Başvuru, usulüne uygun kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin taşınmaza el konulması ve taşınmazın kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, usulüne uygun kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin taşınmaza el konulması ve taşınmazın kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/1/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1942 doğumlu olup Antalya'nın Manavgat ilçesinde ikamet etmektedir. Başvurucunun babası İ.U. 24/6/1981 tarihinde, eşi F.U. da 30/1/1993 tarihlerinde vefat etmiş; geriye mirasçıları olarak çocukları A.Ç., Y.U., İ.U., A.K.U., Ş.U. ve başvurucu kalmışlardır.A. Uyuşmazlığın Arka Planı ve Kamulaştırma Süreci Antalya'nın Manavgat ilçesi Sorkun mahallesinde bulunan 650 m² yüz ölçümlü ve tarla vasıflı 231 parsel sayılı taşınmaz Y.U. ve başvurucunun murisi İ.U. adına 1/2 oranında hisse ile 1979 tarihinde hükmen tapuya tescil edilmiştir. Başvuru dosyası ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelerde hükmen tescile ilişkin başka bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. UYAP'tan ve tapu kayıtlarından temin edilen bilgilere göre Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Turizm Genel Müdürlüğünce (Turizm Bakanlığı) Bakanlık makamına yazılan yazıda Side projesi uygulama bölgesinin memleket turizmini geliştirmek gayesiyle yapıldığı belirtilmiş ve Antalya Valiliğine (Valilik) kamulaştırma işlemlerinin yapılması hususunda gerekli talimatın verilmesi talep edilmiştir. Bu talep 3/11/1970 tarihinde uygun bulunmuştur. Turizm Bakanlığınca Valiliğe yazılan 10/11/1970 tarihli yazıda, Side bölgesinde kurulacak turistik kompleks için satın alınmasına ve kamulaştırılmasına karar verilen taşınmazların liste ile gönderildiği belirtilmiş ve satın alma ile kamulaştırma işlemlerinin bir an evvel yapılması istenmiştir. Ekli listede Sorkun köyünde bulunan yirmi altı taşınmazın kamulaştırma listesinde yer aldığı ve bu taşınmazlar arasında olduğu anlaşılan 231 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin 250 Türk lirası olarak belirlendiği anlaşılmıştır. Ayrıca bu listede kamu yararı kararının 1940 sayılı ve 19/11/1970 tarihli olduğu belirtilmektedir. Diğer ekli belgelerde Turizm Bakanlığı Antalya Bölge Müdürlüğünün 28/11/1970 tarihinde kamulaştırılacak taşınmazların kıymet takdirinin yapılacağı 12/12/1970 tarihini Manavgat Belediye Başkanlığı (Belediye) ve Sorgun Muhtarlığına tebliğ ederek ilan ettirdiği görülmüştür. Maliye Bakanlığı; Valiliğe yazdığı 16/12/1980 tarihli tahsis konulu yazıda, Hazine adına tapuya kayıtlı altmış bir taşınmazın turistik kompleksler yapılmak üzere Turizm Bakanlığına tahsisinin uygun olduğunu, taşınmazlardan 231 parsel sayılı taşınmazın da aralarında bulunduğu dördünün özel şahıslar adına tapuya kayıtlı olması nedeniyle Hazine adına tescil yapıldığında Turizm Bakanlığına tahsis edileceğini ifade etmiştir. Tapu kayıtlarından temin edilen bilgilere göre taşınmazın tamamı 21/12/1970 tarihinde 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı mülga İstimlâk Kanunu hükümlerine göre Maliye Hazinesi (Hazine) tarafından kamulaştırılmıştır. Ayrıca 16/4/1986 tarihinde, önce başvurucu ve diğer kardeşlerinin tapuda muristen intikal işlemlerinin yapıldığı, ardından da kamulaştırma nedeniyle Hazine adına satış işleminin gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu satış işleminde bedel 250 TL olarak gösterilmiştir. 18/6/1992 tarihli Belediye Meclis kararında, uyuşmazlık konusu 231 parsel sayılı taşınmaz ile 760, 764 ve 765 parsel sayılı taşınmazların turistik tesis yapılmak üzere Antalya E. Turizm A.