T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/331 - 2026/32 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız) (HMK. 353/1-a.6 Maddesi Uyarınca Kararın Kaldırılarak Mahkemesine Gönderilmesi) ESAS NO : 2025/331 KARAR NO : 2026/32 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA BATI 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/02/2025 NUMARASI : 2022/1043 Esas - 2025/19…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/331 - 2026/32 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız) (HMK. 353/1-a.6 Maddesi Uyarınca Kararın Kaldırılarak Mahkemesine Gönderilmesi) ESAS NO : 2025/331 KARAR NO : 2026/32 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA BATI 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/02/2025 NUMARASI : 2022/1043 Esas - 2025/196 Karar DAVANIN KONUSU : Eser Sözleşmesine Dayalı Tazminat KARAR TARİHİ : 08/01/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 15/01/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkin davada mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme neticesinde; İDDİA : Davacı vekili; müvekkili şirketin 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri kanunu kapsamında teknoloji geliştirme bölgesinde işletme faaliyetinde bulunduğunu, ...A.Ş. (...) ve ... ve Ticaret A.Ş.'nin (...) ortaklığıyla 4 mayıs 2010 tarihinden beri faaliyette bulunmakta olup başta savunma sanayi olmak üzere havacılık/uzay, denizcilik, ileri elektronik, enerji, sağlık bilimleri ve endüstriyel yazılım alanlarında yüksek teknoloji geliştirmeleri için Ar-Ge çalışmaları yapan ..., ... gibi şirketlerin aralarında bulunduğu 300'ü aşkın yerli ve yabancı şirkete ev sahipliği yaptığını, müvekkili şirketin dış cephe işleri için 3. Etap A Blok’ta 22.01.2021 tarihinde devreye alınan monoray sistem ve sepetlerin bedelini davalı tarafa ödeyerek satın aldığını, bu sistemde işletme döneminde ortaya çıkan ve taraflarınca belirlenen kusurların garanti kapsamında giderilmesi için 15.02.2021 tarihinde davalıya bildirimde bulunulduğunu ve davalı firma yetkililerince tespit yapıldığını ve 24.02.2021 tarihinde tanzim edilen raporda garanti kapsamında değiştirilmesi istenen parçaların garanti kapsamında olmadığı ve parçaların ancak ücret karşılığında değiştirilerek 7 gün içerisinde monoray sistemin çalışır halde teslim edileceğinin ifade edildiğini, davalı yanın 22.02.2021 tarihli maili ile sistemin onarılarak çalışır hale getirilmesi için verilen KDV dahil 30.467,60 TL’lik teklifin taraflarınca kabul edildiğini, akabinde davalı yan yetkilisi ... tarafından iletilen mail ile monoray sepetler ve raylı sistemin atölye ortamında tamirinin daha sağlıklı yapılacağı ve hiç kullanılmamış gibi 7 gün içerisinde teslim edileceği iddiası ile 06.05.2021 tarihinde sepetlerin davalı yanın çalışanları ... ve ... tarafından sökülerek davalı yana ait atölyeye gönderilmek üzere Ankara’ya sevkedildiğini, ancak işin taahhüt edilen 7 günlük süre içerisinde teslim edilmediğini, yapılan mail yazışmalarınca davalı şirket yetkilisi ... tarafından sepetlerin bakımlarının yapıldığının ve ücreti peşin olarak ödemeleri halinde sepetleri teslim edeceğini belirttiğini, taraflarınca iyi niyetli olarak mezkur sepetlerin Teknopark İstanbul Yerleşkesi' ne girdiği an yapılan işe ait tüm ödemenin henüz sepetler araçtan indirilmeden nakden ve defaten ödeneceği bildirilmişse de bu çabalarının sonuçsuz kaldığını, bunun üzerine taraflarınca davalıya noter kanalıyla ihtar çekildiğini, ancak yine bir sonuç alınamadığını, monoray sistemlerin devreye alınamaması sebebi ile temizlik işlemlerinin aksamaması adına dış cephe