4. Hukuk Dairesi 2021/23038 E. , 2023/2706 K. MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Turgutlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret, Kabul Taraflar arasındaki yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davalı ...Ş. yönünden davanın kısmen kabulüne, davalı ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Ka…
**4. Hukuk Dairesi 2021/23038 E. , 2023/2706 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Turgutlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret, Kabul Taraflar arasındaki yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davalı ...Ş. yönünden davanın kısmen kabulüne, davalı ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf istemi ile davacı vekilinin davalı ...'e açılan davanın pasif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesine yönelen istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; davacının manevi tazminat isteminin reddine, davacı vekilinin diğer tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 08.11.2022 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat Nesrin Tak geldi, davalılar adına gelen olmadı. Davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 01.03.2023 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kamuoyunda yankı uyandıran hamile kadını tekmeleme olayında Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/7866 soruşturma sayılı dosyasından verilen talimat ile 08.12.2016 tarihinde göz altına alınıp daha sonra Turgutlu Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/214 sorgu sayılı kararı ile tutuklandığını ancak daha sonra ortaya çıkan güvenlik kamerasında olayda kullanıldığı iddia edilen araç ile müvekkiline atılı suç arasında bağlantı kurulan müvekkilinin aracının olay günü ikamet adresinde olduğunun tespit edildiğini, Turgutlu Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/2640 D.İş sayılı kararı ile serbest bırakılıp, Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2016 tarihli kararı ile de hakkında takipsizlik kararı verildiğini, müvekkilinin aleyhine haber yapılan davalı kanalın ülke genelinde izleyici kitlesinin oldukça büyük olduğunu, 10.12.2016 ve 13.12.2016 tarihli yayınların müvekkilinin ülkece tanınmasına, birçok olumsuz hatta hakarete varan ifadelere maruz kalmasına sebebiyet verdiğini belirterek 200.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği tarih olan 10.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili olan yayın kuruluşunun 10.12.2016 ve 13.12.2016 tarihli haber bültenlerinde yayınlanan dava konusu haberlerin de demokratik toplumların vazgeçilmezi olan "haber vermek" görevini yerine getirdiğini, o anda var olan ancak sonradan gerçek dışı olduğu anlaşılan olayların yayınından basının sorumlu olamayacağını, müvekkilinin dava konusu haberi kendi haber kaynaklarına dayanarak yapmadığını, 10.12.2016 tarihli ilk haberde, davacının "dört aylık hamile kadını darp etmek" iddiasıyla gözaltına alındığı ve tutuklandığını, 13.12.2016 tarihli haberlerde ise davacının avukatının soruşturma makamına sunduğu yeni deliller karşısında serbest bırakıldığına yer verildiğini, tüm haberlerin devletin resmi ajansı olan Anadolu Ajansı, Türkiye'nin önemli haber ajanslarından Doğan Haber Ajansı ve İhlas Haber Ajansına dayanılarak verildiğini, tüm gazetelerde, gazetelerin internet sayfalarında ve internet haber sitelerinde haber olarak yer aldığını, dolayısıyla dava konusu yapılan haberlerin olayın verildiği andaki beliriş biçimine göre "gerçek" olduğunu, davacı hakkında yürütülen savcılık soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanmasının olayın verildiği andaki "görünen gerçeğini" değiştirmediğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 10.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...