Başvuru, zorunlu müdafi atandığının bildirilmemesi ve mahkûmiyet kararının gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, zorunlu müdafi atandığının bildirilmemesi ve mahkûmiyet kararının gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Ateşli silah yaralanması nedeniyle 30/3/2006 tarihinde hastaneye kaldırılan H.B. 31/3/2006 tarihinde vefat etmiş, 8/6/2006 tarihli otopsi raporundan H.B.nin ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ harabiyetinden kaynaklanan iç kanama sonucu öldüğü saptanmıştır. Kolluk tarafından düzenlenen 30/3/2006 tarihli olay yeri tespit tutanağında; uzun boylu, yapılı, esmer tenli, siyah takım elbiseli, 30-35 yaşlarında bir şahsın maktule üç el ateş ettikten sonra yaya olarak olay mahallinden ayrıldığı ve beyaz renkli bir kamyonete binerek uzaklaştığı belirtilmiştir. Olay mahallinde yapılan araştırma ve incelemede üç adet MKE yapımı 9 mm çapında kovan ve iki adet mermi çekirdeği elde edilmiş ve yapılan laboratuvar incelemesi sonucunda elde edilen kovan ve mermi çekirdeklerininatıldığı silahın 8/3/2006 tarihinde bir kaç kişinin yaralanması ile sonuçlanan kavgada kullanılan silahla aynı olduğu tespit edilmiştir. Kolluk tarafından 8/3/2006 tarihli olay esas alınarak yapılan araştırma sonucunda ölüm olayında kullanılan silahın en son T. adlı şahısta bulunduğu belirlenmiş,bu şahıs ile başvurucu ve başvurucunun kardeşi A. arasındaki ilişki nedeniyle başvurucu ve kardeşi A. şüpheli sıfatıyla soruşturmaya dâhil edilmiştir. Alanya Cumhuriyet Başsavcılığının 20/9/2006 tarihli iddianamesi ile özetle başvurucunun kardeşi A.nın maktul H.B.ye olan borcundan kurtulmak amacıyla başvurucunun patronu olan T.den yardım istediği, T.nin bu iş için H.A.yı görevlendirip olayda kullanılan silahı temin ettiği ve H.A.nın aldığı talimat gereği H.B.yi vurduktan sonra başvurucunun kullandığı kamyonete binerek olay mahallinden uzaklaştığı iddiasıyla başvurucu, başvurucunun kardeşi A, T. ve H.A.nın kasten öldürme eyleminden cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır. Alanya Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/1/2011 tarihli kararıyla başvurucunun kardeşi A.nın telefon alışverişinden dolayı maktule 000 TL borçlu olduğu, maktulün borcun ödenmemesi nedeniyle icra takibi başlattığı, A.nın borçtan kurtulmak için kardeşi olan başvurucu ile görüşüp birlikte başvurucunun patronu olan T.den yardım istedikleri, TM.nin başvurucu ve kardeşi ile almış olduğu karar gereği tetikçi H.A. ile görüşüpsuçta kullanılan silahı temin ettiği ve H.A.nın da almış olduğu talimat uyarınca maktule ateş ettikten sonra başvurucunun kullanmakta olduğu kamyonete binerek olay mahallinden uzaklaştığı gerekçesiyle başvurucu ile birlikte A., T. ve H.A.nın müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Hüküm temyiz edilmiş, Yargıtay Ceza Dairesi (Daire) 7/5/2012 tarihli kararı ile başvurucu ve kardeşi A. arasındaki menfaat uyuşmazlığı nedeniyle ayrı müdafiler tarafından temsil edilmeleri gerekirken savunma zafiyeti oluşturacak şekilde aynı müdafi tarafından temsil edilmeleri nedeniyle diğer temyiz itirazlarını incelemeden hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bozma sonrasında ilk derece mahkemesince yargılamaya devam edilmiştir. Başvurucu müdafii Av. A.K. 18/7/2012 tarihli oturumda başvurucunun müdafiliğinden çekildiğini belirterek yeni müdafi atanmasını istemiş, mahkemece barodan başvurucuya müdafi atanması talebinde bulunulmuştur. Yargılamanın 2/10/2012 tarihli oturumunda Av. nin başvurucuya müdafi olarak atandığı bildirilmişse de mazereti nedeniyle oturumda hazır bulunmamıştır. Mahkemece, 9/10/2012 tarihli oturuma iştirak eden Av. nin beyanları alındıktan sonrabozma ilamına uyma kararı verilmiş ve devamında savcılığın esas hakkındaki mütalaası alınmıştır. Başvurucu müdafiiAv. mütalaayı kabul etmediğini belirtmiş, başvurucunun önceki savunmaları doğrultusunda beraatına karar verilmesini ve hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece zorunlu müdafinin esas hakkındaki mütalaaya ilişkin beyanlarının alınmasından sonra yargılamaya son verilmiş, hastane kayıtları, otopsi raporu, suçta kullanılan silah ile olay mahallinde elde edilen kovan