(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2011/13859 E. , 2011/15674 K. "" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.11.2009 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek ge…
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2011/13859 E. , 2011/15674 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.11.2009 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, eser bedelinin tahsili için girişilen icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı tahsili istemleriyle açılmıştır. Davalı, eserin ayıplı meydana getirildiğini, davacının boyadığı ipliklerin satılmasını takiben kendisine alıcı tarafından reklamasyon faturası gönderildiğini, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava kabul edilmiştir. Hükmü, davalı temyiz etmiştir. Taraflar arasında bir eser sözleşmesi ilişkisinin bulunduğu tartışmalı değildir. Bu sözleşmeye göre davacı yüklenici, davalının gönderdiği iplikleri boyayarak ona teslim edecektir. Eser sözleşmelerinde yüklenicinin temel borcu, sözleşmeye, fenne ve amacına uygun bir eser meydana getirmek ve bunu iş sahibine teslim etmektir. Bir sözleşmede edimin yerine getirildiğinden söz edebilmek için borçlanılan eda ile (eseri meydana getirme borcu), fiilen yerine getirilenin sadece söze bakılarak değil, amacı itibariyle birbirine uyması gerekir. Sözleşmede beklenen amaca ulaşılamaması ya da bu amacın tehlikeye düşmesi durumunda edanın (eserin) varlığından söz edilemez. Bu da kendini daha çok ayıp ve eksiklik olarak gösterir. Eserdeki ayıp, sözleşmede üzerinde anlaşılan (yüklenicinin esere ilişkin olarak zikrettiği) niteliklerin veya dürüstlük kuralları gereğince bulunması gereken lüzumlu niteliklerin meydana getirilen eserde bulunmamasıdır. Başka bir ifadeyle, eserde sözleşme ve dürüstlük kurallarına göre olması gereken vasıfla fiilen mevcut olan arasındaki fark ayıptır. Açık ayıp, eserin iş sahibine teslimi anında kolaylıkla görülebilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıp, eserin tesliminden sonra ve kullanımı sırasında kendini gösteren ayıp türüdür. Eserin ayıplı olması halinde, ayıbın niteliğine göre iş sahibinin ya Borçlar Kanununun 359. veya 362.maddelerindeki yükümlülükleri yerine getirmesi gerekir. Buna da iş sahibinin ayıp ihbarında bulunması denir. Borçlar Kanununun 362.maddesine göre eserin, açıkça veya örtülü biçimde kabulünü takiben yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur. Fakat, yüklenicinin kasten sakladığı usulü dairesinde yapılan muayenede görülemeyecek olan kusurlar hakkındaki sorumluluğu devam eder. Eğer iş sahibi, kanunen tayin oluna muayene ve ihbar mükellefiyetini yerine getirmezse, eser zımnen kabul edilmiş sayılır. Ancak, eserdeki kusur sonradan meydana çıkarsa iş sahibi bunu öğrenir öğrenmez keyfiyeti yükleniciye haber vermeye mecburdur.