Başvuru, yasal dayanağı bulunmamasına karşın disiplin cezası verilmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, yasal dayanağı bulunmamasına karşın disiplin cezası verilmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Uludağ Üniversitesi İnegöl İşletme Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Başvurucu 2015 yılı Nisan döneminde doçentlik unvanı alabilmek için başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun eserleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) 24/4/2016 tarihli kararıyla başvurucunun etik ihlali yaptığı sonucuna varmıştır. Kararda, başvurucunun B2 numaralı eseriyle "akademik atama ve yükselme başvurularında bilimsel araştırma ve yayınlara ilişkin yanlış ve yanıltıcı beyanda bulunmak" ve D2 numaralı eseriyle de "tekrar yayım yoluyla" etik ihlalinde bulunduğu belirtilmiştir. Anılan durum YÖK'ün 30/6/2016 tarihli yazısı ile Uludağ Üniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük) bildirilmiş ve başvurucu hakkında soruşturma açılması istenmiştir. Bunun üzerine Rektörlük tarafından 25/7/2016 tarihinde etik ihlali iddiasıyla başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Yürütülen soruşturma kapsamında 17/8/2016 tarihli yazı ile başvurucudan yazılı savunması istenmiştir. Başvurucu 31/8/2016 tarihinde yazılı savunmasını yapmıştır. Savunmasında, etik ihlal iddiası ile disiplin soruşturması yürütülemeyeceğini ve disiplin cezası verilemeyeceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesinin 14/1/2015 tarihli kararıyla 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun disiplin cezalarını düzenleyen maddesinin iptal edildiğini ve disiplin cezalarının kanuni dayanağının ortadan kalktığını ifade etmiştir. Yasa koyucu tarafından yeni düzenleme yapılmadığı müddetçe kendisi hakkında disiplin cezası verilemeyeceğini vurgulamıştır. Hakkında yürütülen soruşturmanın usule aykırı olduğunu ve herhangi bir etik ihlalin söz konusu olmadığını ileri sürmüştür. Bu hususlar gözönünde bulundurularak hakkında ceza tayinine yer olmadığı şeklinde işlem tesis edilmesini talep etmiştir. Rektörlüğün 6/10/2016 tarihli işlemiyle başvurucu, etik ihlali fiilinin 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesinde düzenlenen "Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak" kapsamında olması nedeniyle uyarma cezası ile tecziye edilmiştir. Başvurucu 18/10/2016 tarihinde cezaya itiraz etmiştir. Dilekçesinde; şahsı ile ilgili olarak geçmişte almış olduğu iyi hâl, başarı ve ödüllerin değerlendirilerek bir alt ceza uygulanmak suretiyle ceza verilmesine yer olmadığı şeklinde karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. 31/8/2016 tarihli savunmasında belirtildiği üzere hakkında disiplin cezası verilemeyeceğini ve yayınlarında herhangi bir etik ihlalinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Disiplin Kurulunun 20/10/2018 tarihli kararıyla uyarma cezasına karşı yapılan itiraz reddedilmiştir. Söz konusu karar Rektörlüğün 9/11/2016 tarihli işlemiyle başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 26/12/2016 tarihinde uyarma cezasının iptali istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde, cezanın verildiği tarihte etik ihlali nedeniyle disiplin cezası verilmesine yönelik kanuni dayanak bulunmaması nedeniyle verilen cezanın suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Anayasa Mahkemesi tarafından 2547 sayılı Kanun'un disiplin cezalarını düzenleyen maddesinin iptal edildiğini ve disiplin cezalarının kanuni dayanağının ortadan kalktığını, bu sebeple doçentlik başvurusunun kabul ya da reddedilmesi şeklinde karar verilebileceğini ancak başvurusundan yola çıkılarak etik ihlali gerekçesi ile kendisine ceza verilemeyeceğini ifade etmiştir. Öte yandan başvurucu, disiplin soruşturması ile ilgili birçok usule aykırılık bulunduğunu ileri sürmüştür. Rektörlük 12/1/2017 tarihinde savunmasını yapmıştır. Savunma dilekçesinde, Anayasa Mahkemesinin 14/1/2015 tarihli iptal kararı sonrasında 12/11/2015 tarihinde YÖK Genel Kurulunun toplandığı ve yürütülen disiplin soruşturmalarında 2547 sayılı Kanun'un maddesinin (a) bendi ile diğer maddelerinde özel olarak düzenlenen disipline dair hususlar dışında 657 sayılı Kanun'un disipline ilişkin düzenlemelerin geçerli olduğu kararının alındığı belirtilmiştir. Bu nedenle verilen cezanın kanuni dayanağının