Başvuru, kıdem tazminatı alacağı nedeniyle açılan davanın aynı maddi olaya dayanılarak açılan başka bir davada verilen kararın aksi bir sonuca ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kıdem tazminatı alacağı nedeniyle açılan davanın aynı maddi olaya dayanılarak açılan başka bir davada verilen kararın aksi bir sonuca ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1977 doğumlu olup Uşak'ta ikamet etmektedir.A. Uyuşmazlığın Arka Planı Başvurucu 22/7/1998 ile 1/8/2005 tarihleri arasında İstanbul'da faaliyet gösteren H.T. Limited Şirketinde (H. Ltd. Şti.) çalışmıştır. Başvurucu 1/8/2005 tarihinde hizmet akdini feshetmiştir. Başvurucu kıdem tazminatının tahsili amacıyla H. Ltd. Şti. aleyhine İstanbul Anadolu İcra Müdürlüğünde icra takibi başlatmıştır. H. Ltd. Şti.nin itirazıyla takibin durması üzerine açılan itirazın iptali davası neticesinde İstanbul Anadolu İş Mahkemesi 6/2/2008 tarihli kararıyla itirazın iptaline ve takibin devamına karar vermiştir. H. Ltd. Şti. ile merkezi Kocaeli'de bulunan Ö.N.S. Limited Şirketi (Ö. Ltd. Şti.) arasında 16/10/2007 tarihli bir protokol yapılmıştır. Bu protokole göre H. Ltd. Şti. "H" markasını, faaliyet gösterdiği adresi ve faaliyet gösterdiği adresteki menkul malları Ö. Ltd. Şti.ne devretmeyi taahhüt etmiştir. 18/10/2007 tarihinde Kadıköy Noterliğinde düzenlenen marka devir sözleşmesi ile H. Ltd. Şti. "H" markasını Ö. Ltd. Şti.ne devretmiştir. Ayrıca Ö. Ltd. Şti. finansal kiralama yoluyla adreste bulunan tıbbi cihazları devralmıştır. Ö. Ltd. Şti. 23/10/2007 tarihinde tescil ettirdiği Kızıltoprak Kadıköy şubesinin adresi olarak H. Ltd. Şti.nin faaliyet gösterdiği adresi göstermiştir. H. Ltd. Şti. tarafından verilen bir gazete ilanında "[H.] Tanı Laboratuarları yenilenen yönetim anlayışı, her biri konusunda uzman hekim ve çalışanlarıyla hizmette maksimum kalite amaçlayan [N.] bünyesine katılmış olmanın onur ve gururunu yaşamaktadır." ibarelerine yer verilmiştir. H. Ltd. Şti. 20/11/2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilan edilen Ortaklar Kurulu kararıyla unvanını O. T. T. Limited Şirketi olarak değiştirmiş ve faaliyetlerini bu unvan altında yürütmeye devam etmiştir. B. Başvurucu Tarafından Ö. Ltd. Şti.ne Karşı Açılan Dava Başvurucu 2/12/2013 tarihinde 541,11 TL kıdem tazminatı alacağının faiziyle birlikte tazmini istemiyle Ö. Ltd. Şti.ne karşı İstanbul Anadolu İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde Ö. Ltd. Şti.nin H. Ltd. Şti.ne ait işyerini devralması nedeniyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca devirden önce doğmuş bulunan kıdem tazminatı alacağından müteselsilen sorumlu olduğu ileri sürülmüştür. Davalı Ö. Ltd. Şti.nin savunmasında Şirketlerinin sadece"H" markasını devraldığı, işyerini devralmadığı belirtilmiş ve bu nedenle H. Ltd. Şti.ne ait kıdem tazminatı borcundan sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir. Mahkeme 3/4/2014 tarihli kararıyla davayı husumet yokluğundan reddetmiştir. Kararda; H. Ltd. Şti.nden 1/8/2005 tarihinde ayrılan başvurucunun, bu Şirketi 14/10/2007 tarihinde devralan Ö. Ltd. Şti.nden işçilik alacaklarını talep etmesinin mümkün olmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Mahkemeye göre, davalı Şirket ile başvurucu arasında işçi işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Mahkeme ayrıca davacı Şirketin başka bir unvan altında faaliyetlerini sürdüren H. Ltd. Şti.ni devralmadığı, sadece markasını ve tıbbi cihazlarını satın aldığı kanaatini açıklamıştır. Mahkeme son olarak başvurucunun H. Ltd. Şti. aleyhine başlattığı icra takibinin derdest bulunması ve alacağını H. Ltd. Şti.nden tahsil etmesinin mümkün olması nedeniyle davalı Şirkete karşı dava açmasında hukuki yararının da bulunmadığını vurgulamıştır. Başvurucu, kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde, Mahkemenin ulaştığı kanaatin Yargıtayın önceki kararlarına aykırı olduğu belirtilmiştir. Başvurucu; Yargıtay Hukuk Dairesinin 31/10/2013 tarihli ilamıyla, H. Ltd. Şti. ile Ö. Ltd. Şti. arasındaki ilişkinin marka devrinden ibaret olmadığının, işyeri devri mahiyetinde olduğunun ve her iki Şirket arasında fiilî ve hukuki bağın bulunduğunun kabul edildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, bu nedenle davalı şirketin kıdem tazminatının ödenmesinde müteselsilen sorumlu bulunduğunu vurgulamıştır. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 11/9/2014 tarihli kararıyla, temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermiştir. Nihai karar 25/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu Tarafından Emsal Gösterilen Dava Başvurucu ile aynı işyerinde (13/7/1998 ile 15/6/2005 tarihleri arasında) H. Ltd. Şti.ne bağlı olarak çalışan N.İ. 15/6/2005 tarihinde iş akdini feshetmiştir. N.