Başvuru, gazeteci olan başvurucunun müştekinin itibarına zarar veren ifadelerin yayılmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle yaptırıma maruz kalmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, gazeteci olan başvurucunun müştekinin itibarına zarar veren ifadelerin yayılmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle yaptırıma maruz kalmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1945 doğumlu olan başvurucu, kamuoyu tarafından bilinen bir yazar ve gazetecidir. Başvurucu, olay tarihinde günlük Sol gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır. A. Arka Plan Bilgisi Türkiye'de 1960'lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve son yıllara kadar dinî bir grup olarak nitelendirilen, cemaat, Gülen cemaati, Fetullah Gülen cemaati, hizmet hareketi, gönüllüler hareketi ve camia gibi isimlerle anılan ve son yıllardaki soruşturma ve kovuşturma belgelerinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen örgütün (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 22) kurucusu ve lideri Fetullah Gülen'dir. Fetullah Gülen kamuoyunca uzun zamandan bu yana bilinmekte, kendisinin ve başında bulunduğu FETÖ/PDY'nin yapılanması ve faaliyetleri öteden beri toplumda tartışma konusu olmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 27). Başvurucu; yazın hayatı boyunca Fetullah Gülen hakkında pek çok yazı kaleme almış ve bunlardan Cumhuriyet gazetesinde 10/7/1994 tarihinde yayımlanan "Din Ticaret ve Siyaset" başlıklı yazısında, Sol gazetesinde 7/5/2013 tarihinde yayımlanan "Küfür ile Kafir" başlıklı yazısında, Sol gazetesinde 12/8/2013 tarihinde yayımlanan "Hadi Canım Sen de" başlıklı yazısında ve aşağıda metni sunulan başvuru konusu, 26/11/2013 tarihli "Alıntı" başlıklı yazıda (bkz. § 13) Fetullah Gülen hakkında bazı tartışmalı ifadelere yer vermiştir. Başvurucu, bahsi geçen yazılarında Fetullah Gülen'e yönelik kullanılan ifadelerden söz etmiş ve bunların bazılarını "para göz iblis, haysiyetsiz sapık, cüzzamlı sürüngen, dolara kara sevdalı, gözyaşı bezirganı, İslami terbiyeden nasipsiz, insanlarımızı morfinleyen sünepe, uyanık bir mazoşist" olarak sıralamıştır. Başvurucu söz konusu yazılarında anılan nitelemelerin kendisi tarafından dile getirilmediğini, başkalarının müşteki hakkında bu şekilde nitelendirmelerde bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Başvurucu, bazı yazılarda bu nitelendirmelerin kullanıldığı basın yayın organlarına atıflar da yapmıştır. Başvuru konusu yazının yazıldığı tarihlerde, kamuoyunda "dershanelerin kapatılması" olarak bilinen olgu yoğun bir biçimde tartışılmaktadır. Anılan dönemde FETÖ/PDY ve onun lideri olan müşteki ile başta iktidar partisi temsilcileri olmak üzere farklı toplumsal çevreler arasında karşılıklı ithamlarda bulunulmuş ve taraflar birbirlerine karşı ağır ifadeler kullanmışlardır. İlgili taraflarca kullanılan ifadeler kamuoyunda uzunca bir süre tartışılmıştır.B. Başvuru Konusu Olay Başvurucunun günlük Sol gazetesinde 26/11/2013 tarihinde yayımlanan ''Alıntı'' başlıklı köşe yazısı şöyledir:"Alıntı...Hayat siyasette çıkar ortaklığının iki yüzlü olduğu gerçeğini bir kez daha doğruladı. İktidarın onikinci yılında. Toprak kaybının eşiğinde. İç savaşın arefesinde. Ve de bir seçim öncesinde. Zamanlamaya bakar mısınız?Herkes herşeyi gördü. Çıkar çatışması iktidarı böldü. İyi ki böldü. Kutsalla kandıranlar, vurguncular, soyguncular tek tek sergilendi. Herkes her şeyin farkında. Çıkar çatışması iktidarı parçaladı. İyi ki parçaladı. Yalanlarına tanrıyı aracı kılanlar hırsızlar, arsızlar bir bir açığa çıktı. Herkes her şeyi biliyor.