Başvuru, ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işlemin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işlemin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş sunulmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:Başvurucu, sivil memur olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığı emrinde (KKK) görev yapmakta iken 5/12/2011, 12/12/2011 ve 20/12/2011 tarihlerinde bir İnternet sitesinde yayımlanan ve başvurucuya ait olduğu iddia edilen cinsel içerikli ses kayıtlarının memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelikte ahlak dışı, yüz kızartıcı ve utanç verici eylem teşkil ettiği gerekçesiyle hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.Soruşturma aşamasında temin edilen Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığınca hazırlanan 29/12/2011 tarihli uzmanlık raporunda, İnternet ortamında yayımlanan ses kayıtlarında anlam bütünlüğünü bozmak amacıyla konuşulan kelimelerin yerleri değiştirilerek farklı anlamlar üretmek, farklı sesler eklemek veya çıkarmak gibi herhangi bir manipülasyon yapılmadığı, ses örneği ile kayıtlardaki seslerin kuvvetle muhtemel aynı kişiye ait olduğu, başvurucu ile aynı birimde görevli sekiz kişiye ses kayıtlarının dinletildiği ve kayıtlarda yer alan sesin başvurucunun sesine benzediğinin bu kişilerin bir kısmı tarafından belirtildiği, ayrıca ses kayıtlarında yer alan ifadelerin başvurucunun özel yaşantısı ile uyumlu olduğu sonucuna varılmış ve söz konusu ses kayıtlarının kuvvetle muhtemel başvurucuya ait olduğu şeklinde bir değerlendirmede bulunulmuştur. Millî Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 10/7/2012 tarihli ve MÜT-12-665-J dosya numaralı kararıyla başvurucunun ses kayıtları hakkında bilgilendirilmeden savunma yazısı yazmak zorunda kaldığı, söz konusu ses kayıtlarının gerçek dışı olduğu ve her durumda kişiler arasındaki konuşmaların dinlenip kayda alınmasının suç teşkil ettiği, buna rağmen ses kayıtlarının soruşturma konusu yapılmasının hukuka aykırı olduğu savunması karşısında her ne kadar İnternet ortamında erişime sunulan ses kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde edilip yayımlandığı değerlendirilebilecek ise de idare hukukunda her türlü delil ile disiplin soruşturması yapılabileceğinin yerleşik yargısal uygulamalarla sabit olduğu, bu kapsamda başvurucunun fiilinin memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak şeklinde değerlendirildiği, özel düzenlemelerle TSK’da görevli devlet memurlarına disiplin hukuku bakımından daha katı kuralların uygulanmasına yasalarca imkân tanındığı ve başvurucunun şahsi dosyasında ödül veya başarı belgesi mevcut olmakla birlikte eylemin niteliğinin TSK’nın itibarını derinden sarsacak nitelikte olduğu belirtilerek başvurucuya 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendi ve 4/4/1983 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 11/3/1983 tarihli Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görevli Devlet Memurları Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) maddesinin beşinci fıkrasının (g) alt bendi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmiştir. Hakkında verilen disiplin cezasının iptal edilmesi talebiyle 10/8/2012 tarihinde başvurucu tarafından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açılmış ve dava dilekçesi ile yargılama sürecinde verilen dilekçelerde, söz konusu ses kayıtlarının TSK’yı yıpratma amacı taşıyan ve kim tarafından yönetildiği bilinmeyen bir İnternet sitesinde yayımlandığı, kayıtların kendisine ait olmadığı, hakkındaki disiplin soruşturmasının ön yargı ile ve özensiz olarak yürütüldüğü, ses kayıtları üzerinde eklemeler ve değişiklikler yapılabileceği gözetilmeden varsayımlar üzerinden kaydın kendisine ait olduğu sonucuna ulaşıldığı, gizli şekilde kaydedilen ve yayımlanan kayıtların gerçekliği üzerinde bulunan şüphe bir yana söz konusu kayıtlar gerçek dahi kabul edilse eylemler ile tesis edilen idari