Başvuru, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/9/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde şube müdürü olarak görev yapmakta iken yurt dışı teşkilatta görevlendirilmek için açılan sınava katılmış ve yazılı aşamasında başarılı olmuştur. Mülakat aşamasında 55 puanla değerlendirilen başvurucu başarısız sayılmıştır. Başvurucu mülakat aşamasında başarısız sayılmasına ilişkin işleme karşı Ankara İdare Mahkemesi nezdinde iptal davası açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi 29/4/2005 tarihli kararı ile mülakat sınavının objektif kriterlere uygun yapıldığının ortaya konulamadığı gerekçesine yer vererek başarısız sayılma işlemini iptal etmiştir. İptal kararı kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. İptal kararı gereği yerine getirilerek yeniden yapılan mülakat sınavında 72 puan alarak başarılı olan başvurucu 28/7/2006 tarihinde yurt dışı teşkilatta görevlendirmesinin yapılması için MEB'e başvuruda bulunmuştur. Başvuruda bulunurken Vaşington ve Londra eğitim müşavirliği kadrolarına yönelik isteğini de dile getirmiştir. 25/9/2006 tarihli ve 8459 sayılı müşterek kararname ile başvurucu, Tiflis Büyükelçiliği eğitim müşavirliğine atanmıştır. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme sonucu, başvurucunun puanının yetmesine rağmen Londra ya da Washington eğitim müşavirliği kadrosuna atanmayarak Tiflis eğitim müşavirliğine atanmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla 25/9/2006 tarihli müşterek kararnamenin ve 24/2/2004 tarihli ve 25383 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Yurt Dışı Teşkilatına Sürekli Görevle Atanacak Personelin Seçimine İlişkin Yönetmelik'in (Yönetmelik) maddesi ile maddesinin iptali için Danıştay İkinci Dairesi nezdinde dava açtığı anlaşılmıştır. Davanın 2006 yılı içinde açıldığı görülmektedir. Danıştay İkinci Dairesi 18/12/2006 tarihli kararıyla dilekçe ret kararı vermiştir. Gerekçede; Yönetmelik hükümlerinin mülakat sınavının usulüne dair belirleme içerdiği, mülakatta başarılı olan başvurucunun Tiflis'e atanma işlemi ile arasında maddi hukuki bağ bulunmadığı ve bu nedenle atama işlemine karşı Ankara idare mahkemesi nezdinde, Yönetmelik için ise Danıştay nezdinde iki ayrı dilekçe ile dava açılması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu dilekçe ret kararı üzerine 25/5/2007 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde müşterek kararnamenin iptali için dava açmıştır. Mahkeme ilk etapta 9/8/2007 tarihli kararı ile davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. Ret gerekçesinde müşterek kararnamenin 10/10/2006 tarihinde tebliğ edilmesinden itibaren süresi içinde dava açılmadığı ifade edilmiştir. Süre ret kararı Danıştay İkinci Dairesi tarafından 11/3/2008 tarihli kararla bozulmuştur. Bozma kararında, müşterek kararnamenin tebliğinden itibaren süresi içinde ilk olarak Danıştay nezdinde dava açıldığı ve Danıştay tarafından verilen dilekçe ret kararı üzerine dilekçenin yenilenmesi suretiyle otuz günlük süre dâhilinde müşterek kararnamenin iptali için davanın açıldığı belirtilmiştir. Bu yargısal süreç devam ederken başvurucu, müşterek kararname uyarınca Tiflis'e gitmiş ve üç yıllık süre boyunca eğitim müşavirliği görevini ifa ederek 2009 yılında yurda dönmüştür. Mahkeme, bozma kararı üzerine 16/7/2009 tarihinde yeniden kayıt açarak işin esasına geçmiş ve 12/5/2010 tarihli kararıyla müşterek kararnameyi iptal etmiştir. İptal gerekçesinde öncelikle millî eğitim mevzuatı uyarınca yeterlilik ve mülakat sınavlarında alınan puan dâhilinde yapılacak başarı sıralamasına göre boş kadro imkânları mucibince eğitim müşavirliklerine atama yapılacağı hatırlatılmıştır. Londra eğitim müşavirliğine atanan kişinin 82,5; Washington eğitim müşavirliğine atanan kişinin 73,6 ve başvurucunun 81 puana sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda görevlendirilen diğer kişiler ile başvurucunun puanı kıyaslanarak ve Londra ile Washington eğitim müşavirliklerinin vekâleten yürütüldüğü de dikkate alınarak başvurucunun Tiflis eğitim müşavirliğine atanmasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. İptal hükmü