Özetle iktidarın çıkar çatışması 'görmek isteyenin' gözünü, 'duymak isteyenin' kulağını açtı. Konuşmak isteyenin dilini çözdü. Değerlerinin üstündeki örtü kalktı. Bilgili ile bilgisiz, görgülü ile görgüsüz, terbiyeli ile terbiyesiz yeniden ayrıştı.Gören, duyan, konuşan 'karşıt ya da yandaş' herkes 'artık yeter' demek için, küfre hakarete aşağılamaya 'yanıt vermek' için kendi alanlarına-kendi kürsülerine koştu.Bu gözlemi doğrulayacak binlerce eylem ve söylem içinde iki belge var. Genelde siyasal İslam’ı, özelde liderlerini çaresiz bir çıplaklık içinde bırakıyor.TERBİYEDEN NASİPSİZBelgelerden ilki CIA ajanı Graham Fuller’in Rand Corparation için hazırladığı 'Türkiye’de İslam Köktenciliğinin Geleceği-1989' raporunda öne sürülen 'İslamın son yıllardaki ulaştığı olgunluk' tezini çürütüyor.Kişisel olarak Fethullah Gülen, kurumsal olarak Gülen hareketi için söylenenler siyasal Islam’ın düzeyine düşen gölgeyi gösteriyor.Amerikan çıkar bölgelerine okullar açıp, Amerikan haber alma servislerine bilgi toplamakla iştigal eden emekli vaiz Gülen 'para göz iblis, haysiyetsiz sapık, cüzzamlı sürüngen, dolara kara sevdalı, gözyaşı bezirganı, İslami terbiyeden nasipsiz, insanlarımızı morfinleyen sünepe, uyanık bir mazoşist ' gibi sıfatlarla anılıyor.Matbuata yansıyan bu söylem, kimbilir belki de, son 12 yılın saldırgan, hoşgörüsüz, aşağılama ve hakaret yoğunluklu siyaset yapma biçimine kaynaklık ediyor.'Mezhebi ve meşrebi bozuk, Ehl-i Bid’at bir avuç azınlığın neşrettiği Tevhid isimli tefrik paçavrası Ehl-i Sünnet’e olan kin ve garazını son sayısında İBDA’ya kusmuş! Bre mut’a piçleri!..' üslubu insanı Gezi Direnişi günlerindeki Türkiye’ye götürüyor.Devlet protokolünün iki ve üç numaradaki mukimi siyaset erbabının 'şeyinin şeyini şey ettiğimin şeyi ya da 'ananı da al git' küfürleri belki çok eski ama 'bacak arası sapığı' bir akepe milletvekilinin 'Senin ananı... avradını..., soytarı, köpek, oro.. çocuğu, peze..., satılık köpek, şerefsiz' küfürü sanki dün gibi .YALANCI MUMLARDinin siyasette etkinliği arttıkça siyasal İslam’ın düzeyi sürekli düştü. Çatışma konularında öncelik türbandı:'Rejim, müslümanların eylemlerini çeşitli yorumlarla hep saptıra saptıra gelmiştir. Daha önceki eylemleri de Saddam yanlısı eylemler diye lanse etmeye ve ardında da müslüman halkın bulunmadığını ima etmeye çalışmıştır. Bunun için de yapılan ilk gösteri de 'Saddam sen oradan, biz buradan' diye pankart açmaya yeltenen İbdacılar denilen bazı psikopatları gerekçe göstermiştir.' (Nokta, 31 Mart 1991)Dershaneler sorunuyla bir kez daha karşı karşıya gelen iç ve dış iktidar güçleri eski defterleri açıldı:'Yıllar ve yıllar var ki, düşkünler diyârı şu mübârek ülke, taşıyla-toprağıyla, canlısıyla-cansızıyla, mü’miniyle-kâfiriyle hasretle inledi ve böyle bir liderin yolunu gözledi. Bu uğurda elli defa yalancı mumları güneş zannedip alkışladı... Yüz defa ateşböceklerini yıldız sanıp arkalarına düştü... Ve bilmem kaç defa da kırkharamileri Kâbe yolcusu sanarak içlerine girdi. Öyle anlaşılıyor ki, daha bir süre bu hicranlı arayış devam edecektir.' (Yeni Ümit Dergisi, sayı 1991)1991 tarihli bu aşağılama metni, 22 yıl sonra, kavganın kızıştığı 2013’te virgülüne dokunulmadan yeniden yayınlandı. Gülen efendi müridiymiş gibi davrandığı başbakan Tayyip beyi 'aslan inindeki tilkiye' benzetiyordu. (Zaman, 22 Kasım 2013)İş bu iki belge İslam faşizminin de kendi evlatlarını yediğinin kanıtlarından biri oluyordu." Bu yazı sonrasında Fetullah Gülen'in (müşteki) şikâyeti üzerine yapılan soruşturmada başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle hakkında iddianame düzenlenmiştir. Başvurucu, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki savunmalarında yazının başlığından da anlaşılacağı üzere müşteki ile ilgili ifadelerin alıntıdan ve siyasal İslami çevrelerin yayın organlarında ilgili tarafların birbiri hakkında kullandığı sözlerin aktarımından ibaret olduğu ve kendi düşünceleri olmadığı yönünde savunmada bulunmuştur. Başvurucu söz konusu ifadelerin kullanıldığı yayınlara ilişkin bilgileri içeren "Şeriat A.Ş" ve "Şeriatı Beklerken" isimli kitaplarını, anılan ifadelerin kaynaklarını da tek tek açıklamak suretiyle yargı makamlarına delil olarak sunmuştur. Davayı gören İstanbul Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi 11/12/2014 tarihli kararıyla başvurucunun 740 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"... Fetullah Gülen hakkında ... söylenenler siyasal islamın düzeyine düşen gölgeyi gösteriyor. Amerikan çıkar bölgelerine okullar açıp Amerikan haber alma servislerine bilgi toplamakla iştigal eden emekli Vaiz Gülen, para göz iblis, halsiyetsiz sapık, cüzzamlı sürüngen dolara karşı sevdalı, gözyaşı bezirganı, islami terbiyeden nasipsiz, insanlarımızı morfinleyen sünepe, uyanık bir mazoşist.' şeklinde yazılan yazı içeriğindeki sarf edilen sözlerin münferit olarak ve ayrıca yazı bütünlüğü içerisinde katılana yönelik hakaretler içerdiği, sanığın savunmasında belirttiği yazının başka bir rapordan alıntı olduğu yönünde ki savunmasının kabul edilebilir bir nitelikte olmadığı, yazı içeriğinde CIA ajanı Graham Fuller'in hazırladığı 1989 tarihli olduğu belirtilen bir rapora atıfta bulunulduğu ancak tarih itibari ile raporun her hangi bir güncelliğinin olmadığı gibi yazının kaleme alınış şekli itibari ile de bilimsel bir raporun haberleştirilmesi şeklinde olmadığı anlaşılmakla sanığın aşağıdaki şekilde cezalandırılmasına karar verilmiştir..." Başvurucunun bu karara itirazı, İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesince 23/12/2014 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 8/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 5/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre gazetecilerin başka bir kişiye ait açıklamaların yayılmasına yardımcı oldukları gerekçesiyle cezalandırılmaları -basının kamusal menfaatlerle ilgili tartışmalara katkı fonksiyonuna ciddi biçimde zarar verebileceğinden- çok önemli gerekçeler olmadığı sürece kabul edilemez (Jersild/Danimarka [BD], B. No: 15890/89, 23/9/1994, § 35). Jersild/Danimarka (aynı kararda bkz. §§ 10-18) kararına konu olayda bir gazeteci olan başvurucu, kendilerini yeşil ceketliler olarak adlandıran bir grup gencin ırkçı tutumları hakkında bir yazı yayımlamıştır. Başvurucu daha sonra bu grupla irtibat kurarak gruptan üç kişiyi kendisi tarafından yapılan bir televizyon programına