Başvuru, çevre mevzuatına aykırılık gerekçesine dayalı olarak verilen idari para cezasına tekerrür hükümlerinin uygulanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, çevre mevzuatına aykırılık gerekçesine dayalı olarak verilen idari para cezasına tekerrür hükümlerinin uygulanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Antalya'nın Konyaaltı ilçesi Altınkum Mahallesi'nde faaliyet gösteren başvurucu Şirketin işlettiği barda 1/8/2015 tarihinde yapılan ölçümde yönetmelikte belirtilen standartların üzerinde gürültü yapıldığından bahisle 14/8/2015 tarihli işlemle 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca 249 TL idari para cezası verilmesine karar verilmiştir. Aynı işletmede 20/2/2016 tarihinde yapılan ölçümde ise yönetmelikte belirtilen standartların üzerinde gürültü yapıldığından ve fiil tekerrür ettiğinden bahisle bu kez 11/3/2016 tarihli işlemle 2872 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca 092 TL idari para cezası verilmesine yönelik işlem tesis edilmiştir. Başvurucu; özellikle 1/8/2015 tarihli ilk idari para cezası işleminin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediği, bu suretle ilgili para cezasına yönelik itiraz ve savunma haklarının kısıtlandığı, usulüne uygun bir idari yaptırım kararı ve tebliği mevcut değilken tekerrür hükümlerinin uygulanmasının mümkün olamayacağı iddialarıyla 11/3/2016 tarihli ikinci para cezası işleminin iptali istemiyle Antalya İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 13/4/2016 tarihinde dava açmıştır. Mahkeme 15/12/2016 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde özetle ilk idari para cezası işleminin başvurucu Şirketin adresine tebliğe çıkarıldığı, belirtilen adreste Şirket kapalı olduğu için tebligatın yapılamadığı, bunun üzerine tebligatın yapılması için tebliğ mazbatasının Altınkum Mahallesi Muhtarlığına gönderildiği ve başkaca bir tebligatın dava dosyasında bulunmadığının görüldüğü, bu nedenle ilk para cezası işleminin 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca usulüne uygun şekilde tebliğ edilip idari yönden kesinleşmeden ikinci verilen cezada tekerrür hükümleri uygulanamayacağından tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. İdare, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Konya Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 11/1/2018 tarihinde istinaf başvurusunun kabulüne ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararında; mevzuat uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için daha önceden verilen cezalar hakkında yargısal anlamda kesinleşmenin şart olmadığı, yalnızca kanunun belirlediği süre içinde daha önceden verilmiş bir cezanın varlığının yeterli bulunduğu değerlendirilmiştir. Somut olayda davaya konu para cezasının başvurucuya tebliği ile başvurucunun ilk kesilen idari para cezasından haberdar olduğu ve 19/12/2017 tarihli ara kararına 9/1/2018 havale tarihli dilekçe ile verilen cevapta, başvurucu Şirketin banka kayıtlarına konan haciz neticesinde ilk ceza bedelinin 16/8/2017 tarihli vergi dairesi alındısı ile ödendiğinin belirtildiği bildirilmiştir. Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden ilk ceza kararının usulüne uygun tebliğ edilmediği görülmekle birlikte davaya konu ceza kararının tebliği ile ilk ceza kararından haberdar olan ve bu cezayı ödeyen başvurucunun anılan ceza kararını davaya konu yapmadığı gözönünde bulundurulduğunda usulüne uygun düzenlenen tutanakla yönetmelikte belirtilen standartların üzerinde gürültü yaptığı tespit edilen başvurucuya tekerrür hükümleri uygulanarak verilen idari para cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir. Nihai karar 19/3/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat 2872 sayılı Kanun'un "Gürültü" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlar üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaktır.Ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü ve titreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlara indirilmesi için faaliyet sahipleri tarafından gerekli tedbirler alınır." 