10. Hukuk Dairesi 2022/5547 E. , 2023/5879 K. MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/795 E., 2022/614 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Demre Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2021/144 E., 2021/296 K. Taraflar arasındaki iş kazası tespiti istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkem…
**10. Hukuk Dairesi 2022/5547 E. , 2023/5879 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/795 E., 2022/614 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Demre Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2021/144 E., 2021/296 K. Taraflar arasındaki iş kazası tespiti istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1-Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 10.09.2017 tarihinde davalı işveren ...'a ait ... İli, Demre İlçesi, Yaylakaya Mahallesi Hürriyet Caddesinde bulunan sera bahçesinde yevmiye usulü ile sera üzerine naylon çekme işinde çalıştığını, çalışmakta olduğu sırada seranın üst kısmındaki camın kırılması neticesinde ayağı kayarak yere düştüğü ve iş kazası geçirdiğini, bunun sonucunda sol alt ekstremitede damat, kas ve sinir kesiği meydana geldiğini, ilk olarak Demre Devlet Hastanesinde müdahale edildiğini, müdahalenin ardından ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğini, acilen ameliyata alındığını, ardından ikinci ameliyata alındığını ve yoğun bakım ünitesinde gözlem altında tutulduğunu, müvekkilin ayağında oluşan hasarın iyileşmediğini ve tedavi işlemlerinin Özel ... Hospital'da devam ettiğini, 21/08/2018 tarihinde yeniden ameliyata alındığını, bundan sonra da Fizikalya Tıp Merkezinde fizik tedavi ve rehabilitasyon yapıldığını bu süreçten sonra tekrar ameliyat olduğunu ve tekrar fizik tedavi gördüğünü belirterek dava konusu kazanın iş kazası olduğunun tespit edilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında herhangi bir hizmet sözleşmesinin yapılmadığını, müvekkilinin davalı ile bir iş görüşmesi yapmadığını, müvekkilinin sahibi olduğu seralarında ortağı ile birlikte çiftçilik yaptığını, müvekkilinin ... isimli kişi ile anlaştığını ve davacının ...'ın yanında çalışan yevmiyeci işçi olduğunu belirterek davanın iş kazası olmadığından reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; meydana gelen kazanın 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinde sayılan hal ve durumlardan herhangi birisinde meydana gelmediğinden iş kazası olmadığını belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "tanık beyanları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde ise; her ne kadar dahili davalı ...'ün dava konusu davacının çalıştığı seranın ortakçısı olmadığını beyan etmiş ise de; alınan tanık beyanlarında seranın ortakçısının kazanın olduğu sera da bulunduğu ve kaza anında da davacıyı hastaneye götürdüklerini beyan ettikleri, davalı ...'in kazanın meydana geldiği serada bulunmadığı ve bu sera ile dahili davalının ilgilendiği, bu durumda dahili davalının iş sahibi gibi davranmış olması ve bir kişinin ortakçısı ya da sahibi olmadığı bir seranın tadilatı ile ilgilenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması nedenleri ile dahili davalının kazaya konu seranın ortakçısı olduğu vicdani kanaatine varıldığı, yapılan işin değerlendirilmesinde ise, tanık beyanlarında da anlaşılacağı üzere iş için dönüm usulü anlaşıldığı yani tadilatı yapılacak seralarının dönümü kaşılığında bedel ödendiği ve iş sahibinin de bedeli anlaştığı kişiye ödediği, anlaşılan kişinin çalışanları temin ettiği ve işin bitiminde anlaşılan kişiye bedelin ödendiği anlaşılan kişini de ayarladığı çalışanlara kendi belirlediği ücreti ödediği, bu durumda hizmet sözleşmesi açısından işçi ile iş veren arasındaki bağlılık unsuru gibi hizmet sözleşmesinin unsurlarının gerçekleşmediği ve sözleşmenin Borçlar Kanunundaki eser sözleşmesi niteliğini taşıdığı" gerekçesine dayalı olarak davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalıların iş güvenliği ve iş sağlığının sağlanması yönünden hiçbir önlem almadıklarını, kaza günü davalıya ait serada çalışan tüm çalışanların beyanları, dava dilekçesi ve dosya kapsamında yapmış oldukları tüm beyanları destekler nitelikte olduğunu, davalıların iş sağlığı ve güvenliği kurallarını hiçe sayan davranışları sebebiyle daha 20 yaşında bir gencin kaza geçirmesine ve %48 oranında engelli olmasına sebep olduklarını, dava konusu olayın iş kazası olduğunun tespiti gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın iş kazası olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile işin niteliği, dosya kapsamı, özellikle tarafsız tanık İbrahim'in beyanı gözetildiğinde davacı ile iş sahibi arasında hizmet akdinin unsurlarının bulunmadığı davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili istinaf gerekçeleri ile kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının 10.09.2017 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olmaduğunun tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi hükümleridir. 