Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle son
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ... A.Ş.'nin 1986 yılından beri Irak piyasasında iş yapan ve gerek iş ahlakı ve gerekse dürüstlüğüyle tanınan ve dolayısıyla Irak'ta yapılacak yeni bir iş olduğunda, ilk haberdar edilen bir firma olduğunu, 1989 yılında da İrak'a daimi ofisini açtığını, 2001 yılında ilgili bakanlığın davacı şirketten Saf Bakır Şerit talebinde bulunduğunu, davacının da bunu temin etmek için davalı şirketle ilişki kurduğunu, davalı şirketin Irak'ın talep ettiği spesifikasyonda mal üretecek araca sahip bulunmadığını beyan etmesi üzerine, davacı şirketin bu konuda da yardımcı olduğunu ve üretimi gerçekleştirecek makinelerin davalı tarafından teminine hem teknolojik bilgi ve hem de maddi katkıda bulunduğunu, böylelikle ilk olarak 2002 yılında, davalının ürettiği malların davacı şirket tarafından Irak'a pazarlandığını, bu arada Amerika Irak'ı istila edince, ilişkilerin bir süre askıda kaldığını ve nihayet 2006 yılında Irak Sanayi Bakanlığı'nın davacı şirketi yeniden davet ettiğini, aynı mal için bağlantı kurduğunu ve ilişkinin yeniden devam etmeye başladığını, bu suretle, 2001 yılında 195 ton, 2007'de 42 ton 400 kg, 2008'de 160 ton, 2009'da 234 ton 050 kg, 2010'da 40 ton 400 kg, 2011 'de 182 ton 248 kg ihracat gerçekleştirildiğini, 2009 Yılına kadar ihracat partisi bazında sürdürülen Tek Satıcılık anlaşmasının, 2009 yılında sürekli Tek Satıcılık sözleşmesine dönüştürüldüğünü ve bu sözleşmenin de beş yıl süre ile bağıtlandığını, ne var ki, 2012 yılından itibaren davalı davranışlarının garip bir hal almaya başladığını ve kendilerine bildirdikleri ihalelere katılabilmeleri için bazı belgelerin verilip, alıcıya ibrazı gerekmesine rağmen, davalının yazılı ve telefonla vaki ihtarlarının hiç birini cevaplamadığını ve 2012 yılından itibaren davacının çalışmasını baltaladığını, davalıya yaptıkları son ihtara da, davalı şirketin gerçek dışı cevap verdiğini. davalının imzalattığı 2009 tarihli Tek Satıcılık Sözleşmesi'nin davacının her türlü rekabetini önleyici ve bu malı başka üreticilerden sağlamasını engelleyici hükümler taşıdığını, davacı şirket açısından adeta bir esaret sözleşmesi niteliği taşıdığını, davalı şirketin, hem davacı şirketin Tek Satıcılık görev ve kazancını engellediğini, hem de bunu giderebilecek başka alternatiflerin kullanılması imkânlarını da sözleşme ile ortadan kaldırdığını, böylelikle davalının, bir taraftan Tek Satıcılık Sözleşmesini ihlal ederken, diğer taraftan da haksız rekabette bulunarak davacının o açıdan da zarara uğramasına sebebiyet verdiğini belirterek, davalının sözleşmeyi ihlal ettiğinin tespiti ile Irak'a 2012-2014 yılları arasında bizzat veya başkaları marifetiyle mal satıp, satmadığının tespitine, bu nedenle uğranılan zararın tespiti ile bu zarara mahsuben şimdilik 10.000,-USD'nin davalıdan tahsiline, taraflar arasındaki münhasır Tek Satıcılık Sözleşmesi'nin 26.02.2014 tarihinde sona ermiş bulunması sebebiyle, 2001 yılından itibaren süregelen bu başarılı ilişki nedeniyle müvekkili şirket adına uygun bir denkleştirme bedeli tespit ve tayinine ve fazlaya ait talepleri mahfuz kalarak, bu kalem için de davalıdan şimdilik 10.000,-USD'nin tahsiline, davalının, sözleşmeyi ihlal fiilinin dışında, ayrıca haksız rekabette bulunduğunun tespiti