işlem arasında adil bir denge kurulmadığı, yasal yollardan elde edilmeyen ve gerçekliği hususunda kesin bir tespit yapılamayan delillerle sonuca gitmenin hukuka açıkça aykırı olduğu, gerek soruşturmada dayanılan delillerin niteliği ve soruşturma usulü gerekse aleyhine verilen çıkarma cezası nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiği ve idarenin özellikle bir alt ceza uygulanması noktasındaki takdir yetkisini doğru kullanmayarak hizmetin gerekleri ve kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengeyi tesis edemediği iddia edilmiştir. Davalı idare savunmasında, söz konusu ses kayıtlarında başvurucunun eşinin tayininin Gürcistan’a çıktığı ve kendisinin ücretsiz izin aldığı şeklinde ifadelerin bulunduğu, her ne kadar İnternet ortamında erişime sunulan söz konusu ses kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde edilip yayımlandığı değerlendirilebilecek ise de kamu görevlilerinin hizmete başlarken ilgili mevzuatın öngördüğü kurallara uymayı kabul ettikleri ve başvurucunun disiplin soruşturmasına konu eylemleri memuriyet sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici eylemler olduğundan savunmasında belirttiği hususların hukuki bir geçerliliği bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu arada başvurucu ile beraber toplam on bir kişi farklı tarihlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak birtakım İnternet sitesinde kendileri hakkında asılsız iftira ve hakaret boyutunda yazılar yazılmış olması nedeniyle şikâyetçi olmuşlardır. Yapılan soruşturma sonucunda üç şüpheli tespit edilmiştir. Şüphelilerin ifadeleri alınmış, daha sonra bunların işlenen suçlarla bir ilişkisi olmadığı sonucuna varılarak Cumhuriyet Başsavcılığınca 28/12/2012 tarihli ve K.2012/76709 sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. AYİM Başsavcılığının 7/2/2013 tarihli ve 2013/178 sayılı yazısında, kamu hizmetini yürütecek olan kamu görevlisinin bu göreve atandıktan sonra hangi özellikleri bulundurmaya devam etmesi gerektiği hususunda saptama yapılmasının idarenin takdir yetkisine girdiği, kamu görevinin devletin saygınlığını ve güvenilirliğini idame ettirebilecek kamu görevlileri aracılığıyla yürütülmesinin temini amacıyla çıkarma cezası dahil olmak üzere çeşitli idari yaptırımların uygulanabileceği, bu doğrultuda başvurucu hakkında tesis edilen işlemde herhangi bir hukuka aykırılık durumu bulunmadığı, işlem tesisinde ve bir alt cezanın uygulanmamasında idare tarafından takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kalındığı sonuç ve kanaatiyle davanın reddine karar verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir. AYİM İkinci Dairesinin 25/9/2013 tarihli ve E.2012/827, K.2013/1120 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. AYİM’in ret gerekçesi şöyledir: “… K.K.K.lığı İstihbarat Başkanlığı emrinde devlet memuru olarak görev yaptığı anlaşılan davacının, sosyal medyada 06 Aralık 2011, 12 Aralık 2011 ve 20 Aralık 2011 tarihlerinde, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı konuşmalarına ilişkin üç ses kaydının yayımlanması nedeniyle, davalı idare tarafından iddia edilen yayınları tahkik etmek maksadıyla iki ayrı idari tahkikat heyeti oluşturuldu; idari tahkikat sürecinde davacının eşi A.Y.'nin yazılı ifadesinde söz konusu iddiaların doğruluğunun tespitine yönelik olarak ses kayıtlarında manipülasyon ve eklenti olup olmadığına ilişkin kriminal incelemenin yapılmasını, herhangi bir montaj ve manipülasyon olmadığının anlaşılması durumunda davacı olan eşi İlknur YÜKSEL’in ses kaydı örneği vererek karşılaştırma yapmaya gönüllü olacağını kabul ettiği, bunun üzerine sosyal medyada yer alan ses kayıtlarının incelenmek üzere Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığına gönderildiği, ancak davacının eşi A.Y.'nin daha sonra eşi davacı İlknur YÜKSEL ile görüşmeyi müteakip ses kaydı örneği vermeyi ve karşılaştırma yapılmasını reddettiği, ses kayıtlarında yer alan bayan sesinin