Ş.ne tahsis edildiği ve bu parsellerin 765 parselin önüne gelen kıyı kenar çizgisine kadar Turizm Bakanlığınca 18/10/1991 tarihinde turizm yatırım alanı olarak onandığı belirtilmiştir. Bu kararda ayrıca 760 ve 761 parsellerin Belediyeye halk plajı ve mesire yeri olarak tahsis edildiği hâlde daha sonra bu tahsisin kaldırılarak şirkete tahsis edildiği, tahsisin kaldırılması işlemi aleyhine İdare Mahkemesinin E.1991/1214 sayılı dosyası ile açılan davada yürütmenin durdurulmasına karar verildiği belirtilerek 760 parselin davalı olduğu ve tüm yöre halkının denizden bu yörede yararlandığı gerekçeleriyle şirketin Sorkun turizm merkezinde 1/000 ölçekli plan değişikliği talebinin reddedildiği ifade edilmiştir. Hazine adına tescil edilen 231 parsel sayılı taşınmaz 19/2/1993 tarihinde 1077 parsel sayılı taşınmazla birleştirilmiştir. Orman arsası ve kumluk niteliğindeki 1077 parselin 719,37 m² olan yüz ölçümü birleşmeler sonucu 063,34 m²ye yükselmiştir. 1077 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının incelenmesi neticesinde şu tespitler yapılmıştır:i. Taşınmazın beyanlar hanesine 17/6/1981 tarihli işlemle Turizm Bakanlığına tahsisli olduğu işlenmiştir.ii. 2/8/1995 tarihinde taşınmaz üzerine turistik tesis şerhi konmuştur.iii. Taşınmaz üzerine 5/8/1993 tarihinde Antalya E. Turizm A.Ş. lehine kırk dokuz yıllığına irtifak hakkı tesis edilmiş ancak irtifak hakkı 1/10/1999 tarihinde tamamen terkin edilmiştir. iv. 12/10/2005 tarihinde taşınmazın 719,37 m²lik kısmında T. Kablo Plastik ve Turizm San. A.Ş. lehine 4/3/2005 tarihinde başlamak üzere kırk dokuz yıl müddetle daimî müstakil üst hakkı tesis edilmiştir.v. 29/5/2006 tarihinde taşınmazın 016,47 m²lik kısmında G. Turizm ve Madencilik A.Ş. lehine 17/6/2005 tarihinde başlamak üzere kırk dokuz yıl müddetle daimî müstakil üst hakkı tesis edilmiştir. Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce Hukuk Müşavirliğine gönderilen 28/7/2011 tarihli yazıda, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünce (Koruma Bölge Kurulu) gönderilen 25/7/2011 tarihli yazıda 231 parsel sayılı taşınmazın Koruma Bölge Kurulunun 6/12/2010 tarihli kararına istinaden Sorkun kumul alanı (birinci derece doğal sit alanı) içinde kaldığı belirtilmiştir. Başvuru dosyası ve ekleri ile UYAP aracılığıyla temin edilen belgelerde taşınmazın birinci derece doğal sit alanı içine alınmasına ilişkin başka bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. B. Dava Süreci Başvurucu 6/6/2011 tarihinde 231 parsel sayılı taşınmazın tarafına iadesi veya 000 TL tazminat ödenmesi istemiyle Turizm Bakanlığı ve Hazine aleyhine Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) dava açmıştır. Bu davada başvurucu, taşınmazın Belediyeye plaj ve mesire yeri olarak tahsis edildiği hâlde daha sonra otel yapılması için bir şirkete kırk dokuz yıllığına irtifak hakkı tesis edildiğini, Belediyenin bu karar aleyhine dava açtığını, daha sonraları taşınmazın Side Belediyesi sınırları içine dâhil edilerek üzerine birinci sınıf otellerin yapıldığını öğrendiğini, kamulaştırılan taşınmazın otel yapımı için uzun süre kiralanmasının kamu yararı ihtiyacı kalmadığını gösterdiğini, bu nedenlerle taşınmazı geri alma hakkının doğduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu vekilince sunulan 22/10/2013 tarihli dilekçe ile dava değeri 275 TL'ye yükseltilmiş ve davanın dayanağının 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun maddesi olduğu ifade edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporlarında şu tespitlere ve hesaplamalara yer verilmiştir:i. Tapu kayıtlarına göre başvurucunun murisine ait 231 parsel sayılı taşınmaz 21/12/1970 tarihinde kamulaştırılmış ve 16/4/1986 tarihinde intikal ile Hazine adına satış işlemleri yapılmıştır.ii. Öncesi 231 parsel olan 764, 765 ve 1075 parsel sayılı taşınmazlar 19/2/1993 tarihinde orman arsası ve kumluk vasıflı 1077 parsel ile birleşmiş ve yüz ölçümü 063,34 m² olmuştur.iii. Taşınmazın cins değişikliği yapılmamıştır. 