Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2024/56 E. , 2024/4901 K. T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2024/56 Karar No : 2024/4901 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... - ... 2- ... Genel Müdürlüğü - ... VEKİLLERİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : "Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dahil)" projesi kapsamında listede yer alan taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 04/…
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2024/56 E. , 2024/4901 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2024/56 Karar No : 2024/4901 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... - ... 2- ... Genel Müdürlüğü - ... VEKİLLERİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : "Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dahil)" projesi kapsamında listede yer alan taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 04/11/2020 tarih ve 31294 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 03/11/2020 tarih ve 3165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının, İstanbul ili, Arnavutköy ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Taşınmazın acele kamulaştırmasını gerektirecek kamu yararının bulunmadığı, acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren nedenlerin ve acelelik halinin somut olarak ortaya konulamadığı, olağan kamulaştırma usulü ile sağlanması amaçlanan kamu yararından farklı olarak acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren, aceleliği zorunlu kılan bir yarar olması gerektiği, uyuşmazlığa konu taşınmazın acele kamulaştırmasını gerektiren, aceleliği zorunlu kılan herhangi bir neden bulunmadığı, acele kamulaştırma yapılmasının gerekçesinin, olağanüstü durumların, bu yönteme başvurulması ile amaçlanan kamu yararının, kamu düzeninin korunmasını gerektiren hallerin somut olarak ortaya konulması gerektiği, dava konusu acele kamulaştırma kararına ilişkin kamu yararının ve acelelilik halinin varlığının ortaya konulmadığı, somut olayda acele kamulaştırmayı olağan kamulaştırma prosedüründen ayrılınmasını gerekli kılacak herhangi bir somut sebebinin bulunmadığı, söz konusu acele kamulaştırma kararında hukuka uyarlık bulunmadığı, acelelilik halinin bulunduğunun somut olarak ortaya konulmadığı, projeye ilişkin 03/11/2020 tarihinde acele kamulaştırma kararı alınmasına karşın fiili olarak hiçbir işleme başlanmamış olmasının aceleliliğe yer olmadığını gösterdiği, dava konusu işlemin iptali gerektiği ileri sürülmüştür. DAVALILARIN SAVUNMASI : Davanın süresinde açılmadığı, otoyol yapım çalışmalarının aksatılmaması, yapımının ivedilikle tamamlanması ve yol yapım bütünlüğünün sağlanması amacıyla acele kamulaştırma yoluna gidildiği, araçların kesintisiz, emniyetli ve konforlu bir yollarına devam etmesinin, şehir içinde ve mevcut yollardaki trafik yoğunluğu azaltılarak yakıt ve zaman tasarrufu sağlanmasının, Marmara Bölgesinde oluşacak yeni ticari alanlar ile ve komşu iller ile birlikte tüm bölgenin ekonomik açıdan canlandırılmasının, Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan taşımacılık alternatifleri ve ticaret kapasitesinin artırılmasının, inşaat ve işletme aşamasında binlerce kişiye istihdam ve çeşitli sektörlere canlılık kazandırılmasının ve ülke ekonomisine katkı sağlamasının amaçlandığı, titizlikle yapılan etüd çalışması üzerine güzergahın belirlendiği, uyuşmazlığa konu parsele yol inşaat ve emniyet sahası için ihtiyaç duyulduğu, olağan kamulaştırma yoluna gidilmesi halinde yol yapım çalışmasının kesimler halinde ve aralıklı olarak sürdürülmesi gerekeceğinden yol yapım bütünlüğünün sağlanamayacağı, işin önemi ve özelliğini kaybetmemesi için acele kamulaştırma kararı alınması gerektiği, projenin fonksiyonelliği ve arazide yol yapım çalışmalarına ivedilikle başlanılmasında kamu yararı bulunması sebebiyle projede acelelik halinin bulunduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Uyuşmazlık konusu taşınmazın kamulaştırılmasında kamu yararı bulunması, bölgedeki mevcut ulaşıma yönelik aksaklıkların bir an önce bertaraf edilmesi hususunun acelelik arzetmesi nedeniyle, projelendirilen otoyolun bir an önce tamamlanması amacıyla uyuşmazlığa konu taşınmazın kamulaştırılmasında acelelik halinin gerçekleştiği sonucuna varıldığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava "Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dahil)" projesi kapsamında listede yer alan taşınmazların Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 04/11/2020 tarih ve 31294 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 03/11/2020 tarih ve 3165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının, İstanbul ili, Arnavutköy ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Numaralı Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmiş ve mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmıştır. Mülkiyet hakkına müdahalelerin de olabileceği hükme bağlanarak bu müdahalelerde kamu yararı, kanuni düzenleme ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkının ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Bu husus Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla da ortaya konulmuştur. Bu bağlamda idarelerin, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını kamulaştırabileceği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanmış ve devam eden maddelerinde bu olağan kamulaştırmanın usul ve şartları düzenlenmiştir. Öte yandan Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde, "3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir." hükmüne yer verilmiştir. Taşınmazın mülkiyetinin kamu hizmetini yürütecek olan idareye geçmesine ilişkin Kamulaştırma Kanununun 3. maddesi ve devamı maddeleri uyarınca yapılan (olağan) kamulaştırma ile mülkiyetin malikin üzerinde kalmasına rağmen taşınmaza el konularak kullanımının idareye geçmesine ilişkin Kanun'un 27. maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma işlemi aynı taşınmaza ilişkin olsa da farklı işlemlerdir. İdare doğrudan olağan kamulaştırma yapabileceği gibi olağanüstü bazı durumlarda önce acele kamulaştırma işlemi tesis edip sonra kamulaştırma işlemini tamamlayabilir. Acele kamulaştırma ile taşınmaza el" konulduktan sonra idare tarafından öncelikle satın alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumunda ise asliye hukuk mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Taşınmazın maliki, taşınmazına el konulması üzerine acele kamulaştırma işleminin iptali istemiyle dava açabileceği gibi asliye hukuk mahkemesinde açılan dava üzerine olağan kamulaştırmaya dönüşen işlemin iptali istemiyle de ayrıca dava açabilir. Dolayısıyla acele kamulaştırma bir kamulaştırma usulü olmayıp kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması ve mülkiyetin idareye geçmesine kadar taşınmaza el konularak kullanım hakkının idareye geçmesini sağlayan bir işlemdir. Nitekim Cumhurbaşkanınca kamulaştırma kararı değil kamulaştırmayı yapacak olan idarenin istemi üzerine "acelelik" kararı alınmaktadır. Bu nedenle acele kamulaştırma ve kamulaştırma işlemlerinin yargı denetimi de farklı olacaktır. Kamulaştırma işleminin kamu yararına ve kanunlarda belirtilen hükümlere ve kamulaştırma usulüne uygun olup olmadığı yönünden değerlendirilmesi gerekirken acele kamulaştırma işleminde acelelik durumunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu itibarla kamu yararının bulunmadığı kamulaştırma işlemlerinde acelelik durumunun olmadığı açık olmakla birlikte kamu yararı bulunan işlemlerde her zaman acelelik halinin bulunmadığı, olağan kamulaştırma ile taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesiyle kamu yararının gerçekleşebileceği tabidir. Hukuk devletinde idarenin, acele kamulaştırma işlemi tesis edebilmesi için, olağanüstü durumlar karşısında, kamulaştırmaya konu taşınmaza daha acil olarak ihtiyaç duyması, idarenin anılan taşınmazı bir an önce kullanmaya başlamaya muhtaç olması, bir başka ifadeyle, üstün kamu yararının gerçekleşebilmesi için olağan usulden ayrılmasının zorunlu olması gerekir. Bu doğrultuda, Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde, olağan dışı hallerde, belli şartların varlığına bağlı olarak, kamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden, idarenin, kamulaştırılan taşınmaza el koymasına izin verilmiş ve acele kamulaştırma olağanüstü ve istisnai bir yöntem olarak düzenlenmiştir. Acele kamulaştırmada, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. Burada malik lehine olağan kamulaştırmada getirilen usule ilişkin güvenceler bertaraf edilmekte ve taşınmazın mülkiyeti geçmeden, idareye, taşınmazı el koyarak kullanma, ondan yararlanma ve üzerinde birtakım tasarrufta bulunma yetkisi verilmektedir. Bu işlem, malikin mülkiyet hakkını kısıtlayan bir sonuç doğuracağından, taşınmaza el konulmasında amaçlanan kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin korunması ve bu kapsamda acelelik halinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Yukarıda içeriği yazılı Kanun'un 27. maddesinde üç durumda acele kamulaştırma ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmış olup üç durumdan biri olan "aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak haller" kapsamında tesis edilen dava konusu işlemin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle acele kamulaştırma, istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartların idarece ortaya konulup konulmadığı değerlendirilmelidir. Uyuşmazlıkta, otoyol yapım çalışmalarının aksatılmaması ,yapımının ivedilikle tamamlanması ve yol yapım bütünlüğünün sağlanması amacıyla acele kamulaştırma yoluna gidildiği taşınmazın