Başvuru, ulusal yayın yapan bir gazetenin pazar ekinde yayımlanan bir köşe yazısında kullanılan ifadelerin kişilik haklarını zedelediği, bu kapsamda açılan tazminat davasında hükmedilen tazminat miktarının kazanılmış haklar gözetilmeden bozma kararı sonrasında düşürülmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ve yargılamanın makul sürede tamamlanmadığı iddialarına ilişkindir.
Başvuru; ulusal yayın yapan bir gazetenin pazar ekinde yayımlanan bir köşe yazısında kullanılan ifadelerin kişilik haklarını zedelediği, bu kapsamda açılan tazminat davasında hükmedilen tazminat miktarının kazanılmış haklar gözetilmeden bozma kararı sonrasında düşürülmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ve yargılamanın makul sürede tamamlanmadığı iddialarına ilişkindir. Başvuru 28/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan incelemede 30/5/2013 tarihli ve 2013/3770 numaralı başvurunun konu bakımından aynı nitelikte olması nedeniyle 2013/3496 numaralı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 6/12/2013 ve 7/5/2015 tarihlerinde, başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemelerinin birlikte yapılmalarına ve başvuruların birer örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlık, başvurusu ile ilgili görüşünü 4/2/2014; A.H.Ö. başvurusuyla ilgili görüş bildirmeme yönündeki yazısını ise 4/6/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından başvurusuna ilişkin Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 17/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamışlardır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu A.H.Ö., birçok ilçede kaymakamlık ve farklı illerde valilik yaptıktan sonra emekli olmuş; bir dönem de milletvekili olarak görev yapmıştır. Başvurucu ise A.H.Ö.nün eski eşidir. Ulusal yayın yapan Sabah gazetesinin Pazar isimli haftalık ekinin 14/7/2002 tarihli nüshasında yayımlanan “Başbürokrat Polise Niçin Düşman Oldu” başlıklı köşe yazısında, başvurucuların isimleri zikredilmeden ve Karadeniz Bölgesi’nin ünlü bir şehrinde şehrin ileri gelenlerinden olduğu vurgusu ve “başbürokrat” nitelendirmesi yapılarak ildeki icraatlarından, eşinin ve kendisinin özel yaşamından, emniyetle olan ilişkilerinden, özel yaşamındaki problemlerini emniyet yetkilileri hakkındaki tasarruflarına yansıttığından bahsedilmiş ve yaşanan olaylar hikâye tarzında kaleme alınırken şu ifadelere yer verilmiştir: "Anlatacağım hikâye, mavisi ve yeşiliyle ünlü Karadeniz’in ünlü bir şehrinden… Kahramanı, bu şehrin ileri gelenlerinden birisi. Onun hikâyesini yazarken ismini açıklamayacağım ve ona ‘başbürokrat’ adını vereceğim. Kahramanımız yani Başbürokrat, tayin olduğu bu şehirde, ayağının tozuyla büyük bir mücadeleye girişmiş. Geceli gündüzlü yoğun bir tempoyla problemleri çözmeye çalışıyor, bazı çıkar çevrelerini karşısına aldığını bildiği halde hiç taviz vermeden kanunları büyük bir gözükaralıkla yerine getiriyormuş.Aslında birçok kesimi de kendisine düşman ettiğini bilen Başbürokrat’ın yanında, güzel karısı da varmış. Karısı onunla evlenmeden önce, cinsellik konularında uzman bir profesörün eşiymiş. Ayrıca, çevresinde, aktif yaşantısıyla da tanınıyormuş.Başbürokrat, gezmeyi ve eğlenmeyi seven eşinin başına bir şey gelmemesi için bir komiser ve birkaç polis memurundan oluşan bir ekip oluşturmuş. Bu ekip, Başbürokrat’ın karısının gittiği her yere gidiyor, onu her türlü tehlikeden koruyormuş.Başarılı çalışmalara imza atan Başbürokrat ise işlerinin yoğunluğu nedeniyle eşine pek fazla eşlik edemiyormuş. Günler birbirini kovalar ve hızla geçip giderken olan olmuş ve Başbürokrat’ın karısı, kendisine