Başvurucu, mahkûm olduğu eylem nedeniyle suç tarihinde yürürlükte olan Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanun hükümlerinin uygulanması sırasında hatalı değerlendirme yapılması sonucu Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, mahkûm olduğu eylem nedeniyle suç tarihinde yürürlükte olan Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanun hükümlerinin uygulanması sırasında hatalı değerlendirme yapılması sonucu Anayasa’nın Ve Maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 26/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 31/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 19/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 13/11/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 10/5/2009 tarihinde başvurucu hakkında ‘’resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık’’ suçlarından aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açmıştır. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, ½/2007 tarih ve E.2003/89, K.2007/34 sayılı kararı ile suç tarihinde yürürlükte olan 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu ile 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerini karşılaştırmış ve ceza miktarları itibarı ile 5237 sayılı Kanun hükümlerinin başvurucu lehine olduğunu kabul ederek ‘’zincirleme resmi belgede sahtecilik’’ suçu yönünden 5237 sayılı Kanun’a göre başvurucuyu altı yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiş, diğer suç yönünden açılan kamu davasının ise zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir. Anılan mahkûmiyet kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi, 8/3/2012 tarih ve E.2010/16611, K.2012/3197 sayılı ilamı ile süresinde yapılmadığı gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 18/4/2014 tarih ve 2014/99295 sayılı yazı ile; gerekçeli kararın başvurucunun adresi yerine yanlışlıkla başka bir adrese gönderilmesi nedeniyle temyiz talebinin süresinde yapıldığının kabul edilmesine yönelik olarak 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Maddesi uyarınca itiraz etmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi, 29/4/2014 tarih ve E.2014/10395, K.2014/8237 sayılı ilamı ile Dairenin 8/3/2012 tarihli kararının başvurucu yönünden kaldırılmasına, temyiz talebinin süresinde yapıldığının kabulüne karar vererek, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin anılan hükmünü onamış ve karar kesinleşerek kanun yolları tüketilmiştir. Dairenin onama gerekçesi şöyledir:“… Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık Fatiş Doğan’ın [Başvurucu] 5237 sayılı TCK’nın 204/1-3, 43/ Maddeleri uyarınca 6 yıl 9 ay hapis cezasıyla mahkumiyetine dair Ankara Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 2007 gün ve 2003/89 Esas, 2007/34 Karar sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz talebi sonucunda, sanık müdafi yönünden yasal süresinden sonra yapılan temyiz talebinin reddine, katılan vekilinin istemi yönünden ise hükmün onanmasına ilişkin Dairemizin 2012 gün ve 2010/16611 Esas, 2012/3197 sayılı Kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 2014 gün ve 11-2014/99295 sayılı yazı ile 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CMK’nun Maddesi uyarınca “yokluğunda tayin olunan müdafiiden haberdar olmaması nedeniyle gerekçeli kararın sanığa tebliği ile verilmesi halinde temyiz dilekçesinin eklenip iadesi için Dairenin 2010 tarihli kararı üzerine mahkemenin gerekçeli kararının, sanığın adresi yerine yanlışlıkla bir başka sanığın adresine tebliğ edildiği, yapılan yanlışlığın fark edilmeyerek zorunlu müdafi tarafından yapılan temyiz isteminin süresinde olmadığından bahisle reddedildiği ve redde ilişkin Ankara Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 2007 gün ve 2003/89 Esas, 2007/34 Karar sayılı hükmün sanık yönünden kaldırılarak hükmün onanmasına karar verilmesi” gerektiğinden bahisle itiraz edilmekle Dairemize gönderilen dosyanın yeniden yapılan incelemesi sonucunda; itiraz nedenlerinin yerinde olduğu anlaşılmakla, itirazın kabulüne, Dairemizin 2012 gün ve 2010/16611 Esas, 2012/3197 Karar sayılı ilamın, (I) bendindeki sanık Fatiş Doğan hakkında, müdafiin temyiz isteminin süre yönünden “reddine”, (III) bendinde aynı sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçu yönünden kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede ise hükmün “Onanmasına” ilişkin