4. Hukuk Dairesi 2010/10979 E. , 2011/12787 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı Taraf Gazetesi/Alkım Gaz. san. ve Tic. A.Ş ve diğeri aleyhine 14/01/2010 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14/07/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili Avukat ... tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikte
**4. Hukuk Dairesi 2010/10979 E. , 2011/12787 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı Taraf Gazetesi/Alkım Gaz. san. ve Tic. A.Ş ve diğeri aleyhine 14/01/2010 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14/07/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili Avukat ... tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yolu ile saldırı nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı yazarın davalı gazetede yazdığı yazı ile kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ileri sürerek, manevi tazminat talep etmiştir. Davalılar ise, davacı hakkında yaygın bilinenlere uygun olarak kaleme alınmış yazının basın özgürlüğü çerçevesinde yazılmış bir eleştiri olduğunu savunmuşlardır. Mahkemece, davacının islam düşmanı olarak gösterilen yazının basın özgürlüğünün sınırlarını aştığı gerçekliğinin ispatlanamadığı objektiflikten uzak olduğu gerekçesi ile, davanın kabulüne karar verilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Davaya konu olayda; dosya arasında mevcut bilgilerden, Taraf Gazetesi'nin 09.12.2009 tarihli nüshasında davalı yazarın imzası ile yayımlanan "DTP İslam düşmanı bir parti mi oldu" başlıklı yazının, davacının adı geçen siyasi partinin parti meclisine seçilmesi nedeni ile kaleme alınan bir yazı olduğu anlaşılmıştır. Çeşitli basın yayın unsurlarında yazı ve görüşleri yayınlanan yayınlanmış kitapları olan davacı, bir siyasi partinin meclis üyesi-siyasetçidir. Sözü geçen görevi diğer nitelikleri nedeniyle davacı, ağır da da olsa eleştirilere katlanmak zorundadır. Dava konusu yazı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yazının davacıyı aşağılamak amacıyla kaleme alınmadığı ancak ağır eleştiri niteliğinde bulunduğu açıktır. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı sonucuna varılıp davanın tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan gerekçelerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30/11/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.