DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2597 E. , 2024/2713 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2597 Karar No : 2024/2713 TEMYİZ EDENLER :1-(DAVACI): ... Birliği VEKİLİ: Av. ... 2-(DAVALI): ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu ve İkinci Daireleri Müşterek Kurulunun 29/12/2021 tarih ve E:2016/1446, K:2021/7084 sayılı kararının, aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak is…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2597 E. , 2024/2713 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2597 Karar No : 2024/2713 TEMYİZ EDENLER :1-(DAVACI): ... Birliği VEKİLİ: Av. ... 2-(DAVALI): ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu ve İkinci Daireleri Müşterek Kurulunun 29/12/2021 tarih ve E:2016/1446, K:2021/7084 sayılı kararının, aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 06/08/2015 tarih ve 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in, öncelikle yetki yönünden tümünün; bu uygun görülmediği takdirde 5. maddesinin 11. fıkrasının, 67. maddesinin 1. ve 3. fıkralarının, 96. maddesinin 2. fıkrasının, 97. maddesinin 2. fıkrasının, 100. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. fıkralarının, 103. maddesinin 2. fıkrasının, 104. maddesinin 1. fıkrasının, 135. maddesinin 1. fıkrasının, 136. maddesinin 2. fıkrasının, 137. maddesinin 6. ve 7. fıkralarının, 162. maddesinin, 164. maddesinin 2. fıkrasının, 165. maddesinin 1., 4., 5. ve 6. fıkralarının, 169. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin, 199. maddesinin, 202. maddesinin 2., 3. ve 5. fıkralarının ve 256. maddesinin 4. fıkrasının iptali istenilmiştir. Müşterek Kurul kararının özeti: Danıştay Onuncu ve İkinci Daireleri Müşterek Kurulunun 29/12/2021 tarih ve E:2016/1446, K:2021/7084 sayılı kararıyla; Usul Yönünden: Hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Türkiye Barolar Birliğinin, dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi, 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemiyle dava açma ehliyetinin bulunduğu, davalı idarenin aksi yöndeki itirazının yerinde olmadığı sonucuna varıldığı, Davaya konu edilen Yönetmelik'in 06/08/2015 tarih ve 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, bu Yönetmelik'in bazı maddelerinin iptaline ilişkin olarak 06/08/2015 tarihinden itibaren 60 günlük yasal dava açma süresi içinde 08/09/2015 tarihinde bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşıldığından, davalı idarenin süre yönünden davanın reddi gerektiği iddiasının yerinde görülmediği, Esas Yönünden: Yönetmelik'in Tamamına Yönelik İptal İstemi Yönünden İnceleme: Kararda yer verilen mevzuat hükümleri incelendiğinde; yargılama faaliyeti dışında kalan adalet hizmetleriyle ilgili konularda hukuki düzenlemeleri yapma yetkisinin Adalet Bakanlığının görevleri arasında bulunduğu ve Bakanlığın kanunla yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemekle görevli ve yetkili olduğunun anlaşıldığı, Bu bakımdan, davaya konu edilen düzenlemelerin yetki unsuru yönünden hukuka uygun olup olmadığının tespiti için, öncelikle düzenlemelerin adalet hizmetlerinin yürütülmesi kapsamında olup olmadığının ortaya konulması gerektiği, Yargı mercilerine bağlı bulunan yazı işleri müdürlüklerinin (ve ön büronun), mahkemelerin yargısal ve idari yazışmalarının yapıldığı, dava dosyalarının tertipli bir şekilde tutulup arşivlendiği, bu suretle yargısal faaliyete yardımcı nitelikte görev yapan idari birimler oldukları, yargı mercilerinin yazı işlerini yapan bu birimlerde yürütülen hizmetlerin başında, soruşturma dosyalarının ve dava dosyalarının tertipli bir şekilde muhafaza edilmesinin geldiği, nitekim, dava konusu Yönetmelik'in 8. maddesinin 12. fıkrasının (ç) bendi, 105. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendi ve 169. maddesinin 4. fıkrasının (ç) bendinde, zabıt katiplerine yargılaması, soruşturma ve kovuşturma aşamaları devam eden dosyaları düzenli ve eksiksiz bir şekilde muhafaza etme görevinin tevdi olunduğu, Davaya konu edilen düzenlemelerin içeriğine bakıldığında ise, söz konusu düzenlemeler ile soruşturma ve dava dosyalarındaki bilgi ve belgelerin düzenli bir şekilde tutulması, yargılama mercilerince verilen kararların tebliğine ve karar nüshalarının çelişmesi halinde esas alınacak nüshaya yönelik olarak yazı işleri müdürlüklerince dikkat edilmesi gereken kurallar, mahkemeler ve savcılıklarda bulunan dosyalara, anılan yargılama makamlarının ön bürolarından dilekçe, belge ya da diğer evrakın ibrazında ön büro personelince dikkat edilmesi