Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 20/12/2013 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 1983 ile 1994 yılları arasında muhtelif dönemlerde yaşadığı yüksek tansiyon ve sol kolunda güçsüzlük şikâyetiyle Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde gördüğü tedavilerden sonuç alamaması üzerine 1994 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince başvurucuya motornöron teşhisi konularak 1994 ile1997 yılları arasında bu hastalığa yönelik tedavi uygulanmıştır. Başvurucu 21/10/1997 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp FakültesiHastanesine müracaat etmiştir. Burada da kendisine motornöron teşhisi konularak bu teşhise yönelik tedavi uygulanmıştır. Başvurucu şikâyetlerinin artarak devam ettiğini belirterek 1999 yılı Temmuz ayında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine müracaat etmiştir. Başvurucuya bu Hastane tarafından da motornöron teşhisi konulmuştur. Başvurucu 2001 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine gitmiş ancak bu Hastane tarafından ileri tetkiklerin yapılamayacağı belirtilerek Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından başvurucuya polinöropati teşhisi konulmuş ancak Hastaneleri bünyesinde tedavisinin yapılma imkânı bulunmadığı belirtilerek başvurucu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Başvurucu 18/9/2001 tarihinde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine yatırılmıştır. Başvurucunun ifadesine göre yapılan tetkiklerden hastalığın tanısının net olarak konulamayacağı belirtilerek başvurucu bu Hastaneden taburcu edilmiştir. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından düzenlenen 29/7/2002 tarihli sağlık kurulu raporunda başvurucuya polinöropati tanısı konulmuştur. Başvurucunun günlük yaşam aktivitelerinde tam bağımlı olduğu, özür durumuna göre çalışma gücü kaybının %100 olduğu ve tekerlekli sandalye kullanmasının uygun olduğu muhtelif hastaneler tarafından düzenlenen sağlık kurulu raporlarında belirtilmiştir.A. Olayla İlgili Muhtelif Yargısal Süreçler Ankara İdare Mahkemesinin E.2001/1086 Sayılı Dava Dosyası Başvurucu, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde hastalığına yanlış teşhis konulduğunu vekendisine yanlış tedavi uygulandığını belirterek bu sebeple uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle 8/8/2001 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne karşı dava açmıştır. Söz konusu davada anılan Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunca düzenlenen 15/3/2004 tarihli raporda başvurucunun hastalığının motornöron olduğu belirtilmiştir. Ankara İdare Mahkemesi Adli Tıp Kurumu raporunu hükme esas alarak 20/5/2004tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. İstanbul İdare Mahkemesinin E.2003/1878 Sayılı Dava Dosyası Başvurucu, İstanbul Üniversitesi Hastanesinde hastalığına yanlış teşhis konulduğunu ve kendisine yanlış tedavi uygulandığını belirterek bu sebeple uğradığı manevi zararın tazmini istemiyle 21/7/2003 tarihinde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne başvurmuştur. Başvurunun zımnen reddi üzerine 19/11/2003 tarihinde manevi tazminat talebiyle İstanbul İdare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Dava, anılan Mahkemenin 29/1/2007 tarihli kararıyla süre aşımından reddedilmiştir.B. Başvuruya Dayanak Tazminat Davasına İlişkin Yargısal Süreç Başvurucu, İstanbul Üniversitesi Hastanesinde hastalığına yanlış teşhis konulduğunu vekendisine yanlış tedavi uygulandığını belirterek bu sebeple uğradığı manevi zararın tazmini istemiyle 1/12/2003 tarihinde ikinci kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne başvurmuştur. Başvurunun zımnen reddi üzerine 15/3/2004 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde manevi tazminat talepli tam yargı davası açmıştır. Dava, anılan Mahkemenin 29/1/2007 tarihli kararıyla süre aşımından reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun aynı teşhisle 1999 yılında Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde tedavi gördüğü, yanlış teşhis konulduğu iddiasıyla bu Üniversiteye karşı maddi ve manevi tazminat istemiyle 8/8/2001 tarihinde dava açtığı, dolayısıyla başvurucunun en geç bu tarih itibarıyla yanlış teşhis konulduğunu öğrendiği belirtilmiştir. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinde öngörülen bir yıllık süre geçtikten sonra 1/12/2003 tarihinde tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine 15/3/2004 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı ifade edilmiştir. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/9/2011 tarihli ilamıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi Danıştay Onbeşinci Dairesinin 28/3/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 5/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, vekili aracılığıyla 20/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Kanun 2577 sayılı Kanun'un "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." Danıştay İçtihadı Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182, K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur." Aynı Dairenin 11/2/2015 tarihli ve E.2012/8184, 2015/368 sayılı kararı şöyledir:"2577 sayılı Yasa'nın maddesinde,idari eylemlerdenhaklarıihlal edilen ilgililerin, idarieylemi öğrendikleri tarihten itibarenbir yıl ve herhaldeidari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme bağlanmıştır.AnılanYasahükmündeidareyebaşvuru için öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin hangi tarihten itibarenbaşlatılacağı zaman zamanduraksamalara yol açtığından, irdelenmesi gerekmektedir.Yasayla öngörülen tam yargı davaları idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.İdarieylem;idareninişlevisırasındabirhareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisiolmayan,başkabirdeyişleöncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır.Söz konusu eylemlerin idariliğivedoğurduğuzararbazeneylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.Buitibarla, 2577 sayılı Yasa'nın maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eyleminidariliğininortaya çıktığıtarihtenitibarenhesaplanmasızorunludur.Aksi yorumun, zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olandava açmahakkınıortadankaldıracağı,hakarama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."B. Uluslararası Hukuk İlgili Sözleşme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensipleriningözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarakSözleşme'nin maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM; bu sınırlamaların, kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayansınırlamalar Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM; dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte, AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın, somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20). AİHM; bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM; kuralların, belirliliği ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde vedavaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).