davacı İlknur YÜKSEL'e ait olup olmadığının tespiti maksadıyla İdari Tahkikat Heyeti vasıtasıyla davacının mesai arkadaşlarının ifadelerinin alındığı, ifadeleri alınan sekiz personelden beşinin söz konusu ses kayıtlarının davacının sesine benzediğini ifade ettikleri, davalı idarenin söz konusu ses kayıtlarını Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığına gönderdiği, Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığının 2012 tarih ve 2011/1683 numaralı “Uzmanlık Raporu”nda ses kayıtları ile ilgili herhangi biri manipülasyon, eklenti yapılmadığı ve üç ses kaydındaki (06-12-20 Aralık 2012) bayan sesinin kuvvetle muhtemel aynı kişiye ait olduğunun belirtildiği, 26 Aralık 2011 tarihinde davacıya ait olduğu iddia edilen iki ses kaydının daha sosyal medyada yer aldığı ve bu ses kayıtlarının davalı idare tarafından Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığına gönderildiği, Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığının 2012 tarih ve 2011/1718 numaralı “Uzmanlık Raporu”nda ses kayıtları ile ilgili herhangi bir manipülasyon, eklenti yapılmadığı ve bu kayıtlarda geçen bayan sesinin kuvvetle muhtemel muhtemel daha önce incelenen üç ses kaydındaki bayan sesi ile aynı kişiye ait olduğunun tespit edildiği, dava dosyasındaki son iki ses kaydında yer alan bilgiler ile davacı İlknur YÜKSEL’in ve davaya konu olan erkek şahısların bazı bilgilerinin birebir örtüştüğü; davacı İlknur YÜKSEL’in Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildikten sonra kendi rızasıyla ve bir refakatçi ile birlikte Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığına gittiği ve bahse konu ses kayıtları ile ilgili ses kaydının karşılaştırılması için ses örneği verdiği, Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığının 2012 tarih ve 2012/0857 numaralı “Uzmanlık Raporu”nda davacı İlknur YÜKSEL’e ait ses kaydı ile sosyal medyada yer alan ses kayıtlarının incelenmesi neticesinde “ses kayıtlarının kuvvetle muhtemel aynı kişiye ait olduğunun” belirtildiği anlaşılmıştır. Dava dosyasında yer alan bilgi, belge ve ortaya konulan deliller ışığında davacıya isnat edilen eylemin 657 sayılı Kanunun 125/E(g) maddesi kapsamında memuriyet sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici bir hareket olarak değerlendirilmesinde ve bu sebeple MSB’lığı Yüksek Disiplin Kurulunca devlet memurluğundan çıkarılmasında ve bu karar uyarınca ilişiğinin kesilmesinde hukuka aykırılık olmadığı kanaatine varılmıştır. Anayasada memurların görev ve sorumluluklarını, disiplin kovuşturma usulünü düzenleyen 129’uncu maddesinde, “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.” şeklinde genel bir ilke yer aldığı, suç ve cezaya ilişkin ilkeler ile disiplin hukukuna ilişkin ilkeler arasında temelde farklılıklar bulunduğu, kamu personeli hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi disiplin soruşturmasının yapılabildiği, nitekim 657 sayılı Kanunun 125 ve 131’inci maddelerinde disiplin hukukunun bağımsızlığı ilkesinin belirtilmiş olduğu, kamu görevlisi hakkında yargılama yapılıp beraat kararı verilse dahi bu kurumun, disiplin cezası verilmesine engel bir hal olmadığı, dava konusu olayda hukuka aykırı elde edildiği belirtilen delillerin sosyal medyada yayımlandığı, bu durumdan haberdar olan davalı idarenin, disiplin hukukunun yukarıda belirtilen özelliklerini ve olayın niteliğini göz önüne alarak disiplin hukuku açısından bir değerlendirme yapabileceği, kamu hizmetini yürütmekle görevli olan idarenin, bu hizmeti en iyi şekilde yürütebilmesi için gerekli tedbirleri alma yetkisi ile donatılmasının zorunlu olduğu, idarenin kamu hizmetini yürütecek ajanlarını alırken bir takım özelliklere sahip olmasını araması tabii olduğu gibi; statüye alındıktan sonra da bunları verimli biçimde kullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkanı kalmamış, aksine idare mekanizmasına ve kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı olacak ajanlarını