2872 sayılı Kanun’un "İdari nitelikteki cezalar" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi şöyledir:"Bu Kanunun 14 üncü maddesine göre çıkarılan yönetmelikle belirlenen önlemleri almayan veya standartlara aykırı şekilde gürültü ve titreşime neden olanlara, konutlar için 400 Türk Lirası (461 TL), ulaşım araçları için 200 Türk Lirası (412 TL), işyerleri ve atölyeler için 000 Türk Lirası (740 TL), fabrika, şantiye ve eğlence gürültüsü için 000 Türk Lirası (245 TL) idarî para cezası verilir." 2872 sayılı Kanun'un "Fiillerin tekrarı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Bu Kanunda belirtilen idarî para cezaları, bu cezaların verilmesini gerektiren fiillerin işlenmesinden itibaren üç yıl içinde birinci tekrarında bir kat, ikinci ve müteakip tekrarında iki kat artırılarak verilir." 2872 sayılı Kanun'un maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise şöyledir:"Bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımların uygulanmasını gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili denetleme elemanlarınca bir tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme elemanlarının bağlı bulunduğu ve idarî yaptırım kararını vermeye yetkili mercie intikal ettirilir. Bu merci, tutanağı değerlendirerek gerekli idarî yaptırım kararını verir. İdarî yaptırım kararı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre idarî yaptırım kararını veren merci tarafından ilgiliye tebliğ edilir.İdarî yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Dava açmış olmak idarece verilen cezanın tahsilini durdurmaz."B. Anayasa Mahkemesi Kararı Anayasa Mahkemesinin 20/5/2010 tarihli ve E.2009/51, K.2010/73 sayılı kararı şöyledir:"213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 'Tekerrür' başlıklı maddesinde, vergi ziyaına sebebiyet vermekten veya usulsüzlükten dolayı ceza kesilen ve cezası kesinleşenlere, cezanın kesinleştiği tarihi takip eden yılın başından başlamak üzere vergi ziyaında beş, usulsüzlükte iki yıl içinde tekrar ceza kesilmesi durumunda, vergi ziyaı cezasının yüzde elli, usulsüzlük cezasının yüzde yirmibeş oranında artırılmak suretiyle uygulanacağı kuralı getirilmiştir.Anayasa'nın maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri 'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Anayasa'nın maddesinin ilk fıkrasında, 'kimse, kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz' denilerek 'suçun yasallığı', üçüncü fıkrasında da 'ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur' kuralına yer verilerek 'cezanın yasallığı' ilkesi benimsenmiştir. Anılan maddede ayrıca, kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemeyeceği kurala bağlanmıştır.Anayasa hukukunun temel ilkelerinden olan suç ve cezada yasallık, ceza hukukunun da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Bu ilke, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri en geniş biçimiyle gerçekleştirip güvence altına almakla yükümlü hukuk devletinin de esas aldığı değerlerden olup, uluslararası hukukta ve insan hakları belgelerinde de özel bir yere ve öneme sahip bulunmaktadır.Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre belirlenir. Yasa koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği ve ceza sistemini tamamlayan müesseseler konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bu yetki, vergi suç ve cezaları bakımından da geçerlidir.Ceza hukukunda 'tekerrür' müessesesi, bir ceza mahkumiyetine kesin olarak uğrayan bir kimsenin, yeniden suç işlemesi halinde Ceza Kanunu karşısındaki kişisel durumunu tanımlar.Tekerrür müessesesinin vergi suç ve cezaları bakımından gözetilmesi ve vergi suçlarında tekerrür halinde vergi cezalarının özel olarak belirlenmesi yasa koyucunun takdir yetkisi alanında bulunmaktadır.Hukuka aykırı bir eylemin tekerrürü halinde verilecek cezanın artırılması, daha önce verilen cezanın ıslah edici olmadığı ve failin suç işleme konusundaki ısrarının daha ağır bir cezayı gerektirdiği düşüncesinden doğmaktadır. Bununla birlikte, faile tekerrür