Ş.'den alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, davalı ...'in sorumlu müdür olarak aleyhine dava açılmış ise de davaya konu televizyon yayın haber müdürü olmakla Basın Kanunu'ndan kaynaklı herhangi bir hukuki sorumluluğu bulunmadığından davacının davasının davalı ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; her ne kadar, sorumlu müdür ... yönünden davanın husumetten reddine karar verilmiş ise de 6112 sayılı Kanun'un 46 ncı maddesine göre yayından doğan sorumluluğun yayını yöneten veya programı yapanla birlikte sorumlu müdüre ait olduğunu, davanın husumetten reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu kanısında olduklarını, davalının yayında görüntülerinin yüzünü gizleme unsurları kullanılmadan açık bir şekilde yayınlandığını, açık kimlik bilgilerinin kamuoyu ile paylaşıldığını, haber saatinde yayınlanması nedeni ile geniş bir izleyici kitlesi ile paylaşıldığını, haberin bu şekli ile anayasal güvence altındaki masumiyet karinesine aykırı olduğunu, haberin yayınlanış şeklinin, her basın mensubunun mutlaka uyması gereken ne basın meslek etiği kuralları ile ne de insan hakları ve evrensel hukuk ilkeleriyle örtüşür yanı olmadığını, davacının kişilik haklarını zedelediğini, İlk Derece Mahkemesince hükmedilen 10.000,00 TL manevi tazminatın çok az olduğunu, davalının katlanmakta olduğu manevi zararın hükmedilen manevi tazminat miktarı ile tatmininin mümkün olmadığını belirterek hükmün davacı yararına bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; 10.12.2016 ve 13.12.2016 tarihli ana haber bülteninde yayınlanan ve dava konusu yapılan haberlerde demokratik toplumlarda geçerli olan ve onu vazgeçilmez kılan "haber vermek" görevinin yerine getirildiğini, her iki haberin, devletin resmi ajansı olan Anadolu Ajansı (AA), Türkiye’nin önemli haber ajanslarından Doğan Haber Ajansı (DHA) ve Ihlas Haber Ajansı‘na (İHA) dayanılarak verildiğini, ajansların abonesi olan tüm yazılı, elektronik ve görsel medyaya olayı duyurduğunu, tüm gazetelerde, gazetelerin internet sayfalarında ve internet haber sitelerinde haber olarak yer aldığını, olayda matufiyet” şartını ilgilendiren bir durum söz konusu olmadığını, tartışılması gereken hususun “görünüşte gerçeklik” olduğunu, habere herhangi bir ekleme veya yorum yapılmadığını, herhangi bir kişisel yarar veya zararın hedeflenmesinin söz konusu olmadığını, hüküm altına alınan tazminat miktarının fahiş olduğundan bahisle kararının kaldırılarak davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin davacının davalı ...'e açılan davanın pasif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesine yönelen istinaf istemi dışındaki tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden istinaf isteminin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf istemi ile davacı vekilinin davalı ...'e açılan davanın pasif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesine yönelen istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili duruşmalı olarak temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tanımadığı bir kişi ile aynı renk ve marka aracı olduğu için ve tanımadığı kişinin eylemi sebebiyle, ellerinde kelepçe, yüzü ve ismi tamamı ile gösterilerek, Türkiye'nin en çok izlenen haber kanallarında "saldırgan" ifadesiyle yayımlanmanın "basın özgürlüğü" kapsamında olağan kabul edilmesinin hiçbir hukuk düzeninde mümkün görülmediğini, "Daha önce de başka bir kadını darp ettiği" gibi gerçek dışı iddialar ile haber yapmanın basın özgürlüğüne ilişkin hiçbir ilke kapsamına sokulamayacağını, müvekkilinin, isminin ve yüzünün paylaşılmasında kamu yararı olduğundan söz edilemeyeceğini, olay ile zerre ilgisi olmayan iddiaların paylaşılmasında kamu yararıı bulunmadığını, küçük bir ilçede kolaylıkla gerçekleşmesi mümkün olan ve halihazırda gerçekleşmiş de olan, "hedef gösterme" ve "linç kampanyası" haline getirme amacı söz konusu olduğunu, davacının hakkında yapılan bu haberler sebebiyle çokça müşteri kaybetmiş, maddi ve manevi büyük zarara uğramış, aldığı tepkiler sebebiyle uzunca bir süre evden çıkamaz duruma gelmiş olduğunu, olayın gerçek failinin ise davalılar tarafından ismi ve yüzü sansürlenerek yayımlandığını, müvekkilinin Anayasal çekirdek haklardan olan "lekelenmeme