Başvuru, satın alınan taşınmazın kadastrodan kaynaklanan maddi bir hatanın düzeltilmesi kapsamında yüz ölçümünün azaltılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, satın alınan taşınmazın kadastrodan kaynaklanan maddi bir hatanın düzeltilmesi kapsamında yüz ölçümünün azaltılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/12/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. İlgili Tapu Kaydı Ankara'nın Sincan ilçesi Yenipeçenek köyünde 1955 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 1488 parsel numarası ile sınırlandırılan tarla vasfındaki taşınmaz 500 m² yüzölçümlü olarak Ş.A.Y. adına tespit ve tapuya tescil edilmiştir. Kayıt malikinin ölümüyle 27/3/1981 tarihinde mirasçıları arasında yapılan rızai taksim sonucu bu taşınmaz, miras bırakanın eşi Y. adına tescil edilmiştir. Y., taşınmazı 24/2/1994 tarihinde tapuda H.G.ye 000 TL (eski TL ile) bedelle satış suretiyle devretmiştir. Başvurucu, anılan taşınmazı 000 TL bedelle tapuda 2/2/2009 tarihinde kayıt maliki H.G.den satın almıştır.B. Yüz Ölçümünün Düzeltilmesi Süreci Yenimahalle Kadastro Müdürlüğü 25/1/2011 tarihinde, başvurucunun satın aldığı söz konusu taşınmazın kadastrosunda yapılan maddi hatanın düzeltilmesine karar vermiştir. Kadastro Müdürlüğü; bu hata yüzünden taşınmazın yüz ölçümünün sehven 500 m² olarak tapuya tescil edilmiş olduğunu, hâlbuki yapılan tersimat neticesinde sayısallaştırma sonucunda elde edilen koordinat değerleri ile yapılan hesaplama sonucuna göre gerçek yüz ölçümünün 039 m² olduğunu başvurucuya bildirmiştir. Başvurucu, bu işlemin kaldırılması istemiyle 4/2/2011 tarihinde Yenimahalle Tapu Müdürlüğü aleyhine Sincan Sulh Hukuk Mahkemesinde (sonradan Ankara Batı Sulh Hukuk Mahkemesi) dava açmıştır. Mahkeme, dava konusu taşınmazın başında kadastro uzmanı teknik bilirkişi ile birlikte keşif yapmıştır. Bilirkişinin 27/7/2001 tarihli raporunda özetle şu hususlara yer verilmiştir:i. Gerek kadastro çalışmaları sırasındaki gerekse de arazide kullanılan sınırlara göre yapılan ölçümler sonucunda taşınmazın yüz ölçümü sehven 500 m² olarak tapuya tescil edilmiştir.ii. Rapora göre taşınmazın olması gereken yüz ölçümü 000 m² civarında olup Kadastro Müdürlüğünce taşınmazın yüz ölçümünün 039 m² olarak düzeltmesinde ölçüm ve hesap tekniği yönünden herhangi bir yanlışlık bulunmamaktadır. iii. Ayrıca taşınmaz maliki tarafından bahçe olarak kullanılan zemindeki sınırların ölçümüne göre ise taşınmazın yüz ölçümünün 017,94 m² olduğu bildirilmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporunu hükme esas alarak 29/7/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesince 30/12/2011 tarihinde onanmıştır. Tazminat Davası Süreci Başvurucu, taşınmazı satın aldığı H.G. ile Maliye Hazinesi aleyhine 4/2/2011 tarihinde Sincan Asliye Hukuk Mahkemesinde (sonradan Ankara Batı Asliye Hukuk Mahkemesi) tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde, başvurucunun taşınmazı tapu kaydını esas alarak ve buna güvenerek satın aldığı ancak sonradan taşınmazın yüz ölçümünün azaltılarak zarara uğratıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, davalılar aleyhine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 000 TL tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme 14/9/2012 tarihinde mahalli bilirkişiler, ziraat, mülk ve hukukçu ile kadastro uzmanı teknik bilirkişiler eşliğinde mahallinde keşif yapmıştır. Kadastro uzmanı teknik bilirkişinin 17/9/2012 tarihli raporunda, yapılan düzeltme işlemiyle başvurucunun taşınmazında 461 m² miktarında bir azalma olduğu belirtilmiştir. Teknik Bilirkişi Kurulunun 28/9/2012 tarihli raporunda özetle şu hususlara yer verilmiştir:i. Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan düzeltme sonucu başvurucunun satın aldığı taşınmazın yüz ölçümünde 461 m² miktarında bir azalma meydana gelmiştir.ii. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesine değinilerek bu madde uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan devletin kusursuz sorumluluğunun mevcut olduğu belirtilmiştir. Rapora göre ayrıca davalı H.G.nin de akdi ilişki nedeniyle başvurucuya karşı sorumluluğu vardır.iii. Raporda taşınmazın tapuda belirtilen satış bedelinin harç ve masraflardan kaçınmak amacıyla gerçek değerinden çok altında gösterildiği belirtilmiştir. Rapora göre taşınmazın üzerinde altmış yetmiş adet, sekiz yaşlarında kiraz ağacı bulunmaktadır.iv. Uyuşmazlık konusu taşınmazın fiilen kiraz bahçesi olarak kullanıldığı belirtilerek net gelir yöntemine göre kapama kiraz bahçesinin birim