Başvuru, bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davada davanın sonucuna etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davada davanın sonucuna etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurunun diğer iddialar yönünden kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, subay olarak görev yapmaktayken 15/4/2011 tarihinde lav silahı ile atış yaptığı sırada silahın patlaması sonucunda yaralanmış ve işitme kaybı yaşamıştır. Başvurucu 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminat talebiyle 8/1/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinde (Daire) Millî Savunma Bakanlığına (İdare) karşı tam yargı davası açmıştır. Daire tarafından başvurucunun meslekte kazanma gücü kayıp oranının tespiti için Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalından rapor alınmasına karar verilmiştir. 14/8/2014 tarihli raporda başvurucunun çalışma ve meslekte kazanma gücünden kayıp oranının %4 olduğu belirtilmiştir. Daire, başvurucunun uğradığı maddi zararın hesaplanması için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. 12/1/2015 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun toplam maddi zararının 447 TL olduğu belirtilmiş; 702 TL toplam ödemenin düşülmesi sonucunda bakiye olan 745 TL'ye Kurulca öngörülen %85 bünyesel zayıflığın uygulanması sonucunda 312 TL maddi zarar hesaplanmıştır. Daire 29/4/2015 tarihli kararıyla 312 TL maddi, 000 TL manevi tazminata hükmetmiş ve fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermiştir. Daire ayrıca başvurucu aleyhine maddi tazminat yönünden 511,68 TL, manevi tazminat yönünden 000 TL olmak üzere toplam 511,68 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir. Karar gerekçesinde, bilirkişi raporu doğrultusunda ve başvurucunun ağır bünyesel rahatsızlığı gözönüne alınarak uygulama yapıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucunun olay nedeniyle duyduğu acıyı azaltmak amacıyla olayın gerçekleşme şekli, tarihi, uğranılan zararın derecesi ve başvurucunun ağır bünyesel rahatsızlığı da dikkate alınarak manevi tazminata hükmedildiği belirtilmiştir. Kararda, Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığının 24/4/2014 tarihli yazısına yer verilmiştir. Anılan yazıda; başvurucunun mahkeme kararı ile görevine resen son verildiğinin, toplam hizmetinin 25 yılın altında olması nedeniyle kendisine aylık bağlanamadığının, 7 yıl 2 ay 23 gün fiilî hizmetine karşılık 662,12 TL toptan ödeme ile 039,68 TL toptan ödeme ikramiyesi tahakkuk ettirildiğinin ve söz konusu bedelin emanet hesabına alınarak başvurucunun hizmetinin tasfiye edildiğinin ifade edildiği belirtilmiştir. Dairenin kararı üzerine taraflar karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Başvurucu karar düzeltme dilekçesinde; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ödenmiş olan 702 TL'nin kendisinin SGK'ya ödediği primler olduğunu ve söz konusu bedelin 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun maddesi gereğince maddi tazminat miktarından indirim konusu yapılamayacağını çünkü sigorta priminin ifa amacını taşıyan bir ödeme olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; dava tarihinde ıslah imkânının olmaması sebebiyle dava konusu miktarın yüksek tutulduğunu, reddedilen kısım için aleyhe hükmedilen vekâlet ücretinin yüksek olduğunu belirtmiştir. Karar düzeltme talepleri Dairenin 6/1/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 25/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu 9/8/2016 tarihinde ek beyan dilekçesi vermiştir. Başvurucu, heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatından faydalanmayan iki kurmay subay üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısı itibarıyla Dairenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını, kararda adı geçen bir kısım hâkimin Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile bağlantıları nedeniyle haklarında soruşturma açıldığını ileri sürmüştür. A. İlgili Mevzuat 6098 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."B. İlgili Yargı Kararları Yargıtay İçtihadı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun (YİBGK) 6/3/1978 tarihli ve E.1978/1, K.1978/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Gerçekten, haksız eylem sonucu ölen kişi, yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar para kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir. Esasen madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı hükmünü getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava açmış olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasında nasıl bölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla tazminat ödemekle yükümlü olan kişi bu maddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez." Yargıtay Hukuk Dairesinin 15/1/2008 tarihli ve E.2007/10817, K.2008/85 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Somut olayda; destek, vatani görevini jandarma asteğmen olarak yaparken vefat etmiş olup ölmeden önce yedek subay maaşı almaktadır. Emekli Sandığı tarafından davacıya bağlanan aylık desteğinin hayatta iken maaşından Emekli Sandığı tarafından kesilen miktarların karşılığıdır. O halde Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıklar 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu gereğince rücuya tabi olmayıp destekten yoksun kalma tazminatının hesabında gözetilmemesi gerekir..." Danıştay İçtihadı Danıştay Onuncu Dairesinin 8/10/2015 tarihli ve E.2012/4747, K.2015/4139 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dava; polis memuru olarak görev yapan davacılar murisi Ö.'nin 2010 tarihinde meydana gelen olayda hayatını kaybetmesi sonucunda uğranıldığı ileri sürülen 000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma tazminatı) ve 000,00 TL manevi olmak üzere toplam 000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. ...Prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan aylıklar ve yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim karşılığında ilgililere bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif ve pasif dönemde hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar olarak kabul edilip indirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife malullüğü aylığının içinde adi malullük aylığının da bulunduğu gözetilerek aktif ve pasif dönemde adi malullük aylığının yarar olarak kabul edilip hesaplamaya dâhil edilmesine olanak bulunmamaktadır....Esasen, aktarılan yöndeki hesaplama, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesine de uygun bulunmaktadır. Zira, ilgililere ödedikleri prim karşılığı bağlanacak adi malullük aylıkları, 'rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri' kapsamında yer almakta iken; 3713 sayılı Yasanın yukarıda alıntısı yapılan hükmünden de anlaşılacağı üzere, adi malullük aylığını aşan vazife maluliyetine ilişkin tutarlar, sosyal güvenlik kuruluşunca Hazineden tahsil edilmekle, 'rücu edilen sosyal güvenlik ödemeleri'ni oluşturmaktadır. Yine, nakdi tazminat ödemeleri, ilgilinin olay nedeniyle uğradığı zararı, Yasada öngörülen sınırlar çerçevesinde kısmen dahi olsa karşılamayı amaçladığından, 'ifa amacını taşıyan ödemeler' kapsamında yer almakta; buna karşılık, sosyal yardım sandıklarından yapılan ödemeler ise, 'ifa amacını taşımayan ödemeler' niteliğinde bulunmaktadır. Böylelikle, vazife malullüğü aylığının adi malullük aylığını aşan tutarı ile nakdi tazminat yarar olarak kabul edilirken, adi malullük aylığı ile sosyal yardımlar yarar hesabına dâhil edilmemektedir....Buna göre, özetlenen bilirkişi raporu, yukarıda aktarılan nitelikte ve mahkeme kararına dayanak alınacak mahiyette görülmemektedir. Bu itibarla, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesinde, öncelikle, aktif ve pasif dönem zararları hesabında kullanılacak verilerin (davacının emsali polis memurunun alacağı görev ve emekli aylıklarının, vazife malullüğü ve adi malullük aylıklarının, emekli ikramiyesi ile tütün ikramiyesinin peşin sermaye değerlerinin) yeniden düzenlenecek rapor tarihi itibariyla değerlerinin ilgili idarelerden sorulması; alınacak cevap üzerine, yukarıda 3 madde hâlinde aktarılan ilkeler çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Daha açık bir anlatımla, düzenlenecek yeni raporda, özellikle,... Davacıya bağlanan vazife malullüğü aylığı peşin sermaye değeri ile adi malullük aylığı peşin sermaye değeri arasındaki farkın, tütün ikramiyesi peşin sermaye değerinin (Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından sorularak) aktif ve pasif dönem zararlarından düşülmesi,... gerekmektedir." Danıştay Onuncu Dairesinin 1/2/2018 tarihli ve E.2014/4462, K.2018/306 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan aylıklar ve yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim karşılığında ilgililere bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif ve pasif dönemde hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar olarak kabul edilip indirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife malüllüğü aylığının içinde adi malüllük aylığının da bulunduğu gözetilerek aktif ve pasif dönemde adi malüllük aylığının yarar olarak kabul edilip hesaplamaya dahil edilmesine olanak bulunmamaktadır...."