1077 parsel içinde S. Hotel ve A. Resort Hotel blokları ile müştemilatları bulunmaktadır.iv. 231 sayılı taşınmazın tamamı için kamulaştırma bedeli olarak belirlenen 250 TL, TEFE/TÜFE, asgari ücret, altın ve Amerikan dolarına göre dava tarihine uyarlandığında (hepsinin ortalaması) 442,01 TL olmaktadır. Emsal karşılaştırma yöntemiyle ise dava tarihinde başvurucu hissesine isabet eden 565 m² karşılığı 275 TL'dir. Asliye Hukuk Mahkemesi 24/10/2013 tarihinde davayı reddetmiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde özetle;i. 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici madde ile yapılan düzenlemeye göre daha evvel kamulaştırılıp idare adına tescil edilen taşınmazlarla ilgili hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamayacağı ve dava açılamayacağı, açılmış ve devam eden davaların da buna göre sonuçlandırılacağı ifade edilmiştir.ii. 2942 sayılı Kanun'da geri alma hakkının kamulaştırma işlemi üzerinden beş yıl geçtikten sonra doğacağının ve bir yıl sonra düşeceğinin hükme bağlandığı belirtilmiş, bu nedenle geri alma talebinin yerinde olmadığı vurgulanmıştır.iii. İdare tarafından taşınmazın turizmin teşviki amacıyla üçüncü kişiye irtifak hakkı tesis edilerek kiralandığı belirtilerek taşınmazın kamulaştırma amacında olmasa bile tahsis edilen yeni amaç için kullanıldığına ve turizm teşvikinde kamu yararının bulunduğuna işaret edilmiştir. Temyiz edilen karar Yargıtay Hukuk Dairesince (Yargıtay Dairesi) 24/2/2015 tarihinde onanmıştır. Yapılan karar düzeltme istemi de Yargıtay Dairesince 13/11/2017 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 7/12/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun maddesinin "Taşınmaz malların turizm amaçlı kullanımı" kenar başlıklı ilgili kısmı şöyledir: “ A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde bulunan, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen taşınmazlardan; (1) (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) (Değişik birinci ve ikinci cümle:23/5/2019-7175/2 md.) Kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç, Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülenler iki ay içerisinde tahsis edilir, bu süre içinde tahsisin yapılmaması veya olumsuz görüş bildirilmemesi halinde tahsis yapılmış sayılır. Tapuya tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlaları ise talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde Hazine adına tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa aynı usulle tahsis yapılır....H. (Ek: 24/7/2003-4957/3 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesinin tamamı veya plânlarla belirlenmiş alt bölgeleri veya bir veya birden fazla parselleri, plân amaçlarına uygun olarak Bakanlıkça tahsis edilebilir. (Değişik ikinci cümle: 28/12/2006-5571/14 md.) Bölgenin tamamının veya alt bölgenin tek bir ana yatırımcıya tahsisi için yapılan başvuruların tamamı Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilerek seçilen yatırımcıya ön izin verilmesine ve ön izin koşullarına karar verilir. İşlemler, ön izin koşullarına göre Bakanlıkça yürütülür. Yatırımcının projelerinin Bakanlıkça uygun görülmesi halinde, yatırım belgesinin düzenlenmesini takiben, ön izin Bakanlıkça kesin izne dönüştürülür. Bu taşınmaz mallar üzerinde ana yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır.Bölgenin tamamı veya alt bölgeleri için imar plânları Bakanlıkça yapılır/yaptırılır ve onaylanır. Bu plânlar ile oluşan parseller, tahsis sözleşmesinde öngörülmüş olmak ve tahsis süresini aşmamak koşuluyla, adına tahsis yapılan ve lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakkı tesis edilen yatırımcı tarafından üçüncü şahıslara kiralanabilir, işlettirilebilir veya lehine tapuda tesis edilen üst hakkı devredilebilir. Bu şekilde tahsis edilen alanlarda gerçekleştirilen her türlü bina, tesis ve bağımsız bölümleri de aynı usule tâbidir. Bu alanlarda Bakanlıkça belgelendirilebilecek tür ve tesisler için yatırım ve işletme belgesi alınması zorunludur.'' Kamulaştırma tarihinde yürürlükte bulunan 6830 sayılı mülga Kanun'un "Mal sahibinin geri alma hakkı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “İstimlâk