bir an önce kullanılması zorunluluğunun doğduğu, dolayısıyla acelelik halinin bulunduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle, acele kamulaştırmayı gerektiren koşulların bulunduğu sonucuna ulaşıldığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve 2577 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: Karayolları Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı kararı ile Kuzey Marmara Otoyolu Kınalı-Odayeri ve Kurtköy-Akyazı arası ile bağlantı yollarından oluşan proje güzergahına rastlayan İstanbul, Kocaeli ve Sakarya illeri ile bu illere bağlı ilçelerdeki köy ve/veya mahallelerde bulunan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmazların, yol, inşaat ve emniyet sahası ile yol inşaatının hizmetinde ihtiyaç duyulacak olan şantiye sahası, yol bakım hizmetleri sahası, malzeme ocak sahası, plent ve döküm sahası ve benzeri sahaların tesisi amacıyla taşınmazların kamulaştırılması için kamu yararı ve anılan kamu yararı kararına istinaden de Karayolları Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemiyle kamulaştırma kararı alınmıştır. Dava konusu 03/11/2020 tarih ve 3165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile, İstanbul ili, Arnavutköy ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın "Kuzey Marmara Otoyolu" projesi kapsamında, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Bakılan dava, dava konusu acele kamulaştırma kararının davacıya ait taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasında, idarelerin kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını, bedellerini ödemek suretiyle kamulaştırabileceği düzenlenmiş; 5. maddesi ile kamulaştırma yapılabilmesi kamu yararı kararı alınması şartına bağlanmış; 5. maddede düzenlenen mercilerce verilen kamu yararı kararlarının onay mercilerinin düzenlendiği 6. maddesinin son fıkrasında da, onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için kamu yararı kararı alınmasına gerek olmaksızın, yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir kararın alınması yeterli görülmüştür. Aynı Kanun'un 27. maddesinde ise, "3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usul Yönünden: İdari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarında genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir. Acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ilgililere tebliğ hükmünde olmadığından acele kamulaştırmaya ilişkin işlemlerin Anayasada yer alan bir temel hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte bireysel işlem olması karşısında otuz gün içinde dava açılacak idarenin gösterilmesi suretiyle ilgiliye tebliğ edilmesi, Anayasada güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünün de gereğidir. Bu çerçevede, muhatapları açısından subjektif ve kişisel nitelikte olan acele kamulaştırma kararlarının, usulüne uygun yazılı bildirimi üzerine otuz gün içinde veya öğrenme üzerine altmış günlük genel dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği, bu durumda 2577 sayılı kanunun 20/A maddesinin uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2015 tarihli, E:2014/5590, K:2015/891 sayılı ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararları da bu yöndedir. Uyuşmazlıkta, dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararının davacıya tebliğ edildiğine dair belgenin dosyaya sunulmadığı ve davacı tarafından öğrenme tarihi üzerine 30 gün içinde davanın açıldığı anlaşılmış ve davalı idarelerin davada süre aşımı bulunduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. Esas Yönünden: Anayasa’nın 35. maddesinin 2. fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Özel mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmış, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelerde mülkiyet hakkına müdahaleler olabileceği öngörülmüş ancak bu müdahalelerde kamu yararı gerekçesi, kanuni düzenleme gereği ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkı ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir. Anayasa ve 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, idarelerin, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, yetkili mercilerce alınacak kamu yararı kararı çerçevesinde ya da onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine dayanılarak, bedellerini ödemek suretiyle kamulaştırmaları; hatta 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesinde öngörülen şartların varlığı halinde, anılan Kanun'da ayrı bir usul olarak öngörülen acele kamulaştırma yöntemine de başvurulabilmeleri mümkündür. Anayasa'nın 35. maddesinin mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükmü çerçevesinde, 2942 sayılı Kanun'la, kamulaştırma ve aynı zamanda acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının, yetkili mercilerce alınacak kamu yararı kararı ile ya da onaylı imar planı veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve proje ile ortaya konulması gerekliliği düzenlenmiştir. 