ile davalının bizzat veya dolaylı olarak gerçekleştirdiği ihracatlar nedeniyle, T.T.K.'nun 55. ve müteakip maddeleri gereğince, ihracat bedellerinin müvekkili şirkete intikal ettirilmesine ve bu kalem için şimdilik 1.000,- USD'nin davalıdan tahsiline, davacı şirket dışında gerçekleştirilen ihracat nedeniyle hak kesbedilen ücretlerin hangi tarihlerde muaccel oldukları gözetilerek, o tarihlerden itibaren bu alacaklara faiz tahakkuk ettirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirket ile davacı ... A.Ş. arasında 23.02.2009 tarihli Yetkili Satıcı Sözleşmesinin İmzalandığını, sözleşme gereği Irak Bölgesi sınırları içerisinde 5 yıl süre ile davalı tarafından üretilen malların satıcı ... tarafından satılacağını, davacı tarafından iddia edilen Irak'ta ihalelere girebilmek için gerekli belgelerin davalı şirketten istenilmesine rağmen cevap mahiyetinde dahi geri dönüşlerin olmadığı hususunun gerçeği yansıtmadığını, davalı şirketten istenilen her türlü belgenin yetkililerine istenildiğinde verildiğini, kaldı ki ... A.Ş.' nin Irak devleti sınırlarında ülke içindeki iç karışıklıklardan dolayı iş alamamakta olduğunu ve bundan dolayı da davalı şirketten belge ve sair her hangi bir evrak talebinde bulunmadığının da açıkça ortada olduğunu, davacı şirketin zarara uğramasında sözleşmeden dolayı davalı şirketin hiçbir kusurunun bulunmadığını, tam tersine davacı şirket tarafından Yetkili Satıcı Sözleşmesi gereğince üretilecek ürünler hususunda bilgi verilmesi ve talepte bulunulması, ihale alınması gerektiği halde bu yükümlülüklerin yerine getirilmediğini ve bundan dolayı taraflar arasındaki gereken iş birliğinin gerçekleşmediğini, davalı şirketin, davacı şirket ile birlikte geçmişte yaptığı işler dışında Irak ülkesinde başkaca bir iş yapmadığını ve aralarındaki sözleşmeye uygun davrandığını, hatta davalı şirketçe 20.05.2014 tarihinde davacı şirketlerden ...'a yazı yazılarak birlikte çalışmaya devam edebilmek için gereken hassasiyetin gösterildiği, iş alınması durumunda birlikte çalışılacağı, kendilerinden üretim hususunda bir talepte bulunulmadığı için farklı ülkeler ile çalışılmak zorunda kalındığının açık ve net bir şekilde belirtildiğini, buna rağmen davacı şirketçe hiçbir şekilde Irak ülkesi'nden ihale alınmadığını ve üretim yapılmasının davalı şirketten talep edilmediğini, bu şartlarda açılan davanın hiçbir temelinin bulunmadığını, davacının denkleştirme talebinin yersiz olduğunu, bu talebin 2001 yılından beri talep edilmesinin sözleşme ile bağdaşmadığı gibi, taraflar arasındaki sözleşmenin 2009 yılında akdedildiğini, davacı tarafından yapılan satış işlemleri neticesinde iş çevrelerinin genişlemesi ve iş potansiyellerinin artmasının söz konusu olmadığı gibi davalı şirket nezdinde yarar sağlayıcı bir durum da olmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı vekili 27/02/2019 tarihinde cevap dilekçelerini tamamen ıslahla; 23/02/2009 tarihli yetkili satıcı sözleşmesinin davalı şirket ile davacı ... A.