gereken kurallar, mahkemeler ve savcılıklarda bulunan dosyaların içeriğinin incelemesi veya belgelerden örnek almasına ilişkin kurallar, mahkemelerde bulunan dava dosyaları ve savcılıklardaki dosyalar ile istinabe evrakının tevzi edilmesine ilişkin kurallar ve UYAP'ta mahkemeler ve savcılıklar için tutulan kayıtlara yeni kayıt ve/veya sütun eklenmesi usulüne yönelik kurallar getirildiği, dolayısıyla mahkemelerde bulunan dava dosyaları ve savcılıklarda bulunan soruşturma dosyalarının tutulduğu yazı işleri müdürlüklerinde ve/veya ön bürolarda yapılacak işlemlere ilişkin usule yer veren dava konusu düzenlemelerin adalet hizmetleri kapsamında yer alan yazı işleri hizmetine dahil olduğu ve yargısal alana ilişkin olmadığı, bu itibarla 2992 sayılı Kanun ile davalı idareye tanınan düzenleme yapma yetkisi içerisinde kaldığı sonucuna varıldığı, Diğer taraftan, davacı tarafından, üç ayrı Yönetmelik'e konu olması gereken hususların tek bir Yönetmelik'le düzenlenmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekle birlikte; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun uyarınca Yönetmelik çıkarma yetkisini haiz olan davalı Bakanlığın, bu Yönetmelik'leri her bir Kanun için ayrı ayrı düzenlemesi gerektiği hususuna yönelik olarak ilgili kanunlarda bu yönde bir sınırlamanın bulunmadığının anlaşıldığı, ayrıca savunma dilekçesinde, kalem hizmetlerinin tek yönetmelik çatısı altında toplanmasının uygulama açısından kolaylık sağlayacağının belirtildiği de dikkate alındığında; bölge adliye mahkemesi başkanlığı, başkanlar kurulu, daireleri, Cumhuriyet başsavcılığı ve adalet komisyonu ile adlî yargı ilk derece mahkemesi, hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı ve adalet komisyonu ile müdürlüklerde tutulacak kayıtlar, kartonlar, yapılacak idarî işlemler, yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esasların tek Yönetmelik ile düzenlenmesinde hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 5. Maddesinin 11. Fıkrasının İncelenmesi: Yönetmelik kapsamındaki bütün yargısal mercilere ve idari birimlere yönelik genel düzenleme mahiyetindeki dava konusu maddede, güvenli elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi hâlinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belgenin geçerli kabul edileceği düzenlemesine yer verildiği, 5271 sayılı Kanun'un 38/A maddesinde, ceza muhakemesi işlemlerinin UYAP’ta yapılmasına dair usul ve esaslara ilişkin olarak Bakanlığa Yönetmelik ile düzenleme yapma yetkisi verildiği, anılan maddenin 5. fıkrasında, davaya konu Yönetmelik maddesiyle aynı düzenlemeye yer verildiğinin görüldüğü, bu bakımdan Yönetmelik maddesiyle getirilen düzenlemenin üst hukuk normu niteliğinde bulunan 5271 sayılı Kanun'un anılan maddesine aykırı olmadığı hususunda kuşku bulunmadığı, Diğer taraftan, 6100 sayılı Kanun'un 445. maddesinin 2. fıkrasında, güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve belgelerin ayrıca fizikî olarak gönderilmeyeceği ve belge örneği de aranmayacağı düzenlemesine yer verilerek yargısal faaliyetin güvenli elektronik imzalı belgeler esas alınarak yürütülebileceğinin kurala bağlandığı; 5. fıkrasında ise, mahkemelerde görülmekte olan dava, çekişmesiz yargı, geçici hukuki koruma ve diğer tüm işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esaslara ilişkin olarak Bakanlığa Yönetmelik ile düzenleme yapma yetkisinin verildiği, dolayısıyla elle atılan imzalı belgeyle güvenli elektronik imzalı belgenin çelişmesi halinde güvenli elektronik imzalı belgenin geçerli olarak kabul edileceğine yönelik getirilen dava konusu kuralın 6100 sayılı Kanun'a aykırı bir yönünün de bulunmadığının anlaşıldığı, kaldı ki, 5271 sayılı Kanun'da yer alan açık kanuni düzenlemeye uygun olan Yönetmelik maddesinin, 6100 sayılı Kanun'un uygulama alanında da icra edilmesine yasal bir engel bulunmadığı, düzenlemeyle yeknesaklığın ve belirliliğin sağlanması suretiyle kamu yararı amacı güdüldüğü sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 67. Maddesinin 1. Fıkrası ile 169. Maddesinin 3. Fıkrasının (b) Bendinin İncelenmesi: Dava konusu Yönetmelik'in 67. maddesinin 1. fıkrasında, bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararların tebliğine yönelik düzenlemelere yer verilmiş olup, anılan madde uyarınca resen harekete geçilmesi gereken hâller ile kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, taraflardan birinin talebi olmadıkça hükmün tebliğe çıkarılmayacağı, taraflardan birinin talebi olması hâlinde ise hükmün bir nüshasının, belge karşılığında talep eden tarafa verileceği, bir