hakkının" ihlal edildiğini, alenen müvekkilinin ... şeref ve haysiyetini yaralayan, küçük düşüren "saldırgan" ve, "daha önce de yolda yürüyen başka bir kadını darp ettiği" ifadelerinin, "sert eleştiri" olarak kabulü ve bu doğrultuda müvekkilin kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyecek nitelikte olduğunun kabulünün Türk hukuk düzeninde mümkün görülmemesi gerekip, burada açıkça bir fiil isnadı söz konusu olup, anılan hususun eleştiri olarak kabulünün mümkün olmadığını, masumiyet karinesinin adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olarak düzenlenmiş olup söz konusu yayınların, müvekkilinin gerek T.C. Anayasası gerekse uluslararası sözleşmelerle korunan "lekelenmeme hakkını" alenen ihlal ettiğini belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı hakkında davalı yayın kuruluşuna ait haber kanalında yapılan yayın nedeniyle kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu, 58 inci maddeleri, Anayasa'nın 28 inci ve 38 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 inci ve 3 üncü maddeleri, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun'un 1 inci maddesi ve 46 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Duruşmada vekille temsil olunmayan davalılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.03.2023 tarihinde Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1982 Anayasası'nın 28. maddesinde basın özgürlüğü teminat altına alınmıştır. 26. ve 27. maddesinde ise basın özgürlüğünün sınırları çizilmiştir. Basın özgürlük sınırları; - Milli güvenlik, - Kamu düzeni, - Kamu güvenliği, - Cumhuriyetin temel nitelikleri, - Devletin ülkesi ve milleti ile ilgili bölümlerin korunması, - Suçların önlenmesi, - Suçluların cezalandırılması, - Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, - Başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi, Şeklinde belirlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi de bu mihvaldedir. Basın haber yaparken; - Gerçeklik - Güncellik - Kamu Yararı - Konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık - Anayasa'nın 38. maddesinde teminat altına alınan masumiyet karinesi hususlarını gözönüne alarak haber yapmalıdır. GERÇEKLİK: Basın haber yaparken objektif sınırlar içerisinde hareket etmelidir. Eleştiri yapılırken objektifliğe ve gerçekliğe bağlı kalınmalıdır. Sansasyon, maddi kaygılar nedeniyle haber sınırı aşılmamalı, yanlış, yersiz, abartılı yorumlarda bulunmamalıdır. Gerçek vaka yanlış bilgilerle tümden yalan haber haline getirmemelidir. GÜNCELLİK: Olay güncel olmalıdır. AİHM Sunday Times/İngiltere kararında da belirtildiği üzere haberin kolay bozulabilir bir mal kategorisine girdiği, kısa bir süre için bile olsa gecikmesinin haberin tüm ilgi çekiciliğini kaybettireceği prensibi doğrultusunda hareket edilmelidir. Haber gerçek olsa dahi özellikle adli vaka haberlerinin tekrar gündeme getirilmesi defaatle kişilerin toplum nezdinde linç edilmesine neden olmaktadır. Cezalandırma yetkisine sahip olan devletin işlenen suça bir kez müeyyide uygulamasına rağmen güncel olmayan adli haberlerin tekraren yapılması, basına, devlette dahi olmayan mükerrir cezalandırma yetkisinin verecektir. KAMU YARARI: Yapılan haberlerde kamuoyunu suçlardan koruyucu, olumlu noktada motive edici, toplumun inkişafını sağlayıcı saikler güdülmelidir. Ekonomik kaygılar kişisel saikler ve de sansasyonel etki meydana getirme güdüsüyle haberler yapılmamalıdır. Ülkemizde hergün binlerce soruşturma, kovuşturma yapılmakta ve de adli vaka yaşanmaktadır. Bu vakaların suç teşkil edenlerden bir kısmı medyada haber yapılmaktadır. Ana haber bültenlerinde adam öldürme, tecavüz ve buna benzer suç haberleri sıklıkla yapılmaktadır. Yapılan bu haberler sansasyonel ve reyting amacı gütmektedir. Kaldı ki adli vakaların büyük bir ekseriyetinin haber yapılmasında kamu yararı bulunmamaktadır. Adli vakaların özellikle ağır ceza suçlarının haber yapılması toplumu kaosa, ümitsizliğe, ülkede adli ve kolluk birimlerine güvensizliğe sürüklemekte, daha ötesi bu suçların