2942 sayılı Kanunda, kamulaştırma işlemleri açısından olağan ve acele kamulaştırma olmak üzere iki ayrı usul düzenlenmiştir. Olağan kamulaştırma sürecinde; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar kamulaştırılırken, öncelikle yeterli ödenek ayrıldıktan sonra, Kanun'un 5. ve 6. maddelerinde belirlenen mercilerce kamu yararı kararı alınır. Kamulaştırmayı gerçekleştirecek idarece, sırasıyla, aynı Kanun'un 7. maddesinde ayrıntısı belirlendiği üzere taşınmaza ilişkin ölçekli plan yapılır, taşınmazın maliki belirlenir, vergi beyan ve değeri tespit edilir ve tapuya kamulaştırma şerhi verilmesinin ardından Kanun'un 8. maddesine göre idarenin satın alma usulünü, karşılıklı anlaşmaya dayalı olarak denemesi gerekir. Bu yolla anlaşmaya varılamaması halinde, Kanun'un 10. maddesine göre idarenin ilgili belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini sağlamak amacıyla dava açması gerekir ve ancak mahkemece tescil kararı verildikten sonra idare, kamulaştırmaya konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilir hale gelir. Olağan kamulaştırma usulünde, asliye hukuk mahkemesi, idare adına tescil hükmü kurmadığı sürece, idarenin taşınmaza el atma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır. Acele kamulaştırma usulü ise 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesinde belirlenen “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacında” veya “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde” veya “özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda” başvurulabilen, olağan kamulaştırma usulünden farklı olarak, idareye kamulaştırma işlemlerine ilişkin prosedürün sonuçlanmasını beklemeden, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, ilgili idarenin istemi ile mahkemece, yedi gün içinde o taşınmaz malın Kanun'da belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılması şartıyla, o taşınmaz mala el koyma imkanı tanıyan ayrı bir usul olarak öngörülmüştür. Bu çerçevede, 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile acele kamulaştırmada olağan kamulaştırmaya oranla özel koşulların varlığı aranmış ve üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Anılan hüküm uyarınca taşınmazların bir an önce kullanılmasına ihtiyaç duyulan, kamu düzenine ilişkin olarak acelilik halinin bulunduğu durumlarda Cumhurbaşkanınca, taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilebilmektedir. 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde, acele kamulaştırma işleminin dayandırılacağı üç sebep unsurundan, “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar verilen haller” bakımından, Kanun'da açık bir acelelik haline yer verilmediğinden, maddede öngörülen diğer iki koşuldan bağımsız şekilde, işlem tesisine dayanak olan acelelik halinin ve olağan kamulaştırma usulünden ayrılmasını gerektiren nedenlerin, kamu yararı ile özel mülkiyet hakkı arasındaki denge gözetilerek gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirilmesi gerekmektedir. Acele kamulaştırma istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartlarının ortaya konulması gerekmektedir. Acelelik koşulunun kamu düzenine ilişkin olması gerektiği ve kamu yararının ise, olağan kamulaştırma usulü ile sağlanması amaçlanan kamu yararından farklı olarak, acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren, aceleliği zorunlu kılan bir yarar olduğu açıktır. Dolayısıyla, acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararlarının da kamu yararı amacına ve hukuka uygun olup olmadığına yönelik hukuki denetiminin; diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenerek yapılması gerektiği açıktır. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde, dava konusu acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı'nın "kamu yararı" ve "acelelik hali" ölçütleri yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; Karayolları Genel Müdürlüğünce ... tarih ve ...sayılı kamu yararı kararının ve ... tarih ve ... sayılı kamulaştırma kararının alındığı, anılan kamu yararı kararına dayanılarak uyuşmazlığa konu taşınmazın da içinde bulunduğu Kuzey Marmara Otoyolu Projesi kapsamında proje güzergahında bulunan taşınmazların 03/11/2020 tarih ve 3165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararıyla Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildiği, söz konusu proje kapsamındaki yapım çalışmalarının hızlı bir şekilde tamamlanarak otoyolun bütünüyle hizmete açılmasının projenin fonksiyonelliğini artırarak kamu yararına hizmet edeceği, Türkiye'nin gayri safi yurt içi milli hasılasına en yüksek katkıyı sağlayan ve nüfusun önemli bir bölümünün yaşadığı Marmara Bölgesinde mevcut yollarda artan trafik yoğunluğu sonucunda, yol güvenliği ve seyahat