bedelinin katîleşmesi tarihinden itibaren beş sene içinde istimlâk maksadına uygun herhangi bir tesisat yapılmayarak gayrimenkul olduğu gibi bırakılırsa mal sahibi veya mirasçısı istimlâk bedelini ödeyerek gayrimenkulu geri alabilir.Doğmasından itibaren bir sene içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer ve idare gayrimenkule dilediği gibi tasarruf eder." Hâlen yürürlükte olan 2942 sayılı Kanun’un "Mal sahibinin geri alma hakkı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya 22 nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir.Doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/100 md.) Birinci ve ikinci fıkrada belirtilen süreler geçtikten sonra kamulaştırılan taşınmaz malda hakları bulunduğu iddiasıyla eski malikleri veya mirasçıları tarafından idareden herhangi bir sebeple hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz ve dava açılamaz.Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır....'' 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 6552 sayılı Kanun'la kabul edilerek 11/9/2014 tarihinde yürürlüğe giren geçici maddesi şöyledir: “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen veya eklenen bu Kanunun (…) 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmü; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleştirilen kamulaştırma işlemleri nedeniyle, kamulaştırılan taşınmaz malların eski malikleri veya mirasçıları tarafından bu taşınmaz malların geri alınması, bedel veya tazminat talebiyle açılan ve henüz kesinleşmeyen davalarda da uygulanır. Bu maddenin uygulanması nedeniyle reddedilen davaların yargılama giderleri davalı idare tarafından ödenir.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kural olarak özel bir kişiye menfaat sağlamak için mülkten yoksun bırakmanın kamu yararı amacı taşımadığını kabul etmiştir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 40). Kamu yararı amacının gerçekleştirilmemesi şikâyetiyle ilgili Karaman/Türkiye (B. No: 6489/03, 15/1/2008) kararına konu olay, sağlık merkezi yapılması şartıyla belediyeye bağışlanan taşınmazın bir kısmının şarta aykırı olarak kamu hizmetine tahsis edilmeyerek üçüncü kişilere satılmasına ilişkindir. AİHM, idareye devir anında ortaya konulan şarta aykırı bir şekilde kullanılan taşınmaza ilişkin olarak malikin geri alım hakkının bulunmadığını saptayan Yargıtay kararının taşınmazın kısmen de olsa kamu hizmetine tahsis edilmiş olduğu düşüncesiyle haklılaştırılamayacağını belirtmiştir (Karaman/Türkiye, § 32). AİHM, Yargıtayın kamu hizmetine tahsis edilmemiş olsa bile mülkiyetin el değiştirmiş olması nedeniyle önceki malikin mülkiyet veya tazminat iddiasında bulunamaması sonucunu doğuran 2942 sayılı Kanun'un maddesine ilişkin yorumunun kamu yararının gerekleri ile bireysel hakların korunmasının gereklilikleri arasındaki dengeyi bozduğu kanaatine varmıştır (Karaman/Türkiye, § 33). AİHM sonuç olarak 2942 sayılı Kanun'un maddesine ilişkin uygulamanın Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesiyle uyumlu olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Karaman/Türkiye, § 34). Beneficio Cappella Paolini/Malta (B. No: 40786/98, 13/7/2004) kararına konu olayda başvurucunun 7/3/1985 tarihinde kamulaştırılan taşınmazı kısmen kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmıştır. Başvurucunun 16/2/1987 tarihinde taşınmazın kullanılmayan kısmının iade edilmesi için idareye yaptığı başvuru ise reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun 10/11/1988 tarihinde açtığı dava da derece mahkemelerince reddedilmiştir. AİHM, olayda kamulaştırma yönteminin tartışma konusu olmadığını ve ilgili kanun hükümlerinin uygulanarak tazminatın başvurucuya ödendiğini belirtmiştir. Ancak AİHM'e göre kamulaştırılan taşınmazın yalnızca bir bölümünün kamu yararı amacına kullanılması ve kullanılmayan bölümünün iadesi yönünde kanuni bir düzenlemenin bulunmaması mülkiyet hakkına saygı