Danıştay İkinci Dairesinin 2/10/2014 tarihli kararı ile onanmış ve karar düzeltme istemi aynı Dairenin 2/7/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir. UYAP üzerinden yapılan inceleme sonucu, başvurucunun lehine verilen 12/5/2010 tarihli iptal kararının uygulanmadığını belirterek şikâyet ettiği MEB bürokratlarına soruşturma izni verilmemesine dair 30/4/2012 tarihli işleme Danıştay nezdinde itiraz ettiği, Danıştay Birinci Dairesinin 1/10/2012 tarihli kararı ile itirazı reddettiği görülmektedir. Ret gerekçesinde "şikayetçinin atama işleminin iptali istemiyle açtığı davanın Tiflis Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği görevinin tamamlanmasından sonra Ankara İdare Mahkemesince 2010 tarih ve E:2009/825, K:2010/687 sayılı kararıyla sonuçlandırıldığı ve bu kararla dava konusu işlemin iptal edildiği, ancak atama işleminin iptaline hükmedilmeden önce şikayetçinin söz konusu görevitamamladığı, dolayısıyla Mahkeme kararının uygulanmasının fiilen mümkün olmadığı, ...bu nedenlerle ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı" ifade edilmiştir. Diğer taraftan başvurucu 22/10/2010 tarihinde de Londra eğitim müşaviri olarak atanmak için MEB'e başvurmuş ancak talebinin reddi üzerine bu işlemin iptali için Ankara İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi 13/3/2013 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinde; başvurucunun Tiflis eğitim müşavirliğine atanarak göreve başladığı üç yıllık yurt dışı görev süresini tamamlayarak 2009 yılında yurda döndüğü, Londra eğitim müşavirliğine atanmak için tekrar sınava girip başarılı olması gerektiği ifade edilerek atanma talebinin reddinin hukuka uygun olduğu belirtilmiştir. Ret kararı Danıştay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu müşterek kararnamenin iptal edildiği yargılama sürecine ilişkin nihai hükmü 13/8/2015 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 1/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesince başvurucunun uygulanmadığını ileri sürdüğü kararın gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ve başvurucu hakkında konuya ilişkin olarak bir işlem yapılıp yapılmadığı hususlarında MEB'den bilgi istenmiştir. MEB tarafından gönderilen 6/12/2018 tarihli yazı ve eklerinde yukarıda aktarılan olay silsilesine yer verilmiş ve bu yapılırken Ankara İdare Mahkemesinin 13/3/2013 tarihli kararında belirtilen başvurucunun yurt dışı eğitim müşavirliğine atanmak için tekrar sınava girip başarılı olması gerektiği noktasına vurgu yapılmıştır. Nihai olarak başvurucu hakkında konuya ilişkin olarak bir işlem tesis edilmediği bildirilmiştir. A. Ulusal Hukuk İlgili mevzuat 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararların sonuçları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.... Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir." Yönetmelik'in müşterek kararnamenin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan hâlinin maddesi ile maddesinin ilk cümleleri sırasıyla şöyledir:"Bakanlığın yurt dışı teşkilatı kadrolarına sürekli görevle atanacaklar hizmetin gerektirdiği meslekî bilgi ve yeterliklerinin tespiti için yazılı veya sözlü olarak yapılacak Meslekî Yeterlik Sınavına tâbi tutulurlar.Sınavlar sonucunda başarılı olanlar, en yüksek puan alandan başlanılarak atanmak istedikleri kadrolara boş kadro imkânları ölçüsünde başarı sıralamasına göre atanırlar." Yönetmelik'in gerek daha sonra yürürlüğe giren gerekse mevcut hâlinde yukarıda yer alan hükümlere koşut düzenlemelere yer verilmiştir. Yargı Kararları Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yargı kararının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde verilen ısrar kararının bozulmasına ilişkin 22/4/2014 tarihli ve E.2011/1088, K.2014/1787 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Anayasada ve Yasada yer alan emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan kaçınmasının, 'ağır hizmet kusuru' oluşturacağı açık bulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi gerekmektedir.