Başvuru, telif hakkından bahisle ön söz mahiyetindeki takriz metninin yayımcısı olduğu kitaptan çıkarılmasına karar verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, telif hakkından bahisle ön söz mahiyetindeki takriz metninin yayımcısı olduğu kitaptan çıkarılmasına karar verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/3/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, basım ve yayım alanında faaliyet gösteren bir şirkettir. İlk baskısı 1960 yılında yapılan "Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye" isimli kitabın 1967 yılındaki baskısına eski Kadıköy Müftüsü A.Ü. 7/7/1967 tarihli, eser ile müellifini övücü nitelikte bir takdim yazısı olan takriz metnini ilave etmiştir. Başvuruya konu takriz metni, bahse konu kitabın sonraki yıllarda yapılan baskılarında da aynen yer almaya devam etmiştir. A.Ü.nün mirasçısı olan oğlu A.H.Ü. 30/10/2013 tarihinde başvurucu Şirkete karşı takrizin söz konusu kitaptan kaldırılması talebiyle bir dava açmıştır. Dava dilekçesinde davacı; "Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye" kitabındaki takrizin babasına ait olmadığını, takrizin kitabın reklamında bir vasıta olarak kullanılıp bu yolla ticari gelir elde edildiğini ve kitabın güvenirliğini artırmak için kullanılan yazının kaldırılması talebiyle çekilen ihtarnamelerden sonuç alınamadığını belirtmiştir. Davacı murisin ölümünden sonraki her yeni basımıyla kitabın birçok değişikliğe uğradığını, takrizin yayımlanmasının kişilik haklarına saldırı olduğunu, 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca eserin sahibinden veya mirasçılarından yayım için izin alınmadığını belirterek takrizin kaldırılmasını istemiştir. Başvurucu Şirket, davaya cevabında davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Başvurucu; cevap dilekçesinde öncelikle davacının aktif dava ehliyetine sahip olmadığını ve hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürmüştür. Murise ait takrizin bir eser niteliğinde olmadığını, takrizin murisin izni ile kitaba konulduğunu, takrizin yayımlanmasının kişilik haklarına bir saldırı teşkil etmediği gibi kitapta murisin övüldüğünü ve yeni basımlarında kitabın sadece hacimsel olarak genişlediğini, buna karşılık içeriğinde bir değişiklik olmadığını açıklamıştır. Açılan davaya bakan İstanbul Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) tarafların iddia ve itirazları kapsamında bilirkişi raporları aldırmıştır. İlk bilirkişi raporunda; davaya konu takrizin 5846 sayılı Kanun kapsamında bir ilim ve edebiyat eseri olduğu, eserin davacının murisi olan A.Ü. tarafından yazıldığı, takrizin eser sahibinin rızası dışında basılamayacağı ve kitabın farklı baskılarında takriz metninde bir değişiklik yapılmadığı belirtilmiştir. İkinci bilirkişi heyetine ait raporda ise murise ait takrizin bir eser niteliğinde olduğu, kitapta takrize yer verilmesinin davacının manevi haklarına bir saldırı kabul edileceği ancak kitap baskısından baskısına kadar takriziyle yayımlandığından uzun bir süre sonra dava açılmasının hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiği açıklanmıştır. Bilirkişi heyetindeki bir üye ise yıllar sonra açılan davanın hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olmayacağını ifade etmiştir. Mahkeme 8/3/2016 tarihinde davanın kabulü ile takriz kısmının kitaptan çıkarılmasına karar vermiştir. Mahkeme; kararın gerekçesinde takrizin murise ait olduğunu, takrizin 5846 sayılı Kanun'un 1/B ve maddeleri kapsamında eser niteliği taşıdığını ve başvurucunun kitabı yayımlamaya devam etmesi nedeniyle zamanaşımı itirazının yerinde olmadığını açıklamıştır. Mahkeme, eser sahibi olan muristen takrizin yayımlanabileceğine ilişkin izin alındığına dair bir belgenin bulunmadığını ve sonraki yıllarda yapılan genişletilmiş baskılar için mirasçılardan herhangi bir izin de alınmadığını belirtmiştir. Kararda, bilirkişi raporunun aksine takrizin ilk yazıldığı baskının 496 sayfa olmasına karşın son baskılarda 248 sayfaya ulaşan kitapta murisin takriz yazısının aynen korunuyor olmasının hukuka uygun sayılamayacağı, bir yazarın veya eserin tanıtılması amacıyla yazılan takrizin amacını aşar şekilde son baskılarda da kullanıldığı ifade edilmiştir. Başvurucu Şirket, kararı temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 9/5/2018 tarihinde 5846 sayılı Kanun'un maddesinin üçüncü fıkrası ile maddesi uyarınca eserin mahiyet ve hususiyetini bozucu hâllerde ref kararı verilebileceğini belirterek başvurucu Şirketin temyiz itirazlarını reddetmiş, usul ve yasaya uygun bulduğu mahkeme kararını onamıştır. Başvurucu Şirket, temyiz itirazları kapsamında karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Aynı Daire 4/2/2019 tarihinde karar düzeltme nedenleri bulunmadığını belirterek başvurucunun istemini reddetmiştir. A. Ulusal Hukuk 5846 sayılı Kanun'un "Tanımlar" kenar başlıklı 1/B maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunda geçen tanımlardan;a) Eser: Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini,b) Eser sahibi: Eseri meydana getiren kişiyi," 5846 sayılı Kanun'un "İlim ve edebiyat eserleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İlim ve edebiyat eserleri şunlardır: Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve ..." 