ve mermi çekirdeklerine ilişkin laboratuvar raporu, sanık savunmaları, katılan beyanları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı gözönünde bulundurularak olayın gerçekleşmesine ilişkin önceki karardaki oluş aynen tekrarlanarak başvurucu ile birlikte A. ve T.nin azmettiren ve diğer sanık H.A.nın doğrudan fail olarak kasten adam öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Hüküm, başvurucu dışındaki diğer sanık müdafileri tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi sonuç ceza itibarıyla hükmün resen temyiz incelemesine tabi olduğunu da belirterek yapmış olduğu duruşmalı temyiz incelemesi sonucunda, hükmün başvurucu ve H.A.ya ilişkin kısmının onanmasına 14/4/2014 tarihinde karar vermiştir. Yargıtay Ceza Dairesi aynı kararda, sanık A. yönünden sanığın savunmasının aksini ispata yarar nitelikte delil elde edilemediğinden beraatine karar verilmesi gerektiğine ve sanık T. yönünden eylemin, fiilin işlenmesinde kullanılan silahı sağlama suçunu oluşturduğundan fazla ceza tayin edildiğine işaret ederek bu iki sanık yönünden hükmün bozulmasına karar vermiştir. Dosya içinde 19/1/2011 tarihli karar ile birlikte hakkında yakalama kararı çıkartılan ve başvuru tarihine kadar hakkındaki bu karar infaz edilmeyen başvurucuya, müdafiinin çekilmesi, zorunlu müdafinin atanması, ilk derece mahkemesi kararı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ve Yargıtay Ceza Dairesinin 14/4/2014 tarihli nihai kararının tebliğ edildiğine ilişkin herhangi bir belge ve bilgi bulunmamaktadır. Başvurucu, nihai karardan 11/8/2014 tarihinde haberdar olduğunu belirterek12/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Hükümleri 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: ''(1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır." 5237 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Kasten öldürme suçunun;a) Tasarlayarak,... İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır'' 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ''Müdafiin görevlendirilmesi'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.'' 5271 sayılı Kanun'un ''Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) 150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir.(2) Eğer yeni müdafi savunmasını hazırlamak için yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir.'' 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun ''Avukatın vekaletten çekilmesi'' kenar başlıklı maddesininilgili kısmı şöyledir: "Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder. Şu kadar ki, adli müzaharet bürosu yahut baro başkanı tarafından tayin edilen avukat, kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özürü olmadıkça, görevi yerine getirmekten çekinemez. Kaçınılmaz sebebin veya haklı özürün takdiri avukatı tayin eden makama aittir.''B. Yargıtay İçtihatları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/1/2012 tarihli ve E.2011/6-249, K.2012/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Anayasanın maddesine göre; 'herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.' Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, 'adil yargılanma hakkını' düzenleyen maddesinin fıkrasının b ve c bentlerinde ise; 'Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a)….; b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek… Buradan çıkarılması gereken sonuç; savunma hakkının, temel insan hakları arasında yer alan hak arama hürriyetinin bir gereği olduğu ve avukat tutma hakkının da savunma hakkından ayrı düşünülemeyeceği gerçeğidir. Bu durumda, mevzuatımızda zorunlu müdafilik sistemini öngören yasanın amacı, kendisini savunmak için yeterli maddi olanağı bulunmayanların bu hakkı kullanamamalarından kaynaklanabilecek muhtemel hak kayıplarının önlenmesi, dolayısıyla da savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanması suretiyle, adil yargılanmanın gerçekleştirilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak, parası olan sanık nasıl ki vekâletname verdiği avukatı serbestçe tayin edebiliyor, parası olmayan sanığın da aynı şekilde avukatını serbestçe belirleyebilmesi, en azından kendisine tayin edilen avukatı beğenmediğinde değiştirme hakkının