kararların sanık Fatiş Doğan yönünden kaldırılmasına karar verilip,sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik müdafi ve katılan vekilinin temyiz itirazları incelenerek gereği görüşüldü:Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Fatiş Doğan’a yüklenen suçun sübutu kabul, soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı arttırıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5349 sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun Maddeleri uyarınca mahkemece 765 ve 5237 sayılı Yasa hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların denetime imkân verecek şekilde gösterilip birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe hüküm belirlenerek sonucuna göre karar verilmiş, hükmolunan ceza miktarı itibari ile sanık hakkında karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile değişik CMK.nun Maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığı anlaşılmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafii ile katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.” Yargıtay Ceza Dairesinin 29/4/2014 tarihli kararı, başvurucu vekiline 26/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuru, 26/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.…(3) Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” 5237 sayılı Kanun’un “Zaman bakımından uygulama” kenar başlıklı Maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” 5271 sayılı Kanun’un, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi” kenar başlıklı Maddesi şöyledir: “(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz. (2) (Ek: 2/7/2012-6352/99 md.) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir. (3) (Ek: 2/7/2012-6352/99 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.” 765 sayılı Kanun’un Maddesinin ikinci şöyledir: “Eğer vesika kanunen sahteliği isbat olunmadıkça muteber olan resmî evrak kabilinden ise dört seneden on seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur.” 765 sayılı Kanun’un , Ve Maddeleri, 5237 sayılı Kanun’un , Ve Maddeleri, 4/11/2014 tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun Maddesinin (3) numaralı fıkrası. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29/4/2008 tarih ve E.2008/1-79, K.2008/90 sayılı kararı şöyledir: “…Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, şikayetten vazgeçmeyi temin amacıyla silahla ve birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilip, 765 sayılı TCY’nın 188/1-3, 5237 sayılı TCY’nın 106/2-a-c bentleri kapsamında değerlendirilen eylem nedeniyle dava zamanaşımı süresinin gerçekleşip, gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir.5252 sayılı Yasanın Maddesinin Fıkrası uyarınca; Lehe olan hüküm, “önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.”Yerel Mahkemece, hükmün tesis edildiği 2006 tarihinde, somut olaya, 765 sayılı Yasa hükümleri ile 5237 sayılı Yasa hükümleri bütünüyle uygulandığında, 1999 tarihinde gerçekleştirilen tehdit eylemi nedeniyle, 5237 sayılı Yasa hükümleri sonucu itibariyle bütünüyle sanıklar lehine ise de; 765 sayılı Yasanın 102/4 ve 104/ Maddeleri uyarınca 7 yıl 6 aylık zamanaşımı süresine tabi bulunan eylemde, Özel Dairece incelemenin yapıldığı 2007 tarihinde, suç tarihi ile inceleme tarihi arasında 7 yıl 9 ay 22 günlük bir süre geçmiş, atılı eylemde 765 sayılı TCY’nın 102/4 ve 104/ Maddelerinde düzenlenmiş bulunan dava zamanaşımına ilişkin koşullar gerçekleşmiştir.Sübuta eren suçun vasfının 765 sayılı TCY’nın 188/1- Maddelerine uyduğu ve zamanaşımının da hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleştiği işbu ahvalde sanığın lehine sonuç vereceğinden bahisle 5237 sayılı TCY’nın 106/2, a, c maddelerindeki vasfa istinatla bu yasanın uygulanma bütünlüğü içerisinde yeni yasanın zamanaşımı hükümlerinin tatbiki gereğine yönelmek ve lehe sonuç verecek yasanın 765 sayılı Yasa olduğu gerçeğinden uzaklaşmak mümkün değildir…” Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21/6/2011 tarih ve E.2011/6-94, K.2011/133 sayılı kararı şöyledir:“…Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı 5271 sayılı CYY’nda olağanüstü bir yasa yolu olarak düzenlenmiş olduğundan, anılan Yasa döneminde yapılan itirazlar yönünden böyle bir ayrıma gerek bulunmamaktadır. Olağanüstü yasa yollarına ilişkin tüm ilke ve kurallar yasalarda aksi belirtilmedikçe bu yasa yolu için de uygulanmalıdır. Yasa yararına bozma ve yargılamanın iadesinde dava zamanaşımına ilişkin hükümler ancak yasanın açıkça izin verdiği hallerde uygulanabiliyorsa, Yargıtay Başsavcılığı itirazında da aynı şekilde hareket edilmelidir. Dolayısıyla, 5271 sayılı CYY’nda olağanüstü bir yasa yolu olarak düzenlenmiş olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü halinde, Özel Daire onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmaması gerektiğinin kabulü zorunludur. Ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hale gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere süre işlemeye devam edeceğinden dava zamanaşımı buna göre hesaplanmalıdır…” Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/5/1993 tarih ve E.1993/4-11, K.1993/151 sayılı kararı şöyledir:“…Yargıtay Ceza Dairelerinin temyiz yargılaması sonunda verdikleri kararların kesinliği evrensel bir ilkedir.Ancak; kanunkoyucu, hukuka aykırı gördüğü özel Daire kararlarına karşı Yargıtay Başsavcılığı’na itiraz yetkisi tanıyarak, Ceza Genel Kurulu’nun hakemliğine başvuru yolunu açmıştır. Sadece Yargıtay Başsavcısı için açılmış olan ve Yargıtay Başsavcısı’nın itirazı denilegelmekte olan bu yol, kesin bir karara karşı tanındığından olağanüstü sayılmalıdır.O halde, temyiz yargılaması sonucunda Özel Dairelerin “ONAMA” kararları üzerine, karar kesinleştiğine göre, bu karara Yargıtay Başsavcılığı’nca itiraz halinde, öncelikle işin esasına girilmeli, hukuka aykırılık bulunmadığı, bir başka anlatımla Özel Daire kararı yerinde görüldüğü takdirde, Ceza Genel Kurulu’nda yapılan inceleme sırasında dava zamanaşımı süresi dolmuş bulunsa bile, bu husus göz önüne alınmamalıdır. Ancak, Özel Daire onama kararı hukuka aykırı görülerek kaldırıldığı ve Yerel Mahkeme hükmü bozulduğu takdirde, Ceza Genel Kurulu’nda inceleme yapılırken dava zamanaşımı süresi dolmuş bulunursa, CYUY.nın Maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak esastan veya usulden karar bozulursa dava zamanaşımı nedeniyle, kamu davasının düşürülmesine karar verilmelidir…” Yargıtay Ceza Dairesinin 2014/2755 tarih ve E. 2014/2755, K.2014/2854 sayılı kararı şöyledir:“…Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 2014 gün ve KD – 2014/5653 sayılı itiraz yazısında özetle; İncelenen dosya kapsamından; suça sürüklenen çocuk T. Ç. Hakkında 6136 sayılı Kanunun 15/1, 5237 sayılı TCK’nun 31/3, 62/ Maddeleri uyarınca eylemi nedeniyle sonuç olarak 3 ay 10 gün hapis ve 250 TL adli para cezasına hükmedildikten sonra, hapis cezasının da 000 TL adli para cezasına çevrildiği ve suça sürüklenen çocuk hakkında aynı suç nedeniyle 000 TL ve 250 TL olmak üzere iki ayrı adli para cezasına hükmedildikten sonra verilen cezaların taksitlendirildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2008 gün ve 2008/3-174 Esas – 2008/191 Karar sayılı ilamı ışığında aynı kararın içerisinde birden çok hükmün bulunması halinde temyiz sınırı her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilir görüşü dikkate alınarak aynı suçtan suça sürüklenen çocuk hakkında verilen hapisten çevirme adli para cezasının toplamının temyiz sınırında esas alınacağından temyiz talebinin reddi kaldırılarak suça sürüklenen çocuk hakkında esastan temyiz incelemesi yapılarak hükmün Bozulmasına ve zamanaşımı dolmuş bulunduğundan zamanaşımı nedeniyle kamu davasının Düşürülmesine karar verilmesi istenilmiştir. … 3) Sanık Tayfun Çakır hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde; Suça sürüklenen çocuğa yüklenen suçun gerektirdiği cezanın yasada belirtilen türü ve üst sınırına göre; dava, 5237 sayılı TCK’nun 66/e-2, 67/ Maddelerinde öngörülen (5 yıl 4 aylık) asli, (7 yıl 12 aylık) kesintili zamanaşımı süresine tabi bulunmakla; zamanaşımını kesen en son işlemlerden olan Ordu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkumiyet kararının verildiği, 2007 tarihinden 2014 günlü inceleme tarihine kadar 5 yıl 4 aylık asli zamanaşımı süresinin geçmiş bulunduğu anlaşılmış olmakla suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan CMUK’nun Maddesi uyarınca sanık T. Ç. Yönünden hükmün BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı kanunun 322/ Maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5237 sayılı TCK’nun 66/e-2 ve 67/ Maddeleri uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının DÜŞÜRÜLMESİNE, itiraza uygun olarak 2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”