fiyatının 33,30 TL/m² olduğu belirtilmiştir. Objektif değer artışı oranı %50, kapitalizasyon faiz oranı ise çeşitli ölçütler esas alınarak %4 olarak belirlenmiştir. Buna göre başvurucunun zararının ise 461*33,30=812,50 TL olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme 4/6/2013 tarihinde davanın kısmen kabülü ile 812,50 TL tutarındaki tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen davacı yararına tahsiline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, 4721 sayılı Kanun'un maddesine göre tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğu belirtilmiştir. Mahkemeye göre devletin kusursuz sorumluluğu, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi veya yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kılınması temeline dayanmaktadır. Mahkeme, tapu sicilinin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devletin gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Kararda, kadastro sırasında dayanaksız veya gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlenmesi ve taşınmazın niteliğinde yapılan yanlışlıkların da bu kapsamda olduğuna ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına atıf yapılmıştır. Mahkeme ayrıca davalı H.G.nin de satış sözleşmesi kapsamında sorumlu olduğunu kabul etmiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesince 29/1/2014 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararında, tapu sicilinde çaplı olarak kayıtlı bulunan taşınmazların çapa bağlı yüz ölçümleri ile geçerli olduğu ifade edilmiştir. Daire; satın aldığı çaplı taşınmazın kaç metrekare olduğunu, kullandığı zeminin durumundan ve taşınmazın çap örneğinden başvurucunun her zaman bilebilecek durumda olduğunu vurgulamıştır. Daireye göre başvurucu, taşınmazın yüz ölçümünün maddi yanılgı nedeniyle yanlış yazılmış olmasından dolayı zarara uğradığını ileri sürerek 4721 sayılı Kanun'un maddesi gereğince devletin sorumlu tutulmasını isteyemez. Bozma kararında, davalı H.G. yönünden açılan dava bakımından ise resmî bir ölçüye dayalı olduğu takdirde sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça satıcının sorumlu tutulamayacağına dair 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun maddesine işaret edilmiştir. Daire, somut olayda ise başvurucuya satılan taşınmazın ölçü miktarının tapudaki miktarından az olması durumunda satıcının başvurucunun zararını tazmin edeceğine ilişkin yazılı bir taahhüdünün bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi, Daire tarafından 30/6/2014 tarihinde reddedilmiştir. Bozma kararına uyan Mahkeme 4/12/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Daire tarafından 21/4/2015 tarihinde vekâlet ücreti yönünden düzeltilmek suretiyle onanmıştır. Daire başvurucunun karar düzeltme istemini 30/9/2015 tarihinde reddetmiştir. Nihai karar, başvurucu vekiline 5/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 1/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Mevzuat Hükümleri 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmeninkaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir." 4721 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Taşınmazın sınırları, tapu plânları ve arz üzerindeki sınır işaretleriyle belirlenir.Tapu plânları ile arz üzerindeki işaretler birbirini tutmazsa, asıl olan plândaki sınırdır..." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Bir taşınmazın kütüğe kaydı ve belirlenmesinde resmî bir ölçüme dayanan plân esas alınır." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." 818 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Hilafına mukavele mevcut değil ise, satılan gayrimenkul beyi senedinde yazılıolan ölçü miktarınıihtiva etmediği takdirde; bayi, noksanını müşteriye tazmin etmekle mükelleftir. Satılan gayrimenkul resmi bir mesahaya müsteniden sicilde yazılıolan ölçü miktarınıihtiva etmediği takdirde, bayi, tahsisen taahhüt altına girmemişise tazmin ile mükellef değildir." 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Aksine sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle yükümlüdür.Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme dayanılarak tapu siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı, özellikle üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü değildir." Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Dairesinin 6/11/2012 tarihli ve E.2012/8037, K.2012/21480 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Dava, tapu kaydının hatalı oluşması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK.'nun maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.... Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; 1982 yılında kesinleşen tapulama çalışmaları neticesinde 59300 m2 yüzölçümlü olarak tapuya tescil edilen dava konusu taşınmazı, davacıların 1997 tarihinde ilk maliki olan U..'den satın aldıkları, ancak 2010 tarihinde yaptırdıkları aplikasyon ve Silivri Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/46 Değişik iş sayılı dosyasında yapılan tespitler ile Silivri Kadastro Müdürlüğü tarafından düzenlenen 2010 tarihli Teknik Hata Düzeltme Raporunda dava konusu taşınmazın gerçek yüzölçümünün 49215,77 m2 olarak belirlendiği ve bu hatanın kadasto sırasında yüzölçüm hesabı yapılırken, planimetre okumaları arasındaki farkın hatalı hesaplanmasından kaynaklandığı tespit edilerek, dava konusu taşınmazın yüzölçümünün 3402 sayılı Kadastro Kanununun maddesi uyarınca 49215,77 m2 olarak düzeltildiği ve davacıların eksilen 084,23 m2'nin bedelinin tahsili için işbu davayı açtıkları anlaşılmıştır.Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak, birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK.'nun maddesi anlamında Devlet sorumludur. Hal böyle olunca, devletin kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararın oluştuğu ve kadastroişleminden kaynaklanan bu sorumluluğun da TMK.'nun maddesi kapsamında tazmini gerektiği muhakkaktır. (HGK.'nun 2010 gün ve 2010/4-349-2010/318 sayılı kararı)Bu durumda; mahkemece, Hazine aleyhinde açılan davada, tapu kaydının düzeltilmesi nedeniyle, davacının zararının oluştuğunun kabul edilmesi doğrudur...." Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/9/2014 tarihli ve E.2014/13323, K.2014/21725 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; G.. köyünde 1969 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında 253 parsel sayılı taşınmazın planimetre alan tablosunda yapılan hata nedeniyle 525,64 m2 yerine 525,750 m2 yüzölçümlü olarak tespit gördüğü ve söz konusu taşınmazla ilgili olarak 1970 tarihinde Oğuzeli Kadastro Mahkemesine açılıp, 1989/66-1990/179 sayılı dosya üzerinden görülen kadastro tespitine itiraz davası sonucunda taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilerek 525,750 m2 yüzölçümlü olarak ilk malikleri adına tescil edildiği, davacının söz konusu taşınmazdaki 1/5 oranındaki hissesini 2003 tarihinde satış yolu ile edinmesinden sonra, 2011 yılında Kadastro Müdürlüğü tarafnıdan yapılan teknik kontroller sırasında, 253 parsel ile ilgili olarak kadastro çalışmaları sırrasında pilanımetre okuma hatası nedeniyle yüzölçümünün fazla hesaplandığı belirlenerek, Kadastro Kanununun maddesi uyarınca taşınmazın yüzölçümünde düzeltme yapılmasından sonra, davacı tarafından tazminat istemli işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK.nun maddesi anlamında Devlet sorumludur.Bu durumda, dava konusu somut olayda kadastro işlemleri sırasında yapılan hata sonucu tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle, 4721 sayılı TMK.nun maddesi anlamında Devletin sorumluluğuna ilişkin koşulların oluştuğu gözetilip, işin esasına girilerek talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/5/2016 tarihli ve E.2015/8977, K.2016/5849 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 sayılı TMK'nın maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasıdır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; Dibektaş köyünde 1975 yılında yapılan tesis kadastrosu sırasında 81 parsel saylı taşınmazın 4960 m² yüzölçümüyle ve meyve bahçesi niteliğiyle çapa bağlanarak tapu kaydının oluştuğu, satışlar ile kişi adına kayıtlı iken 1994 tarihinde resmî senet ile davacı ya satıldığı, 2014 yılında 3402 sayılı Kanunun maddesi uyarınca yapılan uygulama ile taşınmazın yüzölçümünün 3665,05 m² olarak düzeltildiği anlaşılmaktadır....Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; 1975 yılında yapılan kadastro çalışmalarında tespit ve tescile tabi tutulan taşınmazın, sonradan yüzölçümünün 3402 sayılı Kanunun maddesi uyarınca yapılan uygulama ile azalması nedeniyle oluşan zararın da kadastroişlemlerindenkaynaklandığıveTMK'nın maddesianlamında tazmini gerektiğimuhakkak olup, zararın tazmini gerektiğine ilişkin mahkemenin kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Kadastrodan kaynaklanan hataların düzeltilmesi ve sonuçları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye (B. No: 40896/05, 7/7/2015) kararında devletin pozitif yükümlülükleri yönünden tartışılmıştır. Başvuruya konu olayda, başvurucunun satın aldığı taşınmazın kadastrosunda planimetrik ölçüm sonuçlarının yanlış aktarılması sebebiyle yüz ölçümünün Kadastro Müdürlüğünce düzeltilmesi söz konusudur. Yapılan düzeltme sonucu taşınmazın 151 m² olan yüz ölçümü 951 m² olarak düzeltilmiştir. Başvurucunun Hazine ve taşınmazı satın aldığı kişiye karşı açtığı tazminat davası ise reddedilmiştir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, §§ 5-22). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla uyuşmazlığı AİHM önüne taşımıştır. AİHM, yapılan hata nedeniyle başvurucunun mal varlığı kaybına uğradığını belirterek üç kural analizine ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmuş ve başvurucunun şikâyetini Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin birinci cümlesinde yer alan genel ilke niteliğindeki birinci kural çerçevesinde incelemiştir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, §§ 48, 49). AİHM ayrıca, Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün maddesinin özü itibarıyla mülkiyet hakkına devlet tarafından yapılan tüm müdahalelere karşı bireyi korumayı amaçlamakla birlikte bazı pozitif yükümlülükleri de kapsadığını vurgulamıştır. AİHM'e göre bu madde, özel hukuk gerçek veya tüzel kişiler arasında uyuşmazlığın meydana gelmesi durumunda da mülkiyet hakkını korumak için gerekli bazı tedbirlerin alınmasını zorunlu kılabilir. Devletin pozitif yükümlülüklerinin niteliği ve kapsamı koşullara göre değişiklik gösterebilmektedir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, §§ 50, 51). AİHM, somut olayda özel kişiler arasındaki satım sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlık yönünden derece mahkemelerince 818 sayılı mülga Kanun'un maddesinde yer alan “ayıptan sorumluluk” kurallarının uygulandığına işaret etmiştir. Buna göre öngörülebilir ve açık nitelikteki anılan Kanun hükmü doğrultusunda satıcının açıkça taahhüt etmedikçe resmî ölçüme dayalı yüz ölçümü düzeltmesinden sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. AİHM, bu Kanun hükmünün 4721 sayılı Kanun'un maddesiyle birlikte okunması gerektiğini belirtmiştir. Buna göre tapu sicilinin resmî bir ölçüme dayalı olması durumunda satıcının sorumlu tutulmamasının devletin sorumluluğu altında tutulan tapu sicilinde yer alan yüz ölçümü bilgilerine alıcının iyi niyetle güvenebileceği görüşüne dayandığı vurgulanmıştır. AİHM, bu tür bir düzenlemenin ilke olarak Sözleşme’nin mülkiyet hakkının korunması amacıyla devlete yüklediği pozitif yükümlülükleri karşılayacak ve satıcılara karşı açılan davanın sınırlanmış olmasının etkilerini dengeleyecek nitelikte olduğunu belirtmiştir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, §§ 54-57). AİHM, bununla birlikte somut olayda başvurucunun Hazine aleyhine 4721 sayılı Kanun'un maddesi kapsamında açtığı davanın reddedildiğini belirtmiştir. AİHM, başvurucunun gayrimenkul işlemleri alanında faaliyet gösteren bir şirket olduğundan dolayıbelirli bir özeni göstermesinin beklenebileceğini kabul etmiştir. AİHM somut olayda, söz konusu taşınmazı bitişiğindeki taşınmazlardan ayırt etmeye imkân veren herhangi bir fiziki sınırın bulunmadığı tespitine yer vermiştir. AİHM, ölçülülük bağlamında taşınmazda meydana gelen değer kaybı miktarının 000 avro olduğuna ve hatanın idare tarafından yapılmış olduğuna dikkat çekmiştir. AİHM'e göre bu koşullar altında satıcıya tapu kütüğündeki bilgilere tamamıyla güvenmemeyi ve olası çelişkileri tespit etmek amacıyla planı incelemeyi zorunlu kılmaya yönelik derece mahkemelerinin yaklaşımları, başvurucuya aşırı bir külfet yüklemektedir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, §§ 58, 59). AİHM ayrıca, taşınmazı satın alan kişilerden yevmiye defteri, plan ve destekleyici nitelikteki belgeler gibi tapu sicilinde bulunan tüm belgelerin incelenmesinin beklenemeyeceği ve aksine bu kişlerin tapu kütüğündeki bilgilere güvenmesi gerektiği yönündeki Yargıtay kararlarına işaret etmiştir. Bu kararlarda ilgilinin özenle davranmaması durumunda dahi bu koşulun kendisini her türlü tazminattan mahrum bırakmayı haklı kılamayacağının ve sadece tazminat bedelinin düşürülmesine imkân vereceğinin belirtildiği ifade edilmiştir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, § 60). AİHM, bu gerekçelerle Türk hukuk sisteminin başvurucuya mülkiyet hakkına ilişkin olarak yeterli bir koruma sunmadığını belirterek başvurucunun hakları ile kamu yararı arasında gözetilmesi gereken adil dengenin bozulduğu sonucuna varmış ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, §§ 61, 62).