Başvurucular, Halkevleri Derneği hakkında ulusal bir televizyon kanalında yapılan haber ve yayında sarf edilen sözler nedeniyle ilgililer hakkında yaptığı şikâyet neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini bu sebeple Anayasa’nın 17. , 25. , 26. , 33. , 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular, Halkevleri Derneği hakkında ulusal bir televizyon kanalında yapılan haber ve yayında sarf edilen sözler nedeniyle ilgililer hakkında yaptığı şikâyet neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini bu sebeple Anayasa’nın , , , , ve maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuru, 3/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 18/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 24/7/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 31/7/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 25/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 25/9/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 23/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, bir televizyon kanalının 28/3/2012 tarihinde yayımlanan haber bülteninde “Polise taşla saldırdılar” başlığı ile verilen haberde “Bazı provokatörler de Kızılay’da eylemdeydi. O isimler arasında dikkat çeken tanıdık bir isim vardı…” ve “Kızılay’da Kesk’in yanı sıra her yürüyüşte olay çıkaran Halkevleri grubu da vardı”; aynı televizyon kanalının 1/5/2012 tarihli haber programında “Efendim, katıldığı bütün olaylarda provokasyona imza atan Halkevleri grubu bu 1 Mayıs’ta da Sıhhiye Meydanı’ndaydı. Daha önce Dikmen vadisinde halkı provake eden T.Ç. da onlarla birlikteydi. Yine ön plandaydı… Halkevleri gurubunun arasında tanıdık bir isim de vardı. Daha önce Dikmen Vadisinde halkı provake eden T.Ç. halkevleri ile birlikteydi… Halkevleri arama noktasından geçerken o da kenarda etrafı gözledi… Heryerde o var. T.Ç. da Halkevleri ile birlikteydi. Gözleri sürekli etrafı taradı. Her olayın ardından o çıkıyor” ifadelerinin kullanıldığını ifade etmişlerdir. Televizyonda yayınlanan haberler üzerine, suçtan zarar gören gerçek kişi sıfatıyla Halkevleri Deneği Başkanı İlknur Birol ve suçtan zarar gören tüzel kişi sıfatıyla Halkevleri Derneği adına dernek temsilcisi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, 2012/1483 numaralı soruşturma dosyası kapsamında 18/6/2012 tarih ve 2012/1075 sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucular, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının kararına itiraz etmiş ve itiraz Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin 19/10/2012 tarih ve 2012/2671 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.B. İlgili Hukuk 9/6/2004 tarih ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.” 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “sorumluluk” başlıklı maddesinin şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” 4/12/2014 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı maddesinin bir numaralı fıkrası şöyledir: (1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir.(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.(3) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.(4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Mahkeme istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.(6) İtirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesinin bu hususta karar vermesine bağlıdır.” 5271 sayılı Kanun’un “Karar” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.”