İncelenen olayda; davacının 2006 yılı sicil raporunun 'orta' olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyine karşılık gelecek not seviyesinde (71 notla yine orta olarak) düzenlenmiştir. Ayrıca davacının hakkındaki soruşturma ve iddiaların sadece bununla ilgili sicil hanelerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği yönündeki iptal kararının gerekçesi dikkate alınmamış ve yeniden düzenlenen 2006 yılı sicil raporunda hakkındaki soruşturma ve iddialarla ilgili olmayan sicil haneleri aynı şekilde olumsuz değerlendirilmiş ve bunun sonucunda davacının 2006 yılı sicili yine 71 notla orta olarak düzenlenmiştir. Belirtilen durum karşısında, idarenin mevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardı etmek suretiyle yargı kararının uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun sonucunda davacının manevi olarak zarara uğradığı kabul edilmelidir. Bu itibarla; olayda manevi tazminat ödenmesini gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararını uygulamadığı saptanan davalı idarenin, olaydaki kusurunun niteliği ve ağırlığının dikkate alınarak Mahkemece takdir edilecek miktarda manevi tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmektedir. " Danıştay Üçüncü Dairesinin özelleştirme ihalesi ve işletme hakkı verilmesi işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesine rağmen hukuki ve fiilî imkânsızlık gerekçe gösterilerek iptal kararının uygulanmaması sonucu işçi akitlerinin feshedilmesinden kaynaklı olarak uğranılan zararın tazmini için açılan davada verilen hükme yönelik 6/11/2006 tarihli ve E.2006/2939, K.2006/4217 sayılı bozma kararının ilgili kısmı şöyledir: "Yargı kararları gereğinin yerine getirilmesi yukarıda yer verilen Anayasa ve İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca zorunlu olmasına karşın, davalı idarenin, ... özelleştirilmesi işlemlerinin iptal edilmesine ilişkin yargı kararlarının gereğini yerine getirmediği, bu nedenle de işyerinde çalışan işçilerin iş akitlerinin feshedildiği sonucuna ulaşıldığından...Öte yandan, iptal kararlarının gereklerinin hukuki veya fiili imkânsızlık nedeniyle yerine getirilmemiş olması, ilgililerin bu nedenle ortaya çıkan zararlarının ödenmemesine engel teşkil etmemekte, aksine hukuka aykırılığı yargı kararı ile tespit edilen bir işlem nedeniyle uğranılan zararların, bu iptal kararının uygulanmaması nedeniyle telafisi olanağı ortadan kalktığı için tazmin yükümlülüğü ortaya çıkmaktadır.İptal edilen işlem nedeniyle doğan zarar, bu iptal kararının uygulanmaması nedeniyle telafi edilemediğine göre, ... doğan zararın muhtemel zarar olarak nitelendirilmesi mümkün değildir ..." Danıştay Beşinci Dairesinin muvafakat verilmemesi işleminin yargı kararı ile iptali üzerine açılan tam yargı davasında verilen hükme yönelik 20/11/2009 tarihli ve E.2007/6374, K.2009/6756 sayılı kısmen bozma kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının O.S.E. Enstitüsü'nde öğrenim görmesini sağlayacak kurumlar arası naklen atama işlemine muvafakat verilmemesinin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi ve bu yargı kararının uygulanması aşamasında Enstitüye 2004 yılında öğrenci alınmadığı gerekçe gösterilerek hukuki ve fiili imkansızlık nedeniyle davacının Enstitüde öğrenime başlatılmaması karşısında, davalı idare tarafından 2001 yılında kurulan muvafakat vermeme işleminin davacının O.S.E. Enstitüsü'ne kayıt yaptırmasına ve böylece yüksek öğrenimle bilgi ve yeteneklerini artırarak kendisini geliştirip mesleğinde ilerlemesine engel oluşturduğu açık olduğundan, davacının bu nedenle duyduğu elem ve acının kısmen de olsa manevi tazminatla giderilmesi ve davalı idarenin hizmet kusurunun ağırlık derecesine göre -TL manevi tazminat isteminin tamamının kabul edilmesi gerekirken, manevi tazminat isteminin -liralık kısmının reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir." Danıştay Beşinci Dairesi 19/11/1996 tarihli ve E.1994/4362, K.1996/3530 sayılı kararı ile "yurt dışı görevden yurt içi asli göreve döndürülmeye ilişkin işlemin iptali için açılan davada verilen iptal kararının hukuki ve fiili imkansızlık nedeniyle uygulanamadığı anlaşılsa da, davalı idarenin, yargı kararı ile iptal edilen işlemiyle hizmet kusuru işlediği" sonucuna ulaşılarak