nüshasının ise diğer tarafa tebliğe çıkarılacağının düzenlendiği, 6100 sayılı Kanun'un 360. maddesinin atfıyla bölge adliye mahkemeleri için de uygulama alanı bulan 186. maddesi, 294. maddesinin 3. fıkrası, 301. maddesinin 1. fıkrası, 321. maddesinin 2. fıkrasında; mahkemenin tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçerek hükmünü vereceği, hükmün tefhiminin, hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilip okunması suretiyle olacağı, hüküm nüshasının ise, hükmün yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra yazı işleri müdürü tarafından makbuz karşılığı verileceği, bu halde ise bir nüshasının karşı tarafa tebliğ edileceğinin düzenlendiği, ayrıca anılan Kanun'un basit yargılama usulüne ilişkin kurallar getiren 321. maddesinde, kural olarak hükmün gerekçesiyle birlikte açıklanması suretiyle tefhim edileceğinin, ancak zorunlu hallerde hakimin gerekçe içermeyen hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebileceğinin, bu halde ise gerekçeli kararın tebliğe çıkarılacağının düzenlendiği, Aktarılan hükümlerle, 6100 sayılı Kanun kapsamında bulunan adli yargı hukuk mahkemelerinin hükmün açıklanacağı son duruşmada sözlü yargılama usulü uygulamaları nedeniyle kural olarak hükmün "tebliği" yerine "tefhimi" esasının kabul edildiği, bu nedenle hükmün duruşmada öğrenen taraflara ayrıca tebliğinin yazı işleri müdürlüğünce resen yapılacak bir işlem olarak kabul edilmediği, ancak hükmün taraflardan birine teslimi halinde hak kaybını önlemek amacıyla diğer tarafa da yazı işleri müdürü tarafından gecikmeksizin, kendiliğinden tebliğ edilmesinin öngörüldüğü, ayrıca hükmün tefhim edildiği son duruşmada sadece gerekçe içermeyen hüküm özetinin açıklanması halinde gerekçeli kararın, taraflara resen tebliğe çıkarılacağının kurala bağlandığı, 6100 sayılı Kanun'un 353. maddesindeki haller hariç olmak üzere, incelemelerini duruşmalı olarak yapan bölge adliye mahkemelerinin kararlarının da bu esaslar kapsamında istisnaen tebliğe çıkarılacağının açık olduğu, Öte yandan, 6100 sayılı Kanun'un istinaf mahkemelerinin kararlarına yönelik düzenleme içeren 359. maddesinin, dava konusu Yönetmelik'in yayımlandığı tarihteki halinde, hükmün tefhimi ve tebliği konusunda ilk derece adli yargı hukuk mahkemelerinden ayırıcı bir düzenleme mevcut değil iken, 20/07/2017 tarih ve 7035 sayılı Kanunla, anılan maddenin başlığının "Karar ve tebliği" olarak değiştirildiği, maddeye eklenen 4. fıkrada da, "Temyizi kabil olmayan kararlar, ilk derece mahkemesi tarafından; temyizi kabil olan kararlar ise, bölge adliye mahkemesi tarafından resen tebliğe çıkarılır." düzenlemesine yer verildiği, Bununla birlikte, söz konusu Kanun hükmü, dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinden sonra kabul edilerek yürürlüğe girdiğinden, idari işlemlerin tesis edildikleri tarih itibarıyla hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmaları gerekliliği ve kanunların geriye yürümezliği ilkesi karşısında, bahse konu Kanun hükmünün, Yönetmelik'in dava konusu düzenlemelerini hukuka aykırı hale getirmediği sonucuna varıldığı, Buna göre, 6100 sayılı Kanun'un anılan maddelerindeki düzenlemelere uygun olduğu anlaşılan ve söz konusu kanun maddelerinin uygulanmasını göstermek amacıyla getirilen davaya konu Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, Diğer taraftan, Yönetmelik'in dava konusu edilen 169. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinde, adli yargı ilk derece hukuk mahkemelerinde, talep halinde gerekçeli kararın tebliğini sağlamanın yazı işleri müdürünün görevleri arasında sayıldığının görüldüğü, Yönetmelik'in ilk derece adli yargı hukuk mahkemeleri yönünden de hukuka uygun olduğu sonucuna varılan 67. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davanın taraflarından birinin talebinin olması halinde gerekçeli karar tebliğ edileceğinden, yazı işleri müdürünün anılan Yönetmelik maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak görevlendirilmesine yönelik getirilen düzenlemede üst hukuk normları, hizmet gerekleri ve hukuka aykırılık bulunmadığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 67. Maddesinin 3. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu maddede, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilmiş olan hükmün tarafların elinde bulunan nüshalarının farklı olması hâlinde UYAP’ta kayıtlı olan gerekçeli kararın esas alınacağının kurala bağlandığının görüldüğü, 6100 sayılı Kanun'un 301. maddesinin 3. fıkrasında, tarafların elinde bulunan hüküm nüshalarının farklı olması hâlinde karar kartonundaki hüküm nüshasının esas alınacağı düzenlemesine yer verilmiş olmakla birlikte, söz konusu hüküm, anılan Kanun'un 445. maddesinde yer alan güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve belgelerin ayrıca fiziki olarak gönderilmeyeceği ve belge örneği de aranmayacağı düzenlemesiyle birlikte değerlendirildiğinde; UYAP üzerinden güvenli elektronik imza ile oluşturulan belgelerin de ıslak imzalı belgelerle ispat açısından aynı sonucu doğurduğu, bu kapsamda karar kartonunda yer alan hüküm nüshası ile UYAP'ta bulunan elektronik imzalı hüküm nüshasının ispat açısından aynı durumda olduğu sonucuna varıldığı, Bu haliyle 6100 sayılı Kanun'un 301. maddesinin 3. fıkrası ve aynı Kanun'un 445. maddesinin 2. fıkrası kapsamında yapılan değerlendirme sonucu dava konusu Yönetmelik maddesiyle getirilen düzenlemede üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 96. Maddesinin 2. Fıkrası, 97. Maddesinin 2. Fıkrası, 136. Maddesinin 2. Fıkrası ve 164. Maddesinin 2. Fıkrasının İncelenmesi: Söz konusu maddelerde, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, bölge adliye mahkemesi hukuk ve ceza daireleri, Cumhuriyet başsavcılığı ve ilk derece ceza mahkemeleri ön büro işlemlerine yönelik düzenlemelere yer verildiği, söz konusu düzenlemelerin içeriğinde ise, anılan savcılıklar ve mahkemelerde bulunan dosyalara, ön bürolardan dilekçe, belge ya da diğer evrakı ibraz etmeye yetkili kişiler ile, bu kişilerce verilen evrak üzerine ön büro personeli tarafından yapılacak işlemlerin kurala bağlandığının görüldüğü, (Mülga) 2992 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında adalet hizmetinin sunumunun yapılabilmesi için gerekli altyapının sağlanması konusunda görevli ve yetkili olan Adalet Bakanlığınca, mahkeme ve savcılıklara ön büro kurulmasında yasal bir engel bulunmadığı; burada görev yapacak personelin görev ve sorumluluklarının belirlenmesine ve bu suretle dosyaların düzenli bir şekilde tutulmasının sağlanmasına yönelik düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği, Öte yandan, davacı tarafından söz konusu düzenlemeler uyarınca mahkeme ve savcılıklarda bulunan ön bürolardan, dosyalara ilgilisi olan herkes tarafından belge sunulmasının engellendiği ileri sürülmekle birlikte; dava konusu edilen maddelerde, sadece ön bürolarda dosyalara evrak ibraz edilmesinde, dosyaların düzenli bir şekilde tutulmasının ve işlemlerin süratli bir şekilde sonuçlandırılmasının sağlanması açısından belirli kişilerin yetkili olduğunun düzenlendiği, ayrıca dosyada ilgisi olan kişilerin ön büro haricinde (UYAP ya da posta kanalıyla vb.) dosyaya evrak ibraz etmesinde hukuken bir engel bulunmadığı da birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu düzenleme ile, dosyalarla "ilgisi" bulunanların tespitinin ön büro personelince yapılmasının, hukuken mümkün ve doğru olmayacağı gözetilerek getirilen sınırlamanın, dava ve soruşturma dosyalarına ulaşılmasını önleyici bir nitelik taşımadığı, bu haliyle düzenlemede üst hukuk normları, hizmet gerekleri ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 100. Maddesinin 1. Fıkrası ve 165. Maddesinin 1. Fıkrasının İncelenmesi: Yönetmelik'in 100. maddesinin 1. fıkrasında, bölge adliye mahkemeleri hukuk ve ceza dairelerinde bulunan dava dosyalarını, maddede sayılan sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve davanın tarafları, avukat veya stajyerlerinin vekâletname olmaksızın inceleyebileceği, bu incelemenin ise yazı işleri müdürü ya da görevlendireceği bir zabıt katibi nezaretinde gerçekleşeceğinin düzenlendiği, Anılan maddede avukat ve stajyerlerinin vekaletname olmaksızın dava dosyalarını incelemesine halel getirilmediği görüldüğünden, söz konusu maddenin bu yönüyle Avukatlık Kanunu'nun 46. maddesinde yer alan avukat veya stajyerin vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebileceği kuralına uygun olduğu ve iddia edilenin aksine avukatların dosya inceleme yetkisine yönelik bir sınırlama içermediği sonucuna varıldığı, Nitekim, davaya konu Yönetmelik'in dayanak kanunlarından olan 6100 sayılı Kanun'un 360. maddesinin atfıyla bölge adliye hukuk mahkemelerinde de uygulama alanı bulan 161. maddesinde, dava ve takip dosyalarının zabıt kâtibinin gözetimi altında inceleneceğinin hükme bağlandığı, Ayrıca bölge adliye mahkemeleri hukuk ve ceza dairelerinde bulunan dava dosyalarının kayıp ya da zayi olmaksızın düzgün bir şekilde muhafaza edilmesi amacıyla yazı işleri müdürü ya da görevlendireceği bir zabıt katibi nezaretinde dosyaların inceleneceğine ilişkin