10. Hukuk Dairesi 2024/7058 E. , 2024/8785 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2438 E., 2023/3118 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... İş Mahkemesi SAYISI : 2019/505 E., 2021/355 K. Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahke
**10. Hukuk Dairesi 2024/7058 E. , 2024/8785 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2438 E., 2023/3118 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... İş Mahkemesi SAYISI : 2019/505 E., 2021/355 K. Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA [adres satırı maskelendi] II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ve davacı arasında hiçbir iş akdi, iş ilişkisi ve irtibat bulunmadığını, davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davacı ile müvekkili arasında hiçbir zaman işçi- işveren ilişkisi olmadığını, bir maaş hesabı hareketi bulunmadığını, müvekkilinin belirtilen adreste bir evi olmakla birlikte, belirtilen adresin yoğunluklu olarak kullanılan bir ev olmadığını, müvekkilinin ...’da kaldığı süreçte, zamanının büyük çoğunluğunu teknesinde geçirdiğini, dolayısı ile evinde daimi görevlendireceği bir ev çalışanına ihtiyacı olmadığını, davacının, müvekkilinin 2014 yılı Aralık Ayında, bahçesindeki müştemilatta yaşamasına izin verdiği ...’ın eşi olduğunu, müvekkilinin bir dostunun ricası ile ... ve ailesi, biraz da kullanılmayan evin çevresinde yaşayan birilerinin olması amacıyla müştemilata yerleştiklerini, bahçede yaşadıkları süreçte, müvekkilinin kendilerine gösterdiği alicenaplık karşısında, sıcak bir ilişki doğmuş olması ve arada müvekkilinin oğlu ile bahçede fotoğraflarının bulunmasının; müvekkilinin eşine gönüllü olarak alışveriş vb. işlerde yardımcı olmasının, davacının müvekkilinin evinde çalıştığına dair bir delil olmadığını, müvekkilinin belirtilen adresinde SGK tarafından yapılan denetim ile 10.05.2019 tarihinde aynı müştemilatta bu kez Mehmet Kavsit ve Zeynep Deveci’nin yaşadığı ve müvekkilinin yardım amaçlı kendilerine evi verdiği, kişilerin denetim esnasında çalışırken görülmediğinin tutanak altına alındığını, müvekkilinin müştemilatını yardıma ve kalacak yere ihtiyacı olanlara tahsis ettiğini, müvekkili için davacı iddilarının büyük bir hayal kırıklığı olduğunu, müştemilatta geçirilen sürede, müvekkilinden dönem dönem borç para alıp müştemilatı kulllanmış olan davacı ve ailesinin bu borçlarını ödemediklerini, kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin 2015 kışında nadiren ...’a geldiğini, 2015 yaz aylarını Hırvatistan ve Yunanistan’da geçirdiğini, 2016 yılı kış aylarında evde ... ve 2017 yılı kış aylarında ise belirtilen evde ...’ın kaldığını, 2016 yılı yaz aylarında, müvekkili ve ailesinin, oğluna hamile olan eşine yatak istirahati verilmesi ve doktorun yakın takibinde olmaları nedenleri ile Bodrumdaki eve gelemediklerini, müvekkilinin 2017 yılında Ağustos ve Eylül aylarını evinde geçirdiğini, dilekçemiz ekinde yer alan elektrik fatura ödemelerinden, sadece müvekkilinin evde yaşadığı dönemlerde yükselmekte olup 2017 yılı Ağustos ve Eylül ayları elektrik faturalarındaki ani artışın dahi bu durumun bir göstergesi olduğunu, müvekkili ve ailesinin 2018 yılının yaz aylarını ...’daki evlerinde geçirdiklerini, bu aylarda elektrik faturalarının 1000 TL'nin altına düşmediğinin görüldüğünü, müvekkilinin ...’da bulunmadığı zamanlarda köpeğine, veteriner ...’ın baktığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Fer’i müdahil ... Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle Kurum kayıtlarında davalı adına ... ilçesinde işyeri kaydına rastlanmadığını, davacının davalı işyeri çalıştırılmaya başlamadan çalışmasının düşünülemeyeceğini, bu nedenle böyle bir işyerinin bulunup bulunmadığı ve işyerinin hangi tarihlerde 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunduğu gibi hususların araştırılması gerektiğini, Kurum kayıtlarının incelenmesinde davacının belirtilen davalıya ait işyeri bulunmadığından işe girişi ve çalışmasının bulunmadığının tespit edildiğini, bu tür davalar kamu düzenine ilişkin olup, çalışma iddiasının resmi belgelerle ispat olunması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Dosya kapsamı, taraf iddia ve savunmaları ve tanık beyanları kapsamında davacının davalıya ait evde ikamet ettiği sabittir. Uyuşmazlık bu ikamette çalışmanın bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamında yukarıda özetlenen Vergi Dairesi’nin 18.04.2018 tarihli e-yoklama fişi, bu yoklama fişi ekinde yer alan davacının eşi ve oğluna ait banka hesaplarına davalı ve eşi tarafından muhtelif dönemlerde yapılan ödemeler, davacı tanıklarının beyanları ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının davalı ile arada herhangi bir iş akdi olmadan davalının evinde karşılıksız olarak kalmasının hayatın olağan akışına uymadığı, ayrıca davalıların yıl içinde uzun dönemler evde yokken davacı tanık beyanları ile sabit olduğu üzere davacının bahçe bakım ve köpek bakım işleriyle ilgilendiği yine bunun da iş ilişkisi olmadan sürdürülmesinin hayatın olağan akışına uymadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca davalı ve eşi tarafından davacının eşinin ve oğlunun hesabına ödemelerin gönderildiği ve bu ödemelerin aylar itibariyle düzenli olması ve miktarların benzer nitelikte olması hususlarının arada bir iş akdinin bulunduğunu ispata yetecek mahiyette olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca yine dosya delilleri ve yoklama fişinden davacının çalışmalarının tam zamanlı, kesintisiz olduğu ve kolluk yazı cevabından gönderilen fotoğraflardan da evin niteliği itibariyle tam zamanlı çalışmaya uygun olduğu tespit edilmiştir. Davacı tanık beyanları, yoklama fişi, dosya kapsamında bulunan makbuzlar ve gönderilen banka havaleleri kapsamında davacının davalı yanında 2014 yılı Aralık ayında çalışmaya başladığı ve bu çalışmaların 10 Aralık itibariyle başladığı ve yine yoklama fişi kayıtları itibariyle 15.04.2018 yılında ise sona erdiği kanaatine varıldığı" gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 1- Davacının davalı işverene ait evde 10.12.2014-15.04.2018 tarihleri arasında 1207 gün süreyle ve asgari ücretle çalıştığının ve bu çalışmalarının bildirimlerinin fer’i müdahil Kuruma yapılmadığının ve primlerinin ödenmediğinin tespitine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili, İlk Derece Mahkemesince eksik inceleme yapılarak karar verildiğini, müvekkilinin İstanbul'da yaşadığını, davacının çalıştığını iddia ettiği dönemlerin bir çoğunda müvekkilinin yurt dışında, teknede veya İstanbul'da bulunduğunu, müvekkili ve eşinin pasaport giriş çıkış kayıtları, evindeki elektrik tüketiminin araştırılması talebinde bulunulduğu halde delillerin toplanmadığını, sadece davacının yurt dışı giriş çıkışları ile ilgili yazı yazıldığını; çalışma yapıldığı iddia olunan yerin yazlık ev ve bahçe niteliğinde olduğundan müvekkilin yaz aylarında ve kısmen evine uğradığını, tam zamanlı bir çalışana ihtiyacı olmadığını, dava dışı ... tarafından, davacının oğluna yapılan birtakım havaleler mevcut ise de gerek işlem açıklamaları gerekse hiçbir düzen içermemesi nedeniyle bunların maaş olmadığının kabulü gerektiğini, ödemeleri yapan ...'na davada husumet yöneltilmediğini; dinlenen tanıkların beyanlarının çelişkili olduğunu ve hizmet akdi olgusunu ispatlayamadığını beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf kanun yoluna başvuran fer'i müdahil Kurum vekili, sadece yetersiz tanık anlatımlarına ve bilirkişi raporuna dayanıldığını, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç [adres satırı maskelendi] Sonuç itibarıyla, 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesinde yer alan, incelemenin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak, kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bunun kendiliğinden gözetileceği yönündeki düzenleme çerçevesinde yapılan incelemede, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazları, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun esastan reddine" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü gerekçelerle davanın reddi ile kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddeleri olup anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2014 tarih ve 2013/10-2280 E., 2014/65 K. sayılı ilamında, ev hizmetlerinde çalışma ile ilgili davaların hukuki niteliği ve ispat şekline ilişkin ilkeler şu şekilde belirtilmiştir. İş mevzuatı yönünden, ev hizmetlerinin, gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 5 inci maddesinin 1. fıkrasında, gerekse 