nedeniyle daha ağır bir ceza verilebilmesi, bir başka deyişle failin ıslah olmadığının ve suç işleme konusundaki ısrarının ortaya konulabilmesi için, hukuka aykırı bir eylemi failin birden çok kere gerçekleştirmiş olması tek başına yeterli olmayıp, tekerrüre esas alınan eylemi nedeniyle daha önce cezalandırılmış olmasına rağmen bu tarihten sonra aynı eylemde tekrar bulunmuş olması gerekmektedir.Belirli bir kesinlik içinde yasada hangi eyleme hangi hukuksal yaptırımın bağlandığının bireyler tarafından bilinmesi ve eylemlerin sonuçlarının öngörülebilmesi gerektiğinden, hukuka aykırı bir eylemde bulunduğu tarih itibariyle hakkında daha önce verilen bir ceza bulunmayan kişinin daha sonraki bir tarihte almış olduğu bir cezanın esas alınarak ve tekerrür hükümleri uygulanarak cezasının artırılması hukuk devleti ilkesine uygun bulunmamaktadır. Suçu işlediği tarihte henüz mükerrir olarak kabulü mümkün olmayan kişiye tekerrür hükümlerinin uygulanması, suç ve cezaların yasallığı ilkesine de aykırılık oluşturacaktır.Vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezası kesilen kişilere, bu cezaların kesinleştiği tarihten itibaren belirli bir süre içinde tekrar vergi ziyaı cezası ya da tekrar usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda cezalarda artırım uygulanacağını öngören itiraz konusu kuralda ise tekerrür hükmüne esas alınacak sonraki eylemin her halde ilk eylem için verilen cezanın kesinleşme tarihinden sonraki bir tarihte gerçekleşmiş olması gerektiği tabiidir. Bu nedenle, kural belirsiz ve öngörülemez değildir ve kuralın suç ve cezaların yasallığı ilkesine aykırı olduğundan da söz edilemez." Danıştay İçtihadı Danıştay Ondördüncü Dairesinin 4/2/2015 tarihli ve E.2013/4341, K.2015/857 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Dosyanın incelenmesinden; davacı şirkete ait işletmede 2011 tarihinde yapılan denetimde gürültü ölçümü yapıldığı, gürültü düzeyinin 2010 tarih ve 27601 sayılı Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği kriterleri üzerinde tespit edilmesi üzerine 2872 sayılı Çevre Kanununun 14, 20/h. maddeleri uyarınca 2011 tarih ve 2011/1135 sayılı Belediye Encümeni kararı ile -TL idari para cezası verildiği, 2011 tarihinde yapılan takip denetiminde, ilk encümen kararında belirtilen ses yalıtım önlemlerinin alınmadığının, canlı müzik izni olmaksızın canlı müzik faaliyetine devam edildiğinin, Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği kriterlerinin sağlanmadığının tespit edilmesi üzerine dava konusu 2011 tarih ve 2011/1478 sayılı Belediye Encümen kararı ile 2872 sayılı Çevre Kanununun maddesi uygulanmak suretiyle daha önce verilen idari para cezası bir kat artırılarak 188,-TL idari para cezası verilmesi ve bu idari para cezasının tahsili amacıyla 2011 tarihli ödeme emrinin düzenlenmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Doktrinde kabul edilen tanıma göre tekerrür; bir ceza yaptırımına uğradıktan sonra yeniden suç işleyen kimsenin durumudur. Bu durumdaki kimselere 'mükerrir' denilmektedir. Kanunlar, mükerrirlere, ilk suçludan daha fazla ceza verilmesini emrettiklerinden, onların işledikleri suçun cezası arttırılarak verilmektedir. Bu arttırmanın nedeni, o kimselerin evvelce de suç işlemiş olmalarıdır. Dolayısıyla tekerrür hükmünün uygulanabilmesi için failin daha önce cezalandırılmış olması gerekli ve yeterlidir.Yukarıda yer verilen 2872 sayılı Kanunun maddesi uyarınca; anılan Kanunda düzenlenen idari para cezalarında tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için, aynı nitelikteki fiilden dolayı daha önceden verilmiş bir para cezasının bulunması ve söz konusu para cezasının ilgilisine tebliğ edilerek idari yönden kesinleşmiş olması yeterli olup, aynı zamanda yargısal yönden kesinleşmiş olmasının gerekmediği, mevzuatta da böyle bir koşulun aranmadığı açıktır.Bu durumda, dava konusu para cezasında tekerrür hükümlerinin uygulanması açısından hukuka aykırılık bulunmadığından, belirtilen gerekçeyle dava konusu işlemlerin iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır."