Ceza Genel Kurulu 2019/648 E. , 2024/125 K. İTİRAZ İtirazname No : 2018/91251 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Sulh Ceza SAYISI : 643-22 I. HUKUKÎ SÜREÇ Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89/1, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve taksitlendirmeye ilişkin İzmir 17. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 15.01.2014 tarihli ve 643-22 sayılı hüküml…
**Ceza Genel Kurulu 2019/648 E. , 2024/125 K.** **"İçtihat Metni"** İTİRAZ İtirazname No : 2018/91251 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Sulh Ceza SAYISI : 643-22 I. HUKUKÎ SÜREÇ Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89/1, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve taksitlendirmeye ilişkin İzmir 17. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 15.01.2014 tarihli ve 643-22 sayılı hükümlerin, sanık müdafileri ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.05.2018 tarih ve 8224-5607 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.12.2018 tarih ve 91251 sayı ile; "Sanıkların ameliyat sırasında hastanın karnında kompres unuttukları yönündeki iddia şüpheli duruma düşmekte ve kesin, net bir şekilde ispat edilememektedir. Bu kapsamda, sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kesin ve her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği, söz konusu suçlamaların hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmadığı ve sanıklar hakkında olası seçeneklere dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan maddi gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. Bu itibarla, sanıkların üzerine atılı bulunan taksirle yaralama suçun işlediği konusunda kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sanıkların beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Kabule göre de; 19.06.2009 tarihinde sanıklar tarafından gerçekleştirilen ilk ameliyat sırasında kanamaya yönelik kullanılan kompresin ameliyat sahasının kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmamaları sebebiyle hastada karın bölgesinde unutulmasına ve bu suretle hastanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralanmasına sebebiyet vermek suretiyle kusurlu olduklarının kabul edilmesi karşısında, suça konu fotoğrafın hangi tarihte ve hangi saatte çekildiğinin araştırılmadığı, İzmir Tabip Odası Onur Kurulunun 03.03.2011 tarih ve 11.964.03 sayılı kararı, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Bölümü ile Genel Cerrahi Kliniğinin hazırladığı rapor ile Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Uzmanları tarafından hazırlanan raporlarda, hastanın karnında kompres unutulmadığını açıkça belirtildiği ve bu raporların Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun raporlarıyla çeliştiği ve bu çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilmesi ve sonucuna göre, hukuki durumun tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 03.10.2019 tarih ve 8043-9771 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının, eksik araştırmayla hüküm kurulmadığının kabulü hâlinde, sanıklara yüklenen taksirle yaralama suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...'nın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji kliniğince yapılan görüntüleme, laboratuar ve endosonografık incelemeler sonucunda pankreas başında kitle tanısıyla cerrahi kliniğine yatırıldıktan sonra 19.06.2009 tarihinde genel cerrahi uzman doktoru olan sanıklar tarafından ameliyata alındığı, pankreastaki kitleden ince iğne aspirasyon biyopsisi yöntemiyle alınan parçanın patolojiye tahlile gönderildiği, alınan parçada kanser hücrelerinin bulunduğunun tespit edilmesi üzerine kitlenin bu şartlarda çıkartılmasının hastaya ölüm tehlikesi getireceği ve yaşama süresine katkı sağlamayacağı düşüncesiyle kompres ve tampon sayımının ilgili ameliyat hemşiresince yapılması neticesinde ameliyata son verildiği, katılan hastanın aynı hastanedeyken ameliyat sonrası ara ara ateşlenmesinin olduğunun görülmesi üzerine İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Bölümü tarafından 24.06.2009 tarihinde yapılan üst abdomen USG'sinde; batın alt kadranlarda barsak ansları arasında yaygın serbest mai görüldüğünün tespit edildiği, hastanın takip ve tedavisi devam ederken tanık doktor ... önerisi ile tanık doktor Prof. Dr. ...’e muayene olduğu, muayenesi sonrasında adı geçen doktorun, ilk ameliyattan kalan kitleyi tamamen çıkarabileceğini söylemesinin akabinde hastanın tedavi gördüğü hastaneden taburcu edildiği, ilk ameliyatından bir hafta sonra 26.06.2009 tarihinde Özel Gazi Hastanesinde görev yapan tanık doktor ... tarafından tekrar pankreasındaki kitlenin alınması için operasyona alındığı, adı geçen tanık doktor tarafından yapılan ameliyat sırasında katılan hastanın batınını açıldığında kanlı bir