Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/599 E. , 2024/5170 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/599 Karar No : 2024/5170 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/599 E. , 2024/5170 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/599 Karar No : 2024/5170 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 17/12/2015 tarihinde rahatsızlığı nedeniyle başvurduğu Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan enjeksiyon sonucu %21 oranında engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 250.000,00 TL (miktar artırım dilekçesi ile 342.016,09 TL) maddi ve 250.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilemediği görüşlerine yer verilmiş olsa da hasta dosyasının ve somut olayda enjeksiyonun yapılış tekniğine yönelik kayıt tutulması yükümlülüğünün sağlık kuruluşuna ait olduğu, muayene yahut enjeksiyon bulgularının bulunmaması nedeniyle gerçekleştirilen sağlık uygulaması hakkında yorum yapılamayacağını ifade eden adli tıp raporunu esas alarak idarenin sorumluluğunun ispatlanamadığı hükmüne varmanın kişiyi davalı idareye karşı dezavantajlı bir konuma düşüreceği, muayene bulgularının ve tıbbi kayıtların tutulması, saklanarak gerektiğinde yargısal mercilere ibrazının tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren sağlık kuruluşuna ait olduğu, hasta kayıt dosyasında yer alması gereken bir bilgi veya belgenin tutulması veya saklanması hususunda sağlık kuruluşunca gereken özenin gösterilmediğinin ve bu sebeple sağlık kuruluşunun tıbbi sorumluluklarına uygun davranıp davranmadığının değerlendirilemediği hâllerde bu durumun, somut olayın özel koşulları haklı kılmadıkça kişinin aleyhine yorumlanmaması gerektiği, raporda da klinik ve laboratuvar bulguların sağ siyatik sinir hasarı ve sağda enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu hususunun bilimsel bir veri olarak ortaya konulduğu, davacıdaki sinir hasarının hizmetin kusurlu işlemesinden kaynaklandığı, davacının bu suretle acı çektiği, ruhsal ve bedensel olarak yıprandığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, 342.016,09 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; olayla ilgili alınan bilirkişi raporunda mevcut adli ve tıbbi belgelerin incelenmesi sonucunda enjeksiyonu yapan sağlık personelinin kesin olarak belirlenemediğinin anlaşıldığı, dolayısıyla enjeksiyonu yapan sağlık personelinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olup olmadığı hususunda mevcut verilerle yorum yapılamadığı, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilemediği, bu durumda söz konusu rapor ile uygulanan tedavide kamu ajanlarının ve bunun sonucu olarak idarenin bir hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, İdare Mahkemesi kararının 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 17/10/2016 tarihinden itibaren işletilecek kanuni faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmının onanmasına, kararın maddi tazminat isteminin kabulü ile 342.016,09 TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmı yönünden kaldırılmasına, bu kısım yönünden de davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, alınan sağlık kurulu raporuna göre davacıda yapılan enjeksiyona bağlı maluliyet oranının %47 olduğu, enjeksiyonu uygulayan sağlık personelinin belirlenememesinin davacı aleyhine yorumlanamayacağı, olayda hizmet kusurunun bulunduğu, bu sebeple maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği, aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiği, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğu; davalı idare tarafından, manevi tazminat talebinin reddi gerektiği, hükmedilen manevi tazminat miktarına hüküm tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: A) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmının incelenmesi: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile kısmen reddine ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulüne dair kısmının incelenmesi: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacı, 17/12/2015 tarihinde öksürük, üşüme ve titreme şikayetleriyle Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuş, anılan hastanede aynı gün ... ve ... isimli ilaçların intramüsküler (kas içi) olarak enjeksiyonları yapılmıştır. Davacı, enjeksiyon sonrasında sağ ve sol ayaklarında işlev kaybı olduğunu ileri sürmektedir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 10/06/2016 tarihli Engelli Sağlık Kurulu Raporunda, davacının, "siyatik sinir hasarı" nedeniyle engel oranının %21 olduğu tespitine yer verilmiştir. Bunun üzerine davacı, kendisinde meydana gelen rahatsızlıkta idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 17/10/2016 tarihinde davalı idareye başvurarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş, başvurusunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine bakılan davayı açmış, dava dilekçesinde faiz istemine yer verilmememiş, 27/01/2021 tarihinde kayıtlara giren miktar artırım dilekçesinde maddi tazminat istemi 342.016,09 TL olarak artırılarak, talep edilen maddi ve manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Mahkemece olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporda; "...Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 17/12/2015 tarihinde uygulanan intramuskuler ... enjeksiyonu tedavisinin endikasyonunun bulunduğu, dava dilekçesinde kişiye sağ ve sol gluteal bölgeden enjeksiyon yapılması sonrası her iki bacakta güç kaybının meydana geldiği belirtilmiş olsa da, bu hususta kişinin herhangi bir sağlık kuruluşuna ait bir başvuru kaydının bulunmadığı, dosyadaki mevcut 10/06/2016 ve 29/11/2018 tarihlerinde yapılan EMG tetkiklerinde sağ siyatik sinirde hasar, 05/12/2018 tarihinde yapılan muayenesinde sağda düşük ayak ve sağ bacak lateralinde dizestezi saptandığı dikkate alındığında; klinik ve laboratuvar bulguların sağ siyatik sinir hasarı ve sağda enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölge hakkında tıbbi bir delil bulunmadığı, ancak enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da her türlü enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da her türlü dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabildiği, kişinin şikayetine yönelik uygun endikasyon ile ... intramuskuler enjeksiyonu yapılma talimatını veren hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, ancak dava dosyasında mevcut adli ve tıbbi belgelerin incelenmesi sonucunda enjeksiyonu yapan sağlık personelinin kesin olarak belirlenemediğinin anlaşıldığı, dolayısıyla enjeksiyonu yapan sağlık personelinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olup olmadığı hususunda mevcut verilerle yorum yapılamadığı, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği " yönünde kanaate yer verilmiştir. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesince düzenlenen 20/10/2020 tarihli Engelli Sağlık Kurulu Raporunda, davacının siyatik sinir lezyonu nedeniyle engel oranının %47 olduğu ve raporun sürekli olduğu tespitlerine yer verilmiştir. İlk derece mahkemesince, yukarıda belirtilen gerekçeyle maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, anılan karara karşı taraflarca istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge İdare Mahkemesince davacının istinaf isteminin reddine, davalı idarenin istinaf isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Sağlık hizmetlerini yürütmekle görevli olan davalı idare, hastanelerde yapılacak tedavi ve cerrahi müdahalelerin tıbbi esaslara uygun biçimde, hizmetin gerektirdiği yeterliliğe sahip personelle ve gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi suretiyle yapılmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğinde olup idarenin tazmin sorumluluğunu doğurmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Tıbbi bilgi ve belgelerin kayıt altına alınıp saklanması idarenin yükümlülüğü altındadır. Zira sağlık hizmetine ilişkin bir uygulamanın kusurlu ilerleyip ilerlemediği de bu tıbbi belgelerin incelenmesi neticesinde ortaya çıkacaktır. Tıbbi kayıtlardaki eksiklik nedeniyle somut olayda tıp kurallarına uygun hareket edilip edilmediğinin değerlendirilemediği hallerde artık olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespitinin yapılabilmesinin önüne geçen bir eksiklik ortaya çıktığından, tıbbi kayıtların düzenli tutulmaması sebebiyle idarenin hizmet kusurunun varlığından söz etmek gerekmektedir. İdarenin yükümlü olduğu bir husustaki eksikliğin sağlık hizmetinden faydalanan ve idareye nazaran zayıf konumda olan bireylerin aleyhine yorumlanmaması da hakkaniyet gereğidir. Dava konusu olay kapsamında düzenlenen ve Bölge İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği ifade edilmişse de; aynı zamanda enjeksiyonu yapan sağlık personelinin kesin olarak belirlenemediği belirtilmiş, enjeksiyonu yapan sağlık personelinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olup olmadığı hususunda mevcut verilerle yorum yapılamadığı tespitlerine yer verilmiştir. Hal böyle olunca uyuşmazlıkta, tedavi sürecine ilişkin tıbbi kayıtların usulüne uygun bir şekilde tutulmadığı, bu süreçte davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının bu nedenle tespit edilemediği görülmektedir. Bu durumda, tıbbi kayıtları usulünce tutamayan davalı idarenin tedavi sürecinde hizmetin kusurlu yürütülüp yürütülmediği noktasında inceleme yapmayı engellediği, ispat yükümlülüğünü yerine getiremeyen idarenin tıbbi kayıtları düzenli tutmayarak sağlık hizmetinin işletilmesinde kusurlu davrandığı kanaatine varıldığından hizmet kusuru ilke ve kuralları çerçevesinde davacının maddi zararının da karşılanması gerekmektedir. Bu itibarla, davacının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulü yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. C) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının hükmedilen tazminata faiz işletilmesine ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının incelenmesi: Usul hukukunun temel ilkelerinden olan taleple bağlılık ilkesine göre, Mahkeme tarafından davacının talepleri aşılarak karar verilmesi mümkün olmamakta, davacının istemleri ile bağlı olunup istemleri genişletecek şekilde karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında da, "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü ile taleple bağlılık ilkesi açıklanmıştır. Ayrıca, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar bir defaya mahsus artırılmasına olanak tanınmış, miktar artırım yolu ile faiz talep edilebilmesine yönelik bir düzenleme öngörülmemiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından 250.000,00 TL maddi, 250.000,00 TL manevi tazminat istemiyle görülen davanın açıldığı, dava dilekçesinde faiz talep edilmediği, 27/01/2021 tarihinde kayıtlara giren miktar artırım dilekçesinde maddi tazminat isteminin 342.016,09 TL olarak artırıldığı, miktar artırım dilekçesinde dava dilekçesindeki miktarı da kapsayacak şekilde faiz talep edildiği, Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin tamamı olan 342.016,09 TL' nin kabulü ile maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 17/10/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, davacının 250.000,00 TL'lik manevi tazminat isteminin 50.000,00 TL'lik kısmının kabulü ile idareye başvuru tarihi olan 17/10/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verildiği, Bölge İdare Mahkemesince de kararın manevi tazminat kısmına ilişkin istinaf taleplerinin reddine, maddi tazminat isteminin kabulü ile 342.016,09 TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 17/10/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine ilişkin kısmı yönünden kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir. Davacının, dava dilekçesinde talep etmediği halde miktar artırım dilekçesinde gündeme getirdiği yasal faiz talebi, "taleple bağlılık" kuralının istisnası olan miktar artırımı kapsamında olmayıp, "davanın genişletilmesi" kapsamında olduğundan, hükmedilen tazminata faiz işletilmesinde usul hükümlerine uyarlık bulunmamaktadır. Bu itibarla, taleple bağlılık ilkesi gereği, temyize konu kararın kabul edilen tazminata faiz işletilmesine yönelik kısmının bozulması gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE KISMEN REDDİNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmının ONANMASINA, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulüne dair kısmının ve İdare Mahkemesi kararının hükmedilen tazminata faiz işletilmesine ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/11/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.