5846 sayılı Kanun'un "Eserde değişiklik yapılmasını menetmek" kenar başlıklı maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:"Eser sahibi kayıtsız ve şartsız olarak yazılı izin vermiş olsa bile şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri menedebilir. Menetme yetkisinden bu hususta sözleşme yapılmış olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür. " 5846 sayılı Kanun'un "Hakları kullanabilecek kimseler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Eser sahibi 14 ve 15 inci maddelerin birinci fıkralariyle kendisine tanınan salahiyetlerin kullanılış tarzlarını tesbit etmemişse yahut bu hususu her hangi bir kimseye bırakmamışsa bu salahiyetlerin ölümünden sonra kullanılması, vasiyeti tenfiz memuruna; bu tayin edilmemişse sırasiyle sağ kalan eşi ile çocuklarına ve mansup mirasçılarına, ana - babasına, kardeşlerine aittir.Eser sahibinin ölümünden sonra yukarıdaki fıkrada sayılan kimseler eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl kendi namlarına kullanabilirler."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Ashby Donald ve diğerleri/Fransa (B. No: 36769/08, 10/1/2013) kararında, bir defilede başvurucunun çektiği fotoğrafların izin alınmaksızın diğer başvurucuların yönettiği bir internet sitesinde yayımlanması nedeniyle telif hakları mevzuatına aykırı davrandıklarından başvurucuların adli para cezasına mahkûm edilmesi ile uğranılan zarar için tazminata hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini değerlendirmiştir. Başvurucular yayımlanan fotoğrafların kamu yararını ilgilendirdiğini ve müdahalenin orantısız olduğunu ileri sürmüştür. AİHM, öncelikle fotoğrafların bir moda şirketinin internet sitesinde yayımlanmasının kâr amacı gütmekle birlikte ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını ve verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğüne bir müdahale teşkil ettiğini belirtmiştir (Ashby Donald ve diğerleri/Fransa, § 36). Anılan başvuruda müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğünü ve başkalarının haklarının korunması amacı taşıdığını kabul eden AİHM, ifade biçiminin ticari gayelere yönelik olduğunu ve bu hâliyle kamu yararına yönelik bir tartışmaya katkı sunduklarının söylenemeyeceğini açıklayarak devletin bu alanda genişleyen takdir yetkisinin somut olayda aşılmadığını açıklamıştır (Ashby Donald ve diğerleri/Fransa, §§ 39-42). AİHM, başvurucuların tazminat olarak ödedikleri miktarın ekonomik durumları üzerinde nasıl bir etkiye yol açtığına dair herhangi bir delil de sunmadıklarından müdahalenin orantısız olduğunun söylenemeyeceğini belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir (Ashby Donald ve diğerleri/Fransa, §§ 43-45). Neij ve Sunde Kolmisoppi/İsveç ((k.k.), B. No: 40397/12, 19/2/2013) başvurusunda ise dosya paylaşımına imkân sağlayan bir internet sitesinin yöneticileri olan başvurucular hakkında söz konusu sitede telif hakları mevzuatına aykırı olarak müzik, film ve bilgisayar oyunları paylaşılması nedeniyle hapis cezasına ve tazminat ödemelerine hükmedilmiştir. Başvurucular; dosya paylaşımı sağlayan bir platform işletmenin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını, bazı kullanıcıların telif haklarına aykırı paylaşımlarından dolayı kendilerinin cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. AİHM Neij ve Sunde Kolmisoppi/İsveç kararında, insanların birbirleriyle dosya paylaşmalarına imkân sağlayan bir platform işletmenin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını ve müdahalenin kanunla öngörülüp başkalarının haklarının korunması meşru amacına yönelik olduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte cezalandırılmaya konu paylaşımların kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sunan diğer ifade biçimlerine tanınan korumadan faydalanamayacağını ve başvuru konusu olayda devletin takdir yetkisinin geniş olduğunu açıklayan AİHM; başvurucuların mahkûmiyete ilişkin kararda ilgili ve yeterli gerekçe bulunduğuna, ayrıca daha önce talep edilmesine rağmen cezaya neden olan içeriklerin siteden kaldırılmadığına dikkat çekerek başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna hükmetmiştir.