T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/517 Esas KARAR NO: 2025/987 DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 22/07/2024 KARAR TARİHİ: 26/11/2025 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili----- ---kayıtlarında da sabit olduğu üzere ----- %33 ortağı olduğunu, müvekkil…
T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/517 Esas KARAR NO: 2025/987 DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 22/07/2024 KARAR TARİHİ: 26/11/2025 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili----- ---kayıtlarında da sabit olduğu üzere ----- %33 ortağı olduğunu, müvekkili tarafından ---- yapılan %2 hisse devrinin ön alım hakkı nedeniyle iptali ve kendi adına tescili amacıyla-----Esas sayılı dosyasından açılan ön alım davası sonucunda yerel mahkeme tarafından---- tarihli dava dışı --- davalı ------yapmış olduğu %2 pay devir ve tescil işleminin iptali ile söz konusu bu payın davacı ------ adına tesciline, şeklinde karar verildiğini ve bu kararın istinaf mahkemesi tarafından da onaylanarak kesinleştiğini, yani müvekkilinin hali hazırda davalı şirketin %35 ortağı olduğunu,.davalı şirketin ---- tarihli genel kurul toplantısının dava konusu edilen kararlarında gündemin 8. Maddesi gereğince, yönetim kurulu üyelerinin ibrasının tek tek oylandığını, her bir yönetim kurulu üyesinin,------ 26.800 ret oyuna karşılık oy çokluğu ile ibra edildiğini toplantı başkanına bildirdiğini, yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy haklarını kullanmadıklarını,------ ''Türk Ticaret Kanunu 436/2 ye göre yönetim kurulu üyeleri yönetim kurulu ibrasında oy kullanamazlar. Bu nedenle ------- ibraları, yine aynı sebeple ve ek olarak benim pay oranım diğer hissedarların toplam hisse oranından fazla olduğundan ---- ibrasının gerçekleşmesi hatalıdır ''şeklinde şerh düştüğünü, -----kendi oylamasında oy kullanmadığını, ---- --- şirkette halihazırda %30 pay sahibi olduğunu, ------ise %33,33 pay sahibi olup oy çokluğunun sağlanamamış olmasına rağmen ibra edildiğinin yazıldığını, İbranın iptalinin gerektiğini, dolayısıyla --- açısından gerekli çoğunluk sağlanamadığından geçerli bir ibranın söz konusu olmadığını, ancak bu hususa rağmen---- tutanağına her bir yönetim kurulu üyesinin -------- 26.800 ret oyuna karşılık oy çokluğu ile ibra edildiğinin yazıldığını, bu hususun tamamen hukuka aykırı olduğunu, keyfi bir davranış olduğunu, kanunun açık hükmüne rağmen oldu bittiye getirilmek istendiğini, Alınan karar, şirket ana sözleşmesine, kanuna açıkça aykırı batıl, butlan ve yoklukla geçersiz olduğunu, huzur haklarının, işletmede görevli, Değerleme Uzmanlığı yapabilmek için benzer eğitimli ve belgeli kişilere ödenen ücret skalasına göre yüksek olmasının da kar dağıtımı olarak sayılabileceğini, ------- tarihli genel kurul toplantısında huzur hakkı ile ilgili alınan 10 numaralı kararına karşı da taraflarınca ----- Esas sayılı dosyasından dava açıldığını,mahkeme tarafından yapılan yargılama neticesinde ;davanın kabul edildiğini, davalı şirket tarafından mahkeme kararlarının görmezden gelinerek ------535.000,00 TL ve diğer iki yönetim kurulu üyesine ise 400.000,00 TL olmak üzere aylık toplam 1.335.000,00 TL gibi çok fahiş huzur hakları ödenmesine karar verildiğini, yani 3 yönetim kurulu üyesine yıllık toplam 16.020.000,00 TL huzur hakkının ödeneceğini, bu bedelin hiçbir hukuki ve vicdani açıklamasının bulunmamakta olduğunu,------- tarihli genel kurul toplantısının 7. Maddesinde şirketin geçmiş yıl zararlarının 3.131.997,00 TL olduğu ve bu nedenle kar payı dağıtılmamasına karar verilmişken bu şekilde huzur hakkı belirlenmesinin tamamen kötüniyetli ve tek amacın müvekkilinin kar payı almasını engellemek olduğunu, zarar eden bir şirkette bu denli yüksek huzur hakkı belirlenmesinin izaha muhtaç olduğunu, herhangi bir yasal dayanağının da bulunmamakta olduğunu, davalı tarafın bu hususta yıllardır kötü niyetli ve dürüstlük kuralına aykırı davranmakta olduğunu, müvekkilinin kar payı almasını engellemek amacıyla her dönem çoğunluk olmanın verdiği avantaj ile bu şekilde huzur haklarını belirlemekte