1. Hukuk Dairesi 2014/13873 E. , 2016/9962 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 01.11.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat gelmedi, temyiz edilen vekili Avukat ... geldi
**1. Hukuk Dairesi 2014/13873 E. , 2016/9962 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 01.11.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat gelmedi, temyiz edilen vekili Avukat ... geldi, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Asıl ve birleştirilen dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakan...'ın hukuki ehliyete haiz olmadığı dönemde mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla 387 ada 120 parselde üzerinde bina bulunan taşınmazın 1/3 payını satış suretiyle davalı oğlu ...'a temlik ettiğini, kısa bir süre sonra tesis edilen kat irtifakı sonucu 2 ve 4 nolu bağımsız bölümlerin davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı olarak 2 ve 4 nolu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescile karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, temlikin muvazaalı olmadığı belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1942 doğumlu mirasbırakan...'ın 01.08.2011 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacılar, davalı ve dava dışı eş ...'nin kaldığı, mirasbırakanın üzerinde bina bulunan arsa vasıflı 387 ada 20 parsel sayılı taşınmazdaki 1/3 payını 17.02.2011 tarihinde davalı oğlu ...'a satış suretiyle temlik ettiği, 22.02.2011 tarihinde ise taşınmazda kat irtifakı tesis edilerek çekişme konusu 2 ve 4 nolu bağımsız bölümlerin davalı adına kayıtlandığı, davacıların mirasbırakanın anılan temliki hukuki işlem yapma ehliyeti olmadığı dönemde gerçekleştirildiği gibi ayrıca mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapıldığını ileri sürerek eldeki davayı açtıkları,...Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi'nin 27.01.2014 tarihli raporuyla akit tarihi olan 17.02.2011 tarihinde murisin fiil ehliyetine haiz olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; miras bırakanın yaşlılık maaşı aldığı ve sabit bir gelirinin bulunduğu, ayrıca adına kayıtlı başkaca taşınmazlar olup mal satmaya ihtiyacının bulunmadığı, satış bedelinin ödendiğinin de kanıtlanamadığı, öte yandan dosyaya yansıyan diğer bilgi ve belgeler, dinlenen tanık anlatımları yukarıdaki ilkelerle birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde anılan temlikin muvazaalı ve diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğu anlaşılmaktadır. O hâlde, bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde mirasbırakanın yapmış olduğu temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğu kabul edilmelidir. Hâl böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.11.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dava, hukuki ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar, davalı ile ortak mirasbırakan babaları ...'ın ölümünden 6 ay önce 17.02.2011 tarihinde 387 ada, 120 parsel sayılı taşınmazın 1/3 payını davalı oğluna satış suretiyle temlik ettiğini, işlemden 5 gün sonra taşınmazda kat irtifakı tesis edilerek, (1/8) arsa paylı zemin 4 nolu bağımsız bölüm ile (5/8) arsa paylı birinci kat 2 nolu bağımsız bölümün davalı ... adına tescil edildiğini babalarının ölümünden sonra bu durumu öğrendiklerini, miras bırakanın hastalığı nedeniyle akıl sağlığının yerinde olmadığını, yaşı itibariyle doktor raporu alınmadan işlem yapıldığını, öldüğünde bankada parasının çıkmadığını ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptaliyle davcıların miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, taşınmazdaki binanın zemin katındaki dükkanın önce yapıldığını, daha sonra tadilat projesiyle ikiye ayrıldığını, adına tescil edilen dükkanın bedelini ödendiğini, birinci kattaki bir dairenin tarafından inşa edildiğini, mal kaçırma kastının bulunmadığını ileri sürerek davanın redddini savunmuştur. Mahkemece; davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, davacıların temyizi üzerine, muris muvazaası iddiası yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle sayın çoğunluk tarafın bozulmuştur. Uyuşmazlık, hukuki ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davada iddianın kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde "kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükmüne yer verilmiş, aynı yönde düzenleme getiren 6100 sayılı HMK'nun 190. Maddesinde "ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." hükmünü içermektedir. Hukuki ehliyetsizlik iddiası yönünden alınan Adli Tıp 4. İhtisas Dairesinin 27.01.2014 tarihli raporunda; miras bırakan...'ın akit tarihi 17.02.2011 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğu belirtilmiştir. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 0l.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Borçlar Kanunu'nun 213. (6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının 237.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; özellikle bu davanın kabulü halinde mirasçı sıfatı ile çekişmeli taşınmazda hak sahibi olabilecek dava dışı mirasçılardan, mirasbırakanın eşi, tarafların annesi ... ve diğer tanık anlatımlarından, davalının çocukluğundan itibaren 30 yıl muris babası ile birlikte çalıştığı, taşınmaz üzerindeki binanın 31.12.1990 tarihli yapı ruhsatı ile önce zemindeki iki dükkanın inşa edildiği, 02.05.1994 tarihli yapı kullanma ruhsatı ile dükkanların kullanılmaya başlandığı, 06.08.1998 tarihli yapı ruhsatı ile birinci kattaki iki daire inşaatı tamamlanarak 20.06.2001 tarih yapı kullanma izni ile bir daireyi davalının konut olarak kullanmaya başladığı, binanın yapımında davalının da maddi katkısının bulunduğu, bu katkısına karşılık miras bırakanın 17.02.2011 tarihinde taşınmazda (2/3) payı üzerinde bırakarak , (1/3) payı davalıya devrettiği, kat mülkiyeti oluştuktan sonra da 22.02.2011 tarihinde zemin 4 nolu işyeri ile 1. kat 2 nolu dairenin 1/3 paya karşılık davalı adına tescil edildiği, diğer bağımsız bölümlerin miras bırakan terekesinde bulunduğu, miras bırakanın bina yapımındaki maddi katkısı ve emeğine karşılık davalıya taşınmazda pay devrettiği, miras bırakanın tüm payı devredebilecekken sadece 1/3 payı devretmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı bu durumda 6100 sayılı HMK. nun 190. ve 4721 sayılı TMK. nun 6. maddeleri uyarınca davacıların muvazaa iddiasını kanıtlayamadığı sonucuna varıldığından, davanı reddine ilişkin mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun kararın bozulması yönündeki görüşüne katılamıyoruz.