İ. tarafından 23/12/2008 tarihinde Ö. Ltd. Şti. aleyhine Kadıköy İş Mahkemesinde kıdem ve ihbar tazminatının tazmini istemiyle dava açılmıştır. Anılan Mahkemece 20/12/2011 tarihinde verilen kararla dava husumet yokluğundan reddedilmiştir. Kararda her iki şirket arasındaki ilişkinin marka devrinden ibaret olduğu, işyeri devrinin söz konusu olmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Ancak Daire 18/12/2012 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Daire; her iki Şirket arasında akdedilen 16/10/2007 tarihli protokolde yer alan hükümlere, Ö. Ltd. Şti.nin H. Ltd. Şti.ne ait adreste şube açmasına, H. Ltd. Şti.nin tıbbi cihazlarını finansal kiralama yoluyla devralmış olmasına ve ayrıca gazete ilanında yer alan ifadelere işaret ederek her iki Şirket arasında fiilî ve organik bir bağın bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. Daire sonuç olarak her iki Şirketin de başvurucunun kıdem tazminatı alacağından müteselsilen sorumlu olduklarının altını çizmiştir. Daire ayrıca, aynı maddi olaya ilişkin başka kararının da aynı yönde olduğuna dikkat çekmiştir. Bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi kıdem tazminatı yönünden davayı kabul ederek Ö. Ltd. Şti. tarafından N.İ.ye 178,05 TL kıdem tazminatının faiziyle birlikte ödenmesine hükmetmiştir. İlk derece mahkemesi kararı Yargıtay Hukuk Dairesinin 31/10/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır. A. Ulusal Hukuk 4857 sayılı Kanun'un "İşyerinin veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir: “... işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde ... [işyerinin] bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer....Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar.......”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: “Herkes, medeni hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilmesi için ... bir yargı merciinde ... adil ... bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir. " Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan hukuki belirliliğin Sözleşme'nin bütün maddelerinde mündemiç olduğunu belirtmektedir. (Iordan Iordanov/Bulgaristan, B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47). AİHM'e göre hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kişilerin mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi yargı sistemine itimadı azaltarak yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Ancak bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). AİHM, içtihat farklılıklarının farklı coğrafi bölgelerde yetkili birden fazla yargısal otoritenin var olduğu yargısal sistemlerde doğal olduğunu vurgulamaktadır (Iordan Iordanov/Bulgaristan, B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51). Hatta içtihat farklılığı aynı mahkeme içinde de söz konusu olabilir. Bu durum kendi başına Sözleşme'ye aykırılık teşkil etmez (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51). Fakat AİHM, yüksek mahkemelerin bu yargısal otoriteler arasındaki içtihat farklılıklarını giderme rolünün bulunduğunu ifade etmektedir (Iordan Iordanov/Bulgaristan, § 47). AİHM -açık keyfîliğin bulunması hâli hariç- ulusal mahkemelerin iç hukuk kurallarına ilişkin yorumlarını sorgulama rolünün bulunmadığını belirtmektedir. AİHM; aynı şekilde ulusal mahkemelerce açıkça verilen farklı kararları -açıkça benzer olan davalara ilişkin olsa bile- kıyaslama gibi bir işlevinin bulunmadığını, ulusal mahkemelerin hukuk kurallarını yorumlama hususundaki bağımsızlığına saygı gösterilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50). AİHM; dinamik ve evrimsel bir yaklaşımın sürdürülememesinin hukukun gelişimini ve hukukta reformu engelleyeceğinin, bu nedenle içtihat değişikliğinin tek başına etkin adalet yönetimine aykırı olmadığının altını çizmektedir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). AİHM'e göre, mahkeme içtihatlarındaki değişim yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05 ... 17293/05, 30/11/2010, § 28). Ancak yerleşmiş yargısal pratiğin de içtihat değişikliğinin gerekçelendirildiği kararda dikkate alınması gerekir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, § 38). Bu bağlamda aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49). AİHM, hukuki belirlilik şartının ve meşru beklentilerin korunması gereğinin yerleşik içtihadın sürdürülmesini içermediğinin altını çizmekte ancak iyi temellere oturmuş yerleşik içtihadın varlığının yüksek mahkemeye içtihattan ayrılmayı haklılaştıran daha sağlam gerekçeler açıklama görevi yüklediğini ifade etmektedir. AİHM'e göre yüksek mahkemenin yerleşik içtihattan farklı karar verilmesinin sebebi hakkında başvurucuya detaylı açıklama yapma sorumluluğu bulunmaktadır (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, § 38). AİHM birçok kararında "esaslı ve uzun süreli içtihat farklılıkları"nın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. AİHM, esaslı ve uzun süreli içtihat farklılığının varlığının tespitinde yargısal pratikteki istikrarsızlığı giderecek mekanizmaların bulunup bulunmadığının ve gerekmesi durumunda bu mekanizmaların etkili bir şekilde işletilip işletilmediğinin önem taşıdığına işaret etmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53). AİHM, yargısal uygulamalardaki istikrarsızlığın yol açtığı hukuki belirsizliklerin ve kararlar arasındaki farklılığı giderecek mekanizmaların bulunmamasının adil yargılanma hakkını zedeleyeceğinin altını çizmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 54). AİHM'e göre, devletin hukuk sistemini uyumsuz yargısal kararlar verilmesini önleyecek şekilde biçimlendirme yükümlülüğü bulunmaktadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 55).