kuralın, adil yargılanma hakkı (mahkemeye erişim hakkı, savunma hakkı) ile bilgi edinme hakkının sınırlandırılmasını doğuracak nitelik arz etmediği, dosyaların düzenli ve eksiksiz bir şekilde korunmasının sağlanmasına yönelik olduğu, bu haliyle düzenlemede hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı, Diğer taraftan, Yönetmelik'in 165. maddesinin 1. fıkrasında da, 100. maddenin 1. fıkrasıyla benzer düzenlemeye yer verildiği görülmekte olup, anılan madde kapsamında ilk derece ceza mahkemelerinde bulunan dosyaların da yazı işleri müdürü ya da görevlendireceği bir zabıt katibi nezaretinde incelenebileceğinin düzenlendiği, bu haliyle dosyaların düzenli ve eksiksiz bir şekilde muhafaza edilmesinin sağlanmasına yönelik olan düzenlemenin dosyalara ulaşılmasını önleyici nitelikte olmadığı, dolayısıyla düzenlemede hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 137. Maddesinin 7. Fıkrasının İncelenmesi: Söz konusu madde uyarınca soruşturma evrakının soruşturmayı geciktirmemek şartıyla Cumhuriyet savcısının belirleyeceği personel huzurunda kalemde veya ön büroda incelenebileceğinin düzenlendiği, Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunun belirtildiği ve 141. maddesinin son fıkrasında, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu hükmüne yer verildiği, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu hususunun düzenlendiği, Anayasa Mahkemesinin de, 16/01/2014 tarih ve E.2013/92 K.2014/6 sayılı kararında, Anayasa'nın 141. maddesinde düzenlenen makul sürede yargılama ilkesi uyarınca, devletin yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorunda olduğunu, ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin, yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiğini belirttiği, Aktarılan Anayasa hükmü ile Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun'un 160. ve 161. maddelerinde öngörülen görev ve yetkileri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Cumhuriyet savcısının maddi gerçeğe ulaşılarak adil yargılama yapılabilmesi için şüphelinin lehine ve aleyhine olan bütün delilleri süratle toplamak, muhafaza altına almak ve hukuki değerlendirmesini yaparak soruşturmayı zamanında sonuçlandırmak, şüphelinin haklarını ve aynı zamanda mağdur, şikayetçi, suçtan zarar görenin hak arama hürriyetlerini korumak ile yükümlü olduğu sonucuna varıldığı, Buna göre; şüpheli, müdafi, mağdur, şikayetçi suçtan zarar gören ve vekillerinin soruşturma evrakını inceleme haklarını (hak arama hürriyetlerini), soruşturmayı geciktirmeksizin ve Cumhuriyet savcısının görevlendireceği personel huzurunda kullanmalarını, bu suretle Cumhuriyet savcısının (ve Anayasa gereği Devletin) soruşturmayı makul sürede tamamlama yükümlülüğünü yerine getirmesini ve soruşturma evrakının kayıp ya da zayi olmaksızın eksiksiz bir şekilde muhafaza edilmesini (özellikle delillerin olduğu gibi muhafaza edilerek şüpheli haklarının korunmasını ve maddi gerçeğe ulaşılmasını) sağlamaya yönelik olarak getirilen dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmediği, Kaldı ki, soruşturma dosyasının tamamının incelenmesi talebinde bulunulması halinde, Cumhuriyet savcısının, bu durumun 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesi kapsamında soruşturmanın amacını tehlikeye düşürüp düşürmeyeceğini değerlendirerek hakimden kısıtlama talep etme yetkisi bulunduğu gözetildiğinde, soruşturma evrakının soruşturmanın geciktirilmemesi kaydıyla incelenmesine yönelik düzenlemede bu yönüyle de hukuka aykırılık görülmediği, Nitekim, 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan (mülga) Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 45. maddesinin 5. fıkrasında da benzer düzenlemeye yer verildiği, söz konusu düzenleme de dahil olmak üzere 45. maddenin bazı kısımlarının iptali istemiyle açılan dava sonucunda, Dairelerinin 22/05/2008 tarih ve E:2005/5971, K:2008/3448 sayılı davanın reddi yolundaki kararının, İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/01/2013 tarih ve E:2008/2359, K:2013/20 sayılı kararıyla onandığı, bu kararın düzeltilmesi isteminin de Kurulun 11/02/2015 tarih ve E:2013/4267, K:2015/350 sayılı kararıyla reddedildiği, bu suretle Daireleri kararının kesinleştiği, Öte yandan; dava konusu düzenlemeyle, incelemeye sunulacak soruşturma evrakının belirli suç ya da belgeler yönünden (5271 sayılı Kanun'un 153. maddesindeki gibi) herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmadığı, sınırlama söz konusu olacağı zaman, yine 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesindeki kuralın uygulama