tahsis edilen ekibin başındaki genç komisere aşık olmuş. Kimilerine göre komiser kadını baştan çıkarmış. Ancak, sonuçta, iki sevgili şehirde dedikoduların arttığını anlamış ve Başbürokrat’ın kendilerine zarar vermesinden çekindikleri için başka bir şehre kaçmaya karar vermiş.Fakat kızgın Başbürokrat’ın kendisine yapılanı kimsenin yanına bırakmaya niyeti yokmuş. Zaten o, karısının kandırıldığına ve zorla götürüldüğüne inanıyormuş. Hemen hiç vakit kaybetmeden sevgililerin kaçtıkları yeri belirlemiş ve karısını buldurmuş. Aracıların devreye girmesi üzerine eşi, Başbürokrat’ın yanına dönmüş; genç komiser ise cezalandırılmış. Ama iş bununla bitmemiş. Dava kapandı, her şey normale döndü sanılırken, kızgın Başbürokrat ile polis teşkilatı arasında zor günler başlamış.Çünkü, Başbürokrat, bütün bu olanların, emrinde çalışan polis müdürleri yüzünden meydana geldiğine inanıyor ve intikam planları yapıyormuş. Bunun için de her adli olaydan sonra polis müdürlerine karşı tavır alıyor, polis teşkilatı ve müdürlerinin açıklarını kollamak için kendi çevresindeki insanları kullanıyormuş.Başbürokrat’ın iddialarına göre şehirde fuhuş almış başını yürümüş ve bütün bu çark Emniyet Müdürü ve arkadaşlarının bilgisi dahilinde işlemeye başlamış. Ankara da Başbürokrat’ın iddiaları üzerine Emniyet Müdürü hakkında soruşturma başlatmış.Sonuçta Emniyet Müdürü görevden alınmış. Yine de Başbürokrat’ın kızgınlığı geçmemiş. Yeni gelen Emniyet Müdürü ile de geçinemeyen Başbürokrat, onun hakkında da sahtekârlık iddiasıyla soruşturma açılmasına neden olmuş. Ve bu Emniyet Müdürü de görevden alınmış.Emniyet Genel Müdürlüğü içinde rahatsızlık yaratan bu çekişmeler üzerine İçişleri Bakanlığı konunun araştırılması için müfettişler göndermiş. Böylece Karadeniz’in birkaç ayda 2 Emniyet Müdürü eskiten güzel şehrindeki skandal ortaya çıkmış.Başbürokrat, hala koltuğunda oturuyor. Polis teşkilatıyla arasında inanılmaz bir çekişme var. Ve polisler, durumdan çok rahatsız. Başbürokrat’ın yakın çevresi ise onun haklı olduğunu, karısının da kandırıldığını iddia ediyor. Bakalım ne olacak? İzleyelim, görelim…” Başvurucular; kaleme alınan yazıda “başbürokrat” nitelemesiyle … Valisi olarak kendilerinin hedef alındığını, yazılanların yalan ve yanlış olduğunu, bu yazının kendilerini yıpratmaya yönelik ve bir bütün olarak hukuka aykırı olduğunu, gerçek ve güncel olmadığını, yazılmasında kamu yararının bulunmadığını; şeref, haysiyet ve aile yaşamına yönelik olduğunu, … ilinde gündemi işgal eden fuhuş olaylarının üzerine gitmesi, emniyet müdürü hakkında soruşturma yapılmasına izin vermesi sonucunda bu kişinin Bakanlıkça merkeze alınması nedeniyle fuhuş gibi gerçek ve güncel bir olgu üzerine gitmede gösterdiği kararlılık ve direncini kırmaya yönelik yazıldığını, yazıda kullanılan üslubun çok ağır olduğunu iddia ederek başvuruculardan A.H.Ö., 19/7/2002 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde ve ise 11/7/2003 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde ilgililer aleyhine manevi tazminat davaları açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 3/7/2003 tarihli ve E.2002/620, K.2003/594 sayılı kararı ile dinlenen tanık anlatımları, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan yazılar ve toplanan diğer deliller neticesinde söz konusu yazıda "başbürokrat" olarak belirtilen kişinin başvurucu olduğunun anlaşıldığını, yazı içeriğinin de eleştiri sınırını aştığını, incitici ve özel yaşama müdahale eder nitelikte olduğunu belirterek davanın kısmen kabulüne karar vermiş ve başvurucu lehine 000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davalılarca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 