu nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasının hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, bağıştan rücu nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasının hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Başvurucunun Dayandığı Tapu Kayıtları Başvurucunun 64/384 oranında hisse sahibi olduğu İstanbul'un Büyükçekmece ilçesine bağlı Çakmaklı köyünde bulunan 188, 193, 234, 881 ve 1279 parsel sayılı taşınmazlar diğer hissedarlarla birlikte okul, cami, park ve çocuk bahçesi yapılmak üzere Çakmaklı Köy Tüzel Kişiliğine 21/7/1988 tarihinde şartlı bağışlanmıştır. İdari yapılanma nedeniyle Çakmaklı köyü önce Kıraç Belediyesine daha sonra Esenyurt Belediyesine bağlanmıştır. 14/8/1992 tarihinde yapılan imar uygulamasıyla söz konusu 188, 193 ve 234 sayılı parseller 201 ada 1 parsel, 203 ada 6 parsel, 212 ada 3, 4 ve 5 parsel olarak arsa vasfında Çakmaklı Köy Tüzel Kişiliği adına tescil edilmiştir. Ardından 212 ada 3, 4 ve 5 numaralı parseller ikinci kez imar uygulamasına tabi tutularak 12/5/1998 tarihinde 212 ada 29, 30 ve 31 parsel olarak Çakmaklı Köy Tüzel Kişiliği adına tescil edilmiştir. Çakmaklı köyünün Kıraç Belediyesi hudutlarına dâhil edilmesi nedeniyle 201 ada 1 parsel, 203 ada 6 parsel ve 212 ada 29, 30 ve 31 numaralı parseller 19/7/2007 tarihinde Kıraç Belediyesi adına tescil edilmiştir. Kıraç Belediyesinin 17/8/2007 tarihli kararıyla 212 ada 29, 30 ve 31 parsel sayılı taşınmazlar; 12/5/2011 tarihli kararıyla da 201 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üçüncü kişilere satılmıştır. 203 ada 6 parsel sayılı taşınmaz ise 11/8/2010 tarihinde ikinci kez imar uygulamasına tabi tutularak 203 ada 19 parsel olarak davalı Esenyurt Belediyesi adına tescil edilmiştir.B. Diğer Hissedarların Açtıkları Davalar Başvuru formu ile ekindeki bilgi ve belgelere -ilk derece mahkemesi kararlarına- göre; başvuru konusu taşınmazlarda 80/384 oranında hisse sahibi olan diğer bazı hissedarlar, Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinde 29/11/2013 tarihinde açtıkları davada (E.2013/965) şartlı olarak bağışlanan taşınmazların koşulun yerine getirilmemesi nedeniyle tapu iptali ve tescil ile tazminat talebinde bulunmuşlardır. Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesince 17/12/2014 tarihinde, rücu koşullarının oluştuğunun tespitiyle üçüncü kişilere satılan 212 ada 29, 30 ve 31 parseller ile 201 ada 1 parsel yönünden tazminata hükmedilmiş; 203 ada 19 parsel yönünden ise davalı Esenyurt Belediyesi adına olan 80/384 hissenin iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, bağıştan rücuya ilişkin davalarda bir yıllık hak düşürücü sürenin şartın yerine getirilmesindeki umudun tükendiği tarihten itibaren başlayacağı vurgulanmıştır. Buna göre satılan taşınmazlar yönünden üçüncü kişilere yapılan satış nedeniyle şartın yerine getirilme imkânının ortadan kalktığı, davalı Esenyurt Belediyesi adına kayıtlı olan taşınmaz yönünden ise geçen süreye rağmen şartın yerine getirilmemesi nedeniyle rücu koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Başvuru konusu taşınmazlarda 80/384 oranında hisse sahibi olan diğer bazı hissedarların Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinde 29/4/2014 tarihinde aynı taleple açtıkları dava da (E.2014/221) 23/3/2015 tarihinde benzer gerekçeyle kabul edilmiştir. Başvuru Konusu Dava Süreci Başvurucu, okul, cami, park ve çocuk bahçesi şartıyla bağışladığı taşınmazların koşulun yerine getirilmediğini belirterek 14/7/2015 tarihinde Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Esenyurt Belediyesi (Belediye) aleyhine bağıştan rücu nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile tazminat davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, diğer hissedarların açtıkları davada söz konusu tapunun iptali ile tesciline karar verildikten sonra bağışlama şartının yerine getirilmediğini öğrendiğini belirtmiş ancak tam olarak hangi tarihte öğrendiğini açıklamamıştır. Mahkemece 6/10/2016 tarihinde hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, bağışın koşullu olduğu ve koşulun yerine getirilmediğinin açık olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte imar işleminden sonra çok uzun süre dava açılmadığı