davet etmiştir. Başvurucu tarafından yapılan, bu kişilerle röportaj şeklinde gerçekleşen program esnasında, anılan kişiler Danimarka’daki göçmenler ve etnik gruplar hakkında aşağılayıcı ve küfürlü ifadeler kullanmışlardır. Başvurucu, bu röportajında ırkçı ifadelerin yayılmasına yardım ettiği ve bunlara özendirdiği gerekçesiyle mahkemelerce para cezası ile cezalandırılmıştır. AİHM, bu davada aşağıdaki tespitlerde bulunmuştur:i. AİHM'e göre bu davada başvurucu, ırkçı söylemlerde bulunmamış fakat bir televizyon programında yaptığı röportajla anılan söylemlerin yayılmasına yardım etmiştir. AİHM görsel-işitsel medyanın yazılı basına göre daha hızlı ve güçlü bir etkiye sahip olduğunu dikkate aldığını ancak basının yerine geçip belli bir durumda kullanılacak haber yapma şeklinin ne olacağını belirlemenin kendisinin ve ulusal yargı mercilerinin görevi olmadığını, ifade özgürlüğünün sadece düşünceleri değil bunların iletilme yöntemlerini de koruduğunu belirtmiştir (Jersild/Danimarka, § 31).ii. AİHM; bu davada ulusal mahkemelerin başvurucunun yeşil ceketlilerin bu program esnasında ırkçı söylemlerde bulunacağını öngörebileceği, bu söylemlerin yayılmasını teşvik ettiği ve programı bu söylemlerin yapılacağı bir formatta tanzim ettiği, bu program olmasa anılan sözlerin geniş bir çevreye yayılamayacağı yönündeki argümanlarını ifade özgürlüğünün sınırlanabilmesi bakımından ilgili bir gerekçe olarak görmüştür (Jersild/Danimarka, § 32).iii. Ancak program bir bütün olarak ele alındığında programın amacının ırkçı görüşlerin propagandası olmadığını, tersine röportaj aracılığıyla kamunun geniş ölçüde ilgisinin olduğu bir konuda suç kayıtları, şiddet eğilimleri olan ve kendi sosyal konumlarınca sınırlanmış, baskılanmış bazı gençlerin tutumlarının sergilenmesi, analizi ve açıklanması olduğunu belirtmiştir. AİHM ayrıca röportajın yapıldığı programın Danimarka'daki ciddi bir haber programı olduğuna ve bilgili bir izleyici kitlesine sahip olduğuna dikkat çekmiştir (Jersild/Danimarka, §§ 33, 34).iv. AİHM, ulusal mahkemelerin program esnasında yeşil ceketlilerin dile getirdiği görüşleri dengeleyici bir girişimin olmadığı yönündeki tespitlerine de katılmadığını ifade etmiştir. AİHM hem program sunucusunun hem de başvurucunun röportaj yapılan kişilerin görüşlerinden kendilerini açıkça ayırdıklarına ve anılan kişilerin suç geçmişlerine atıfla onları aşırıcı bir gençlik grubu olarak tanımladıklarına işaret etmiştir (Jersild/Danimarka, § 34).v. Röportaja dayalı haberciliğin basının bekçi köpeği rolünü oynayabilmesi için hayati öneme sahip araçlardan birini oluşturduğuna dikkat çeken AİHM, çok ciddi gerekçeler olmadığı sürece gazetecilerin başka kişiler tarafından kullanılan ifadelerin yayılmasına katkıda bulundukları gerekçesiyle cezalandırılmalarının kamu çıkarlarına ilişkin meselelerin tartışılmasına basının katkısına zarar verdiğinden kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır. AİHM bu bağlamda başvuru konusu olayda başvurucuya verilen para cezasının miktarının düşük olmasının bir önemi olmadığını belirtmiştir (Jersild/Danimarka, § 35). vi. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için ulusal makamlarca ileri sürülen gerekçelerin yeterli olmadığı sonucuna varan AİHM, bu başvuruda ifade özgürlüğü bakımından ihlal kararı vermiştir (Jersild/Danimarka, § 37).