Başvuru, haczedilen aracın haciz işleminin yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen fiilen malikine teslim edilmemesi ve fiilî imkânsızlık nedeniyle kullanılamayan aracın haciz tarihinden sonraki dönemlere ait motorlu taşıt vergisinin tahsilatı yoluna gidilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, haczedilen aracın haciz işleminin yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen fiilen malikine teslim edilmemesi ve fiilî imkânsızlık nedeniyle kullanılamayan aracın haciz tarihinden sonraki dönemlere ait motorlu taşıt vergisinin tahsilatı yoluna gidilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 18/12/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Başvurucuya Ait Motorlu Taşıtın Haczi Süreci Başvurucunun ortağı olduğu A.B.B. Mühendislik Müşavirlik İnşaat Turizm ve Ticaret A.Ş.ne ait ödenmemiş vergi borçlarından dolayı başvurucunun 06 KMF 85 plakalı aracına Ankara Vergi Dairesi Başkanlığına bağlı Hitit Vergi Dairesi tarafından 31/8/2007 tarihinde haciz konulmuştur. Başvurucu, aracı üzerine tesis edilen haciz işleminin iptali talebiyle Ankara Vergi Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucunun ortağı olduğu şirketin vergi borçlarının öncelikle başvurucu adına düzenlenmiş bir ödeme emriyle istenilmesi ve bunun sonucuna göre haciz uygulaması yapılması gerekirken doğrudan doğruya başvurucunun aracına konulan haciz işleminde yasal isabet görülmediği gerekçesiyle 7/2/2008 tarihinde dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Anılan karar üzerine mezkur araç üzerindeki haciz şerhi kaldırılmıştır. 8/5/2008 tarihinde dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:i. 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca tüzel kişiliğin vergi ve buna bağlı alacakları için öncelikle tüzel kişilerin varlığına başvurulması; bu alacakların tüzel kişiliğin varlığından tamamen karşılanamadığı durumlarda ise yine tüzel kişiliğin kanuni temsilcilerinin takibi gerekmektedir.ii. Bununla birlikte kamu alacağının haciz tatbiki suretiyle cebren tahsili yoluna gidilmeden önce borçlunun rızaen ödemesini sağlamak, borç ve borçluyu tespit etmek ve borçlunun borca itirazı olmadığını bilmek bakımından ilgilisi adına usulüne uygun şekilde ödeme emri tebliğ edilmesi gerekmektedir.iii. Somut olayda ise uyuşmazlık konusu haciz işleminden önce başvurucu adına ödeme emri düzenlenmemiştir.iv. Bu durumda şirketten tahsil edilemeyen vergi borcunun öncelikle başvurucu adına düzenlenmiş olan ödeme emri ile istenilmesi, bunun sonucuna göre haciz uygulanması gerekirken doğrudan doğruya başvurucunun aracı üzerinde haciz işlemi tesis edilmesinde isabet bulunmamıştır. Temyiz edilen karar, Danıştay Dördüncü Dairesince 7/5/2009 tarihinde onanmış ve kesinleşmiştir.B. Başvurucuya Ait Aracın Motorlu Taşıtlar Vergisinin Tahakkuk ve Yargısal Süreci Ankara Vergi Dairesi Başkanlığına bağlı Yeğenbey Vergi Dairesi başvurucunun iddiasına göre 2007 yılından itibaren haciz işlemi kapsamında uhdesinde bulundurduğu aracın 2008-2013 yılları arasındaki döneme ait motorlu taşıt vergisi taksitlerinin tahsili amacıyla düzenlediği 23/9/2013 tarihli ödeme emirlerini başvurucuya tebliğ etmiştir. Başvurucu, bu ödeme emirlerinin iptali talebiyle 6/1/2014 tarihinde Ankara Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde Hitit Vergi Dairesi Müdürlüğünce aracı hakkında haksız ve hukuka aykırı olarak haciz işlemi tesis edildiğini, söz konusu haczin mahkeme kararıyla iptal edilmesine ve iptal kararının Danıştayca onanmasına rağmen haczin kaldırılmadığını ve aracın kendisine iade edilmediğini, dolayısıyla fiilî imkânsızlık nedeniyle kullanamadığı aracın haciz tarihinden sonraki dönemlere ait borçların kendisinden istenemeyeceğini ileri sürmüştür. Mahkeme 15/10/2014 tarihli kararıyla davanın kabulüne ve dava konusu ödeme emirlerinin iptaline karar vermiştir.Kararın gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:i. Türk vergi sistemine göre servet vergilendirmesine tabi tutulan bir eşyanın sahibine eşyayı kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi vermesi beklenmektedir. Aksine bir yaklaşım, mülkiyetine sahip olunmayan bir eşyanın servet olarak sahiplenildiği kabul edilerek vergilendirilmesi gibi bir çelişkiyi ortaya çıkaracaktır.ii. Aracına el konulmak suretiyle üzerindeki her türlü tasarruf hakkı sona eren başvurucunun artık böyle bir servete sahip olduğu iddia edilemeyeceği gibi bu servete sahip olunduğundan bahisle vergisinin istenmesi de hukuka, hak