olduğunu, yüksek huzur haklarının, şirket yapısını zayıflattığı gibi yapılması gerekecek sermaye artışlarında da Yönetim Kurulunda yer alan ortakların güçlü, müvekkilini güçsüz yapacağını, bu konuda da geçmişte yasaya aykırı müvekkilinin payını azaltmak amaçlı sermaye artışı kararı verildiğini ancak aykırılıktan onanmadığını, piyasada benzer değerleme şirketlerin tüm ortakların yönetim kurulu üyesi olmadığı durumlarda aldıkları huzur hakları ödemeleri karşılaştırıldığında da davalarındaki haklılıklarının sabit olduğunu, TTK m.512 gereğince şirket adına istirdat haklarını saklı tuttuklarını, anonim şirketlerin kurulmasındaki temel amacın ortaklara kâr dağıtmak olduğunu, bazı ortaklara örtülü kâr dağıtımı oluşturacak nitelikteki genel kurul kararlarının kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bu bağlamda yönetici ortaklara, huzur hakkı adı altında yüksek ücretler ödenmesinin de örtülü kâr dağıtımı anlamına gelmekte olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin oy çokluklarına dayanarak bu şekilde kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı davranmakta olduklarını, yönetimde olmayan müvekkilinin huzur hakkı ödenmemesinin açıkça yönetimde olmayan davacıya karşı eşit davranılmadığının ispat etmekte olduğunu, müvekkilinin netice itibarı ile kar elde etmek amacı ile şirkete ortak olduğunu, davalı şirketin almış olduğu bu kararlar ile kardan pay alma hakkının önemli ölçüde etkilendiğinin görülmekte olduğunu, tüm bu sebeplerden dolayı davalı şirketin, ------ alınan ve toplantı tutanağının 8. Maddesinde yazılan tüm yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kararın iptalini, davalı şirketin, ----- alınan ve toplantı tutanağının 10. Maddesinde yazılan huzur hakkı verilmesine ilişkin kararın iptalini , huzur hakkı ödemelerinin yönetim kuruluna ödenmemesi için ilgili kararın yürütülmesinin geri bırakılmasını, dava sonucu kesinleşinceye kadar huzur hakkı ödemelerinin geri bırakılmasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının her ne kadar " müvekkili tarafından ---- yapılan %2 hisse devrinin ön alım hakkı nedeniyle iptali ve kendi adına tescili amacıyla ----- sayılı dosyasından açılan ön alım davası sonucunda yerel mahkeme tarafından ---- tarihli dava dışı ---- davalı-------- yapmış olduğu %2 pay devir ve tescil işleminin iptali ile söz konusu bu payın davacı------- adına tesciline, şeklinde karar verildiğini ve bu kararın istinaf mahkemesi tarafından da onaylanarak kesinleştiği. " şeklindeki beyanının gerçeği yansıtmadığını, taraflarınca mezkur -------Sayılı dosyasında verilen karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulduğunu, ------hukuka aykırı bir şekilde kararın kesin nitelikte olduğunu belirttiğini ve temyiz başvurularının reddine ilişkin ek karar verdiğini, anılan ek kararın ise temyize açık nitelikte bir karar olduğunu, bu kez de taraflarınca ek karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulduğunu, dosyanın----- nezdinde temyiz incelemesinde olup kesinleşmiş bir kararın varlığından söz etmenin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin ----- tarihli genel kurulunda gündemin 8. Maddesi gereğince, yönetim Kurulu üyelerinin ibrasının tek tek oylandığını, her bir Yönetim Kurulu üyesinin, ---------26.800 ret oyuna karşılık oyçokluğu ile ibra edildiğini, yönetim Kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy haklarını kullanmadıklarını, Genel Kurul toplantı tutanağında açıkça belirtildiği üzere her bir yönetim kurulu üyesinin kendi ibralarında oy kullanmadan tek tek oylandığını ve netice itibariyle ibra edildiklerini, aksi bir yorumun, şirket yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin gündemi müzakere edilemez hale sokacağını ve üyelerin ibrasının davacının kötü niyetli tutumu karşısında hukuken mümkün olmaktan çıkacağını, kanun koyucunun, söz konusu madde ile bunu amaçlamadığının ortada olduğunu, Türk Medeni Kanununun 2. Maddesine göre, herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu ,bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenini korumayacağını,. davacının