bünyesi dışına çıkarmasının da doğal bir gelişme olduğu, bunun sonucu olarak da kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı olacak personelini bünyesi dışına çıkarmasının da kamu hizmeti gereği olduğu, Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak görevini üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerinin temelini oluşturan disiplin anlayışına uygun davranması ve kamu hizmetinin gerektirdiği saygınlığa sahip olması gerektiğinden davacı hakkında MSB’lığı Yüksek Disiplin Kurulunca devlet memurluğundan çıkarılmasında ve bu karar uyarınca iliğinin kesilmesi şeklinde tesis edilen işlemin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Her ne kadar davacı vekili davacının geçmiş başarıları ve disiplin durumu dikkate alınarak bir alt disiplin cezası verilmesi gerektiğini iddia etmiş ise de; bu konuda davalı idarenin takdir yetkisinin olduğu, davacının eylemlerinin vasıf ve mahiyeti ile yoğunluğu dikkate alındığında davalı idarenin bu konudaki takdir yetkisini hukuka uygun kullandığı kanaatine varılarak, davacı vekilinin bu iddiasına itibar edilmemiştir. …” Karara katılmayan bir üyenin karşıoy yazısında aşağıdaki gerekçelere yer verilmiştir: “Davacıya isnat edilen eylemlerin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler olduğu ve devlet memurluğundan çıkarmayı gerektirdiği; Ayrıca bu eylemlerin vasıf, mahiyet ve yoğunluğu dikkate alındığında bir alt cezanın uygulanmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı yönündeki sayın çoğunluk görüşüne katılıyorum. Ancak bu eylemlerin hukuka uygun delillerle ortaya koyulması gerekir. Davacıya isnat edilen eylemler "***@***.***" isimli kime ait olduğu belli olmayan internet sitesinde yayımlanan konuşma kayıtlarına dayanmaktadır. Bu kayıtların kimler tarafından ne şekilde elde edilerek bu siteye konulduğu konusunda herhangi bir belge bulunmamaktadır. Bu haliyle anılan kayıtlar hukuka aykırı olarak elde edilip yayımlanan belge niteliğindedir. Bu husus gerek MSB Yüksek Disiplin Kurulu kararında gerekse davalı idarenin savunmasında "Her ne kadar internette erişime sunulan ses kayıtlarının hukuka aykırı elde edilip değerlendirilebilecekse de" şeklinde belirtilmek suretiyle kabul edilmektedir. Dolayısıyla davacı hakkında internet sitesinde yayımlanan kayıtların hukuka aykırı olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.Gerek MSB Yüksek Disiplin Kurulu kararında gerekse davalı idarenin savunmasında; internette yayımlanan ses kayıtlarında yer alan "eşinin tayininin Gürcistan'a çıktığı, kendisinin ücretli izin aldığı, kızları ...'nın burada kalacağı ..." yönündeki ifadelerin davacının özel yaşamı ile uyumlu olması nedeniyle anılan kayıtların davcıya ait olduğu hususunda haklı bir şüphe oluşturduğu beyan edilmiş ise de, anılan bilgiler davacıyla aynı yerde çalışan herkes tarafından bilinebilecek genel bilgiler olduğundan, bu bilgiler hukuka aykırı olarak elde edilen delilleri destekleyerek, anılan çıkarma işlemini haklı çıkaracak bilgiler değildir. Dava konusu olayda açıklığa kavuşturulması gereken husus hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin disiplin soruşturmasında delil olarak kabul edilip edilemeyeceğidir. T. Anayasasının 38'inci maddesine 03/10/2001 tarih ve 4709 Sayılı Kanunun 15'inci maddesiyle eklenen 7'inci fıkrası; "kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez." hükmünü amirdir. Davalı idarece Yargıtay ve Danıştay içtihatlarından örnekler verilerek, hukuka aykırı olarak elde edilen bulguların disiplin hukukunda delil olarak kabul edilebileceği beyan edilmiş ise de; Anayasanın "Temel haklar ve ödevler" başlıklı ikinci kısmında düzenlenen bu hüküm sadece ceza yargısında değil, hukuk yargısı ve idari yargıda da geçerlidir. Yani sadece ceza yargıcı değil, disiplin hukuku yönünden yargı denetimi yapan idare hukuku yargıcı da yapacağı yargılamada bu hükmü esas almak zorundadır. Anayasayı yorumlama konusunda tek yetkili mercii olan