Başvuru, bir hastaneden başka bir hastaneye yapılması planlanan sevk işleminin kabul edilmemesi sonrasında ölüm olayının meydana gelmesi ve bu olay ile ilgili olarak başlatılan ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, bir hastaneden başka bir hastaneye yapılması planlanan sevk işleminin kabul edilmemesi sonrasında ölüm olayının meydana gelmesi ve bu olay ile ilgili olarak başlatılan ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 11/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Birinci Bölüm tarafından 8/2/2018 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edilen ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 13/6/2007 tarihinde yaşamını yitiren 1989 doğumlu B.nin annesidir.A. Başvurucunun Oğlu B.nin Ölümü B. 12/6/2007 tarihinde saat 00 sıralarında kullandığı motosikletin kontrolünü kaybederek yolun orta refüjüne çarpmış ve bu kazada yaralanmıştır. B., anılan olay üzerine 112 Acil ambulansıyla multitravma tanısıyla bilinci açık bir şekilde Manisa Devlet Hastanesi Acil Polikliniğine götürülmüştür. Bu Hastanede yapılan tetkikler neticesinde B.nin vücudunun bazı bölgelerinde kırıklar tespit edilmiştir. Hastanın sağlık durumu ile ilgili olarak genel cerrahi uzmanından, beyin ve sinir cerrahisinden ve ortopedi uzmanından konsültasyon istenmiştir. Genel cerrahi konsültasyonunda, hastanın sağlık durumunda acil cerrahi müdahale gerektirecek patolojik bir durum saptanmadığı ancak bilinci bulanık olan hastanın şoka meyilli olduğu tespitleri yapılmıştır. Beyin ve sinir cerrahisi konsültasyonunda hastanın beyin tomografisinin "normal" olduğu değerlendirilmiştir. Ortopedi konsültasyonunda ise hastanın sağlık durumunun yoğun bakım şartlarını gerektirdiği, ileri tetkik ve tedavi için hastanın başka bir hastaneye sevk edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Hastanın sağlık durumunun yoğun bakım şartlarını gerektirdiğinin anlaşılması üzerine Manisa Devlet Hastanesi yetkililerince Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Ortopedi Servisindeki nöbetçi doktorlarla görüşülmüştür. Yapılan görüşmelerde Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde boş yer olmadığı belirtilmiştir. Bunun üzerine hasta, saat 10'da 112 Acil ambulansıyla Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Saat 57'de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine bilinci bulanık şekilde giriş yapan hasta, saat 25'te arrest olması (solunum ve dolaşım sisteminin durması) nedeniyle şok odasına alınmıştır. Bunun üzerine hastaya yaklaşık iki saat müdahale edilmiş ancak olumlu bir sonuç alınamaması üzerine hastanın 25'te öldüğü kabul edilmiştir.B. Ceza Soruşturması Süreci Başvurucu, Manisa Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 22/8/2007 tarihli dilekçeyle oğluna müdahale eden sağlık personeli ile yoğun bakımda boş yer olmadığı gerekçesiyle sevki kabul etmeyen Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin ilgili görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu; dilekçesinde özetle trafik kazası sonrasında oğlunun ambulansla Manisa Devlet Hastanesine götürüldüğünü, ambulansta oğluna eşlik eden Dr. T.nin Hastanedeki doktorları yeterince bilgilendirmediğini, oğlunun bu Hastanede saatlerce bekletildiğini, Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin olay günü nöbetçi olan görevlilerinin haksız şekilde oğlunun sevkini kabul etmediğini ileri sürmüştür.B.nin kaza sonrası Manisa Devlet Hastanesine ambulansla götürüldüğü sırada yanında bulunan Dr. T. ile Manisa Devlet Hastanesinde B.ye müdahale eden doktorlar hakkındaki soruşturma, Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının 31/10/2007 tarihli kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla neticelenmiştir. Başvurucu, başvuru formu ve eklerinde bu karara itiraz edip etmediği hususunda herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı, Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin olayla ilgili personeli hakkında ise 3/9/2007 tarihli kararla 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uyarınca görevsizlik kararı vermiş ve bu kişiler hakkındaki soruşturma dosyasını Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğüne göndermiştir. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının anılan kararı üzerine Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin olayla ilgili personeli hakkında Üniversite Rektörlüğü tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda soruşturmacı olarak atanan Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. H.Ü., olay günü anestezi servisinin yoğun bakım ünitesinde boş yer olup olmadığını tespit edebilmek için 28/4/2008 tarihinde Anestezi ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Başkanlığına müzekkere yazmıştır. Anestezi ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Başkanlığının 2/5/2008 tarihli cevap yazısında ise beş yataklı yoğun bakım ünitesinin olay günü dolu olduğu ifade edilmiştir. Soruşturmacı H.Ü. yaptığı bu araştırmalar neticesinde Manisa Devlet Hastanesi yetkilileri ile telefonda görüşen ve yoğun bakım ünitesinin dolu olması nedeniyle sevki kabul etmeyen Dr. G.O. ile Dr. G.A.nın cezai sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir fiilinin bulunmadığı yönünde kanaat bildiren bir rapor hazırlamıştır. 25/6/2008 tarihli bu rapora göre hastanın tedavisi Manisa Devlet Hastanesi tarafından üstlenilmiş olup hasta, Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin hiçbir bölümüne müracaat etmemiştir. Rapora göre hasta ile ilgili olarak Celal Bayar Üniversitesi doktorları sadece Manisa Devlet Hastanesi yetkilileri ile telefonda görüşmüş ve önerilerde bulunmuştur. Raporda ayrıca olay tarihinde yoğun bakım ünitesinde boş yer olmadığının Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı tarafından gönderilen belgelerle sabit olduğu ifade edilmiştir. Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü, anılan soruşturma dosyasını dikkate alarak sevki kabul etmeyen Dr. G.O. ile Dr. G.A.nın kusurunun bulunmadığı kanaatine varmış ve 21/10/2008 tarihli kararla men-i muhakeme kararı vermiştir. Başvurucunun bu karara itiraz etmesi üzerine Danıştay Birinci Dairesi 16/1/2009 tarihli ilam ile men-i muhakeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Danıştay kararında başvurucunun oğlunun Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine kabul edilmemesine gerekçe olarak yoğun bakım ünitesinde boş yer olmaması gösterilmiş ise de yoğun bakım ünitesine ek yatak konulması, başka servislerden yatak ayarlanması veya kısa bir süre için dahi olsa yoğun bakım ünitesinden çıkarılabilecek hastalarla yer değiştirilmesi gibi alternatif çözümlerin aranmadığı, hastanenin fiziki şartları da dâhil olmak üzere hastanın hastaneye kabul edilmemesi için hiçbir mazeret ileri sürülemeyeceği belirtilmiştir. Bunun üzerine Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca Dr. G.O. ile Dr. G.A. hakkında iddianame düzenlenerek Manisa Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Mahkeme, olayla ilgili olarak bazı kişilerin tanıklığına başvurmuştur. Mahkeme, bu kapsamda hastayı Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine sevk etmek isteyen Manisa Devlet Hastanesi ortopedi doktorunun ifadesini almıştır. Dr. Ali ; ifadesinde özetle trafik kazası geçiren B.nin Manisa Devlet Hastanesine getirildiğini, hastanede gerekli donanım bulunmadığından Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Servisinde nöbetçi olan Dr. G.A.yı telefonla arayarak hastanın durumunu anlattığını, sevkinin gerektiğini belirttiğini, karşı taraftaki doktorun yoğun bakım ünitesinde yer olmadığından ve hastanede boşta solunum cihazı bulunmadığından hastayı kabul edemeyeceklerini kendisine bildirmesi üzerine hastayı Ege Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk ettiğini, Dr. G.A.nın hastanın İzmir'e sevk edilmemesi yönünde herhangi bir önerisinin olmadığını belirtmiştir. Mahkeme, olay günü Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Servisinde nöbetçi olan Dr. G.A.nın sanık sıfatıyla ifadesini almıştır. Dr. G.A. 9/9/2009 tarihli ifadesinde özetle olay günü Ortopedi Servisinde nöbetçi olduğunu, söz konusu olayın kendisine Manisa Devlet Hastanesinde çalışan Dr. Ali tarafından bildirildiğini, Dr. Ali nin anlatımlarından hastanın şoka girmek üzere olduğunu ve yoğun bakım ünitesine alınması gerektiğini anladığını belirtmiştir. Dr. G.A., bunun üzerine hemen hocası Dr. G.O.yu telefonla aradığını ve durumu hocasına anlattığını, Dr. G.O.nun ise kendisinden yoğun bakım ünitesi ile irtibata geçmesini ve boş yer olup olmadığını öğrenmesini istediğini ifade etmiştir. Dr. G.A., hocasının isteği doğrultusunda hemen yoğun bakım ünitesinde bulunan Nöbetçi Doktor İsmet T. ile telefonla görüştüğünü, bu görüşmede kendisine tüm yatakların dolu olduğunun, Cerrahi ve Anestezi Yoğun Bakım Ünitesinde boş yatak olmadığının söylendiğini belirtmiştir. Dr. G.A. bunun üzerine hocası Dr.G.O.yu yeniden aradığını, hocasının hastanın durumunun ciddi olabileceğini, hastanın Manisa Devlet Hastanesinde yoğun bakımda müşahade altında tutulması gerektiğini, hastanın yoğun bakımda ilk yatağın boşalmasından sonra Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine alınabileceğini söylediğini, kendisinin de tüm bu hususları Manisa Devlet Hastanesinde görev yapan Dr. Ali ye telefonla ilettiğini ifade etmiştir. Dr. G.A. ayrıca hastanın kendi görev yaptığı hastaneye hiç müracaat etmediğini, yoğun bakıma ek bir yatak konulmasının soruna çözüm olmayacağını, asıl sorunun solunum cihazı ve diğer cihazların yeterli olmaması olduğunu, bu nedenle hastanın başka bir serviste yatırılmasının da sorunu çözmeyeceğini belirtmiştir. Dr. G.O., gerçekleştirilen telefon görüşmeleri ile ilgili olarak öğrencisi Dr. G.A. ile benzer şekilde beyanda bulunmuştur. Mahkeme, Dr. G.A.nın yoğun bakım ünitesinde boş yer olup olmadığını sorduğu Dr. İsmet T.nin de ifadesini almıştır. Dr. İsmet T. 2/12/2009 tarihli ifadesinde özetle olay tarihinde Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Anesteziyoloji Servisinde nöbetçi uzman doktor olarak görev yaptığını, hastanede beş yataklı Anestezi Yoğun Bakım Ünitesinin bulunduğunu, Dr. G.A.nın olay günü kendisini arayarak yoğun bakım tedavisi gerekebilecek bir hasta için boş yer olup olmadığını sorduğunu, kendisinin de anestezi yoğun bakım ünitesinde boş yer olmadığını söylediğini belirtmiştir. Dr. İsmet T. ayrıca hastanede beş yataklı Post Operatif Yoğun Bakım Ünitesinin de bulunduğunu ancak olay tarihinde burada da yer olmadığını ifade etmiştir. Dr. İsmet T. son olarak dâhiliye, kardiyoloji ve yeni doğan servislerinin de yoğun bakım ünitelerinin bulunduğunu ancak bunların kaç yataklı olduğunu, olay günü bu yoğun bakım ünitelerinde boş yer olup olmadığını bilmediğini belirtmiştir. Mahkeme 14/6/2010 tarihinde Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Başhekimliğine müzekkere yazarak olay tarihinde Hastanedeki tüm yoğun bakım ünitelerinin yatak sayısının ve olay tarihinde yoğun bakımda yatan hastaların dosyalarının Mahkemeye gönderilmesini istemiştir. Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Başhekimliği tarafından Mahkemeye gönderilen cevap yazısında, Hastane arşivinin su baskını nedeniyle kullanılamaz hâle gelmesi nedeniyle söz konusu belgelerin bulunamadığı belirtilmiştir. Su baskınının yaşandığı gün Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi yetkililerince düzenlenenen 8/2/2010 tarihli tutanak şöyledir: “ 2010 tarihinde meydana gelen su baskınında Üniversitemiz Tıp Fakültesi Dekanlık binasının bodrum katında bulunan ve hastane arşivimize ait bir kısım hasta dosyası ve geçmiş tarihlere ait hastane poliklinik