temizliğini dava tarihi itibari ile 2 kez dağcılar marifeti ile yaptırmak durumunda kaldıklarını, dağcılar marifeti ile yaptırılması gerekli 2 ayrı temizliğe ilişkin piyasadaki çeşitli firmalardan fiyat teklifi alındığını, en uygun fiyat teklifini veren Balrium firmasının %100 iştiraki olan ... Grup firmasına işbu temizlik işinin yaptırıldığını, ödemelerin ... Grup firması ile imzalanmış olan 25.04.2022 Tarihli Temizlik ve Destek Hizmetleri Sözleşmesi kapsamında ek olarak hakkedişlerle ödendiğini, anılan iş kapsamında ... Grup temizlik firmasına dava tarihi itibari ile toplamda 99.120,00 TL (KDV dahil) ücret ödendiğini, ayrıca taraflarınca yeni sepetler alınmak zorunda kalındığını, bu kapsamda ... Makine Mühendislik ve Dış Ticaret Ltd. Şti.' ye toplamda KDV dahil 265.500,00 TL ödendiğini, sonuç olarak Müvekkili Şirketin gerekli ödemeleri yaparak maliki olduğu sepetlere ilişkin mülkiyet hakkının engellendiğini, mülkiyet hakkının engellendiği süreçte monoray sistemin kullanılamaması sebebi ile doğan zararlara katlanmak durumunda kaldığını, keşide ettikleri ihtar ile davalının temerrüde düşürüldüğünü ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 364.620,00 TL' nin temerrüt tarinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekili; davacı tarafından delil olarak sunulan e-posta ekran görüntülerinin gerçeği yansıtmadığını, bahsi geçen e-posta adreslerinin Müvekkili Şirket yetkililerine ait olup olmadığı yönünde herhangi bir ispat vasıtası mevcut olmadığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, e-postanın yazılı delil başlangıcı olarak nitelendirildiğini, Davacı Şirketçe e-posta haricinde asli olarak herhangi bir delil sunulmaması dikkate alınarak iddiaların mesnetten yoksun olduğunun kabulü ile davanın reddi gerektiğini, davacı Şirketin söz konusu sepetli vinçlerin onarımı için gönderilen teklifin kabulüne dair herhangi bir bildirimde bulunmadığını, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu madde 1 "Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur" hükmünü amir olup sözleşmenin kurulması için tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla mümkün olduğunu, iradelerin karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklandığına yönelik ispat yükünün Davacıya ait olduğunu, somut olayda Müvekkili Şirket tarafından teklifin Davacı Şirket'e iletildiğini ve bu teklife aylar boyunca hiçbir cevap alınamadığını, ilgili teklifin onaylandığına ilişkin Müvekkili Şirket’e herhangi bir bilgi, belge ulaşmadığını, bu kapsamda Müvekkili Şirket’in ifasını önerdiği işlemler ağırlıklı olarak döviz endeksli olup; teklifin gönderildiği tarihte 1 USD = 6,99-TL iken, işbu ihtarnamenin düzenlendiği tarihte 1 USD = 10,96-TL olduğunu, Müvekkili Şirket’in teklifinin aylar sonra onaylandığının bildirilerek dokuz ay önceki ücret üzerinden hak talep edilmesinin ticari teamüle ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Davacı Şirket'in delil listesinde bahsedilen "Sevk İrsaliyesi", sevk irsaliyesi vasfına sahip olmayıp hiçbir şekilde bahsi geçen tutanağın kabulü anlamına gelmemek ihtirazı kaydı ile salt usulsüz şekilde düzenlenen tutanak vasfında olduğunu, 06/05/2021 tarihli "Tutanaktır" adlı metinde "06/05/2021 tarihinde 4C binası cephe temizliği için kullanılan 2 adet sepetli vinç Ankara'ya bakıma götürmek için ... Makina firması tarafından sökülerek teslim alınmıştır" şeklinde ibareye yer verilmiş olup ilgili tutanağın Davacı Şirket veya Müvekkili Şirket'ce imzalanmadığını, ... Mekanik Teknisyeni, ... Elektrik Teknisyeni ve .... sıfatlarıyla düzenlenen işbu tutanak kapsamında "...." adı altında olan ...'in