Anayasa Mahkemesi 1991 tarih ve 1990/12 E, 1991/7 K sayılı kararında özetle; Anayasanın 38'inci maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığı belirtilerek disiplin cezalarının Anayasanın 38'inci maddesi kapsamında olduğu yönünde hüküm vermiştir. Tüm bu nedenlerle hukuka ve kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilerek tek başına davacının ilişiğinin kesilmesine esas kabul edilmesi mümkün değildir. Diğer bir husus, hukuka aykırı olduğu konusunda ihtilaf bulunmayan bu kayıtların inandırıcılığı sorunudur jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığının 2012 tarihli Uzmanlık Raporunda; sosyal medyada yer alan ses kayıtları ile davacıya ait ses kaydının incelenmesi neticesinde ses kayıtlarının kuvvetle muhtemel aynı kişiye ait olduğu belirtilmiştir. Yani anılan uzmanlık raporunda incelenen ses kayıtlarının kesin olarak davacıya ait olduğuna ilişkin beyanda bulunamamıştır. Yine davacıyla aynı görev yerinde çalışan mesai arkadaşları da ses kayıtlarının kesin olarak davacıya ait olduğu yönünde görüş bildirmemişlerdir. Bu bilgiler ile TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Teknik Alt Komisyonca görüşüne başvurulan Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Enis Çetin'in "ses sinyallerinin rakamlarla konuşmaya döküldüğü, sinyali konuşmaya dönüştüren rakamların işlenmesiyle herhangi bir kişiye ait yeni bir konuşma elde edilebileceği, yeterince ses kaydı olan bir kişiye hecelerin kes-yapıştır yöntemiyle montajlanmasıyla her şey söylenebilir." Beyanlar ve bilgisayarda İngilizce konuşan bir kişiyi dinledikten sonra bir program vasıtasıyla söylemediği halde bu kişinin sesiyle "Ahmet Enis" dedirtmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde anılan kayıtlar inandırıcılık yönünden de tek başına çıkarma işlemi için yeterli değildir. Davacının ilişkide olduğu iddia edilen şahısların kimlikleri ve bu şahıslardan birine ait mobil telefon numarası davalı idare tarafından bilinmesine ve bu şahıslardan iki tanesi TSK'lerinde askerlik yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen, bu şahısların bilgisine başvurulmamıştır. Mahkememizce de bu husus araştırılmamıştır. Oysa ki, Mahkememizce resen araştırma ilkesi gereğince en azından bu şahısların talimatla ifadelerinin tespiti ile bu şahıslar ile davacının kullandığı telefon numaraları tespit edilerek, GSM kuruluşlarından bu numaraların anılan dönem ait görüşme kayıtlarının (bu numaraların hangi numaraları aradıkları ve hangi numaralardan arandıkları) getirilerek birbirleri arasında görüşme yapıp yapmadıklarının araştırılması ve bu şahıslara ait ses örneklerinin alınarak mevcut ses kayıtları ile karşılaştırılarak bu konudaki uzman görüşünün alınmasını müteakip, elde edilecek sonuçlara göre karar verilmesi gerekirken bu hususlar araştırılmadan sadece hukuka aykırı olduğu sabit olan bir delile dayanılarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluk görüşüne katılamadım.” Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 22/4/2014 tarihli ve E.2014/725, K.2014/602 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar 8/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. 30/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. İlgili Hukuk 657 sayılı Kanun'un “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: … E - Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır. Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: … g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak.” 657 sayılı Kanun’un “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar başlıklı maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:“Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.” Yönetmelik’nin mülga maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: …5 - Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır. Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: … g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak.”