ileri sürdüğü aşikar olan genel kurul kararlarının iptali talebinin hakkın kötüye kullanılmasını teşkil etmekte olduğunu TMK m.2 hükmü uyarınca reddedilmesinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için davacının ibraya ilişkin iddia ve taleplerine itibar edilecek olsa dahi bunun yalnızca Yönetim Kurulu üyelerinden------ için yapılabileceğini, zira davacı tarafın, dava konusu genel kurul toplantı tutağında ibraya ilişkin 9. Maddeye itiraz şerhini ---- ile sınırlı olarak koyduğunu, buna rağmen dava dilekçesinde yönetim kurulu üyelerinin tamamı bakımından ibraya ilişkin kararın iptalinin talep edilmesinin hukuki dayanağının bulunmamakta olduğunu, müvekkili şirket'in ------------tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında Gündemin 10. Maddesi gereğince, yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur hakkının belirlenmesine geçildiğini, --------söz alarak; yönetim kurulu üyelerine her ay, bütün kesintiler sonrası net olmak üzere yönetim kurulu üyelerinin aktif olarak görev alması, şirket içinde tam zamanlı olarak çalışmaları sebepleriyle belirlenen şekilde huzur hakkı verilmesini önerdiğini, söz konusu önerinin ------ 26.800 ret oyuna karşılık 53.600 kabul oyu ile oy çokluğu ile kabul edidiğini, davacı ------ yönetim kurulu üyelerine ödenmesine karar verilen huzur hakkının sermaye yapısı, şirket mizanı ve diğer koşullara göre yüksek olduğunu ve örtülü kar dağıtımı niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek mezkur maddenin iptalini talep ettiğini, ancak davacının iddialarının mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu itibar edilmemesinin gerektiğini, müvekkili şirketin faaliyet gösterdiği gayrimenkul değerleme sektörünün yoğun emek ve mesai gerektiren bir alan olduğundan dolayı yönetim kurulu üyelerinin de buna paralel olarak ücretli bir personel gibi ve hatta çok daha yoğun bir emek ve mesai harcayarak şirketin sektöründe öncü ve saygın konuma gelmesine fayda sağladıklarını, nitekim Gayrimenkul Değerleme şirketlerinin tabi oldukları birincil ve ikincil mevzuat uyarınca sektörde şirketlerin sıkı denetim altında olduğunu ve şirket yönetim kurulu üyelerinin başka işte çalışmalarının mümkün olmadığını, yönetim kurulu üyelerinin yoğun emek ve mesailerinin neticesinde müvekkili şirketin, sermaye piyasası kuruluna kayıtlı gayrimenkul değerleme firmalarından olduğunu üstlendiği iş sayısı bakımından da diğer gayrimenkul değerleme şirketlerinden öne çıkmakta olduğunu, sürekli ------denetimi altında olan müvekkili şirketin, bu konuda davacının şirket aleyhine açtığı davalar dışında hukuki başka bir problemle karşılaşmadığını, bu nedenle, sektöründe önde gelen bir firmada yönetim kurulu pozisyonunda çalışan ve başka geliri getiren işte çalışmaları hukuken mümkün olmayan Yönetim Kurulu üyeleri için öngörülen huzur hakkının fahiş olarak nitelenemeyeceğini,. bunun yanı sıra, davacı tarafın müvekkili şirketin kredi kullanması için kötü niyetli bir şekilde teminatlara muvafakat etmediğini, yönetim kurulu üyelerinin şahsi kefil olarak şirkete finansman yaratmak durumunda kaldıklarını, ayrıca müvekkili şirketin birlikte çalıştığı ve iş hacminin büyük bir kısmını sağlayan bankaların bir kısmının yapılan iş karşılığında teminat mektubu alarak çalışmakta olduğunu, teminat mektubu için ise hisse oranının %20’nin üzerinde bulunan hissedarlardan onay ve imza istemekte olduğunu, ancak davacı tarafın teminat mektuplarını imzalamaması nedeni ile bankalardan teminat mektubunun alınamamakta olduğunu, davacının bu tutumu dolayısıyla teminat mektubu alınamadığından Yönetim Kurulu üyeleri'nin yapılan iş karşılığında şahsi kefalet vermekte olduğunu, davacı ---- müvekkili şirketin yönetim kurulu üyeliğinden------- yılında istifasının ardından şirketin mevcut yönetim kurulu üyeleri tarafından yönetilmeye başlandığını ve akabinde ciro ve karlılık bakımından ciddi anlamda bir büyümenin sağlandığını, şirketin karlılığının her geçen yıl artmakta olduğunu, bahsedilen durumun müvekkili şirketin defter ve kayıtlarında yapılacak bilirkişi incelemesi ile de ortaya