2.Davaya konu olan ve iş kazası "iş kazası" mevzuatımızda 506 sayılı Kanun'un 11-a ve 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, her iki kanunda da iş kazası tanımlanmamış, kazanın hangi hal ve durumlarda iş kazası sayılacağı yer ve zaman koşulları ile sınırlandırılarak belirlenmiştir. Eldeki davaya konu olayın meydana geldiği tarih itibari ile davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olup, Kanunun 13 üncü maddesinde İş Kazası; "a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b)İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olaydır." şeklinde belirlenmiştir. Olayın, işkazası olarak kabul edilebilmesi için olaya maruz kalan kişinin 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi anlamında sigortalı olması, olayın, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinde sayılı ve sınırlı olarak belirtilen hal ve durumlardan birinde meydana gelmesi koşuldur. Başka bir anlatımla, olayın, iş kazası sayılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Bu yönde, 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) İşin işverene ait yerde yapılması, c)Kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Bu nedenle dava konusu olayda öncelikle "hizmet aktinin varlığı" araştırılmalıdır; Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Bu nedenle dava konusu olayda öncelikle "hizmet aktinin varlığı" araştırılmalıdır; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1 inci (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393/1) maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurlarına yer verilmişken, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesinde, “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet akdi, her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir. Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır. Hizmet akdi, çoğu kez Borçlar Kanununun 355. maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 470. maddesinde) tanımlanan istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir; Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir. Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Öte yandan; 313 üncü madde hükmünün açıklığı gereği, çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması imkan dahilinde bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır. 3. Değerlendirme 1.Dosya içindeki belgelerden, Kurum Denetmeni tarafından hazırlanan rapor ile "...kazalının ve çalışanların sigortalılıklarının değerlendirilmesinde; ..., ..., ..., ... ve...’ın kaza tarihinde sigortalılıklarının bulunmadığı, ...alınan ifadelerden ... ve arkadaşları ile sera sahibi ... arasında hizmet sözleşmesi değil borçlar kanunu hükümleri gereği istisna akdi (eser sözleşmesi) olduğu, olayın iş kazası olarak değerlendirilemeyeceği, ...’nın kendi nam ve hesabına yürüttüğ faaliyetten dolayı 4/b kapsamında sigortalılığı ile ilgili vergi dairesi ile yapılacak işlemler sonucunda değerlendirilmesi gerektiği," şeklindeki Kurum tespiti üzerine eldeki davanın açıldığı, mahkemece açılan davanın reddine karar verildiği anlaşılmış ise de, söz konusu hükmün yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmıştır. 2. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, R.; aktaran: Hanağası, E., Davada Menfaat, ... 2009, önsöz VII). Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 gün ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, E., a.g.e, s.135). 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6 ıncı maddesi ve 1982 Anayasasının 36 ncı maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M.; Medeni Usul Hukuku, ... 2011, s.297). Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir. Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma, diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının o konuda tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. (Kuru/ Arslan/ Yılmaz- Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, ... 2011, 22. baskı, s.274) 3- Eldeki davada; a.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere,uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre temyiz eden davacı vekilinin aşağıda kalan paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. b-Dava konusu olay, davalıya ait sera bahçesinde, davacının sera üzerine naylon çekme işinde çalıştığı sırada seranın üst kısmındaki camın kırılması neticesinde ayağı kayarak yere düşüp, iş kazası geçirmesi ve bunun sonucunda sol alt ekstremitede damar, kas ve sinir kesiği meydana gelmesi şeklinde gerçekleştiği, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Mahkemenin, olayın 5510 sayılı Kanun 13/1-a kapsamında iş kazası sayılamayacağına dair yaklaşımı yerinde ise de; Mahkemece yapılacak iş yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında, davacı istemi halinde olayın 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin b fıkrası kapsamında iş kazası olup olmadığı araştırılıp irdelenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.