alanı bulacağı, bu sebeple hak arama hürriyetinin ve savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyeceği kanaatine ulaşıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 100. Maddesinin 3. Fıkrası, 137. Maddesinin 6. Fıkrası, 165. Maddesinin 5. Fıkrasının İncelenmesi: Söz konusu maddelerde, bölge adliye mahkemeleri hukuk ve ceza dairelerinde bulunan dava dosyalarının, Cumhuriyet savcılığındaki soruşturma evrakının ve ilk derece ceza mahkemesinde bulunan dosyaların incelenmesi veya bu dosyalardan belge örneği alınması halinde, dosya inceleme veya belge örneği alma tutanağının düzenleneceği ve tutanağın dosyayı inceleyen veya belge örneği alan ile nezaret eden görevli tarafından imzalandıktan sonra UYAP'a aktarılacağının düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 38/A ve 6100 sayılı Kanun'un 445. maddesi uyarınca UYAP'ın kullanımına yönelik usul ve esaslara ilişkin olarak davalı idarenin Yönetmelik'le düzenleme yapmasında hukuken engel bulunmadığının açık olduğu, Diğer taraftan, davaya konu düzenlemeler ile dosyaların incelenmesi veya belge örneği alınması durumunda düzenlenecek tutanağın incelemeyi yapan kişi ile dosyayı incelemeye sunan görevli tarafından imzalanmak suretiyle hem nezaret eden görevlinin sorumluluklarının belirlenmesinin, hem de dosyanın incelendiğinin veya dosyadan örnek alındığının belgelendirilerek bu belgenin ilgili dosyada ve UYAP'ta düzgün bir şekilde saklanmasının amaçlandığının anlaşıldığı, Ayrıca, dosyanın incelendiğinin ve/veya dosyadan örnek alındığının tutanağa bağlanmasının, avukat veya stajyerlerinin dosya inceleme yetkilerinin sınırlandırılması sonucunu doğurmayacağı, dolayısıyla adil yargılanma hakkına aykırı bir kurala yer verilmediğinin de görüldüğü, Bu haliyle, davaya konu düzenlemelerin adil yargılanma hakkı (mahkemeye erişim hakkı, savunma hakkı) ile bilgi edinme hakkının sınırlandırılmasını doğuracak nitelikte olmadığı anlaşıldığından, dosyaların düzenli ve eksiksiz bir şekilde muhafaza edilmesinin sağlanmasına yönelik olan getirilen düzenlemelerde hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 100. Maddesinin 4. Fıkrası, 165. Maddesinin 6. Fıkrasının İncelenmesi: Söz konusu maddelerde, müdafi veya vekillerin Avukat Bilgi Sistemi vasıtasıyla UYAP üzerinden bölge adliye mahkemeleri hukuk ve ceza dairelerinde ve ilk derece ceza mahkemelerinde bulunan dava dosyalarını inceleyip örnek alabileceklerinin düzenlendiği, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 46. maddesinde avukatların veya stajyerlerin vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilecekleri, ancak vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceğinin hüküm altına alındığı, Bu kapsamda yapılan değerlendirmede, 1136 sayılı Kanun kapsamında avukat veya stajyerlerinin fiziki olarak dava dosyalarını incelemelerinde vekaletname aranmayacağının kuşkusuz olduğu, ancak dosyada vekaletnamesi olmayan avukata UYAP üzerinden dava dosyasını inceleme yetkisi verilmesi durumunda, vekil olmayan avukatın incelemiş olduğu dosyadan bilgi-belge örneği alma imkanına sahip olacağı ve örnek alma (fotoğraf çekme vb.) imkanının teknik olarak engellenmesinin mümkün olmadığı, bu durumun ise 1136 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceği kuralına aykırılık oluşturacağının açık olduğu, Bu haliyle 1136 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak getirilen düzenlemelerde üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 165. Maddesinin 4. Fıkrasının İncelenmesi: Söz konusu maddede, ilk derece ceza mahkemelerinde mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören ve katılanın vekilleri ile müdafinin vekâletname veya görevlendirme yazısı ile başvurmaları hâlinde kovuşturma dosyasındaki bütün tutanak ve belgelerin örneğini harçsız olarak alabileceğinin düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinde, müdafiin ve suçtan zarar gören vekilinin iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebileceği, bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabileceği; 234. maddesinde de, mağdur ve şikayetçinin kovuşturma evresinde tutanak ve belgelerden (bizzat veya vekili aracılığıyla) örnek isteme hakkı bulunduğunun hükme bağlandığı, 1136 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 2. fıkrasında da vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceğinin açıkça düzenlendiği, Bu haliyle; mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören ve katılanın vekilleri ile müdafiin, kovuşturma dosyasındaki bütün tutanak ve belgelerin örneğini