çıkacağını, müvekkili şirketin yönetim kurulu üyelerinin tüm emek ve mesailerini yalnızca şirketin yönetimine harcamakta olduğunu, gayrimenkul değerleme şirketlerinin tabi oldukları birincil ve ikincil mevzuat uyarınca sektörde şirketlerin sıkı denetim altında olduğunu ve şirketin yönetim kurulu üyelerinin başka işte çalışmalarının mümkün olmadığını, dolayısıyla müvekkili şirketin yönetim kurulu üyelerinin ücretli bir personel gibi ve hatta çok daha yoğun bir emek ve mesai harcamakta olduğunu, kendilerinin söz konusu huzur hakkı ödemesi dışında şirketteki emek ve mesailerine karşılık aldıkları bir ücretin bulunmamakta olduğunu, tüm bu sebeplerden dolayı davacının şartları oluşmamış olan ihtiyati tedbir talebinin reddini, davacının ttk m. 448/3 hükmü uyarınca teminat ödemesini, nihai olarak huzurdaki davanın tüm talepler bakımından reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava davalı şirketin ----- tarihinde icra edilen genel kurul toplantısında alınan 8 ve 10 numaralı kararların dava dilekçesinde dile getirilen nedenlerden dolayı iptaline karar verilmesinin hukuken mümkün olup olmadığı, alınan kararların şirket ana sözleşmesine, ticaret kanununun amir hükümlerine ve afaki iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığına,alınan kararlarda resen dikkate alınması gereken yokluk veya butlan nedenleri olup olmadığına ilişkindir.Mahkememizce taraf delilleri toplanmış alanında uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. -------- karar sayılı ilamında yokluk butlan ve iptal kavramları detaylı olarak anlatılmış olup konunun önemine binaen aşağıda aynen alıntılanacaktır. --------Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. --------Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.15. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır. 16. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik anonim şirketlere yönelik olarak somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nın 536. (6102 sayılı TTK’nın 622.) maddesi yollamasıyla anonim şirket genel kurul kararlarının iptali hakkındaki hükümlerin limited şirket için de uygulanması gerekecektir. 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesi gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez. 17. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı TTK’da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul karalarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 TTK’nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. 18. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur. 19. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı TTK’da ne de 6102 sayılı TTK’da düzenlenmemiştir.Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir ---------20. Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise TMK’nin 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir------- Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir -----21. Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır. .." belirtmiştir. 6102 sayılı TTK' nın 445. Maddesi " 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler." hükmüne haizdir. Dava konusu genel kurulda iptali istenen 8 numaralı karar yönetim kurulu üyelerinin ibrasına, 10 numaralı karar ise yönetim kurulu üyelerine sağlanan huzur haklarının hükümsüzlüğüne ilişkindir. 8 numaralı kararda davacının olumsuz oyuna karşılık yönetim kurulu üyelerinin ibrasına karar verilmiş davacı muhalif kalarak muhalefet şerhini de işlemiştir. Safahatta mahkememizce bu kararın icrasının geri bırakılmasına dair tedbir kararı verilmiştir. 6102 Sayılı TTK'nın 436. Maddesi " - (1) Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz. (2) Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. " belirtmiştir. ---------Sayılı ilamında "...Diğer yandan TTK'nın 436/2 maddesi gereğince yönetim kurulu üyeleri, kendilerinin ve birbirlerinin ibrasına ilişkin kararlarda oy hakkını haiz değillerdir. Somut olayda davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri, kendi ibralarında oy kullanmamış iseler de bir diğer yönetim kurulu üyesinin ibrasında oy kullanmışlardır. İbra oylamasına katılan yönetim kurulu üyelerinin toplam oy oranı %70 olup, davacı da olumsuz oy kullanmış olmakla, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin söz konusu karar bu yönüyle de geçersizdir. Ayrıca ibrada oydan yoksunluğa ilişkin TTK'nın 436/2 maddesi de emredici nitelikte bulunduğundan, iptal isteyen ortağın ayrıca karara muhalefetini tutanağa yazdırmasına da gerekbulunmamaktadır. ..." belirtmiştir.