bulunması, daha da ötesi, görülmeye başlayacak davada kendisine bir avukat atanacağının sanığa bildirilmesi gereklidir. Kendisine avukat atandığını dahi bilmeyen ya da kendisine avukat atanmakla birlikte beğenmediği takdirde bu avukatın değiştirilmesini isteme hakkına sahip bulunmayan bir sanığın, atandığını dahi bilmediği veya beğenmediği halde muhatap olduğu bu avukatın tüm tasarruflarından sorumlu tutulması gerektiğini veya bu avukatın yaptığı tüm işlemleri peşinen kabul etmiş sayılacağını söylemek nasıl mümkün değilse, böyle bir durumda savunma hakkının tam anlamıyla kullanılabileceğini düşünmek de olası değildir. … Bunun ötesinde; kendisine zorunlu müdafi atanacağının sanığa bildirilmiş ve sanığın da buna ses çıkarmamış olduğu durumlarda; zorunlu müdafie yapılan tefhim veya tebliğ işlemlerinin aynen vekâletnameli müdafide olduğu gibi geçerli olacağı ve gerek tefhime, gerekse tebliğe bağlı olan sürelerin işlemeye başlayacağı hususunda duraksama yaşanmamaktadır. Dolayısıyla, böyle durumlarda Tebligat Yasasının maddesi uyarınca işlem yapılması gerekeceğinden, tebligat asile değil vekile (müdafie) yapılmalıdır. Aksi halde, zorunlu müdafiliğe yasanın arzu etmediği anlamda simgesel bir anlam yüklenmiş olur ki, bu kabul birçok kargaşayı da birlikte getirecektir. Konuya bu açıklamalar ışığında bakıldığında şu sonuçlara varılmaktadır: (…) 1-Zorunlu müdafi atamasının yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre tayin edilmiş zorunlu müdafie yapılan tefhim ve tebliğ, aynen vekaletnameli müdafie yapıldığında olduğu gibi hukuki sonuçlarını doğurur. Ancak; bunun ön şartı, kendisine bir zorunlu müdafi atandığından sanığın haberdar edilmiş olmasıdır. 2-Sanığın zorunlu müdafii azletme ve değiştirilmesini isteme hakkı bulunmaktadır. 3-Kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar olan sanık buna ses çıkarmazsa, zorunlu müdafiin yapmış olduğu ve kendisinin açıkça karşı çıkmadığı tüm tasarrufların sonuçlarına katlanmak zorundadır. 4-Kendisine zorunlu müdafi atandığından sanığın haberdar edilmediği durumlarda ise; zorunlu müdafie yapılmış bulunan tefhim ve tebliğ kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmaz. Bu durumda, velev ki zorunlu müdafii sanığın lehine gibi görünen bazı işlemleri yapmış olsa -örneğin temyiz dilekçesi vermiş olsa- dahi, hükmün sanığın kendisine de tebliğ edilmesi ve kendisine yapılan tebliğ üzerine sanık tarafından temyiz dilekçesi verilmesi halinde, temyiz davasının kabul edilmesi gerekir. Somut olayda; zorunlu müdafiinin yüzüne karşı yapılmış olan tefhim, kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar edilmeyen sanık A. açısından hukuki sonuç doğurmayacağından, temyiz süresini de başlatmaz. Bu nedenle, temyiz davasının sanık müdafiinin temyiz isteminin süresinden sonra olduğundan bahisle reddi yerine, gerekçeli kararın sanığın kendisine de tebliği gerekmektedir. (…) Buna karşılık, kararın kendisine tebliğ edilmesine rağmen sanık tarafından süresi içinde temyiz dilekçesi verilmemesi halinde ise sanık müdafiinin süresinden sonra vaki temyiz isteminin reddine karar verilmeli ve Genel Kurulca duraksamasız olarak kabul edildiği gibi Özel Dairenin yaptığının aksine, iadeden önceki temyiz dilekçesine dayalı olarak da temyiz davası açılmamalıdır." Yargıtay Ceza Dairesinin 21/4/2009 tarihli veE.2008/7595, K.2009/2251 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "1-a) Sanık Mücahit müdafiinin 2007 havale tarihli dilekçesi ile vekillik görevinden çekildiğini bildirdiği, aynı tarihli duruşmanın ara kararında çekilmenin tebliğine karar verildiği, ancak kararın gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmakla, vekilin görevinden çekildiğine dair dilekçenin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun maddesi ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu gereğince usulüne uygun şekilde sanığa tebliği ile, kendisini duruşmada vekil ile temsil ettirmediği takdirde, atılı suçun alt sınırı dikkate alınarak CMK 150/3 maddesi gereğince baro tarafından müdafi atanması, atanan müdafiinin CMUK maddesi gereğince duruşmada hazır bulundurulması gereğine uyulmaması [ nedeniyle hükmün BOZULMASINA karar verilmiştir.]''