kompresle karşılaşılması üzerine suça konu kompresin fotoğrafının çekildiği ve bu hususta tutanak tutulduğu, katılan hastanın bu ameliyattan sonra 7 gün süreyle aynı hastanede kaldığı, taburcu olduktan sonra tam olarak iyileşememesi ve şikâyetlerinin geçmemesi nedeniyle önce Karşıyaka Devlet Hastanesi yoğun bakım biriminde hipoalbuminemi ve kolaniit tanısıyla yatırılıp tedavisine başlandığı, sonrasında karnında bulunan absenin perkütan drenajla boşaltılması için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Cerrahi Kliniğine nakledildiği ve burada görüntüleme yöntemi eşliğinde drenaj işlemi yapılıp 14.08.2009 tarihinde taburcu edildiği, 14.12.2009 tarihinde ise katılanın hayatını kaybettiği, 4483 sayılı Kanun kapsamında yürütülen idari tahkikat sırasında görevlendirilen cerrahi klinik şefleri ve gastroenteroloji cerrahisi uzmanı tarafından düzenlenen 02.11.2009 tarihli raporda; katılana İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerekli tıbbi müdahale ve işlemlerin yapıldığı ancak, yapılan ameliyatta kanamaya yönelik bırakılan kompresin gerek kanamanın verdiği telaş nedeniyle, gerekse bağırsakların arkasında olup gözden kaçması kolay olduğundan unutulmasının hemşirenin ve ameliyatı yapan tüm ekiptekilerin sorumluluğunda olduğu, yapılan ilk ameliyatta pankreastaki kitlenin tamamen alınmamasının nedeninin, tümörün muhtemelen büyük damarlara çok yakın oluşu ve ameliyat sırasında gelişen ciddi kanama karşısında hasta hayatının riske atılmamasından kaynaklandığı, ancak bu durum açıkça hastaya anlatılarak bu konuda daha deneyimli merkeze de gidebileceklerinin hasta yakınlarına söylenebileceği, unutulan kompresin, yapılan diseksiyon ve ince iğne biyopsisinin karın boşluğunda iltihap, safra ve sıvıya neden olduğu, bu sebeple katılan hastayı ameliyat eden sanıkların somut olayda tedbirsizlik ve dikkatsizlik nedeniyle kusurlu oldukları, tanık ...’in iltihaplı ortamda bu düzeyde büyük bir ameliyatı yapabilmesinin kendisinin bu konuda çok deneyimli ve öz güvenli olmasından kaynaklandığı, Katılan hastanın 26.06.2009 tarihinde yapılan ikinci ameliyatından iki gün önce 24.06.2009 tarihinde İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Servisinde yapılan abdominal ultrasonografi incelemesine göre; batın orta hat yapıları gaz distansiyonu nedeniyle değerlendirilmediği ve batın alt kadranlarda bağırsak ansları arasında yaygın serbest mai görüldüğü, Tanık ... tarafından 26.06.2009 tarihinde yapılan ameliyat raporunda; eski bilateral kesi kullanılarak girişim yapıldığı, eski drenin çekildiği, karın içinde bol püy ve safra ile pankreas sıvısının görüldüğü, hemen fasia altında bir kompres olduğu görülerek bunun çıkarıldığı, interloop apselerin drene edildiği, pankreas ön yüzün yaralı ve bu lojda pankreas sıvısı ve safradan oluşan bir koleksiyon olduğu, sağ hepatik arter bağlanmış ve kesilmiş olarak izlendiği, önce kolosistektomi yapılıp portal pedükül diseke edildikten sonra whipple yapıldığı bilgilerine yer verildiği, Katılan hastaya yapılan ikinci ameliyat sırasında hastanın batınında ilk ameliyatta kompres malzeme unutulduğunu tespit eden tanık ... ile bu ameliyata katılan anestezi uzmanı tanık Uzm. Dr. .....'in imzasının bulunduğu 26.06.2009 tarihli tutanakta; katılan hastanın pankreas başı kanseri ameliyatı olmak için ameliyathane salonuna alındığının, batını açılan hastada periton altında bağırsakların üzerinde serilmiş durumda bir adet batın kompresi görüldüğünün, ayrıca karın içinde safra ve yer yer apseler saptandığının belirtildiği, Katılan hastanın batınında tanık ... tarafından tespit edilen kompresin hastanın karnından çıkarılması sonrası fotoğraflanarak bir poşetin içine konulduğu ve bu fotoğrafın dosya içerinde mevcut olduğu, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulunca düzenlenen 13.11.2009 tarihli ön inceleme raporuna göre; katılan hastaya 19.06.2009 tarihindeki operasyonunu gerçekleştiren ameliyat ekibinde cerrahi hekim olarak fiilen sanıkların görev aldığı, ameliyat öncesi ve sonrasında kompres malzemeleri sayımının ameliyat hemşiresi tanık ... tarafından yapıldığı, ameliyat operasyon takip formu kayıtlarında adı geçen hastanın ameliyatında 10 adet kompres kullanıldığı ve ameliyat sonrası son sayımda da 10 adet kompres malzemenin tam olarak mevcut olduğunun kayıt altına alındığı, yapılan ameliyatın hastane kamera sistemine kaydedilmediğinden görüntülü kayıtların mevcut olmadığı, her ne kadar ameliyat sonrası son sayımda kompres malzemesinin tam olarak mevcut olduğu kayıt altına alınmış ise de, hastanın ikinci ameliyatını gerçekleştiren tanık ...’in, operasyon sırasında hastanın karnında ilk ameliyatta kompres unutulduğunu fark ederek bu durumu tutanakla ve cep telefonu belgesiyle belgelediği ve hastanın ikinci ameliyatında görev alan ameliyathane hemşiresi tanık ...’ın, ameliyat sırasında hastanın batını açıldığında serili vaziyette kompresin durduğunu açıkça beyan etmesi hususları dikkate alındığında, ilk ameliyathane takip formu kaydının gerçeği yansıtmadığı, yine ikinci ameliyatı yapan tanık doktorun ameliyat raporunda, bağırsaklar arasında komprese bağlı apseler olduğunun tespit edildiği ve hastanın ilk ameliyatında karın içinde kompresin unutulmasının, karın içinde apseye yol açması ve ikinci operasyon gerektirmesi nedeniyle hasta açısından olumsuz gelişmeler doğurduğu ve mağduriyete yol açtığı, bu nedenle ilk ameliyatta hastanın içinde ameliyat malzemesi unutulmasında sanıkların hatalı davrandıkları, elde edilen belgeler, alınan ifadeler ve bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; sanıklar tarafından yapılan ameliyat sırasında kanamaya yönelik bırakılan kompresin, gerek kanamanın verdiği telaş gerekse bağırsakların arkasında olup gözden kaçması kolay olduğundan unutulmasında ameliyatı yapan sanıkların dikkatsiz ve kusurlu bulunması nedeniyle sorumluluklarının bulunduğu, pankreastaki kitlenin tamamen alınmamasının, tümörün muhtemelen büyük damarlara çok yakın oluşu ve ameliyat sırasında gelişen ciddi kanama karşısında hasta hayatının riske atılmamasından kaynaklandığı anlaşılmakla birlikte, bu durumun açıkça hastaya anlatılıp bu konuda daha deneyimli merkeze de gidebilecekleri yönünde hasta yakınlarının yeterince bilgilendirilmediği, unutulan kompresin, yapılan diseksiyon ve ince iğne biyopsisinin karın boşluğunda iltihap, safra ve sıvıya neden olduğu, belirtilen sebeplerden dolayı hastayı fiilen ameliyat eden sanıkların görevlerinin gereklerini yapmakta ihmalde bulunarak katılan hastanın mağduriyetine neden oldukları, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 17.07.2013 tarihli rapora göre; katılan hastaya İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinde konulan tanı ve uygulanan ameliyat endikasyonun tıp kurallarına uygun olduğu, hastanın 19.06.2009 tarihinde pankreas başı kitle nedeniyle operasyona alındığı, ancak damar ınvazyonu nedeniyle inoperabl kabul edildiği, postoperatif dönemde ara ara ateşlerinin olduğu, şikâyetlerinin geçmemesi üzerine götürüldüğü başka bir sağlık kurumundaki hekim tarafından değerlendirildiği, inoperabl kabul edilen kitlenin kendisi tarafından çıkarılabileceği söylenerek 26.06.2009 tarihinde ikinci ameliyatın gerçekleştirildiği, kitlenin çıkarıldığı ve batına girilip 19.06.2009 tarihinde gerçekleştirilen operasyonla ilintili olduğu düşünülen batın kompresiyle karşılaşıldığında resimlenerek tutanak altına alındığı, operasyonda görevli cerrahi ekip ve hemşirenin batın kapatılırken alet ve sarf malzemesi sayısının doğru olarak yapması gerektiği, her ne kadar 19.06.2009 tarihinde gerçekleştirilen ameliyat notu ve evrakında sayımın yapılmış olduğu belirtilmiş olsa da batın kompresinin ilk ameliyatta unutulmuş olduğu, genel uygulamalarda yapılan tüm operasyonlarda batın kapatmadan önce kullanılan malzemelerin sayımının öncelikle ameliyat hemşiresi tarafından yapılıp kayda alınması, ameliyat bitiminde ameliyatı yapan hekim ve ameliyat hemşiresi tarafından tutanağın imzalanması gerektiği, kişinin operasyon bölgesinde kompres unutulması olayında kompres sayımını düzgün yapmayan ameliyat hemşirelerinin uygulamasının tıp kurallarına uygun olmadığı, ameliyatı gerçekleştiren cerrahların ise ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmamasının bir eksiklik olduğu, kişide kompres unutulmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, kompresyona bağlı yaşamsal tehlike geçirmediği, Sanık ... tarafından Türk Cerrahi Derneği Medikolegal Komisyonundan yazılı görüş istenmesi üzerine adı geçen Dernek tarafından düzenlenen 30.12.2009 tarihli değerlendirme raporuna göre; unutulan yabancı cisim nedeniyle açılan davalarda fotoğrafın tek başına delil olmasının söz konusu olmadığı, diğer bütün davalarda olduğu gibi mevcut kanıtların tamamının bir arada değerlendirilmesi gerektiği, cerrahi kavite içerisinden yabancı bir cisim çıkarıldığı zaman bu bilginin ameliyat notunda veya ayrı bir tutanakla belirlenebileceği, özellikle spanç-gazlı bez-kompres-dren gibi yabancı cisimler için patoloji raporunun mutlak surette olması gerektiği, grafi ve fotoğrafların bu cisimlerin tespiti için yeterli olmayacağı, çünkü bazen fibrotik veya yabancı cisim reaksiyon dokusunun görüntülemede yabancı cisim olarak görülmesi ve bunu çıkaran cerrahın dokuya yabancı cisim demesinin rastlanılan kötü olaylar arasında olduğu, Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulunca düzenlenen 03.03.2011 tarihli karara göre; katılan hastanın batınında kompres saptandığına ilişkin ikinci operasyonu yapan hekim tarafından kayıt tutulmuşsa da bununla ilgili tutanak ve patoloji raporlarına ayrıca yapılan tüm araştırmalara rağmen çıkarılan cisme ulaşılmadığı, ameliyat sonrası şikâyetleri devam eden katılan hasta için gerekli incelemelerin başlatıldığı ancak hastanın kendi isteğiyle bunlar sonuçlanmadan ayrılması nedeniyle tetkik ve tedavinin sonuçlandırılamadığı ve ilgili cerrahların ihmal-özensizlik-bilgisizlik içinde değerlendirilmemesi gerektiğine karar verildiği, Sanık ...’in talebi üzerine Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli adli tıp uzmanları Prof. Dr. Hakan Kar ve Prof. Dr. .... ile genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. ... Dağ tarafından düzenlenerek Yargıtay 12. Ceza Dairesine bu dosya için sunulan "Uzman bilimsel heyet mütalaası" başlıklı ve bila tarihli rapora göre; katılan hastanın tekrar yapılan ameliyatında batında kompres unutulduğunun ve fotoğrafının çekilerek tutanak düzenlendiğinin ve bu materyalin emanet altına alındığının iddia edildiği ancak; ameliyatlarda vücut içinde tespit edilen her türlü yabancı materyalin patoloji laboratuvarına incelenmek ve raporlanmak üzere gönderilmesinin genel cerrahi açısından kesin bir kural olduğu, ancak ikinci ameliyatı yapan ekibin elde ettiklerini iddia ettikleri materyali patoloji laboratuvarına göndermedikleri, unutulduğu iddia edilen kompres ile ilgili olarak sadece bir fotoğraf ile bir tutanak sunulduğu ancak istenilmesine rağmen emanet altında olduğu bildirilen materyalin dosyaya sunulmamış olduğu, ilk ameliyatta spanç sayımı yapılan tutanakta sayının tam olduğu, herhangi bir kompres unutulmadığının kayıtlı olduğu, ilk operasyondan 5 gün sonra ve ikinci operasyondan 2 gün önce 24.06.2009 tarihinde yapılan abdominal ultrasonografi incelemesinde batın içi unutulmuş herhangi bir yabancı cisme rastlanmadığı bulguları birlikte değerlendirildiğinde, ilk ameliyatta hastanın içerisinde kompres unutulduğuna dair kesin, objektif ve şüpheden uzak bir bilimsel tıbbi delil bulunmadığı, ilk operasyonda kişinin içinde kompres unutulduğunun kabulü hâlinde, bu durumun hayati tehlike yaratacak nitelikte olmadığı, pankreas kanserlerinin oldukça agresif seyreden, morbiditesi ve mortalitesi oldukça yüksek kanser türlerinden olup 5 yıllık yaşam süresinin sadece % 2-5 olduğunun tıbben bilindiği, kişinin ölümünün pankreas kanseri ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, yapılan her iki ameliyat ile hastanın ölümü arasında illiyet bağı bulunmadığı, Sanıklar hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma izni verildiği bu izne ilişkin yapılan itirazların bölge idare mahkemesince reddedildiği, Anlaşılmıştır. Katılan ...; katılan ...’nın eşi olduğunu, doktor olan sanıkların ameliyatından sonra tedavi için eşini devamlı değişik hastanelere götürdüğünü, 50.000-60.000 TL civarında masrafının olduğunu, zararlarının karşılanmadığını ve şikâyetçi olduğunu, Tanık....; katılan ...’nın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki pankreas kanseri ön tanısı ile yapılan ameliyatına katılan anestesi uzmanlarından biri olduğunu, tüm operasyon boyunca hastaların gözlemlendiğini ve bu gözlemlerin 5'er dakika arayla anestezi formuna yazıldığını, operasyonun sonuna kadar herhangi bir olağanüstü durum olmadığını, en küçük problemde bile bu forma not yazıldığını, anestezi ekibi olarak normalde operasyonu izlemediklerini, sadece gerektiği durumda kısa bir süreliğine hastada açılan yere baktıklarını, operasyon aşamalarını bu şekilde takip ettiklerini, rutin olarak hastalar da kullanılan materyallerin operasyonun başında ve sonunda mutlaka sayıldığını, ancak özel olarak bu hastaya dikkat etmediği için sayım yapılıp yapılmadığını kesin bir biçimde söyleyemeyeceğini, dolayısıyla hastadan çıktığı iddia edilen kompresin de bu hastada unutulup unutulmadığı konusunda bir şey ifade edemeyeceğini, Tanık....; katılan ...’nın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki ameliyatında bulunan anestezi uzmanlarından biri olduğunu, özellikle bu ameliyatı hatırlamadığını, ancak bu ameliyata ilişkin ameliyat notlarına baktığında, adı geçen katılanda olağanüstü bir kanama olmadığını, kan verilmesini gerektirecek herhangi bir komplikasyonun gelişmediğini, bunun dışında özel olarak bu ameliyata ilişkin bir şey söyleyemeyeceğini, ameliyatta kullanılacak malzemelerin sayımının ameliyatın başında ve sonunda ameliyat hemşireleri tarafından yapıldığını, uzmanlık alanı olmadığı için kompresin hangi aşamada, ne durumda ve ne şekilde kullanıldığını bilmediğini, Tanık ....; katılan ...’nın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki ameliyatında görevli olan anestezi ekibinde olduğunu, özellikle bu hastanın ameliyatını hatırlamadığını, ameliyathanedeki kural gereğince rutin olarak başlangıçta ve sonuçta kullanılan malzemelerin sayıldığını, özellikle bu ameliyatta kompres kullanılıp kullanılmadığını bilmediğini, Tanık ...; katılan ...’nın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki ameliyatına katıldığını, bu hastanın operasyonundan sorumlu olan veya operasyona katılan ekipten birisi olmadığını, hastaya kompres kullanılması gerektirecek cerrahi bir müdahale yapılmadığını, açılan yerin kapatılması sırasında da orada bulunduğunu, batın içinde bir kompres unutulmuş olsaydı bunu görebileceğini kaldı ki operasyonun sonunda ameliyat hemşirelerinin sayım yaptığını ve kendisinin sayım yapıldığını gördüğünü, kilolu hastalarda ancak bağırsak ameliyatlarında kompres kullanılabildiğini, ancak pankreasın açılınca hemen görülebilecek bir organ olduğunu, ancak davaya konu edilen ameliyatta kompres kullanmayı gerektirebilecek bir durum olmadığını, Tanık ...; katılan ...’nın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki ameliyatına görevli hemşire olarak katıldığını, özellikle adı geçen katılanın ameliyatını tam olarak hatırlamadığını, ancak pankreas başı ameliyatı yapıldığını, inoperabl olduğunu, hastada olağan dışı bir kanama olmadığını, bu hastanın ameliyatında sayım işini kim yaptığını hatırlamadığını, operasyonun başından sonuna ameliyat malzemelerini vermek suretiyle cerrahlara yardımcı olduğunu, yani ameliyatı başından sonuna kadar takip ettiğini, hastanın üzerine yara kenarlarına iki veya üç tane kompres konulduğunu hatırladığını, bunun standart bir uygulama olup tüm ameliyatlarda yapıldığını, ancak bu olayda hastada kanama olmadığı için batın içinde kesinlikle kompres kullanılmadığını, sayımın ameliyat boyunca birkaç kez yapıldığını, cerrahın hastanın kapatılması aşamasına gelindiğini ifade ettiğinde tekrar sayım yaptıklarını, kilolu hastalarda organları desteklemek için kompres değil tampon kullanıldığını, tamponun ise klemp ucuna takıldığını, Tanık ...; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümünde öğretim üyesi olduğunu, meslektaşı olan tanık doktor ...’ın kendisini arayarak bir hastayı yönlendirmek istediğini söylediğini, o tarihte adı geçen tanığın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde genel cerrahi uzmanı olarak çalıştığını, kabul etmesi üzerine hasta yakınlarının muayenehanesine gelerek katılan ...’nın grafilerini ile tetkik sonuçlarını gösterdiklerini, katılan ...’ya konulan tanının pankreas başı kanseri olduğunu, gördüğü tetkiklerden ameliyat edilebilir olduğuna karar verdiğini, ancak katılan ...’nın hâlen hastanede yattığı ifade edildiği için taburcu edildikten sonra ameliyatı üstlenebileceğini söylediğini, bu şekilde katılan ...’nın İzmir Özel Gazi Hastanesine yatırıldığını, adı geçen katılanı muayene ettiğinde karnında bir diren olduğunu ve akıntı geldiğini, bu akıntıya göre hastanın enfekte olduğunu düşündüğünü, ilk kararının hastanın tümör nedeniyle operasyona alınması olduğunu ancak enfeksiyon tanısı koyunca bunun daha ön plana geçtiğini, en azından her iki durumun eşit derecede önemli olduğunu, bu yüzden ameliyata karar verdiğini, katılan ...’yı bu şekilde ameliyata aldıklarını, katılanın daha önceki ameliyat kesiği dikişlerini keserek açıp, yarayı genişlettiğini, karın duvarında cilt ve cilt altı tabakası bulunduğunu, burayı keserek açtığını, karın duvarını açtığı anda bağırsakların üzerine yayılarak yerleştirilmiş yabancı bir cisim gördüğünü, bunun ameliyat kompresi olduğunun hemen anlaşıldığını, katılan ...’nın çok kilolu bir hasta olduğunu, kilolu hastalarda genellikle karın kapatılırken bu tür kompreslerin konulduğunu, ameliyatın sonunda da kapatmadan hemen önce alındığını, bu şekilde ve bu amaçla yerleştirildiğini ve unutulduğunu düşündüğünü, hasta yakınlarının huzursuzluğunu ve bunun bir adli vaka olabileceğini düşündüğü için ameliyathanenin sorumlu baş hemşiresi olan tanık Beyhan’a durumu söylediğini, zaten adı geçenin ameliyat ekibinde yer aldığını ve karşısında durduğunu, ekipte bulunun hemşire tanık ....'e de kompresi gösterdiğini, kompresi yerinden alarak operasyona devam ettiğini, ameliyat devam ederken İzmir Tabip Odası Başkanı .... Kaptaner'i telefonla arayıp ona doğru davranış biçiminin ne olduğunu sorduğunu, adı geçenin kendisine ameliyata katılan ekip ile bir tutanak düzenleyip durumu tespit etmesini ve materyalin fotoğrafını çekerek bu materyali saklamasını, ayrıca hasta yakınlarından iletişime yakın olan birisine durumu açıklaması gerektiğini söylediğini, özel hastanede ameliyat yapıldığı için sorumluluk doğabileceğini ayrıca memnuniyetsizlik olması hâlinde hasta yakınlarının hastanın durumunu sorgulayabileceklerini ifade ettiğini, ameliyattan sonra hasta yakınlarından birine sadece hastada apse gördüğünü, bu apsenin yabancı bir cisme bağlı olduğunu anlattığını, o anda hasta yakınlarının ısrarcı olmadıklarını, ancak hastanın taburcu olmasından kısa bir süre sonra yanına gelen hasta yakınlarının yabancı cisme ilişkin tutanağı ve buna dayanan bilgileri isteyerek şikâyetçi olduklarını söylediklerini, kendisinin ise resmî bir yerden talep gelmediği sürece bu tutanağı ve bilgiyi veremeyeceğini ifade ettiğini, o güne kadar ilk ameliyatı yapan ekiple ilgili hiçbir bilgisinin olmadığını, hasta yakınlarına bunun her operasyonda görülebilecek bir komplikasyon olduğunu açıkladığını, önemli olanın komplikasyonun farkına varılması olduğunu, eğer katılan ...’nın ilk ameliyatı yapılan hastanede tedavisine devam edilmesi hâlinde bu komplikasyonun orada fark edilebileceğini, bir süre sonra hastaneye Sağlık Bakanlığı müfettişinin geldiğinde ameliyat tutanağı ile birlikte çıkan materyali müfettişe teslim ettiğini, Tanık ...; olay tarihinde İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinde gastroentroloji cerrahisi uzmanı olarak görev yaptığını, ikinci ameliyatı yapan tanık ...’in kendisine ilk ameliyat sırasında kompres unutulduğunu, bunu fotoğraflayıp tutanak tutulduğunu söylediğini, kendisinin de aynı gün akşam klinik şefine durumu bildirdiğini, Tanık ...; Özel Gazi Hastanesinde ameliyathane hemşiresi ve sorumlusu olarak çalıştığını, katılan ...’nın ameliyatına katıldığını, adı geçen hastaya pankreas kanseri teşhisi konulduğunu, daha önce bir ameliyat geçirdiğini, ameliyat sırasında doktor tanık ...'in tam karşısında bulunduğunu, adı geçen tanığın eski ameliyat yerinden hastanın karnını açtığında bağırsakların üst kısmında yani karın bölgesinde, 45x45 cm boyutlarında, standart bir gaz kompresi, yani gazlı bez olduğunu gördüklerini, tanık ...’in bu kompresi olduğu yerden alarak bir poşete koyduğunu, poşetlenmeden önce ameliyata katılan anestezi uzmanı tanık Asım Tunç'tan kompresi fotoğraflamasını istediğini, bu şekilde kompresin fotoğraflandığını ve ameliyata devam edildiğini, ameliyattan sonra tanık ...’in; "Bu benim sorumluluğumda!" diyerek hastadan çıkan kompresi götürdüğünü, Tanık .....; serbest hekim olarak çalıştığını, zaman zaman doktor tanık ... ile birlikte Özel Gazi Hastanesinde ameliyatlara katıldığını, katılan ...’nın ameliyatına da anestezi uzmanı olarak katıldığını, cerrahide batın içi ameliyatların en zor ve en riskli ameliyatlar olduğunu, bu nedenle çeşitli komplikasyonlar gelişmesinin muhtemel olduğunu, hatırladığı kadarı ile bu hastanın daha önce pankreas tümörü nedeni ile bir operasyon geçirdiğini, katılan ...’nın ilk ameliyat olduğu kısımdan tekrar açıldığında tanık doktor ...’in; "Burada bir kompres var." dediğini, bu kompresin karın duvarının hemen arkasında olduğunu, çok derinde bir yerde bulunmadığını, kompresi hasta açıldıktan sonra, yerinden alınmadan önce gördüğünü, batında bir yerde olduğunu, tanık ...’in bu kompresi olduğu yerden aldığını, adı geçen tanığın isteği üzerine bu kompresi fotoğrafladığını, tanık ...’e ait bir cihazla bu kompresin fotoğraflarını çektiğini, bir ara doktor tanık ...’in ameliyattan çıkıp bir görüşme yaptığını, ameliyat tamamlandıktan sonra da bu kompresi onun teslim aldığını ve konuyla ilgili tutanak tuttuklarını, Tanık ...; Özel Gazi Hastanesinde ameliyathane hemşiresi olarak çalıştığını, katılan ...’nın ameliyatını hatırladığını, bu ameliyattaki görevinin cerraha aletleri vermek olduğunu, ameliyathanede ameliyat bölgesini yani hastanın batın bölgesini tamamen görebilecek durumda bulunduğunu, doktor tanık ...’in hastanın batın kısmını neşter ile açtığında ameliyat yerinde 45x45 cm boyutlarında olan ameliyat kompresi olduğunu fark ettiklerini, tanık ...’in anestezi uzmanı tanık Asım Tunç’tan bu cismi fotoğraflamasını istediğini, bu şekilde kompresin fotoğraflandığını ve bir poşete konduğunu, Tanık ...; Özel Gazi Hastanesinde ameliyathane teknisyeni olarak çalıştığını, ameliyathane teknisyeni olarak ameliyata girecek olan doktor ve hemşirelerin steril elbiselerini giyilmesi konusunda yardımcı olduğunu, ameliyatta bir an doktor tanık ...' in elinde bir kompres gördüğünü, kanlı olması nedeni ile hastanın içinden çıktığını tahmin ettiğini, kendisine verilen bu kompresi pataloji poşeti içine koyarak bir kenara kaldırdığını, en son ameliyat sonrasında bu poşeti tanık ...' in elinde gördüğünü, Beyan etmişlerdir. Sanık ...; iddiaların hukuki ve bilimsel dayanağının bulunmadığını, Türk Cerrahi Derneğinin Medikolegal belgesine göre vücuttan çıkan her materyalin pataloji birimine gönderilerek tetkik edilmesi ve rapor düzenlenmesi gerektiği, katılan ...’nın batınından çıkarıldığı iddia edilen kompres için böyle bir şey yapılmadığını, soyut iddia dışında herhangi bir kanıt olmadığını, ayrıca kendilerinin tümörü tamamen çıkaramadıkları iddiasının da olduğunu ancak ikinci ameliyatta da tümörün çıkarılmadığını, hastanelerinde önemli ve büyük ameliyatların yapıldığı, 1000’in üzerinde üzerinde