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan hükümler ile bu Kanunların uygulama alanı dışında bırakıldığı görülmektedir. Sosyal güvenlik mevzuatı açısından ise gerek mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu gerekse 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında sigortalı olabilmek üç temel koşula bağlanmıştır. Bu koşullar; hizmet akdi ile çalışma, işin işverene ait işyerinde yapılması ve mülga 506 sayılı Kanun’un 3. ve aynı yöndeki 5510 sayılı Kanun’un ise 6. maddesi kapsamında olmamak olarak sıralanabilir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un “Sigortalı sayılmayanlar” başlıklı 6. maddesi uyarınca; “…Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları hükümlerinin uygulanmasında; …c) (Değişik: 17/4/2008-5754/4 md.) Ev hizmetlerinde çalışanlar (ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç)…4 üncü ve 5 inci maddelere göre sigortalı sayılmaz.”. Buna göre ev hizmetleri, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun ilk halinde kanun kapsamı dışında bırakılmış iken 24.08.1977 tarih ve 16037 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 24.11.1977 tarihinde yürürlüğe giren 11.08.1977 tarih ve 2100 sayılı Kanun’un 1 inci maddesiyle yapılan değişiklik ile mülga 506 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin (D) bendinde yapılan düzenleme uyarınca, ev hizmetlerinde “ücretle ve sürekli çalışanlar” anılan maddede yer alan istisnalar içinden çıkarılmış, 5510 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi ile de aynı yöndeki uygulamaya devam edilmiştir. Görüldüğü üzere, anılan maddeler uyarınca, ev hizmetlerinde çalışanlar; ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç, bu Kanunların uygulanmasında sigortalı sayılamazlar. Sigortalı sayılmak için, ücret ve sürekli çalışma birlikte arandığından, her iki koşulun da gerçekleşmiş olması gerekir. Hizmet karşılığı ücret alınmıyorsa veya ücret alınmakla birlikte çalışmada süreklilik yoksa, bu tür çalışmayı sigortalı çalışma saymak mümkün değildir. Buna göre, diğer koşulları gerçekleştirmiş olanlar eğer anılan maddelerin kapsamına giriyorlarsa, sigortalı sayılamayacak ve 506 veya 5510 sayılı Kanunlarda düzenlenen haklardan yararlanamayacaklardır. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 5/1 inci maddesi ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4/1 inci maddeleri uyarınca, iş kanunları hükümleri ev hizmetlerine ve ev hizmetleri çalışanlarına uygulanamayacak, bu işler ve bu işleri yapan kişiler Borçlar Kanunu’nun hizmet akdini düzenleyen hükümlerine tabi olacaklardır. Evde yapılan işle, ev hizmetleri arasında bazı farklılıkların da tanımlanması gerekir. Ev hizmeti evde yapılmakla birlikte, herhangi bir iş olmayıp doğrudan yaşanan mekana yönelik bir iştir. Yaşanan konutla doğrudan bağlantı içerisindedir. Doğrudan eve ve ev yaşamına yöneliktir. Dolaylı olarak ev yaşamına katkıda bulunan, onu kolaylaştıran hizmetlerdir. Ev hizmetinin doğrudan eve veya ev yaşamına yönelik olması gerekir. Ev hizmeti evden soyutlanamaz (Okur A. R., Ev Hizmetlerinde (İşlerinde) Çalışanların Sigortalılığı, Kamu-İş Dergisi, Cilt 7, Sayı 3, 2004, s. 10). Bir işin ev hizmeti sayılabilmesi için yapılan işin evde gündelik yaşamın gerektirdiği faaliyetler kapsamında ev yaşamının gündelik, olağan gereksinmelerini karşılayan işlerdir (Mollamahmutoğlu H., İş Hukuku, Turhan, Ankara, 2004, s. 179). Öğretide ev hizmetleri, evde gündelik yaşamın gerektirdiği; temizlik, yemek, çamaşır, ütü, çocuk bakımı, mürebbiyelik gibi işler olarak kabul görmektedir. Ev hizmetleri çalışanları ise uşak, kahya, hizmetçi, temizlikçi, aşçı, çocuk bakıcısı, bahçıvan, şoför, bekçi, hayvan bakıcısı v.b evin gündelik işleyişine ilişkin faaliyetleri yürüten kişiler olarak kabul görmektedir (N. Gökçek Karaca, F. Kocabaş, Ev Hizmetlerinde Çalışanların Karşılaştıkları Sorunların Türkiye Açısından Değerlendirilmesi, Kamu-İş Dergisi, 2009, cilt 10, sayı 4, sayfa 172’den atfen; Çenberci M., 1475 sayılı İş Kanunu Şerhi, 1986, s.190-191; Mollamahmutoğlu, a.g.e., s. 179; Çelik N., İş Hukuku Dersleri, B. 20, Beta, İstanbul, 2007, s. 70; Süzek S., İş Hukuku, B. 2, İstanbul, Beta 2005, s. 180; Okur A., a.g.e. s. 348-349; Erkul İ-Karacan, 4857 sayılı İş Kanunu Uygulaması, Nisan Yayınları Eskişehir 2004, s. 67; Tunçomağ K., İş Hukuku, İstanbul 1988, s. 44-46; Akyiğit E., İçtihatlı ve Açıklamalı 4857 Sayılı İş Kanunu Şerhi, C. 1, B. 3, Ankara 2008, s. 285; Güven E., Aydın U., İş Hukuku (Yeni İş Yasaları) B. 3, Barış Yayınları, Ankara 2007, s. 32; Tunçomağ K-Centel T., İş Hukukunun Esasları, B. 4, İstanbul 2005, s. 38; Narmanlıoğlu Ü, İş Hukuku (Ferdi İş İlişkileri), B. 2, Ankara 1994, Barış Yayınları, s. 71; Eyrenci Ö- Taşkent S- Ulucan D, Bireysel İş Hukuku, Legal Yayınları, İstanbul 2004, s. 43). Yukarıda ayrıntıları açıklandığı üzere, “ev hizmetleri” 506 sayılı Kanun ile tamamen sigortalılık dışında tutulmuş iken 2100 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle ev hizmetlerinde sadece “ücretle ve sürekli olarak çalışanlar” sigortalı sayıldıklarından, bu kişilerin sigortalı olarak kabul edilebilmesi için önemli olan, ev hizmetinde geçen çalışmanın ücretle yapılması ve sürekli olmasıdır. Sürekli çalışma kavramı yönünden uygulamada, haftanın çoğu ev işlerinde geçirilmiş ve çalışma bir süre devam etmişse, bu çalışma sigortalı çalışma olarak değerlendirilmekte, süreklilik için çalışmanın belli bir yoğunluğa ulaşması aranmaktadır. Mülga 506 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun uyarınca “iş” tanımı açık olup, burada “iş”; ev hizmetidir. Bu nedenle ölçü, işin niteliği değil ev işinde çalışanın, bu işte ne kadar süre çalıştığıdır. Ev işlerinde çalışma devamlı ise sürekli sayılacak, devamlılık yoksa, iş belirsiz aralıklarla geçici olarak ya da çağrı üzerine yapılıyorsa süreksiz sayılacaktır. 2. 6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir. Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir. HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir. 3. Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 13 üncü maddesinde, işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşmenin kısmî süreli iş sözleşmesi olduğu belirtilmiş, 63 üncü maddesinde, genel bakımdan çalışma süresinin haftada en çok 45 saat olduğu, aksi kararlaştırılmamışsa bu sürenin, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı açıklanmıştır. Bu tür hizmet tespiti davalarında tam gün üzerinden veya kısmi zamanlı olarak çalışma olgusunun ortaya konulması önem arz etmekte olup, çalışmanın kısmi zamanlı olduğu anlaşıldığı takdirde günde kaç saat hizmet verildiği ve giderek haftalık ve aylık çalışma süreleri belirlenmeli, sonrasında değinilen 63 üncü madde kapsamında 7,5 saatlik çalışmanın 1 iş gününe karşılık geldiğinden yola çıkılarak hüküm altına alınması gereken aylık çalışma süresi belirlenmelidir. 3. Değerlendirme Eldeki davada, davacı, davalılara ait işyerinde ev hizmetlerinde çalıştığı iddiasıyla dava açmış olup Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de verilen hükmün eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, öncelikle davanın somutlaştırılması kapsamında davacının beyanı alınmalı, hangi tarihte işe başladığı, ev hizmetlerinden hangi işleri yaptığı, ne kadar mesai harcadığı, hangi saatte başlayıp işin hangi saatte sona erdiği, kocasının ne iş yaptığı sorulmalı, davalının iddiaları üzerinde durulmalı, hizmetin yapıldığı yazlık konutta hangi tarihlerde hizmete ihtiyaç duyulduğu hususu araştırılmalı, bu amaçla elektrik/su faturaları dava konusu dönem itibariyle getirtilerek, tüketim miktarı harcamalar dikkate alınmak suretiyle belirlenmeli, ödeme yapılmayan aylardaki elektrik/su tüketimleri karşılaştırılmalı, davacının eşine ve oğluna yapılan ödemeler ve mahiyeti belirlenerek ödemeler üzerinde durulmalı, davacının yaptığı işin ev hizmetleri olması nedeniyle sürekli olup olmadığı, buna göre taraflar arasında hizmet akdi olup olmadığı değerlendirilmeli, tespit edilebiliyorsa güvenlik görevlileri dinlenilmeli, davacının müştemilatta kalması, ev hizmetleri ile özel hayatın içiçe geçmesi nedeniyle hükme konu dönem içinde bir günde kaç saat çalışmış olabileceği, haftalık ve aylık çalışma süreleri belirlenmeli ve yedibuçuk saat çalışma bir günlük çalışma hesabı ile kaç iş gününe karşılık olduğu hususu saptanarak, sigortalılık süresinin tespitine karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin yatırılan temyiz harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.