Başvuru, manevi tazminat davasında verilen kararın bozulması sonrasında yapılan yargılamada delil durumunda değişiklik olmadığı hâlde hatalı değerlendirme sonucu adil karar verilmemesi, davalılardan biri hakkında bozma öncesinde verilen davanın reddi kararına yönelik temyiz taleplerinin incelenmemesi, temyiz mercii kararının gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, manevi tazminat davasında verilen kararın bozulması sonrasında yapılan yargılamada delil durumunda değişiklik olmadığı hâlde hatalı değerlendirme sonucu adil karar verilmemesi, davalılardan biri hakkında bozma öncesinde verilen davanın reddi kararına yönelik temyiz taleplerinin incelenmemesi, temyiz mercii kararının gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/12/2013 tarihinde Malatya Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 7/4/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 10/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 9/12/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu hakkında E. Bujiteri Hediyelik Eşya Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ne (Şirket) ait mağazadan hırsızlık yapmış olabileceği iddiasıyla Mağaza Müdürü Y.nin şikâyeti üzerine yapılan soruşturma sonunda Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu suçun varlığına dair iddiadan başka delil bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Başvurucu, bu karar üzerine şikâyet hakkını kötüye kullanarak kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle Mağaza Müdürü Y. ve mağazanın ait olduğu Şirket aleyhine Malatya Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme 23/5/2011 tarihli ve E.2010/665, K.2011/522 sayılı karar ile davalı Y.nin şikâyet hakkını hukuka aykırı şekilde kullandığı gerekçesiyle bu davalı yönünden davanın kısmen kabulüne, diğer davalının (Şirket) herhangi bir iddia ya da şikâyet içerir dilekçesi bulunmaması nedeniyle davalı Şirket yönünden davanın reddine karar vermiştir. Anılan karar, başvurucu ve davalı Y.nin temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 21/6/2012 tarihli ve E.2011/9131, K.2012/10975 sayılı ilamıyla davalı Y. yararına bozulmuş; bozma nedenine göre başvurucunun temyiz itirazları incelenmemiştir. Bozma ilamının ilgili kısmı söyledir:“1- Davalı Y.nin savunmasına dayanak yaptığı işyeri kamera kaydını içerir CD’nin çözümünün yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum savunma hakkını sınırlar mahiyette olup eksik inceleme ile karar verilmesi doğru bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.2-Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı[nın] 2010/12768 sayılı soruşturma dosyasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiği ve bu karara karşı davalı tarafça itiraz edildiği ve soruşturma dosyasının itirazla birlikte değerlendirilmek üzere Elazığ Ağır Ceza [M]ahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu itirazın sonucu beklenmediğinden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Bu durum davalının şikâyet hakkını kullanırken suç emaresi olup olmadığının, dolayısıyla şikâyet hakının yasal sınırları içerisinde kullanılıp kullanılmadığının tespiti açısından önem ve gereklilik arzetmekte olup, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.” Bozma üzerine Mahkemenin E.2012/401 sayılı sırasına kaydedilen dosyada hazırlanan 12/9/2012 tarihli tensip tutanağında davalı olarak sadece Y. gösterilmiştir. Diğer davalı Şirkete tutanakta yer verilmediği gibi bozma öncesindeki yargılamada kendini vekille temsil ettirmesine rağmen bozma sonrasındaki yargılama sürecinde bu davalıya herhangi bir tebligat da yapılmamıştır. Mahkeme, bozma ilamına uyarak yaptığı yargılama sonunda 31/1/2013 tarihli ve E.2012/401, K.2013/57 sayılı kararı ile davalı Y.nin şikâyet hakkını yasal sınırlar içinde kullandığını değerlendirerek davanın reddine karar vermiştir. Karar başlığında sadece davalı Y.nin ismine yer verilmiş, hüküm de bu davalı hakkında kurulmuştur. Anılan kararın gerekçesi şöyledir: “Somut olayda, davalı Y.ninihbar ve şikâyet hakkını kullanırken bile bile davacıyı zararlandırma amacı ile kin ve garezle hareket etmediği, ihbar ve şikâyetin temelindeki olayların davalı beyanı, davacı beyanı ve davalı tanığı beyanı ile şikâyet hakkının kullanılabilmesi için yeterli şüphe oluşturduğu anlaşılmakla, davacının davasının reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.” Başvurucu, davalı Y. yönünden verilen davanın reddi kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bu kararı temyiz etmiş;Yargıtay Hukuk Dairesi 1/10/2013 tarihli ve E.2013/10231, K.2013/15416 sayılı ilamıyla anılan kararı onamıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ... karar verildi.” Nihai karar başvurucuya 13/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.”