bakımından önemli bir sorun teşkil etmektedir (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33). AİHM; böyle bir davada, kamulaştırmanın bireyin mülkünden elde edilen gelirden yoksun bırakılmasına yol açtığını, bu yoksun bırakmanın ise kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunmaması durumunda Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesindeki güvencelere aykırı olarak mülk sahibinin aşırı bir külfete katlanmasına sebep olduğunu kabul etmiştir. AİHM, 1985 yılında yapılan kamulaştırma ve 1987 yılında idarenin başvuruyu reddi sırasında kamu yararı mevcut olsa da aradan geçen sürede taşınmazın hâlen kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığını özellikle vurgulamıştır (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33). AİHM'e göre bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur (Beneficio Cappella Paolini/Malta, §§ 33, 34). Motais de Narbonne/Fransa (B. No: 48161/99, 2/7/2002) kararına konu olayda taşınmazın bir sosyal konut projesi için kamulaştırılması söz konusudur. Ancak kamulaştırma tarihinden itibaren on dokuz yıl geçmesine rağmen belirtilen kamu yararı amacı çerçevesinde bu taşınmaz üzerinde herhangi bir inşaat yapılmamıştır. AİHM'e göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi, taraf devletleri bireylerin rızası dışında yoksun bırakıldıkları taşınmazlarının arazi spekülasyonuna yol açacak şekilde uzun bir süre kamu yararı amacıyla kullanılmadan tutulmak suretiyle yoksun bırakılması riskinden korumaya zorlamaktadır. Kararda, bu geçen sürede taşınmazın değerinde önemli miktarda değer artışı olduğuna dikkat çekilmiştir (Motais de Norbonne/Fransa, § 21). AİHM sonuç olarak on dokuz yıl boyunca kamulaştırmanın dayandığı kamu yararına ilişkin projenin uygulanmaması sonucu bu zaman diliminde meydana gelen artı değerden başvurucunun yoksun bırakılmasının başvurucuya aşırı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Motais de Norbonne/Fransa, §§ 16-23). Bu kapsamda değinilecek diğer bir karar Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No: 37546/02, 8/4/2008) kararıdır. Bu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz büyükşehir belediyesince yapılan bir imar uygulaması çerçevesinde 1992 yılında kamulaştırılmıştır. Başvurucular 27/10/1997 tarihinde 2942 sayılı Kanun'un maddesine dayalı olarak büyükşehir belediyesine tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Başvurucular, taşınmazın kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmadığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararı, imar planındaki projenin gerçekleştirilebileceğine vurgu yapılarak Yargıtayca bozulmuştur. Davanın reddine ilişkin hüküm Yargıtayca 5/2/2002 tarihinde onanmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 4-18). AİHM ilk olarak kamulaştırmanın yöntemince yapıldığının taraflar arasında tartışma konusu olmadığını ancak asıl şikâyet konusunun aradan yirmi bir yıl geçmesine rağmen hâlen kamu yararı amacına uygun çalışmalara tahsis edilmemesi olduğunu vurgulamıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, § 25). Buna göre taşınmaza ilişkin olarak kamulaştırma kararı verilmesinin üzerinden yirmi bir yıl geçmesine rağmen mülkten yoksun bırakmaya esas teşkil eden kamu yararına yönelik proje hayata geçirilmemiştir. AİHM, taşınmazın kamulaştırma amacına uygun düzenlemeler için kullanılmamasının başvurucuların mülkiyet hakları bakımından önemli sorunlara yol açtığını belirtmiştir. AİHM'e göre böyle bir kamulaştırma artık kamu yararına ilişkin bir gerekçeye dayanmayıp başvurucuların söz konusu taşınmazın artı değerinden mahrum kalmalarına neden olmaktadır. AİHM somut olayda da yirmi bir yıl geçtiği hâlde taşınmazın kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığını belirterek kamu yararı amacının gerçekleşmediği ve kamu yararı ile başvurucuların hakları arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 26-28).