6/4/2004 tarihli ve E.2003/11827, K.2004/4455 sayılı ilamı ile hukuk davasına konu yayın nedeniyle davalılar aleyhine ceza davası açıldığını, ceza mahkemesinde verilme ihtimali olan beraat kararı, hukuk hâkimi üzerinde bağlayıcı etkiye sahip olmasa da ceza mahkemesinin maddi olguyu kabul şeklinin, dava konusu yayının içeriği itibarıyla hukuk davasına etkili olabileceğini, bu nedenle ceza davası sonucu beklenerek karar verilmesi gerektiğini, davalıların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığını belirterek kararın bozulmasına hükmetmiştir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, bozma kararına uyarak ceza davasını bekletici mesele yapmış; bu süreçte diğer başvurucu (eski eşi) tarafından 11/7/2003 tarihinde aynı yazı nedeniyle Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat davasının mevcut dava ile birleştirilmesine 6/10/2004 tarihinde karar vermiştir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, bekletici mesele yapılan ceza davasının sonuçlanmasının ardından verdiği 11/2/2010 tarihli ve E.2004/315, K.2010/19 sayılı kararı ile daha önce hükmedilen 000 TL tutarındaki manevi tazminatın olay tarihi itibarıyla tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, paranın alım gücüne göre fazla olduğunu belirterek ve köşe yazısı ile ilgili önceki gerekçeleri tekrar etmek suretiyle davanın kısmen kabulü ile başvurucular lehine ayrı ayrı 000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının taraflarca ikinci kez temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 21/6/2011 tarihli ve E.2010/5957, K.2011/7274 sayılı ilamı ile "...Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü yasanın takdir hakkı verdiği durumlarda yargıcın, hukuk ve adalete uygun (hak ve nısfetle) karar vereceği Medeni Yasa'nın maddesinde belirtilmiştir. Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Asıl ve birleşen davaya konu edilen 14/7/2002 tarihli ‘Başbürokrat Neden Polise Düşman Oldu’ başlıklı yazının yayınlandığı tarih ile yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde asıl dava ve birleşen davada davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarları fazladır. Davacılar yararına daha alt düzeyde manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde manevi tazminata karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." gerekçesine dayanarak kararın bozulmasına karar vermiştir. Başvurucular tarafından yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 8/12/2011 tarihli ve E.2011/13333, K.2011/13220 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. İkinci bozma sonrası Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi bozma ilamına uyarak verdiği 29/3/2012 tarihli ve E.2012/2, K.2012/130 sayılı kararı ile önceki kararındaki ve Yargıtay bozma ilamındaki gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, başvurucular lehine ayrı ayrı 000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Anılan karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 19/9/2012 tarihli ve E.2012/10903, K.2012/13054 sayılı ilamı ile onanmış; karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 26/3/2012 tarihli ve E.2013/1210, K.2013/5520 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucu A.H.Ö.ye 2/5/2013 tarihinde, başvurucu ye 30/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucular, sırasıyla 28/5/2013 ve 30/5/2013 tarihlerinde ayrı ayrı bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. İlgili Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.…. ” 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”