kanser ameliyatı yaptığını, babasını da kanserden hayatını kaybettiğini, bu nedenle yurt içinde ve yurt dışında bu konu üzerinde ciddi olarak çalıştığını, somut olayda herhangi bir ihmalinin bulunmadığını, Sanık ...; katılan ...’nın ameliyatına diğer sanık ... ve ameliyat ekibi ile birlikte girdiğini, adı geçen katılanı pankreas başındaki kitle ve kanser olduğundan şüphe etmeleri nedeniyle ameliyata aldıklarını, ameliyat sırasında tümörün kanserli olduğunu anladıklarını, o anda tümörün çıkarılması yönünde karar alarak ameliyata devam ettiklerini, ancak tümörün arka duvardan retroperitona ve büyük damarlara yapışık olduğunu görmeleri üzerine tümörün bütün olarak çıkarılmasında fayda görmeyerek ameliyatı sonlandırdıklarını, ameliyat yerini kapatmadan önce batına bir adet diren koyduklarını, ayrıca alet sayımı yaptıklarını, herhangi bir eksikliğin olmadığını, hemşire tutanağı ve ameliyat notlarında bu hususların belirtildiğini, ameliyat sırasında herhangi bir kanama olmadığını, kompres adındaki bir köşesi 35-40 cm uzunluğunda olan kare şeklindeki bez parçasının her ameliyatta standart olarak kullanmak üzere açıldığını, açılırken ve ameliyat sonunda da sayıldığını, katılan ...’nın ameliyatında da kompresin açılarak adı geçen katılanın karnının üzerine koyulduğunu, hastayı açtıklarında açılan yerin her iki tarafına, yani yara dudaklarının kenarlarına kompres koyduklarını, bunun öncelikli amacının sterilizasyon sağlamak olduğunu, kompresi batın içi organlarının vücut yüzeyi ile temasını önlemek amacıyla kullandıklarını, bu ameliyatta hiç bir şekilde hastanın içine kompres koyacak bir durum olmadığını ve koyma ihtiyacı da görmediklerini, küçük kanamaların kontrolünü küçük spanç (tampon)lar ile yaptıklarını, kompres olarak kullanılan malzemenin içinde ultrason cihazı ile bakıldığında görülebilmesi için özel materyaller kullanıldığını, içindeki bu materyaller sayesinde ultrason cihazının kompresi göstereceğini, katılan ...’nın ultrason ile muayene edildiğini, ancak hiçbir şekilde olumsuz bir bulguya rastlanmadığını, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. A. Sanıklar hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için bilirkişilerin atanması, bilirkişi raporları ve bu raporların yargı mercileri nezdinde bağlayıcı olup olmadıkları üzerinde durulması gerekmektedir. CMK'nın suç ve karar tarihleri itibarıyla yürürlükte bulunan "Bilirkişinin Atanması" başlıklı 63. maddesi; "1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez. 2) Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir. 3) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu maddede gösterilen yetkileri kullanabilir." şeklinde düzenlenmiş iken 24.11.2016 tarihli ve 29898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi "Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz" şeklinde değiştirilerek fıkranın sonuna da "Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." cümlesi eklenmiştir. Anılan düzenlemeler uyarınca hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hâllerde bilirkişi dinleyebilecek veya rapor isteyebilecektir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bir bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvurulmayacaktır. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme gibi hususlar dışında hâkimin bilirkişi raporu alması zorunluluğu bulunmadığı gibi, bilirkişi raporları da mahkemeleri bağlayıcı nitelikte değildir. İcabında gerekçesi gösterilerek bilirkişi raporunun aksine karar verilmesi de mümkündür. Diğer taraftan, yargılamayı gerçekleştiren hâkim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanuni gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Doktor olarak görev yapan sanıkların, katılan ... üzerinde gerçekleştirdikleri tetkik, teşhis ve tedaviye ilişkin uygulamalarının tıp kuralları bakımından değerlendirilmesine ilişkin olarak çelişki içermeyen ve hükme esas alınan raporlarda, sanıklarca yapılan işlemlerin ve verilen kararların etraflıca değerlendirmeye tâbi tutulması, katılan ...’nın ikinci kez ameliyatını yapan tanık ... tarafından tespit edilen komprese ilişkin fotoğraf ile ilgili tutanağın adı geçen tanık tarafından yürütülen idari tahkikat sırasında ilgililere teslim edilmesi ve bu belgelerin dosyada mevcut olması hususları dikkate alındığında, alınan raporlarda bir eksikliğin bulunmadığı ve bu raporların sanıkların hukuki durumlarını tereddütsüz bir şekilde tespit etmeye elverişli oldukları anlaşıldığından eksik araştırmayla hüküm kurulmadığının kabulü gerekmektedir. B. Sanıklara yüklenen taksirle yaralama suçunun sabit olup olmadığı; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve unsurları üzerinde de durulması gerekmektedir. Kural olarak suç, ancak kastla işlenebilecekken, kanunda açıkça gösterilen hâllerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, TCK’nın 22/2. maddesinde; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi." şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda ayrıca aranması gereken unsurlar; 1- Suçun taksirle işlenebilen bir suç olması, 2- Hareketin iradi olması, 3- Neticenin iradi olmaması, 4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması, 5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, Şeklinde kabul edilmektedir. Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. TCK’da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir. Uyuşmazlık konusu ile ilgili TCK’nın "Taksirle Yaralama" başlıklı 89. maddesinin birinci fıkrası ise; "Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlemiş, aynı Kanun'un "taksiri" düzenleyen 22. maddesinin 3. fıkrasında; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.", 4. fıkrasında da; "Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir." hükümlerine yer verilmiştir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Katılan hasta Hava'nın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji kliniğince yapılan görüntüleme, laboratuar ve endosonografık incelemeler sonucunda pankreas başında kitle tanısıyla cerrahi kliniğine yatırıldıktan sonra 19.06.2009 tarihinde genel cerrahi uzman doktoru olan sanıklar tarafından ameliyata alındığı, pankreastaki kitleden ince iğne aspirasyon biyopsisi yöntemiyle alınan parçanın patolojiye tahlile gönderildiği, alınan parçada kanser hücrelerinin bulunduğunun tespit edilmesi üzerine kitlenin bu şartlarda çıkartılmasının hastaya ölüm tehlikesi getireceği ve yaşama süresine katkı sağlamayacağı düşüncesiyle kompres ve tampon sayımının ilgili ameliyat hemşiresince yapılması neticesinde ameliyata son verildiği, katılanın, aynı hastanedeyken ameliyat sonrası ara ara ateşlenmesinin olduğunun görülmesi üzerine İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Bölümü tarafından 24.06.2009 tarihinde yapılan üst abdomen USG'sinde; batın alt kadranlarda barsak ansları arasında yaygın serbest mai görüldüğünün tespit edildiği, hastanın takip ve tedavisi devam ederken tanık doktor ... önerisi ile tanık doktor Prof. Dr. ...’e muayene olduğu, muayenesi sonrasında adı geçen doktorun, ilk ameliyattan kalan kitleyi tamamen çıkarabileceğini söylemesi akabinde hastanın tedavi gördüğü hastaneden taburcu olduğu, ilk ameliyatından bir hafta sonra 26.06.2009 tarihinde Özel Gazi Hastanesinde görev yapan tanık doktor ... tarafından tekrar pankreasındaki kitlenin alınması için operasyona alındığı, adı geçen tanık doktor tarafından yapılan ameliyat sırasında katılan hastanın batını açıldığında kanlı bir kompresle karşılaşılması üzerine suça konu bu kompresin fotoğrafının çekildiği ve bu hususta tutanak tutulduğu, katılanın bu ameliyattan 7 gün sonra aynı hastanede kaldıktan sonra taburcu edildiği, taburcu olduktan sonra tam olarak iyileşememesi ve şikâyetlerinin geçmemesi nedeniyle önce Karşıyaka Devlet Hastanesi yoğun bakım biriminde hipoalbuminemi ve kolanjit tanısıyla yatırılıp tedavi edildiği, sonrasında karında bulunan absenin perkütan drenajla boşaltılması için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Cerrahi Kliniğine nakledildiği ve burada görüntüleme yöntemi eşliğinde drenaj işlemi yapıldığı, 14.08.2009 tarihinde taburcu olan katılanın 14.12.2009 tarihinde başka nedenlerden dolayı hayatını kaybettiği olayda; Yapılan ikinci ameliyat sırasında katılan ...'nın batınında ilk ameliyatta kompres malzeme unutulduğunu tespit eden tanık ... ile bu ameliyata katılan anestezi uzmanı tanık Asım Tunç tarafından düzenlenen tutanak ve ameliyat raporunda; batını açılan hastada periton altında bağırsakların üzerinde serilmiş durumda bir adet batın kompresi görüldüğünün ve karın içinde safra ve yer yer apseler saptandığının belirtilmesi, söz konusu tutanak ve rapor içeriğinin bu ameliyata katılan diğer tanıklar tarafından da doğrulanması, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca katılan adına düzenlenen tüm adli ve tıbbi evrakların incelenmesi neticesinde, adı geçen katılanın batınında tespit edilen kompresinin ilk ameliyatta unutulmuş olduğunun tespit edilmesi, 19.06.2009 tarihli ilk ameliyatı gerçekleştiren sanıkların ameliyat sahasının kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmamaları sebebiyle hastada kompres unutulmasına ve bu suretle hastanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiklerinin tespit edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların dikkat ve özeni göstermeyerek katılan ...’nın batınında kompres unutulması neticesinde meydana gelen yaralama olayında kusurlu olduklarının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık bakımından REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.