Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun bir yakınına gönderdiği mektupta yer alan ifadeleri nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun bir yakınına gönderdiği mektupta yer alan ifadeleri nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 26/4/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, kamu malına zarar verme, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlarından hükümlü olarak Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır. Başvurucu, bir yakınına gönderilmek üzere hazırladığı mektubu 22/10/2018 tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna vermiştir. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu (Disiplin Kurulu) mektubun alıcısına gönderilmemesine 22/10/2018 tarihinde karar vermiştir. Mektupta geçen sözler nedeniyle başvurucu hakkında ayrıca bir disiplin soruşturması başlatılmıştır. Disiplin Kurulu disiplin soruşturması sonucunda suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yapma veya yaptırma eylemini gerçekleştirdiği gerekçesiyle başvurucu hakkında 11 gün hücreye koyma cezası verilmesine 26/10/2018 tarihinde karar vermiştir. Disiplin Kurulu kararında öncelikle mektupta geçen bazı sözlere yer vermiştir. Disiplin Kurulu kararında değinilen sözlere bakıldığında başvurucu, göndermek istediği mektubunda, "Kürdistan" olarak belirlediği alanda tecavüzlerin incelenmesinin tecavüzün politik hâlini anlaşılır kılacağını belirtmiştir. Daha sonra başvurucu, kamu görevlilerince gerçekleştirilen gözaltılarda ve köy baskınlarında tecavüzlerin ve benzer nitelikle cinsel şiddet olaylarının yaşandığını, bunun yanında ceza infaz kurumlarında da aynı eylemlerin gerçekleştirildiğini ifade etmiştir. Hatta başvurucu, kadın cenazeleri üzerinde dahi benzer cinsel şiddet olaylarının gerçekleştirildiğini açıklamıştır. Söz konusu eylemlerin bir devlet politikası olduğunu vurgulayan başvurucu, eylemlerin öncelikli olarak "Kürt" illerindeki kadınlar üzerinde gerçekleştirildiğini, ayrıca diğer illerde de muhalif çevreler üzerinde icra edildiğini belirtmiştir. Öte yandan söz konusu tecavüz politikalarının eğitim alanında özellikle yatılı bölge okulları aracılığıyla icra edildiğini belirten başvurucu, üç bini aşkın çocuğun buralarda asimilasyona tabi tutulduğunu iddia etmiştir. Başvurucu, bazı illerde bulunan bu nitelikteki okullarda tecavüz olaylarının ortaya çıktığını, hatta bu eylemi gerçekleştirenlerin kamu görevlileri olduğunu, devletlerin ordu gücünü tecavüz kültürünü meşrulaştırmak ve uygulamak için kullandığını ifade etmiştir. Başvurucu, daha sonra mektubunda devletlerin gerçekleştirdiği savaşların doğa üzerinde tahribatlara neden olduğu hususunda açıklama yapmıştır. Devletlerin savaşlarda ormanları yaktığını, suları zehirlediğini, köyleri yok ettiğini belirten başvurucu, bunun en yakın örneğinin "Kürdistan"ın içinde bulunduğu savaş ortamı olduğunu açıklamıştır. Daha sonra başvurucu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin çıkardığı savaşta, "Kürt" halkını özgürlük mücadelesinden vazgeçirmek için "Kürdistan"ı yaşanılmaz hâle getirmeye çalıştığını belirtmiştir. Bu noktada başvurucu, devletin "Kürt" halkının dilini yok etmeye çalıştığını, okullarda bilmedikleri bir dilin ve tarihin kendilerine öğretildiğini, giyimlerinin dahi değiştirilmeye çalışıldığını, yaşam tarzlarından utanmalarının sağlandığını, bu şekilde asimile edilmek istendiklerini ifade etmiştir. Son olarak başvurucu, bu şekilde yapılmak istenen inkâr ve imhalara karşı "Kürt" tarihinde onurlu isyanların çıktığını, "Kürt"lerin özüne geri dönebilmesi ve eski hâle gelebilmeleri için insanların can verdiğini belirtmiştir. Disiplin Kurulu, daha sonra değindiği sözlerden de anlaşıldığı üzere başvurucunun mektubunda, kişi ve kuruluşları paniğe yöneltecek yalan yanlış bilgilere yer verdiğini, bunun da ötesinde "Kürdistan" ifadesiyle terör örgütü lehine açıklamalar yaptığını, "tecavüz", "asimilasyon", "eğitim" gibi başlıklar altında yapılan açıklamalarla Türkiye Cumhuriyeti devletini ve kurumlarını açıkça hedef aldığını belirtmiştir. Mektup içeriğine dair bu şekilde değerlendirme yapan Disiplin Kurulu, başvurucunun söz konusu eylemi ile Ceza İnfaz Kurumunun disiplinini bozacak bir eylem yaptığını, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük ve yönetmelikler ile idarenin uyulmasını gerekli kıldığı davranış ve tutumları kusurlu olarak ihlal ettiğini kabul etmiş ve anılan disiplin eyleminin somut olayda gerçekleştiğine karar vermiştir. Başvurucu, Disiplin Kurulunun kararına karşı İstanbul Anadolu İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) şikâyette bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği, başvurunun itirazını 6/12/2018 tarihinde reddetmiştir. Hâkimlik, Disiplin Kurulunca belirtilen sözlere aynen yer verdikten sonra bu sözlerin ve mektuptaki diğer açıklamaların genel olarak kişi ve kuruluşları paniğe yöneltecek ve Türkiye Cumhuriyeti devletini ve kurumlarını açıkça hedef gösterecek bir anlatım şekline sahip olduğunu belirtmiştir. Bu değerlendirme sonrasında Hâkimlik, başvurucunun göndermek istediği mektubun tümüyle sakıncalı olduğuna ve mektubun içeriğine göre başvurucunun anılan disiplin eylemini gerçekleştirdiğinin sabit olduğuna karar vermiştir. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına karşı itiraz yoluna başvurmuştur. İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) İnfaz Hâkimliği kararının usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle anılan itirazı 6/3/2019 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu, nihai kararı 29/3/2019 tarihinde öğrendikten sonra 26/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasının olay tarihindeki hâli şöyledir:"Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır." 5275 sayılı Kanun’un maddesinin (3) numaralı fıkrasının (l) bendi şöyledir:"(3) Onbir günden yirmi güne kadar hücreye koyma cezasını gerektiren eylemler şunlardır:…l) Suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yapmak veya yaptırmak.…"