Başvuru, soya yağı ithalatı işlemlerine ilişkin idarece yapılan cezalı ek vergi tahakkuklarının iptali istemiyle açılan davaların reddedilerek kesinleşmesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının, indirimli oran uygulanmasında idarenin hizmet kusuru oluştuğu iddiasıyla açılan davanın, sunulan hukuki belgeler muktezalar) ve argümanlar dikkate alınmaksızın reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, davanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılan
Başvuru, soya yağı ithalatı işlemlerine ilişkin idarece yapılan cezalı ek vergi tahakkuklarının iptali istemiyle açılan davaların reddedilerek kesinleşmesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının, indirimli oran uygulanmasında idarenin hizmet kusuru oluştuğu iddiasıyla açılan davanın, sunulan hukuki belgeler (muktezalar) ve argümanlar dikkate alınmaksızın reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, davanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 8/5/2014 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 11/01/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/2/2016 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Ham yağ ithalatı işi ile uğraşan başvurucu, yağ ithalatı dolayısıyla %8 oranında katma değer vergisi (KDV) ödemekte iken yapılan denetim sonucunda 2000, 2001 ve 2002 yıllarında gerçekleştirilen yedi ithalat işlemine ilişkin giriş beyannameleri içeriği eşyalar ile ilgili olarak KDV oranının %18 olarak uygulanması gerektiği sonucuna varılarak Tekirdağ Gümrük Müdürlüğü (İdare) tarafından %10'luk fark için cezalı vergi tahakkuku yapılarak mükellefe tebliğ edilmiştir. Başvurucunun İdareye yaptığı itirazın reddedilmesi üzerine bu işlemlerin iptali istemiyle başvurucu, Tekirdağ Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davaları açmış; bu davalar 19/2/2004 tarihinde reddedilmiş, ret kararları Danıştay Dairesinin 22/5/2006 tarihli kararlarıyla onanmış ve karar düzeltme istemi de Dairenin 25/6/2007 tarihli kararlarıyla reddedilerek davalar bu tarihte kesinleşmiştir. Başvurucu, kararların kesinleşmesi üzerine 5/11/2007 tarihinde ek tahakkukları ceza ve faiziyle birlikte ödemiştir. Başvurucu, söz konusu farktahakkuk nedeniyle ödenen ilave vergi ve cezaların gümrük idaresinin hatalı işlem ve eylemlerinden doğan hizmet kusurundan kaynaklandığı, bu nedenlemülkiyet hakkının ihlal edildiği, üzerinde bırakılan fark KDV’yi üçüncü şahıslara yansıtamadığı iddialarıyla toplam 307,12 TL tutarındaki maddi tazminatın yasal faizi ileödenmesi talebiyle 18/2/2009 tarihinde aynı Mahkemede bu defa tam yargı davası açmıştır. Mahkeme 31/8/2009 tarihli ve E.2009/106, K.2009/627 sayılı kararıyla talebi reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "... 'Hizmet Kusuru' olarak adlandırılan ve kusur esasına dayanan idari sorumluluk idari hizmetin kuruluş ve işleyişinden kaynaklanır. Kamu hizmeti eksik veya kötü yürütülmekte veya bu faaliyet idareden beklenen normal hizmet gerekleriyle bağdaştırılamayacak bir nitelik arz etmekte ise idarenin sorumluluğunu gerektiren bir hizmet kusuru var demektir. Öte yandan, idarenin, hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için tek başına hizmet kusurunun varlığı yeterli olmayıp, bunun yanında idari işlem veya eylemden bir zarar doğmuş olması ve idari eylem veya işlemle zarar arasında bir illiyet bağının kurulabilmesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla zarar ile idari işlem veya eylem arasında bir bağın varlığı şart olup, ancak zarar doğuran işlem veya eylemin idareyle ilişkisinin kurulmasından sonra zararın tazmini yoluna gidilmesi mümkündür. Tüm bu değerlendirmeler ışığında; davalı idare tarafından mevzuatta açıkça öngörülen usul takip edilerek Ek KDV tahakkukları yapıldığı ve sonrasında