almasını, vekaletname veya görevlendirme yazısı ibrazı koşuluna bağlayan dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 202. Maddesinin 2., 3. ve 5. Fıkralarının İncelenmesi: Söz konusu maddelerde, adlî yargı ilk derece hukuk mahkemelerinde bulunan dosyaların incelenmesi ve örnek alınması hususunun düzenlendiği; 2. fıkrada, avukatlar ve stajyerlerin, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını zabıt kâtibinin gözetiminde her zaman inceleyebileceği, incelemenin yapıldığına dair düzenlenen dosya inceleme tutanağının ise avukat veya avukat stajyeri ile zabıt kâtibi tarafından imzalanarak dosyasında saklanacağı; 3. fıkrada, davacı, davalı, fer’i müdahil ve vekillerinin dava dosyasındaki veya elektronik ortamdaki bütün tutanak ve belgelerin onaysız fotokopi ya da çıktısını harçsız olarak alabilecekleri, avukatların belge örneği alabilmeleri için ise vekâletnamelerinin bulunmasının zorunlu olduğu; 5. fıkrada da, taraf vekillerinin UYAP Avukat Bilgi Sistemi vasıtasıyla dava dosyalarını inceleyebilecekleri ve örnek alabileceklerinin kurala bağlandığı, 6100 sayılı Kanun'un 161. maddesinde, zabıt kâtibinin gözetimi altında tarafların veya fer’î müdahillerin dava dosyasını inceleyebilecekleri; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 46. maddesinde de, avukat veya stajyerlerin vekaletname olmaksızın dahi dava ve takip dosyalarını incelemelerinin mümkün olduğunun hükme bağlandığı, Davaya konu düzenlemelerle, avukat ve stajyerlerinin vekaletname olmaksızın dava dosyalarını incelemesine halel getirilmediği, avukat veya avukat stajyeri tarafından dava dosyasında inceleme yapılması durumunda düzenlenecek dosya inceleme tutanağının incelemeyi yapan avukat veya avukat stajyeri ile dosyayı incelemeye sunan zabıt katibi tarafından imzalanmak suretiyle hem zabıt katiplerinin görev ve sorumluluklarının belirlenmesinin hem de dosyanın incelendiğinin belgelendirilerek bu belgenin ilgili dosyada düzgün bir şekilde saklanmasının amaçlandığı anlaşıldığından, bu haliyle gerek 6100 sayılı Kanun, gerekse de 1136 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine aykırılık taşımayan, dava dosyalarının incelenmesinin, bu bağlamda adil yargılanma hakkı (mahkemeye erişim hakkı, savunma hakkı) ile bilgi edinme hakkının sınırlandırılmasını doğuracak nitelik arz etmeyen, dosyaların düzenli ve eksiksiz bir şekilde muhafaza edilmesinin sağlanmasına yönelik olan düzenlemede hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 46. maddesinde avukatların veya stajyerlerin vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilecekleri, ancak vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceğinin hüküm altına alındığı, Bu kapsamda yapılan değerlendirmede, 1136 sayılı Kanun kapsamında avukat veya stajyerlerinin fiziki olarak dava dosyalarını incelemelerinde vekaletname aranmayacağı kuşkusuz olsa da, dosyada vekaletnamesi olmayan avukata UYAP üzerinden dava dosyasını inceleme yetkisi verilmesi durumunda, vekil olmayan avukatın incelemiş olduğu dosyadan bilgi-belge örneği alma imkanına sahip olacağı ve örnek alma (fotoğraf çekme vb.) imkanının teknik olarak engellenmesinin mümkün olmadığı, bu durumun ise 1136 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceği kuralına aykırı olacağının açık olduğu, Bu haliyle, gerek 6100 sayılı Kanun, gerekse de 1136 sayılı Kanun'da yer alan kurallara uygun olarak getirilen düzenlemelerde, üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. Maddesinin 1. Fıkrası ve 199. Maddesinin 1. Fıkrasının İncelenmesi: Söz konusu maddelerde, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığındaki dosyaların, ceza ve hukuk dairelerindeki dosyaların, Cumhuriyet başsavcılığına gelen soruşturma ve işlerin, ilk derece ceza ve hukuk mahkemelerine gelen dava ve işlerin tevzi edilmesinde dikkate alınacak kriterlerin Hakimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirleneceğinin kurala bağlandığı, Davacı tarafından, 5235 sayılı Kanun uyarınca iş bölümü yapma yetkisinin Hakimler ve Savcılar Kurulu ve Adalet Bakanlığının yetkisinde olmadığı, bu sebeple söz konusu düzenlemelerin üst hukuk normuna aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmekle birlikte; düzenlemelerin içeriğine bakıldığında, düzenlemelerin, yargısal bir faaliyet olan mahkemeler ve savcılıklar arasındaki "iş bölümünün" belirlenmesine yönelik olmadığı, savcılıklar ve mahkemelere gelen dosyaların hakim ve savcılar arasında eşit olarak dağıtılması amacına yönelik "tevziye" ilişkin bir idari düzenleme niteliğinde olduğunun