---------Sayılı ilamında "....TTK'nın 436/2.maddesinde, "Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz." şeklindeki düzenleme karşısında, yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında ve bir birlerinin ibrasında oy kullanamayacağı açıktır. Yasada emredici şekilde düzenlenen bu hükme aykırı şekilde işlem yapılması ve yeterli nisap sağlanmaması halinde alınan kararın yoklukla malul olduğu kabul edilmelidir..." belirtmiştir.Davalı şirketin ortaklık yapısı incelendiğinde davacı dışındaki ortakların aynı zamanda yönetim kurulu üyesi oldukları görülmektedir. Yönetim kurulu üyeleri gerek kendilerinin gerekse birlikte görev yaptıkları diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oydan yoksundur. Davacı dışında diğer ortaların oyları geçersiz olduğundan ve yerleşik yargıtay kararları gereği asgari toplantı ve karar nisaplarına aykırı alınan kararlar yok hükmünde olduğundan genel kurulda alınan 8 numaralı kararın yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir. Genel kurulda alınan 10 numaralı karar incelendiğinde yönetim kurulu üyelerine her ay net olmak üzere ----535.000,00 TL , ---- için 400.000,00 TL --------ise 400.000,00 TL ücret takdir edilmiş davacı muhalif kalmıştır. Bilirkişi görevlendirilirken davalı şirketin genel kurul toplantısının 7 numaralı kararında kar dağıtımı yapılmamasına da karar verildiği gözetilerek, davalı şirketin mali durumu, kar zarar durumu, son 10 yılda icra edilen genel kurul toplantılarında alınan kar dağıtımı- kar dağıtmama kararları, yine bu yıllarda şirket yöneticilerine takdir edilen huzur hakları yani geçmiş yıl uygulamaları, benzer şirketlerde görev alan yöneticilerin aldıkları huzur hakları, kar payı haklarının ihlal edilip edilmediği ve alınan bu kararın örtülü kar dağıtımı mahiyetinde olup olmadığının irdelenmesi talimatı verilmiş bilirkişi raporunu görevlendir ara kararına uygun şekilde tanzim etmiştir. Verilen görev -------- bu tür istemlerde yapılmasını istediği araştırmaya ilişkindir. Denetime uygun bulunan bilirkişi heyeti raporunda davalı şirketin mali durumu ve hükümsüzlüğü istenen madde ile ilgili tespitler raporun 26 ve devamı sayfasında özetlenmiştir. Buna göre "..Şirketin 2023 yılı Net Satışlarının 2022 yılına göre % 93,20 oranında artarak 110.998.112,17 TL, olarak gerçekleştiği, ancak, şirketin 2023 yılında vergi sonrası net zararının 36.651,21 TL olduğu, net satışlardaki artışın kârlılığa yansımadığı, Davalı şirketin 2022 ve 2023 yıllarına ait Likidite Oranları ve Faaliyet Oranlarının pozitif olduğu, ancak Kârlılık Oranları yönünden olumlu bir tablodan söz edilemeyeceği, zira Davalı şirketin Net Kârlılık Oranının 2022 yılında %1,23 oranında cüzi olarak gerçekleştiği, 2023 yılında dönem net zararı (-) 36.651,21 TL olmasına nazaran zaten yeterli olmayan Net Kârlılık Oranının 2023 yılında korunamadığı, Davalı şirketin, sadece 24.04.2024 tarihinde yapılan 2023 yılına ait genel kurulunda kâr dağıtılmamasına karar verildiği, diğer tüm yıllarda kâr dağıtımı yapıldığı, 2023 yılı faaliyet döneminin zarar ile sonuçlandığı Şirketin son 10 yıllık genel kurul toplantılarının tamamında yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesine karar verilmiş olduğu, fakat 2022 yılında 66.666,67 TL Net/Aylık ücret ödenirken, ----- tarihli genel kurulda % 275 artışla ortalama 250.000,00 TL Net/Aylık ödeme yapılmasının kararlaştırıldığı, nihayet dava konusu 24.04.2024 tarihli genel kurulda %78 artışla ortalama 445.000,00 TL Net/Aylık ödeme yapılmasının kararlaştırıldığı, 10 nolu kararla ortalama 445.000,00 TL/Net Ay huzur hakkı ücretinin şirkete olan yıllık brüt maliyetinin kişi başına 7.033.125,24 