Ş arasında imzalandığını, dolayısıyla diğer davacı yönünden husumet itirazı ile davanın usulden reddine karar verilmesini, haksız rekabete ilişkin davalarda zamanaşımının fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl olduğunu, davacı yanın haksız rekabet tazminatına ilişkin taleplerine karşı zamanaşımı def'inde bulunduğunu, esasa ilişkin olarakda; 23/02/2009 tarihli "Yetkili Satıcı Sözleşmesi"nin taraflar arasında sadece centilmenlik ve iyi niyet göstergesi olarak imzalandığını, davalı şirketin müşterek imza ile temsil edilmesi gerektiği halde sözleşmede sadece bir imzanın bulunmasının da bunun göstergesi olduğunu, dolayısıyla sözleşmenin hukuken geçerliliği olan sarih bir sözleşme olmadığını, kaldıki akdedilen sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığını, tek satıcılık sözleşmesi ile yetkili satıcılık sözleşmesi arasında hukuki mahiyeti ve sonuçları itibariyle farklılıkların bulunduğunu, sözleşmenin sorumluluklar başlıklı 4.maddesinin b bendinde "aynı şekilde üretici Irak pazarına başka bir aracı ile girerse, satışı gerçekleşen mal bedelinin % 5'i tutarındaki kısmını cezai müeyide olarak def'aten ve nakden temsilci ... A.Ş.ye ödemek zorundadır." denilmek suretiyle sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olmadığının vurgulandığını, ayrıca davalı vekiledeni şirketin kendisi tarafından Irak ülkesine mal satışının mümkün olduğunu, davacı şirket dışında başka bir aracı şirket kullanılmaması gerektiğinin tarafların serbest iradeleri ve sözleşme serbestliği ilkesine göre hüküm altına alındığını, dolayısıyla davalı şirketin anılan sözleşmeden doğan hukuki sorumluluğunu ihlal etmediğini, Irak pazarına başka bir aracı ile değil doğrudan ihale yoluyla bizzat mal satışı yaptığını, Sözleşmenin başka bir aracı ile bir kısmının ihlal edilmesi sebebiyle cezai şartın doğmayacağını, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunmadığını, sözleşmeye acentelik hükümlerinin de uygulanmayacağını, kaldı ki davalı şirket ile davacı ... arasında 2010 yılında Irak'a mal satımına ilişkin ihracat kayıtlı mal kaydı yapıldığını, davacıların farklı tüzel kişilikler olmasına rağmen, gerçek kişi ortakları yönünden aralarında organik bağ bulunduğunu ve davacı ...'ın davalı ve ... arasındaki sözleşmeyi bildiğini, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte taraflar arasındaki yetkili satıcılık sözleşmesinin tek satıcılık sözleşmesi olduğu farz edildiğinde dahi, sözleşmeyi ihlal edenin bizzat davacı ... A.Ş. olduğunu, zira diğer davacı ile aralarındaki fiili durumu bilmesine rağmen bunu kabul ettiğini, Davacı yanın TTK anlamında acenta olarak görülemeyeceğini, taraflar arasında fiili bir mal satışı olduğunu, o halde TTK'nun denkleştirme istemine ilişkin 122.maddesinin somut olayda uygulanamaycağını, davalı vekiledeni tarafından sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra davacı şirketin müşterilerinden önemli menfaatler elde etmediğini veya davacının kazandırdığı müşteriler ile iş yapılmadığını, aksi kabul halinde denkleştirmenin ödenip ödenmemesi veya ne oranda ödeneceği hususunda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, Yine davacı yanın haksız rekabet tazminatı yönünden hem yoksun kaldığı karın tazminini, hemde davalının elde etmesi mümkün görülen kazancının talep edilemeyeceğini, davacının bunlardan birini seçmek zorunda olduğunu, keza haksız rekabet sebebi ile tazminat talebinin koşulları olan dürüst davranma kuralına aykırılık ve kusurun, somut uyuşmazlıkta mevcut olmadığını beyanla, haksız ve mesnetsiz davanın öncelikle husumet yokluğu ve zamanaşımı yönünden usulden, aksi halde davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.