bu tahakkuklara karşı açılan davalarda, Mahkememizce verilen ret kararların, Danıştay Başkanlığı nezdinde temyizen incelenerek kesinleşmesini müteakip davalı idarece bu meblağın yasal faizi ile birlikte davacıdan ödenmesi talep edildiğinden;bu noktada davalı idareye herhangi bir hizmet kusuru yüklenemeyeceği gibi idarenin tazminat sorumluluğundan da bahsedilemez. Aksinin kabulü yukarıda yazılı mevzuatın konuluş amacına da aykırıdır." Başvurucu tarafından temyiz edilen bu karar, Danıştay Dairesinin 21/2/2014 tarihli ve E.2010/81, K.2014/927 sayılı ilamıyla "Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından..." gerekçesiyle onanmıştır. Bu karar başvurucu vekiline 9/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 8/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk Anayasa'nın maddesinin fıkrası şöyledir: “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesi şöyledir:"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 3/2/1988 tarihli 3505 sayılı Kanun'la değişik maddesi şöyledir: “Katma değer vergisi oranı, vergiye tabi her bir işlem için %10'dur. Bakanlar Kurulu bu oranı, dört katına kadar artırmaya, %1'e kadar indirmeye, bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası ve inşaatın yapıldığı arsanın veya konutun vergi değeri ve bulunduğu yeri esas alarak konut teslimleri için *1* farklı vergi oranları tespit etmeye yetkilidir."31/12/1992 tarihli ve 21452 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 92/3896 sayılı Bakanlar Kurulu kararının maddesi şöyledir:"Mal teslimleri ile hizmet ifalarına uygulanacak katma değer vergisi oranları;a) (2001/2344 sayılı B.K.K. ile değişen bent Yürürlük; 2001) Ekli listelerde yeralanlar hariç olmak üzere, vergiye tabi her işlem için,(1)% 18b) I sayılı listede yeralan teslim ve hizmetler için,% 1c) (93/4932 sayılı B.K.K. ile değişen bent Yürürlük; 1993) II sayılı listede yeralan teslim ve hizmetler için,% 8d) (2001/2344 sayılı B.K.K. ile değişen bent Yürürlük; 2001) III sayılı listede Gümrük Tarife İstatistik Pozisyon numaraları belirtilen malların teslimleri ile aynı listede yeralan hizmetler için,(3)% 26(6)e) (93/4932 sayılı B.K.K. ile yürürlükten kaldırılmıştır Yürürlük; 1993)(4)olarak tespit edilmiştir." Danıştay Dairesinin 22/5/2006 tarihli ve E.2005/663, K.2006/1591 sayılı benzer konuda verilen kararının gerekçesi şöyledir: "92/3896 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına Ek II sayılı listenin ilgili kısımları şöyledir:"3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 28'inci maddesi uyarınca verilen yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca alınan 92/3896 sayılı Kararın 1'inci maddesinin (a) bendinde, Karara ekli listelerde yer alanlar hariç olmak üzere, vergiye tabi her işlem için %18; (c) bendinde, ekli II sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 8 katma değer vergisi oranının uygulanacağı belirtilmiş; Karara ekli II sayılı Listenin "A) Temel Gıda Maddeleri" başlıklı kısmının 5'inci maddesinde ise, yemeklik katı veya sıvı yağlar ile yemeklik katı veya sıvı bitkisel yağların üretiminde kullanılan ham yağlar, tereyağı, pamuk çiğiti, pamuk tohumu ve prina sayılmıştır. Yukarıda yer verilen Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, davacı Şirket tarafından ithal edilen ham soya yağının %8 oranında vergiye tabi tutulabilmesi için, (insan gıdası olarak kullanılan) yemeklik katı veya sıvı bitkisel yağların üretiminde kullanılması zorunludur. Olayda ise, davacı Şirketin, ham soya yağını, teknik ve sınai amaçla kullanacağını taahhüt ederek ithal ettiği anlaşıldığından, başka amaçla kullanılması söz konusu olmayan ham yağın, anılan Bakanlar Kurulu Kararına ekli II sayılı Listenin 5'inci maddesinde sayılan mallardan olduğunun kabulü olanaklı değildir."