açıklanarak bir yıllık hak düşürücü sürede bağıştan dönme hakkının kullanılmadığı belirtilmiştir. Başvurucu tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince 30/3/2017 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; bağışın koşullu olduğu ve geçen sürede koşulun yerine getirilmediği ancak 14/8/1992 tarihinde birinci imar uygulaması, 12/5/1998 tarihinde de ikinci imar uygulamasının kesinleştiği hâlde çok uzun süre dava açılmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca aynı taşınmazların dava dışı hissedarları tarafından aynı sebeple 29/11/2013 tarihinde Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış olmasına rağmen başvurucunun bu tarihten itibaren bir yıl geçtikten sonra 14/7/2015 tarihinde başvuru konusu davayı açtığı belirtilerek başvurucunun hak düşürücü süre içerisinde bağıştan dönme hakkını kullanmadığı kabul edilmiştir. Başvurucunun temyiz talebini inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesi 7/11/2018 tarihinde kararı onamıştır. Nihai karar başvurucuya 8/2/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 28/2/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun “Şartın icrası” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Vahip, mukavele mucibince mevhubünleh tarafından kabul edilmiş olan mükellefiyetin icrasını talep edebilir.Ammenin menfaati için mevhubunlehe tahmil edilmiş olan mükellefiyetin icrasını talebetmek salahiyeti, vahibin vefatından sonra, ait olduğu mercie intikal eder.Hibe edilen şeyin kıymeti masrafını korumaz ve masraf fazlası kendisine tesviye edilmezse mevhubunlehin, mükellefiyeti icradan imtina etmeğe hakkı vardır." 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Yüklemeli bağışlama” kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Bağışlayan bağışlamasına yüklemeler koyabilir.Bağışlayan, sözleşme gereğince bağışlanan tarafından kabul edilmiş olan yüklemelerin yerine getirilmesini isteyebilir.Kamu yararına olarak bağışlamaya konulmuş olan bir yüklemenin yerine getirilmesini isteme yetkisi, bağışlayanın ölümünden sonra, ilgili kamu kurumuna geçer.Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin yerine getirilmesi masraflarını karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten kaçınabilir." 818 sayılı mülga Kanun'un “Hibe edilen malların istirdadı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Vahip, aşağıdaki hallerden biri vukuunda elden yaptığı hibeden veya tenfiz ettiği taahhüdünden rücu ve mevhubunlehin elinde halen ne kalmış ise onun iadesini dava edebilir.1- Mevhubunleh, vahibe yahut yakınlarından birine karşı ağır bir cürum irtikap ederse.2- Mevhubunleh, vahide veya ailesi için kanunen mükellef olduğu vazifelere karşı ehemmiyetli bir suretle riayetsizlikte bulunmuş ise.3- Mevhubunleh, hibeyi takyit eden mükellefiyeti haklı bir sebep olmaksızın icra etmezse." 6098 sayılı Kanun’un “Bağışlamanın geri alınması” kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir: Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.." 818 sayılı mülga Kanun'un “Müruru zaman ve dava hakkının mirasçılara intikali” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Vahibin, rücu sebebine vakıf olduğu günden itibaren bir sene içinde hibeden rücu etmeğe hakkı vardır.Vahip sene geçmeden vefat ederse dava hakkı, mirasçılarına intikal eder ve mirasçılar senenin hitamına kadar rücu davası ikame edebilirler.Mevhubunleh, haksız olarak tasavvur ve tasmim ile vahibi öldürür veya rücu hakkını kullanmaktan menederse, mirasçılar hibenin feshini dava edebilirler." 6098 sayılı Kanun’un “Geri alma hakkının süresi ve mirasçılara geçmesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir.Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler.Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler.Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse, mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler." B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36). Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen (çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38). Ayrıca bu sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde bu sınırlama maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57).