Müvekkili Şirket yetkilisi olmayıp 06/05/2021 tarihi itibariyle Müvekkili Şirket'le hukuken ve fiilen herhangi bir bağı mevcut olmadığını, Müvekkili Şirket'e usulüne uygun şekilde teslim edilmeyen mallara ilişkin Müvekkili Şirket'den hak talep edilebilmesinin mümkün olmadığını, ... SGK kayıtlarına göre 09/04/2021 tarihinde müvekkili nezdinde işe girdiğini, 3 numaralı işten ayrılış kodu ile 20/04/2021'de işten ayrıldığını, müvekkili şirket temsilcisinin Ankara Ticaret Sicil Gazetesi Kayıtları uyarınca salt Dava Dışı ...'a ait olup ...'in kat'i surette mal teslim alma/almama yetkisi bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; "Taraflar arasındaki ihtilaf satıma konu monoray sistemi ve sepetlerin ayıplı olmasından kaynaklı olmayıp, bu sistemde çıkan arıza sonucu davalı tarafça sepetlerin alınıp alınmadığı ile bu nedenle uğranılan zararların tazmini istemine ilişkindir. Bilirkişi heyet raporlarında tespit edildiği üzere ... makine atentli 16.02.2021 tarihli raporda yer alan arıza ve tespitler kullanıma bağlı, garanti dışında kalacak arızalar olduğu anlaşılmıştır. 06/05/2021 tarihli tutanak başlıklı belgeden dava konusu sistemlerin davalı firma tarafından alındığı, ve altında imzası bulunan ...'in celp edilen sigortalı bilgilerinden davalının sigortalı işçisi olarak çalıştığı anlaşılmıştır. Her ne kadar tutanak tarihinden kısa bir süre önce işten çıkış yaptığı görülmüşse de, davacının davalının çalışanı olarak bildiği kişinin kısa süre öncesinde işten çıktığını bilmesi mümkün değildir. Nitekim tutanak tarihinden sonra 21/05/2021 tutanakta imzası bulunan ...'in yeniden davalı şirket nezdinde işe başladığı görülmüştür. Yine yazılı delil başlangıcı niteliğinde olan mail yazışmalarında da bu durum desteklenmekte ve davalı şirket temsilcisi tarafından makinelerin teslim alınacağı belirtilmektedir. Bu itibarla davalı tarafın arıza ve bakım için dava konusu sistemi aldığı ve tekrar teslim edildiğine ilişkin dosya kapsamına ispata elverişli bir delil sunmadığı görülmüştür. Davacı taraf bu nedenle uğradığı zararların tazmini istemekte; bilirkişi heyeti tarafından hesaplanan sistemin olmaması nedeniyle dış cephe cam temizliği için 16.250,00 TL, temizleme sistemi arızalarının giderilmesi için 73.160,00 TL (KDV dahil) olmak üzere toplam 89.140,00 TL davacı zararının oluştuğu " gerekçesi ile, 89.410,00 TL nin temerrüt tarihi olan 19/10/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme nedeniyle doğan borcundan dolayı borçlunun temerrüde düştüğünü, bu hususun dosya kapsamında sunulan ihtarnameler, tutanaklar, sözleşmeler, fatura ve diğer deliller ile sabit olduğunu, davalı tarafça gönderilen ihtarnamede mail adresinden teklifin gönderildiğinin açıkça ikrar edildiğini, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, müvekkilince dağcılık marifetiyle yapılan temizlik işlerine yönelik faturaların hatalı değerlendirildiğini, müvekkilinin malik olduğu sepetlerin davalı tarafça haksız olarak tutulduğunu buna rağmen, bu yöndeki zararlarının tazmini için yerel mahkemece herhangi bir hüküm kurulmadığını, mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesinde verilen kararın isabetli olmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; davacı tarafça sözleşmenin kurulmasına delil olarak gösterdiği e - posta adreslerinin müvekkili şirket yetkililerine ait olduğunun ispatlanamadığını, nitekim yerel mahkeme kararında da belirtildiği üzere e - postanın delil olmadığını, yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilebileceğini, dosyaya sunulan e - posta görüntülerine ilişkin hosting şirketine müzekkere yazılarak davacının