bulunduğu vurgulanmıştır. Disiplin soruşturmasının ve soruşturma sonucunda verilen cezanın usule uygun olduğu ifade edilmiştir. Bursa İdare Mahkemesi (Mahkeme) 6/6/2017 tarihinde dava konusu uyarma cezasının iptaline karar vermiştir. Kararda, 2547 sayılı Kanun'un maddesinin b bendinde 1/3/2014 tarihli ve 6528 sayılı Kanun'un maddesiyle değişiklik yapıldığı ancak anılan değişikliğin Anayasa Mahkemesinin 14/01/2015 tarihli kararıyla iptal edildiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin kararının ilgili kısmına yer verildikten sonra konuya ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/4/2015 tarihli kararından bahsedilmiştir. Kararda yine yukarıda bahsi geçen YÖK Genel Kurulunun 12/11/2015 tarihli toplantısına ve toplantıda alınan yürütülen disiplin soruşturmalarında 2547 sayılı Kanun'un maddesinin (a) bendi ile diğer maddelerinde özel olarak düzenlenen disipline dair hususlar dışında 657 sayılı Kanun'un disipline ilişkin düzenlemelerin geçerli olduğu yer almıştır. Bununla birlikte Mahkeme; yükseköğretim elemanlarının 657 sayılı Kanun'a tabi olmadığını, 657 sayılı Kanun’un 2547 sayılı Kanun’a tabi personel için de uygulanmasının ancak öğretim elemanlarına ilişkin yasal düzenlemelerde 657 sayılı Kanun’a açık bir şekilde atıf yapılması hâlinde mümkün olabileceğini vurgulamıştır. Bu sebeple 2547 sayılı Kanun'da disiplin işleri yönünden 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığını belirterek başvurucu hakkında tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Rektörlük 22/6/2017 tarihinde kararı istinaf etmiştir. İstinaf dilekçesinde, başvurucunun 657 sayılı Kanun'a tabi olmadığına ilişkin mahkeme yorumunun yanlış ve hatalı olduğu belirtilmiştir. 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu'nun maddesi uyarınca Kanun'da hüküm bulunmayan hâllerde 2547 sayılı Kanun ile 657 sayılı Kanun hükümleri uygulanacağı, bu sebeple davacıya 657 sayılı Kanun'un disiplin hükümleri uygulanmasında hukuka aykırı bir durum olmadığı ifade edilmiştir. Disiplin soruşturmasının usule uygun olması ve fiiline karşılık gelen ceza ile cezalandırılmış olması nedeniyle mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi 22/3/2018 tarihinde istinaf talebini kabul ederek mahkeme kararını kaldırmış ve davayı kesin olarak reddetmiştir. Kararda yapılan soruşturma sonrasında davacının etik ihlalde bulunduğunun sübuta erdiği belirtilmiştir. Nihai karar 17/5/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/6/2018tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 657 sayılı Kanun’un “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "...A- Uyarma : Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:...e) Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak,..." Anayasa Mahkemesinin 14/1/2015 tarihli ve E.2014/100, K.2015/6 sayılı kararı ile iptal edilen 6528 sayılı Kanun’un maddesi şu şekildedir:"4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinin (b) fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.“b. Öğretim elemanları, memur ve diğer personele uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, yönetim görevinden ayırma, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. Hangi fiillere hangi disiplin cezasının uygulanacağı, bu bentte sayılan kişilerin disiplin işlemleri ve disiplin amirlerinin yetkileri, Devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslar da göz önüne alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir." 2547 sayılı Kanun’un “Genel esaslar” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" ...b. (Değişik: 2/12/2016 - 6764/26 md.) Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanlarına uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. (Ek cümleler:15/4/2020-7243/7 md.) Öğretim elemanları dışında iş sözleşmesiyle çalışan personel 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ve iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesine tabidir. Memurlar hakkında ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesi uygulanır.(1) (Değişik:15/4/2020-7243/7 md.) Uyarma: Öğretim elemanına, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir. Uyarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır:...c) Görevin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: " Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir... Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır." Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:" Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinde yer alan "suç oluşturmayan eylem" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini de Sözleşme'nin maddesinde yer alan "suç ile itham edilme" kavramına ilişkin olarak ortaya koyduğu üç kıstas ile açıklamaktadır. AİHM, Sözleşme'nin maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer bulan "suç ile itham edilme" kavramının taraf devletlerin iç hukuklarındaki karşılıklarından bağımsız, otonom bir yapıya sahip olduğunu vurgulamaktadır (Adolf/Avusturya, B. No: 8269/78, 26/3/1982, § 30). Yine AİHM'e göre tek başına "itham" kavramı da Sözleşme'nin anlamı dâhilinde anlaşılmalıdır. Bu kapsamda "itham" kavramı yetkili makamlarca bir kişiye suç işlediği iddiasının resmî olarak bildirimi şeklinde açıklanabilir. Böyle bir tanım aynı zamanda şüpheli kişilerin sonuçlarından büyük ölçüde etkilendikleri durumları da içine alır (Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980, §§ 42-46; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/7/1982,§ 73). AİHM, suç isnadını değerlendirirken üç kriter dikkate almaktadır. Bunlar iç hukuktaki sınıflandırma, suçun türü ve cezanın türü ile ağırlığıdır (Engel ve diğerleri/Hollanda [GK], B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976,§§ 82, 83). AİHM'e göre birinci kriterin diğer kriterlere göre göreceli olarak ağırlığı olsa da değerlendirme için birinci kriter ancak bir başlangıç noktası oluşturur. Şöyle ki eğer taraf devletin iç hukuku bir eylemi suç olarak nitelendirmiş ise bu, maddenin kapsamının uygulanması bakımından belirleyicidir. Ancak eğer ulusal hukukta böyle bir nitelendirme yok ise AİHM yine de başvuru konusu edilen cezai sürecin ulusal sınıflandırmasının ötesine bakacak ve maddi gerçeği inceleyecektir (Engel ve diğerleri/Hollanda, § 81). Sözleşme'nin maddesinin kapsamının uygulanmasını belirleyecek daha önemli bir kriter olarak değerlendirilen (Jussila/Finlandiya [BD], B. No: 73053/01, 23/11/2006) suçun türü kriteri ise şu faktörlerin hesaba katılmasını gerektirmektedir:i. Başvuruya konu cezai sürecin doğrudan -örneğin bir meslek grubu gibi- belirli bir gruba mı yönelik olduğu yoksa herkes için bağlayıcılığı olan genel bir etki mi yarattığı (Bendenoun/Fransa, B. No: 12547/86, 24/2/1994, § 47)ii. Cezai sürecin kamu gücünü kullanan bir kamu otoritesi tarafından yürütülüp yürütülmediği (Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19380/92, 10/6/1996, § 56)iii. Cezai sürecin cezalandırıcı ya da caydırıcı bir amacının bulunup bulunmadığı (Öztürk/Almanya [GK], B. No: 8544/79, 21/2/1984, § 53; Bendenoun/Fransa, § 47)iv. Cezai sürecin sonunda öngörülen cezanın uygulanmasının bir suç tespitine bağlı olup olmadığı (Benham/Birleşik Krallık, § 56)v. Benzer cezai süreçlerin diğer taraf devletlerin hukuklarında nasıl sınıflandırıldığı (Öztürk/Almanya, § 53) Üçüncü ve son kriter cezanın türü ve ağırlığı ise maddenin uygulanma kapsamının belirlenmesinde cezai sürecin sonunda öngörülen cezanın olası en yüksek miktarının da dikkate alındığını ortaya koymaktadır (Campbell ve Fell/Birleşik Krallık, B. No: 7819/77, 7878/77, 28/6/1984, § 72; Demicoli/Malta, B. No: 13057/87, 27/8/1991, § 34). AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin cezai süreçler bakımından kapsamının belirlenmesinde Engel ve diğerleri/Hollanda başvurusuna ilişkin kararda altı çizilen ikinci ve üçüncü kriterlerin birlikte uygulanması gerekli değildir. Yine de her bir kriterin ayrı ayrı analizi üzerinden sonuca varılamayan durumlarda kriterlerin kümülatif olarak değerlendirilmesine ilişkin bir yaklaşım da benimsenebilir (Bendenoun/Fransa, § 47). AİHM, söz konusu üç kriteri uygulayarak sonuca ulaştığı disiplin işlemine karşı yapılan bir başvuruda (Çelikateş ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 45824/99, 7/11/2000), kamu görevine giriş ile kamu görevine son verilmesi şartlarına karşı yapılan bir başvuruda (Sidabras ve Džiautas/Litvanya (k.k.), B. No: 55480/00 ve 59330/00, 1/7/2003) ve anayasa ihlalleri nedeniyle cumhurbaşkanı aleyhine başlatılan itham sürecine karşı yapılan bir başvuruda (Paksas/Litvanya [BD], B. No: 34932/04, 6/1/2011, §§ 64-69) şikâyetlerin Sözleşme'nin ve maddelerinin kapsamı dışında kaldığı sonucuna varmıştır.