kartları, laboratuvar kayıtları, acil kartları, eski tarihli sağlık kurulu raporlarının ve resmi yazışmaların da içinde bulunduğu arşiv odası, Dekanlık bodrum katta bulunan diğer birimler gibi tavana kadar sular altında kalmıştır. Manisa Belediyesi İtfaiye Müdürlüğünden ekipler çağrılmış olup vidanjörlerle sular tahliye edilmiştir. Suların tahliyesinden sonra bodrum kat zemini tahmini 20-25 cm çamurla kaplı olup, su baskınının sebep olduğu elektrik arızasından dolayı arşiv odasına girmemiz mümkün olamamıştır.Meydana gelen hasar arşiv odasına girildikten sonra tespit edilecek olup işbu tutanak tarafımızdan tanzim edilip, imza altına alınmıştır.” Su baskınına ilişkin bir diğer tutanak Manisa Belediye Başkanlığı İtfaiye Müdürlüğü tarafından düzenlenmiştir. 19/2/2010 tarihli tutanak şöyledir:"Manisa ilimizde son günlerde meydana gelen yoğun yağışlar nedeniyle, 2010, 2010 ve 2010 tarihlerinde İtfaiye Haber Alma Merkezimize Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Bodrum Katında su olduğu hususunda ihbarlarda bulunulmuştur. İtfaiye ekiplerimiz söz konusu tarihlerde olay mahalline ulaştığında, bahse konu bodrum katının yağmur suları ile dolu olduğu görülmüş ve tarafımızdan motopompalar ile su tahliyesi yapılmıştır. İş bu tutanak Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi (Üniversite Hastanesi) Müdürlüğünün isteği üzerine verilmiştir.” Mahkeme, yaşanan olayla ilgili olarak Yüksek Sağlık Şûrasından bilirkişi raporu almıştır. Yüksek Sağlık Şûrasından alınan 3/5/2012 ile 4/5/2012 tarihli raporun sonuç kısmı şöyledir:"Dosyadaki bilgi, belge ve bulgular değerlendirildiğinde; hastanın ilk müracaat ettiği hastanede değerlendirilmesi sırasında gerekli olduğu halde akciğer grafisinin çekilmediğinin (dosyada mevcut olmadığının) anlaşıldığı, hastanın toraks incelemesinin yeterli düzeyde yapılmadığı, bunun bir kusur olduğu, diğer branş konsültasyonlarının uygun olarak yapıldığı ve yaralanmanın ciddiyeti nedeniyle yoğun bakım ünitesinde bakımının zorunlu olduğu, yoğun bakımda yer olmaması nedeniyle hastayı kabul etmeyen Dr. G.O. ve Dr. G. A.'nın eylemlerinde kusurlu olmadıklarına, hastanın sevk edildiği Ege Üniversitesi Hastanesinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğuna, Şuramızca oy birliği ile karar verildi." Manisa Asliye Ceza Mahkemesi, gerek tarafların beyanlarını gerekse hasta hakkındaki tıbbi belgeler ile raporları dikkate alarak sevki kabul etmeyen Dr. G.O. ve Dr. G.A.nın 11/9/2012 tarihinde beraatine karar vermiştir. Mahkeme, Dr. G.O. ve Dr. G.A.ya izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle adı geçen kişiler hakkında beraat kararı vermiştir. Mahkeme ayrıca Manisa Devlet Hastanesinde gerekli olduğu hâlde akciğer grafisinin çekilmediğinin (dosyada mevcut olmadığının) anlaşıldığı ve hastanın toraks incelemesinin yeterli düzeyde yapılmadığı gerekçesiyle Manisa Devlet Hastanesinin ilgili personeli hakkında gereğinin takdir ve ifası için Manisa Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulmasına karar vermiştir. Başvurucu 15/10/2012 tarihli dilekçe ile anılan kararı temyiz etmiştir. Başvurucu; dilekçesinde özetle durumu acil olan bir hastanın hastaneye kabul edilmemesinin kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunu oluşturduğunu, durumu acil olan bir hastanın hastaneye kabul edilmemesi için hiçbir mazeret ileri sürülemeyeceğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca beraat kararında Yüksek Sağlık Şûrası raporuna dayanıldığını, Yüksek Sağlık Şûrasına bilirkişilik yapma görev ve yetkisi veren kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edildiğini, bu raporun yok hükmünde olduğunu, Danıştay kararında belirtilen hususların gerekçeli kararda tartışılmadığını ifade etmiştir. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay Ceza Dairesi 30/6/2014 tarihli ilamla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Başvurucu, Yargıtayın onama kararını 3/12/2014 tarihinde UYAP üzerinden yaptığı inceleme neticesinde öğrendiğini belirtmiştir. Başvurucu 11/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu Tarafından Açılan Tam Yargı Davaları Başvurucu, oğlunun ölümü ile ilgili olarak Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü ile Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu aleyhine iki ayrı dava açmıştır. Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü Aleyhine Açılan Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu, sağlık durumu ciddi olan oğlunun hastaneye kabul edilmemesi nedeniyle 11/6/2012 tarihinde Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine Manisa Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Manisa Asliye Hukuk Mahkemesi 26/6/2012 tarihli karar ile dava konusu olayda idare mahkemeleri görevli olduğundan yargı yolu bakımından davanın reddine karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine Manisa İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Mahkeme; olayla ilgili olarak önce Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulundan, akabinde ise Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan bilirkişi raporu düzenlenmesini istemiştir. Her iki raporda da davalı Hastanenin hastayı kabul etmemesinde kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Manisa İdare Mahkemesi 26/6/2015 tarihli kararla her ne kadar Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından, hastayı kabul etmemesiyle ilgili olarak hastanenin kusurlu olmadığı yönünde görüş beyan edilmiş ise de hastaneler arasındaki koordinasyonsuzluk ve yoğun bakımda yer olmadığı gerekçesiyle hastanın kabul edilmemesi ve o gün nöbetçi olan doktorun hastanede bulunmayarak asistanı yönlendirmeye çalışması, davalı idarenin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediğini gösterdiğinden tazmin sorumluluğunun koşullarının oluştuğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, bu gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar vererek 000 TL manevi tazminat ile 933,06 TL maddi tazminatın başvurucu ve eşine müştereken ödenmesine karar vermiştir. Taraflarca temyiz edilen karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 21/4/2016 tarihli ilamı ile dava konusu olayda Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin tespit edilmiş herhangi bir kusurlu tıbbi uygulamasının bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 13/12/2016 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Danıştayın bozma kararı sonrasında ilk derece mahkemesine gönderilen dava dosyası ile ilgili olarak başvuru formu ve eklerinde herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi UYAP kayıtlarından da bu konuya ilişkin olarak herhangi bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Aleyhine Açılan Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu 2/8/2013 tarihinde Sağlık Bakanlığı aleyhine Manisa Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Manisa Asliye Hukuk Mahkemesi 3/9/2013 tarihli kararı ile dava konusu olayda, idare mahkemeleri görevli olduğundan yargı yolu bakımından davanın reddine karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu aleyhine Manisa İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Başvurucu; hastaneler arasındaki koordinasyon eksikliği nedeniyle oğlunun tedavisinde gecikmeye sebep olunduğunu, oğlu ile yeteri kadar ilgilenilmediğini ileri sürmüştür. Manisa İdare Mahkemesi 26/6/2015 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar vermiş ve başvurucu lehine 000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Başvurucunun maddi tazminat talebi ise reddedilmiştir. Taraflarca temyiz edilen karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 21/4/2016 tarihli ilamı ile manevi tazminat miktarının düşük belirlendiği gerekçesiyle bozulmuştur. Taraflar karar düzeltme yoluna başvurmuş olup başvuru formu ve eklerinde tarafların karar düzeltme istemi hakkında karar verildiğine ilişkin bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi UYAP kayıtlarından da bu konuya ilişkin olarak herhangi bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. A. Ulusal Hukuk İlgili hukuk için bkz. Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, §§ 34-B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: "Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlet hastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına alma zorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07, 27/1/2015, § 67). Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -ister özel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğu altında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiği takdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkân tanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye, B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81). AİHM, Sözleşme’nin maddesi bağlamında, ölüm olayının kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlar ile ihmal sonucu meydana geldiği durumlar arasında bir ayrım yapılması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, ölüm olayının kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlarda devletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân sağlayabilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütmekle yükümlü olduğunu, bu tür durumlarda mağdura/mağdurlara sadece tazminat ödenmesinin Sözleşme'nin maddesi bağlamındaki ihlali gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte AİHM'e göre, yaşam hakkı ihlalinin kasti olmaması hâlinde "etkili yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez; bu gibi hâllerde mağdura/mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Eyüp Güvenç ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43036/08, 21/5/2013, §§ 33-35). AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin yerine getirilme yöntemine ilişkin seçim, ilke olarak taraf devletin takdir yetkisi içinde yer almaktadır. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’de güvence altına alınan hakları sağlamanın farklı yollarının bulunduğunu ifade etmektedir. AİHM'e göre devlet, iç hukukta öngörülen belli bir önlemi almakta başarısız olsa bile yerine getirmekle yükümlü olduğu pozitif yükümlülükleri diğer yöntemlerle de gerçekleştirebilir (İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, B. No: 19986/06, 10/4/2012, § 37; Nurettin Demir ve Çiçek Demir/Türkiye, B. No: 34885/06, 13/11/2012, § 70). AİHM, tıbbi hata sonucu meydana gelen bir ölüm olayı sonrasında ilgili doktorlar hakkında başlatılan ceza soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla neticelenmesi üzerine ölüm olayının hastalığın geç teşhis edilmesi nedeniyle meydana geldiği, olay hakkındaki ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmediği ve çok uzun sürdüğü (6 yıl 8 ay 5 gün) iddialarıyla yapılan bir bireysel başvuruda, başvurucunun tazminat yoluna başvurmadığını dikkate alarak iç hukuk yollarının tüketilmediği sonucuna ulaşmıştır (Mübeyen Polat/Türkiye, B. No: 3143/12, 15/10/2013). AİHM; ihmal sonucu meydana gelen ölüm olayları hakkındaki ceza davalarının uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü bireysel başvurularda Sözleşme'nin üçüncü kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılmasını isteme veya ceza davası açtırma hakkı bahşetmediğini ancak söz konusu olaylarda başvurucuların yalnızca sorumluların cezai anlamda mahkûm edilmelerini sağlamak amacıyla ceza davalarına müdahil olduklarını dikkate alarak konu bakımından yetkisizlik gerekçesiyle kabul edilemezlik kararları da vermiştir (Nuri Aksu/Türkiye, B. No: 25082/08, 20/5/2014, §§ 28-34; Eyüp Güvenç ve diğerleri/Türkiye, §§ 46-50; Muammer Öz/Türkiye, B. No: 31214/09, 4/9/2012).