Ankara İdare Mahkemesi tarafından verilen 16/11/1993 tarihli ve E.1991/636, K.1993/1418 sayılı tazminat hükmünü onamıştır.B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). AİHM'e göre herhangi bir mahkeme tarafından verilen bir kararın icrası, maddenin amaçları bağlamında davanın ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya (No. 1) [BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai yargı kararına uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde 6/ maddenin hükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olur. (Burdov/Rusya, § 37). AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacının medeni hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin yargılamalar bağlamında- daha büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir. Gerçekte davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda bulunmak suretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil aynı zamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadan kaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekilde korunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması idari makamların kararı icra etme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan, B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32). AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda Sözleşme'nin maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin bir yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi, madde anlamında davanın tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34). AİHM, Sözleşme'nin maddesi kapsamında bir yargı yerine ulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007, § 54). Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye (B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 73-75) kararında 2577 sayılı Kanun'a göre açılabilecek tazminat davalarının yargı kararının icra edilmemesi şikâyetleri bakımından etkili bir iç hukuk yolu olup olmadığı tartışılmıştır. AİHM bir kararın uygulanma biçiminin ilgilinin uğradığı maddi veya manevi zararın tazmin edilmesi hususuyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM tam yargı davalarında bir yargı kararını uygulamamanın genellikle hizmet kusuru olarak değerlendirildiği doğru olsa dahi bu durumun bundan dolayı ortaya çıkan zararın tazminini sağlamak için yeterli olmadığını belirtmiştir. AİHM 2577 sayılı Kanun'un özel hüküm (lex specialis) niteliğindeki hükümleri kapsamında öngörülen hukuk yolunun -mevcut davada olduğu gibi- yargı kararlarının uygulanmamasına dayandırılan şikâyetler bakımından uygun tazminat yolu oluşturmadığını belirtmiştir. AİHM aynı kararda, genel hüküm niteliğindeki tam yargı davası hükümlerinin idare tarafından yargı kararlarının icra edilmemesi konusunda uygulanabileceği varsayılsa dahi hem teorik hem de pratik olarak bu tarz bir davada etkinlik ve erişebilirlik şartlarının oluştuğunun ispatlanamadığını vurgulamıştır. AİHM bu bağlamda, Türk hukukuna göre yargı kararlarının aynen icrasının önünde aşılamaz bir engelin varlığı saptanmışsa idarenin başvuranlara mevcut durumun özelliklerine uygun olarak eski hâle getirmeye (restitutio in integrum) denk düşecek en uygun alternatif çözümü teklif etme yükümlüğünün olduğunu hatırlatmıştır. AİHM'e göre başvurucuların lehine herhangi bir sonuç doğuracağı varsayılsa dahi tam yargı davasından elde edecekleri sonuç, iptal davalarında elde ettiklerinden farklı olmayacaktır (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, §§ 95-98). Reisner/Türkiye (B. No: 46815/09, 21/7/2015, §§ 48-50) kararına konu olayda ise bir bankaya elkonulması işleminin yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen bu bankanın üçüncü bir kişiye satışı nedeniyle söz konusu yargı kararının uygulanmaması söz konusudur. AİHM başvurucunun dava açabilmekle birlikte iptal kararının icrasının mümkün olamadığına dikkati çekmiştir. AİHM'e göre yerel icra usulünün karmaşıklığı veya devletin bütçe sistemi, Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebilir yargısal kararların makul bir süre içinde icra edilmesini herkes için sağlama yükümlülüğünden devleti muaf tutamaz.