e - postaya konu bilgisayarların incelenmesi gerektiğini, davacı tarafın iddia ettiği gibi bir sistem teslimi alınmadığını, ilgili sistemin davacı uhdesinde bulunduğunu, yerel mahkemece sistem arızaları dolayısıyla davacının 73.160,00 TL zararı oluştuğuna hükmedilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin ihtirazi kaydı ile müvekkili şirketin davacıya onarım için sunduğu iddia edilen teklifin KDV dahil 30.467,60 TL olduğunu, davacı tarafın monoray sistem ve raylarının müvekkili uhdesinde bulunduğunu ispatlayamadığını, davacı tarafından bu hususa ilişkin dosyaya sunulan tutanağın delil vasfı taşımadığını, zira bahsi geçen tutanağı müvekkili şirket adına imzalayan ...'in müvekkili şirket ile bir bağının bulunmadığını bu nedenle, sistemin davacıdan bulunmamasından kaynaklanan harcamalardan müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, yine davacı tanığı olarak dinlenilen ... ve ...'in davacı nezdinde çalışıp çalışmadıklarının araştırılması gerektiğini, yerel mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesinde verilen kararın isabetli olmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 89.410,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiş olup, hüküm taraflarca istinaf edilmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Taraflar arasındaki hukuki ilişki niteliği itibariyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesidir. Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği, tam olarak iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Mahkemece yargılama aşamasında bilirkişi heyeti kurularak rapor ve ek rapor alınmış, sonrasında sistemin arızasının giderilmesi için belirlenen 73.160,00 TL ve sistemin zamanında teslim edilmemesi nedeniyle yaptırılan dış cephe temizlik gideri 16.250,00 TL olmak üzere 89.410,00 TL'nin davalıdan tahsiline dair kısmen kabul kararı verilmiştir. 1-Adil yargılanma hakkı, Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere, 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiştir. HMK'nın 297. maddesine göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK'nın 298/2. maddesinde ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur. HGK'nın 24/02/2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur." Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesi gerekçeli kararın giriş paragrafında davanın satım sözleşmesinden kaynaklandığını belirtmiş, sonrasında eser sözleşmesi ile ilgili hükümlerden bahsedilerek karar verilmiştir. Taraflar arasında 27/02/2021 tarihli teklif formu üzerine kurulan ilişki eser sözleşmesi kapsamında olup, uyuşmazlık eser sözleşmesi hükümleri çerçevesinde çözümlenmelidir. 2- Davacı iş sahibi , davalı yüklenicinin ayıplı iş yaptığını iddia etmektedir. Ayıp, yasa ya da sözleşme hükümleri gereğince, bir eser veya malda bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır. Yüklenici, iş sahibine olan borçlarına aykırı olarak, imâlini yüklendiği eserin ayıplı olması durumunda; açık ayıplarda Türk Borçlar Kanunu'nun 474. gizli ayıplarda ise 477. maddeleri hükümlerine uygun olarak ihbarda bulunduğu takdirde, aynı Kanun'un 475. maddesinde tanınan haklardan yararlanabilir. Şayet, imâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. Bu hakkın kullanması için iş sahibi tarafından ayrı bir dava açılabileceği gibi, yüklenici tarafından aleyhine açılmış olan bir davada da bu hususu def'i olarak ileri sürebilir. Sözü edilen Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde yapılan şeyin iş sahibinin kullanamayacağı ve hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde kusurlu veya sözleşme hükümlerine aykırı olursa iş sahibinin o şeyi kabulden kaçınabileceği ve bu hususta yüklenicinin kusuru bulunursa zarar ve ziyan da isteyebileceği, aynı maddenin II. fıkrasında ayıbın eserin reddini gerektirecek nitelikte bulunmaması halinde iş sahibinin işin kıymetinin noksanı nispetinde bedelden indirim ve eğer o işin onarımı büyük bir masrafı gerektirmez ise yükleniciyi onarmaya mecbur edebileceği hükmü getirilmiştir. Bunlar eserin ayıplı olması halinde iş sahibinin haiz olduğu haklardır. Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde eser sahibine tanınan haklardan hangisini kullanabileceği, mahkemece uzman bilirkişi aracılığıyla eser üzerinde yaptıracağı inceleme sonucu ayıbın derecesi belirlenmek suretiyle takdir olunur. Yukarıda yapılan genel açıklamalar çerçevesinde somut uyuşmazlık incelendiğinde; Mahkemece eser sözleşmesindeki ayıp ve ayıplı eser teslimi halinde iş sahibinin kullanabileceği seçimlik haklar hususu incelenmeden karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece öncelikle söz konusu dış cephe temizlik ünitesine ait sepetlerin nerede ve kimin elinde olduğu belirlenmelidir. Sonrasında bilirkişi heyetinden bir ek rapor alınmak suretiyle, davaya konu olan dış cephe temizlik ünitesi sepetleri nedeniyle, davacı iş sahibinin hangi seçimlik hakkı kullanabileceği ortaya çıkarılmalı, söz konusu arızaların giderilebilir mahiyette olduğunun tespit edilmesi ve sepetlerin halen davalı yüklenicide olduğunun saptanması ve davacının ücretsiz onarım seçimlik hakkını kullanabileceği sonucuna ulaşılması ve onarım bedeline karar verilmesi gerektiğinin değerlendirilmesi halinde, söz konusu sepetlerin davacıya teslimi ile birlikte onarım bedeline hükmedilmelidir. Makinelerin kullanılabilir durumda olmadığı, iş sahibinin sözleşmeden dönme ve iş bedeli iadesi seçimlik hakkını kullanabileceği sonucuna ulaşılması halinde ise, iş bedelinin davacıya iadesi ile söz konusu sepetlerin de yükleniciye teslimine karar verilmelidir. Davacı iş sahibinin söz konusu sepetlerin davalıda kaldığı süre için temizletme giderleri talebi incelenirken; uyuşmazlık konusu dış cephe temizlik ünitesine ait sepetlerin davalı yüklenicide kaldığı süre içerisinde bina dış cephesinin kaç sefer temizlenmesi gerektiği bilirkişi heyetince tespit edilmeli, belirlenen bu tarihler itibariyle serbest piyasa rayiçlerine göre her bir tarih itibariyle makul temizletme giderleri, bilirkişi heyetince saptanmalı ve mahkeme bu suretle hesaplanacak miktara hükmedilmelidir. Bu konuda üçüncü kişilerden alınan fatura bedellerinin esas alınması yahut KDV tevkifat miktarındaki bedelin esas alınması doğru değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığından, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip karara bağlanması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/1043 Esas, 2025/196 nolu kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip, karara bağlanmak üzere mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf başvurusunda bulunan taraflarca yatırılan, istinaf karar harcının talep halinde kendilerine iadesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ve istinaf başvuru harcının ilk derece mahkemesince verilecek yeni kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, 7-Dosya kapsamında icranın geri bırakılması kararı alınabilmesi için yatırılan bir teminat bulunması halinde, İİK. 36/5 maddesi uyarınca ilgili icra müdürlüğünce teminatın yatıran tarafa iadesine, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 08/01/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan E-imzalıdır Üye E-imzalıdır Üye E-imzalıdır Katip E-imzalıdır