ve adalet ilkelerine aykırı düşecektir.iii. Somut olayda, davalı idarece verilen savunmada araç üzerine konulan haczin kaldırıldığı ve bu hususun ekli bilgi ve belgelerden görüleceği belirtilmiş ise de ekli evrakın incelenmesinden bu duruma ilişkin herhangi bir bilginin mevcut olmadığı görülmüştür.iv. Başvurucunun, haciz nedeniyle trafikten men edilerek otoparka çekilen aracın kendisine iade edilmediği yolundaki iddiasına ilişkin olarak davalı idarece dosyaya herhangi bir bilgi ve belge sunulamadığı belirtilmiştir.v. Bu durumda, hukuka aykırılığı mahkeme kararıyla sabit olan haciz işlemi nedeniyle başvurucunun iradesi dışında kullanım alanından çıkarak üzerindeki her türlü kullanma ve yararlanma hakkı sona eren söz konusu araç için salt trafik sicilinde başvurucu adına kayıtlı olduğundan bahisle servet üzerinden alınan bir vergi niteliğindeki motorlu taşıtlar vergisinin davacıdan istenmemesi gerekmektedir. İptal kararına karşı davalı idare tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 27/3/2015 tarihli kararıyla kararı onamıştır. Anılan karara karşı idarece yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine ise Ankara Bölge İdare Mahkemesi bu defa 16/9/2015 tarihli kararı ile Mahkeme kararının bozularak kaldırılmasına ve davanın reddine hükmetmiştir. Kararda; aracın trafikte başvurucu adına tescilli olduğu, başvurucunun ortağı olduğu şirketin borçlarından dolayı hacizli olan taşıta ait motorlu taşıtlar vergisinin mükellefinin yine başvurucu olduğu, bu nedenle anılan haciz işlemi dolayısıyla fiilî tasarruf imkânının kısıtlanmış olmasının başvurucunun mükellefiyetini ve verginin tahakkukunu kaldırmayacağı belirtilmiştir. Bu nedenlerle, başvurucu adına tahakkuk eden ve vadesinde ödenmediğine ilişkin hakkında herhangi bir uyuşmazlık bulunmayan motorlu taşıtlar vergisinin tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenerek tebliğinde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilerek, ödeme emrinin iptaline dair Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Karar düzeltme isteminin reddine ilişkin ilam 25/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve 18/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Ankara Vergi Dairesi Başkanlığınca başvurucu adına kayıtlı bulunan aracın üzerine başvurucunun yönetim kurulu üyesi bulunduğu şirketin vergi borçlarından dolayı 3/5/2004 ve 31/8/2007 tarihli yazıları ile haciz şerhinin işlendiği, ancak mahkemece verilen 7/2/2008 tarihli yürütmeyi durdurma kararına istinaden Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne gönderilen 24/1/2011 tarihli yazı ile araç üzerindeki haciz şerhinin kaldırıldığı bildirilmiştir. Ayrıca 21/2/2008 tarihli yazıyla, borcun şirketten tahsil imkanının bulunmadığı tespiti yapılmış, bu kapsamda mükellef şirketin ortakları veya kanuni temsilcileri hakkında herhangi bir takibatın yapılmadığı ifade edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 18/2/1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun "Mükellef" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Motorlu Taşıtlar Vergisinin mükellefi; trafik … sicili ile Ulaştırma Bakanlığınca tutulan sivil hava vasıtaları sicilinde adlarına motorlu taşıt kayıt ve tescil edilmiş olan gerçek ve tüzelkişilerdir" 197 sayılı Kanun’un "Mükellefiyetin başlaması" kenar başlıklı maddesinin ilk fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyeti motorlu taşıtların trafik … sicili ile Ulaştırma Bakanlığı tarafından tutulan sivil hava vasıtaları siciline kayıt ve tescili ile başlar." 197 sayılı Kanun’un "Mükellefiyetin sona ermesi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Motorlu taşıtların trafik … sicili ile Ulaştırma Bakanlığı tarafından tutulan sivil hava vasıtaları siciline ait kayıtlarının silinmesi halinde, silinme takvim yılının ilk altı ayı içinde yapılmış ise ikinci altı aylık dönemin başından, ikinci altı aylık dönem içinde yapılmışsa takip eden takvim yılı başından itibaren mükellefiyet sona erer.” 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni temsilcilerin ödevi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. (Değişik: 3/12/1988-3505/2 md.) Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır.Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler...." 6183 sayılı Kanun'un "Limited şirketlerin amme borçları" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar." 6183 sayılı Kanun’un "Cebren tahsil ve şekilleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Ödeme müddeti içinde ödenmiyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Cebren tahsil aşağıdaki şekillerden herhangi birinin tatbikı suretiyle yapılır:... Amme borçlusunun borcuna yetecek miktardaki mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi,...” 