TL olarak hesaplandığı, 2023 yılında şirketin zarar beyan ettiği, bu miktarın 2022 yılındaki 708.184,76 TL dönem net kârının da çok üzerinde olduğu, 2023 ve 2024 yıllarında yapılan genel kurul toplantılarında karar verilen huzur haklarındaki artış oranlarının şirketin net kârlılık oranı ile de hiçbir şekilde uyumlu olmadığı 24.04.2024 tarihli genel kurulda ödenmesine karar verilen huzur hakkı ücretinin 2023 yılı öncesine ait yıllardaki uygulamalara nazaran da uyumlu olmadığı,Yargıtay içtihatlarına göre yönetim kurulu üyelerinin mali hakları belirlenirken, şirketin mali durumu, geçmiş yıl uygulamaları, yöneticilerin bu görevleri sebebiyle harcadıkları emek ve mesai, aldıkları riskler, benzer şirketlerde görev alan yöneticilerin ücretleri ile uyumlu olup olmadığı, diğer pay sahiplerinin kârdan pay alma hakkının ihlal edip etmediği ve örtülü kâr dağıtımı mahiyetinde olup olmadığı hususları dikkate alınmalıdır. Ancak, davalı şirketin 4 ortaklı şirket olduğu, davacı dışındaki tüm pay sahiplerinin yönetim kurulu üyesi/başkanı sıfatıyla yüksek ücretler aldıkları, şirketin son yıllardaki karlılık durumuna bakıldığında 2022 yılında yalnızca 708.184,76 TL net kar eden, 2023 yılında zarar eden şirketin dava konusu 10 nolu karar ile kararlaştırılan net ücretlerin, şirkete maliyeti de hesaplanınca yıllık 20 milyonun üzerinde net kar etmedikçe pay sahiplerine kar dağıtamayacağı, bu durumun yönetici olmayan pay sahibinin kar payı hakkını ihlal eder nitelikte olduğu, ayrıca dosya içinde bir emsal ücret araştırması bulunmamakla birlikte, bilirkişi heyetinin sektör tecrübelerine göre ve davalı şirketin ilgili yıllardaki ciro ve karlılık durumlarına göre, kararlaştırılan ücretlerin yüksek ve orantısız olduğu, tüm bu sebeplerle 10 nolu karar kanuna ve esas sözleşmeye aykırı olmasa da dürüstlük kurallarına aykırı olabileceği yönünde kanaat oluşmaktadır. Takdiri tamamen mahkemeye aittir..." şeklinde görüşlerini belirtmiştir. Davalı şirketin mali durumu özetlenmiş olup ilgili yılda kar dağıtımı yapmayan , faaliyet yılını zarar ile kapatan şirketin yöneticilerine aylık ortalama net 445.000 TL olarak takdir ettiği huzur hakkının şirkete yıllık maliyetinin kişi başına 7.033.125,24 TL olduğu, söz konusu ücretin örtülü kar dağıtımı mahiyetinde olduğu ve davacının kar payı hakkını ihlal eder mahiyette olduğu, dürüstlük kuralına aykırı olduğu anlaşılmış bu maddenin de iptaline karar verilmiştir. Varılan sonuç kapsamında maddenin icrası bakımından ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılarak maddenin icrası durdurulmuştur. Tüm dosya kapsamı yukarıda yapılan açıklamalar, atıf yapılan istinaf ve yargıtay kararları ve denetime uygun bulunan bilirkişi raporu bütün olarak değerlendirilmiş davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-DAVANIN KABULÜNE; A-Davalı şirketin ---- tarihinde icra edilen genel kurul toplantısında alınan ----- numaralı kararın YOK HÜKMÜNDE OLDUĞUNUN TESPİTİNE, 10 numaralı kararın İPTALİNE, B- Davalı şirketin 24.04.2024 tarihinde icra edilen genel kurul toplantısında alınan ------- numaralı kararın 6100 sayılı HMK'nın 389 ve 6102 sayılı TTK'nın 449. Maddeleri uyarınca yürütmesinin geri bırakılmasına, 2-Alınması gereken 615,40 TL maktu harçtan peşin alınan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye İRAD KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan 427,60 TL başvurma harcı, 427,60 TL peşin harç olmak üzere toplam 855,20 TL harcın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 4-Davacı tarafça yapılan 16.000,00 TL bilirkişi ücreti ,1.619,00 TL tebligat ve müzekkere masrafı olmak üzere toplam 17.619,00 TL yargılama giderinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5-Davalı tarafından yapılmış bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 7-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince var ise kalan gider/delil avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, ------------ Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, taraf vekillerinin yüzüne karşı, oy birliği ile açıkça okunup usulen anlatıldı. 26/11/2025