süresinin uzaması gibi problemlerle karşı karşıya kalındığı, ülkemizin en büyük metropolitanı ve sanayi kenti olan İstanbul'un önemli bir ekonomik, kültürel, turistik ve sosyal merkez olması nedeniyle mevcut ulaşım sistemlerinin özellikle de boğaz geçişlerinin kapasitelerinin üzerinde bir trafik yükü altında bulunduğu, projenin başlangıçta İstanbul ve civarında oluşan ulaşım ihtiyaçlarını karşılamak için planlandığı, ancak ülkemizdeki ve bölgedeki gelişmelerin çok hızlı olması ve ulaşım ihtiyacının Marmara Bölgesinin kuzey kesiminde yer alan Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli ve Sakarya illerinde had safhaya ulaşmaya başlaması ve ayrıca mevcut çevre yollarındaki yoğunluğun gün geçtikçe artması ile gelecekteki ulaşım ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacıyla projenin geliştirildiği, projenin ulusal ve uluslararası ulaşım taleplerini karşılamanın yanı sıra ülkemizin en büyük metropolü olan İstanbul'un gelecekteki ulaşım ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde planlandığı, Kuzey Marmara Otoyolu projesinin transit geçiş yapılacak ikinci bir otoyol ihtiyacından kaynaklandığı, bu projeyle birlikte özellikle İstanbul geçişinin oldukça rahatlayacağı, projenin uluslararası yol şeklinde düşünüldüğü ve ağır vasıtaların İstanbul trafiğine girmeden transit geçiş yapmasının hedeflendiği, Trans-Avrupa Ağları TINA çalışmasında omurga karayolu ağında olan ve ülkemizin Avrupa Birliğine üye olması durumunda TEN-T'nin en önemli koridoru olacak olan bu güzergahın, Türkiye'nin hem yük hem de yolcu taşımacılığında trafik talebinin en yoğun olduğu ana karayolu koridoru olarak kabul edildiği, proje ile ulaşım altyapısının hizmet seviyesinin artacağı, ulusal ve uluslararası ulaşım talebinin en üst düzeyde karşılanmış olacağı, araçların kesintisiz, emniyetli ve konforlu bir yol ile zamandan tasarruf edilerek transit geçişin sağlanması ve İstanbul şehir içi trafiğinde yaşanan yoğunluğun azaltılmasının hedeflendiği, ayrıca Marmara ve Ege Bölgelerini kapsayan "Gebze-İzmir Otoyolu" ve "Kınalı-Çanakkale-Balıkesir Otoyolu" ile entegreli çalışacak olan Kuzey Marmara Otoyolu Projesi ile Marmara, Ege ve Batı Karadeniz Bölgelerinin entegrasyonunu sağlanacak olup, bu bölgeler arasındaki dengeli kalkınmanın önünün açılacağı, projenin Sakarya'dan başlayıp şimdilik Kınalı'da son bulan toplam 436 km'lik bir yol ağı olduğu ve 8 (sekiz) etaptan oluştuğu, projenin 398 km uzunluğa tekabül eden 7 etaplık kesiminin tamamlandığı, İstanbul şehir içi trafik yükünün azaltılmasına, sanayi ve ticaretin gelişmesine katkı sağlayacağı, otoyol yapım çalışmalarının aksatılmaması, otoyol yapımının ivedilikle tamamlanarak hizmete açılması ve Kuzey Marmara Otoyolunun bu kesiminde bir bütünlük sağlaması amacıyla acele kamulaştırma usulünün tercih edildiği, otoyol yapım işlerinin belirlenen süre içerisinde tamamlanarak otoyolun bütünüyle hizmete alınmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Proje ile ulaşım altyapısının hizmet seviyesinin artacağı, ulusal ve uluslararası ulaşım talebinin en üst düzeyde karşılanmış olacağı, araçların kesintisiz, emniyetli ve konforlu bir yol ile zamandan tasarruf edilerek transit geçişin sağlanması ve İstanbul şehir içi trafiğinde yaşanan yoğunluğun azaltılmasının hedeflendiği, projenin yapılması halinde, Kocaeli ve İstanbul'da yoğunlaşan sanayinin bir bölümünün yeni gelişme bölgeleri olan Tekirdağ, Kocaeli, Yalova ve Sakarya yönüne doğru kaymasının beklendiği, ayrıca Marmara ve Ege Bölgelerini kapsayan "Gebze-İzmir Otoyolu" ve "Kınalı-Çanakkale-Balıkesir Otoyolu" ile entegreli çalışacak olan Kuzey Marmara Otoyolu Projesi ile Marmara, Ege ve Batı Karadeniz Bölgelerinin entegrasyonunun sağlanacağı, bu haliyle dava konusu edilen acele kamulaştırma kararının dayanağı olan otoyol projesinde kamu yararı bulunduğu açık olup, projenin bir an önce tamamlanması amacıyla yapılacak kamulaştırmada acelelik halinin de bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda; otoyol projesinin bir an önce tamamlanmasında kamu yararı ve acelelik halinin bulunduğu sonucuna varıldığından, dava konusu Cumhurbaşkanlığı kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Nitekim; dava konusu 03/11/2020 tarih ve 3165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının, İstanbul ili, Başakşehir ilçesi, ... Mahallesi, ... ada ... parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 14/02/2024 tarih ve E:2023/5933, K:2024/865 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 10/06/2024 tarihli, E:2024:1018, K:2024:1337 sayılı kararıyla, iş bu karar da yer verilen gerekçe ile onanmasına karar verilmiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 4.Varsa posta avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/09/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.