6183 sayılı Kanun'un "Haciz" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur." 6183 sayılı Kanun'un "Menkul malların haczi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her türlü menkul mallar cins ve nevileri, vasıfları, alametleri, sayı ve miktarları ve tahmin edilen değerleri haciz zaptında tesbit edilmek suretiyle haczolunur. (Ek fıkra: 16/6/2009-5904/24 md.) Resmi sicile kayıtlı olan menkul malların haczi, sicillerine işlenmek üzere sicilin tutulduğu daireye tebliğ edilmek suretiyle de yapılır. Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirileri, alacaklı tahsil dairelerince ya da alacaklı amme idaresi vasıtasıyla, posta yerine elektronik ortamda tebliğ edilebilir ve bu tebligata elektronik ortamda cevap verilebilir. Elektronik ortamda yapılacak tebliğe ve cevapların elektronik ortamda verilebilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir." 6183 sayılı Kanun'un "Menkul malların satışı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Menkul mallar tahsil dairelerince, köylerde ihtiyar kurullarınca haciz yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılır.Bozulma, çürüme ve benzeri sebeplerle muhafazasına imkan olmıyan veyahut beklediği takdirde mühim bir değer düşüklüğüne uğraması muhtemel bulunan malların paraya çevrilmesine derhal başlanabilir. "B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yargı kararlarının icra edilmemesini veya icrasının gecikmesini genellikle mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale olarak kabul etmekte (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 40) ve yargı kararının uygulanmamasının adil yargılanma hakkı yanında mülkiyet hakkının da ihlaline yol açtığını belirtmektedir (Burdov/Rusya, §§ 33-42). Müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolü çerçevesinde yoksun bırakma sonucuna yol açtığı değerlendirilen bir başvuruda AİHM, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle kanunilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 142-155). Öte yandan, AİHM'e göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesi ile ek 1 No.lu Protokol’ün maddesi devlete, yargı kararlarının uygulanması bakımından etkili bir sistem kurma yükümlülüğü getirmektedir (Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 7/6/2005, § 84). AİHM, başvurucu lehine kesinleşmiş bir yargı kararının sonradan yeniden gözden geçirmek suretiyle değiştirilerek başvurucunun taşınmazından yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını kabul etmiş (Brumărescu/Romanya [BD], 28342/95, 28/10/1999, §§ 66-80) ve ihlalin giderimi bakımından eski hâle getirme kuralı çerçevesinde aynen iadesi gerektiğini belirtmiştir (Brumărescu/Romanya [BD] (A.T.), 28342/95, 23/1/2001, § 22). AİHM bu kararda başvurucunun yeni bir dava açabileceği yönündeki savunmayı ise kabul etmemiştir (Brumărescu/Romanya (A.T.), § 22). Öte yandan AİHM ölçülülük bağlamında dile getirdiği iyi yönetişim ilkesinin kamu yararı kapsamında bir mesele söz konusu olduğunda, kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmesini gerektirdiğini vurgulamıştır (Bogdel/Litvanya, B. No: 41248/06, 26/11/2013, § 65; Krstić/Sırbistan, B. No: 45394/06, 10/12/2013, § 78). Ancak AİHM'e göre eski bir yanlışın düzeltilmesi gereği, meşruiyeti kamu otoritesinin eylemine dayalı olarak birey tarafından iyi niyetle kazanılmış yeni bir hakka orantısız bir şekilde müdahale etmemelidir. Başka bir ifadeyle kendi prosedürlerine uymayan ya da onlara bağlı kalmayan devlet makamlarının, yanlış davranışlarından fayda elde etmelerine ya da yükümlülüklerinden kaçmalarına izin verilmemelidir (Bogdel/Litvanya, § 66). AİHM, mülkiyetin hatalı olarak başkasına devredilmesi suretiyle yoksun bırakmaya yol açılan müdahaleler yönünden iyi yönetişim ilkesinin kamu makamlarına hatalarını uygun bir biçimde düzeltme yükümlülüğü getirdiği gibi ayrıca iyi niyetli mülk sahibine yeterli bir tazminat ödenmesini veya uygun bir başka giderim sağlanmasını da gerektirebileceğini kabul etmiştir (Bogdel/Litvanya, § 66; benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 69; Pincová ve Pinc/Çek Cumhuriyeti, B. No: 36548/97, 5/11/2002, § 53; Toşcuţă ve diğerleri/Romanya, B. No: 36900/03, 25/11/2008, § 38).