Başvuru, itiraz dilekçesinde kullanılan ifadeler nedeniyle cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, itiraz dilekçesinde kullanılan ifadeler nedeniyle cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1960 doğumlu olan başvurucu 1988 ile 2014 yılları arasında bir kamu kurumunda avukat olarak çalışmıştır. Başvurucunun iddiasına göre 2002 ile 2014 arası dönemde O.P. isimli bir şahıs, başvurucu hakkında ilgili kamu kurumlarına 300 civarında şikâyet dilekçesi vermiştir. Başvurucu 2014 yılından itibaren serbest avukat olarak çalışmaya başlamıştır. Başvurucunun iddiasına göre O.P. isimli şahıs bu dönemde de Bakanlığa, Giresun Barosuna ve Giresun Cumhuriyet Başsavcılığına kendisi hakkında pek çok şikâyette bulunmuştur. Başvurucunun O.P. hakkında yaptığı bir şikâyet üzerine yapılan soruşturmada 22/11/2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu bu karara karşı 26/12/2013 tarihli itiraz dilekçesi sunmuştur. Dilekçede "...[O.P.] tam anlamıyla sapkınlık derecesinde şikayet dilekçeleri vermeye başlamış,...sapkınlık derecesinde verdiği şikayet dilekçeleri ile taciz etmekten çekinmeyen sanık [O.P.]..." ibarelerine yer vermiştir. Anılan dilekçedeki ifadeler üzerine O.P. (müşteki) hakaret suçundan işlem yapılması talebiyle şikâyette bulunmuştur. Şikâyet üzerine yapılan soruşturma sonucunda başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle iddianame düzenlenmiştir. Soruşturma esnasında başvurucu şu şekilde ifade vermiştir:"... [O.P.] devlet memuruyken ..., Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı ve kendisine ceza verildi, konusu sigorta yolsuzluğudur, bu dosyada kurumu ben savundum keza tahkikat dosyasının da tanığıydım, 2002 yıllarında başlayan bu olaylardan dolayı kendisi vatanını milletini seven biri rumuzu ile veya benzeri rumuzlar ile tarafımı 300'ü aşkın şikayet dilekçesi ile şikayet etti, 5 kez müfettiş geldi, müfettişlerden ... bu dilekçelerin [O.P.]'ın tarafımı yıldırmak ve sindirmek amaçlı verildiğini tespit etti ve suç duyurusunda bulunmamı önerdi, şikayet dilekçelerinin içeriğinde vücudumda bulunan dövmelere kadar konu vardı, koridorlarda küfür ederek gezmem bileğimin ve omzumun görünüyor olması şeklinde görevim ve mesleğim ile alakasız boyutlara ulaşmıştı, kurumca hakkımda çok tahkikat yapıldı, yeri geldi haftada iki kez savunma hazırlamak zorunda kaldım ancak hepsinden aklandım,...... benim görevimi yapmam [O.P.]'ın usulsüz olarak kazanç sağlamasını engellediği için tarafımı hedef aldı,taciz etmek, sindirmek ve yıldırmak amaçlı 300'e yakın şikayet dilekçesi verdi, hiçbir insanın psikolojisinin buna tahammül etmesi mümkün değildir, ... 10 yıllık süreç boyunca taciz edildiğime, kişilik haklarıma saldırıldığına dair suç duyurularında bulundum, delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verildi yani adalet beni koruyamadı, emekli olduktan sonra bile halen [O.P.]'ın hakkımda verdiği şikayet dilekçeleri vardır, bu dilekçeler kurumda mevcuttur, altında isim ve imzaları vardır, bu dilekçelerin Giresun Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünden celbedilebilir, içeriği kimin kimi taciz ettiğini gösterecektir, ben devleti temsil ettim, kendisi benim temsil görevimi yerine getirmemi engellemek amaçlı olayı şahsi platforma çekti ve tarafımı ziyadesi ile taciz etti, suç duyurularımın da neticesiz kalması ve korumasız olmam nedeniyle sert ifadeler kullanmış olabilirim, bu da 10 yıl boyunca taciz olmamın neticesidir..." Giresun Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda 30/10/2014 tarihli kararla başvurucu suçlu bulunarak hakaret suçundan 500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümleri şöyledir:"Sanık Meral ÖZATA alınan savunmasında özetle; 'Sanık beni 2002 yılından beri şikayet dilekçeleriyle sürekli olarak taciz etmektedir. Aynı zamanda sahte isimli ve sahte imzalı dilekçelerle beni şikayet etmektedir. Benim müsnet olayda herhangi bir şekilde hakaret kastım bulunmamaktadır. Sadece niteleme olarak böyle bir kelime kullandım. Müştekinin hakkımdaki şikayet dosyalarının Giresun Cumhuriyet Başsavcılığından, SGK'dan ve Hukuk Mahkemelerinden celplerini istiyorum...' Şeklinde beyanda bulunmuştur....Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; Sanık Meral ÖZATA'nın Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2013/4464 soruşturma sayılı dosyasında müşteki olarak yer aldığı, aynı dosyada [O.P.]'ın ise şüpheliler arasında yer aldığı, söz konusu dosyada 22/11/2013 günlü 2013/4464 soruşturma sayılı 2013/3531 karar sayılı takipsizlik kararının verildiği, sanık Meral ÖZATA'nın söz konusu takipsizlik kararına karşı 26/12/2013 günlü (27/12/2013 havale tarihli) itiraz dilekçesini yazarak dosyaya ibraz ettiği, söz konusu itiraz dilekçesinde sanığın katılan [O.P.]'ı kast ederek '...[O.P.] tam anlamıyla Sapkınlık derecesinde şikayet dilekçeleri vermeye başlamış,...Sapkınlık Derecesinde Verdiği Şikayet Dilekçeleri ile Taciz Etmekten Çekinmeyen Sanık [O.P.] ile...' hususlarını yazarak katılan [O.P.]'a hakarete bulunduğu, sanığın dilekçede ki sözlerinin savunma sınırını aştığı, itirazlarında ve savunmasında yardımcı olmak için dahi bu kelimenin kullanılamayacağı, hiç kimseye sapkınlık yakıştırmasının yapılamayacağı, sanığın katılanın 'onur, şeref ve saygınlığını' kullandığı bu kelimelerle rencide ettiği, kullanılan kelimenin TCK'nun 125/1 ve 125/12 maddesinde yer alan hakaret suçuna vücut vereceği sabit olmakla, sanık üzerine atılı hakaret suçundan cezalandırılma yoluna gidilmişve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur". Başvurucunun anılan karara itirazı Giresun Ağır Ceza Mahkemesince 17/12/2014 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 15/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Kanun26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” Yargıtay İçtihadı Yargıtayın kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile hak arama hürriyeti ve şikâyet hakkı arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiğine ilişkin yerleşik içtihadı şöyledir (Yargıtay Hukuk Dairesinin 21/12/2017 tarihli ve E.2016/938, K.2017/8564 sayılı; 18/12/2017 tarihli ve E.2016/2768, K.2017/8377 sayılı kararları):"...Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın maddesinde; 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir' şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın 'Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği' başlığını taşıyan maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır...Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikâyet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır..."B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilirse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46). AİHM, değer yargılarının doğruluğunu ispat etmenin yerine getirilmesi imkânsız bir talep olduğunu ve böyle bir yükümlülüğün kendiliğinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin maddesinde korunan hakkın temel bir bileşeni olan görüş sahibi olma özgürlüğünü ihlal edeceğini belirtmektedir. AİHM, bununla birlikte bir açıklamanın değer yargısı düzeyine ulaştığı durumlarda dahi -kendisini destekleyen bir olgusal temel olmayan değer yargıları aşırı görülebileceğinden- müdahalenin orantılılığının değer yargısı niteliğindeki sözlerin yeterli bir olgusal temele sahip olup olmadığına dayanabileceğini ifade etmiştir (Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001, §§ 42, 43).