işlenebilirliği hususunda gençliğin zehirlenmesine, bir yerde de suçların artmasına sebebiyet vermektedir. ABD de Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsünün 1982 tarihli raporunda televizyonda şiddet ve trajik haber görmenin; - Çocukların başkalarının acı ve ızdırabına karşı daha az duyarlı hale gelmesine, dünyadan korkmalarına, saldırgan ve zararlı şekillerde davranış sergilemelerine yol açtığını belirttiği, - Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Hak ve Sorumluluklar 2021 tarihli bildirgesinde; “Üzüntü, sıkıntı, tehlike, yıkım, felaket ya da şok halindeki insanlar söz konusu olduğunda duygu sömürüsünden kaçınılması, haberlerde kadına yönelik şiddetin detaylarının aktarılmaması, kadınların uğradığı taciz, tecavüze ilişkin haberin detaylı aktarılmaması, fotoğraflara ve görsel unsurlara yer verilmemesi, kimlik bilgilerinin yayınlanmaması, animasyon ve canlandırma kullanılmaması, travma yaratacak kan ve şiddet içeren fotoğraflara yer verilmemesi” belirtilmiştir. Bilim insanı Gerbner’in medyadaki şiddet haberlerine yönelik raporunda bu tür şiddet yayınlarının şiddeti ve şiddetin kurbanı olmayı meşrulaştırdığını bireyin bilinçaltına yerleştiğini belirtmiştir. KONU İLE İFADE ARASINDAKİ DÜŞÜNSEL BAĞLILIK: Yapılan haberlerde kullanılan dil, uslüp amaca uygun olmalı, kelimeler yapılan haberin amacını aşmamalıdır. Yapılan yorumların aşağılayıcı, kamu oyunu yanıltıcı, tahkir edici olmamasına dikkat edilmelidir. Birçok haberde itham edilen kişiler doğrudan mahkum olarak gösterilmekte, sonrasında beraat etse dahi kamu oyu vicdanında beraat edememektedir. Bir kimsenin suçla itham edilmesi her ne kadar kamuoyunu ilgilendiriyorsa da işlemediği gerçeğinin de kamu oyunu ilgilendiriği unutulmamalıdır. MASUMİYET KARİNESİ ve LEKELENMEME HAKKI: 1982 Anayasası'nın 38. maddesinde "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." yine 15. maddesinde de "Suçluluğu mahkeme kararı ile ıspatlanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." hükmü bulunmaktadır. Yapılan adli haberlerde kişilerin fotoğraflarının açıkça yayınlanması, isimlerinin açıkça ifşa edilmesi masumiyet, suçsuzluk ve lekelenmeme karinesi ve hakkı ile bağdaşmamaktadır. Bu sınırlar herkesi kapsamaktadır. Yapılan haberlerle kişilerin şeref ve onurunun zedelendiği, haberlerin geniş kitlelere ulaşması ile tamiri mümkün olmayan ağır hasarlar meydana geleceği aşikardır. 5271 sayılı Kanun'un 157. maddesinde "Soruşturmalar gizli yapılır" emredici hükmü ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade alma Yönetmeliği'nin 27. maddesinde öngörülen "Suçluluğu bir yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyeti esastır ve hazırlık soruşturması gizlidir. Bu nedenle soruşturma safhasında gözaltındaki bir kişinin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkartılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilemez ve soruşturma evrakı hiçbir şekilde yayınlamaz." düzenlemeleri de Anayasa'a teminat altına alınan aynı mihvalde masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını düzenleyen hükümlerdir. Davacı ... hakkında verilen hüküm değerlendirildiğinde davacının Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığınca mağdur ... Tireli'yi darp ettiği iddiasıyla gözaltına alındığı, 09.12.2016 tarihinde tutuklandığı, yapılan soruşturmada araç benzerliği nedeniyle davacının gözaltına alındığının ortaya çıktığını, 12.12.2016 tarihinde de serbest bırakıldığı, 15.12.2016 tarihinde de hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmıştır. Yapılan Tv haberindeki görüntülerde davacının açık şekilde yüz fotoğrafı yayınlatılarak bizzat isminin yazılıp teşhir edildiği, davacının hamile kadına bizzat saldırdığı yönünde haber yapılmıştır. Kullanılan fotoğraflar, ibareler, eleştiri, iddia sınırlarını aşarak davacının toplum nezdinde itibarının sarsılmasına ve küçük düşürülmesine sebebiyet vermiş dolayısıyla masumiyet karinesi ihlal edilmiştir. Bu sebeple davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.