anlaşıldığı; kaldı ki, dava konusu Yönetmelik'te de tevzinin iş bölümü esaslarına göre yapılacağı açıkça kurala bağlanmak suretiyle dosyaların tevzi edilmesi hususunun iş bölümü kapsamında olmadığının belirtildiği, Bu haliyle, tevzi kriterlerinin belirlenmesinin, 5235 sayılı Kanun'un iş bölümü belirlenmesine ilişkin 18. ve 35. maddeleri kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmadığının açık olduğu, Uyuşmazlıkta; davaya konu düzenlemelerle savcılıklar ve mahkemelere gelen dosyaların iş bölümü kararları doğrultusunda düzenli bir şekilde ilgili savcılık ve mahkemelere eşit olarak dağıtılmasının amaçlandığı dikkate alındığında, mülga 2992 sayılı Kanun'un verdiği yetki kapsamında getirilen düzenlemede üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 162. Maddesinin 2. Fıkrası ve 199. Maddesinin 2. Fıkrasının İncelenmesi: Söz konusu maddelerde, ilk derece ceza ve hukuk mahkemelerinde tevziden kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanı tarafından tevzi kriterleri esas alınarak karara bağlanacağının düzenlendiği, İdari bir düzenleme niteliğinde olan tevzinin, savcılıklar ve mahkemelere gelen dosyaların hakim ve savcılar arasında eşit olarak dağıtılması amacını taşıdığı ve tevziden kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların mahkemelerin veya savcılıkların çalışmalarını olumsuz yönde etkileyebileceğinin açık olduğu, 5235 sayılı Kanun'un 34. maddesi uyarınca adalet komisyonuna başkanlık etme görevi bulunan bölge adliye mahkemesi başkanının, mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak, genel yönetim işlerini yürütmek ve bu yolda uygun göreceği önlemleri almak şeklindeki idari görevi kapsamında tevziden kaynaklı uyuşmazlıkları karara bağlamasında anılan Kanun'a aykırı bir yön bulunmadığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 256. Maddesinin 4. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu fıkrada, bu Yönetmelik'te düzenlenen UYAP kayıtlarına gerek görüldüğünde Bakanlık tarafından yeni kayıtlar ve mevcut kayıtlara yeni sütunlar eklenebileceği kuralına yer verildiği, 5271 sayılı Kanun'un 38/A maddesi ve 6100 sayılı Kanun'un 445. maddesi kapsamında dava ve diğer yargılama işlemlerinde UYAP'ın kullanılacağı ve işlemlerin UYAP vasıtasıyla işlenip kaydedilerek saklanacağının düzenlendiği, ayrıca anılan maddelerde yargılamaya ilişkin işlemlerin UYAP’ta yapılmasına dair usul ve esasların Yönetmelik ile düzenlenebileceğinin kurala bağlandığı, Bu kapsamda, davalı idarece yargılama aşamalarına ilişkin olarak gerek görüldüğü takdirde UYAP üzerinden yeni kayıtlar veya mevcut kayıtlara yeni sütunlar eklenmesinde üst hukuk normları açısından yasal bir engel bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 100. Maddesinin 2. Fıkrasının İncelenmesi: Söz konusu maddede, bölge adliye mahkemesi ceza ve hukuk dairelerinde bulunan dosyalar bakımından, sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve davanın tarafları ile vekâletname veya görevlendirme yazısını ibraz eden ya da güvenli elektronik imzalı olarak UYAP aracılığıyla gönderen bu kişilerin vekilleri ile müdafilerinin, daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde, dava dosyasından istediği bütün kayıt ve belgelerin bir örneğini dilekçe ile başvurmaları hâlinde harçsız olarak alabileceklerinin kurala bağlandığı, Dava konusu Yönetmelik'in dayanakları arasında yer alan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"ni düzenleyen 153. maddesinin 1. fıkrasında, müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceğine ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceğine; 2. fıkrasında da, sayma suretiyle gösterilen suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda, müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek nitelikte olması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabileceğine; yine aynı Kanunun 234. maddesinde de, mağdur ve şikayetçinin soruşturma ve kovuşturma evresinde dosya inceleme ve belge örneği isteme hakkına yer verildiği, Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 46. maddesinin 2. fıkrasında, avukat veya stajyerin, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebileceği, bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, vekâletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceğinin hükme bağlandığı, "Ceza Muhakemesi"nin temel amacının, yargılanan kişinin hukuksal güvenliğinin gereği olarak yargılamanın nasıl yapılacağının gösterilmesinden başka, adil yargılama ilkesinin gereklerinin gözetilerek "maddi gerçeğin" ortaya çıkartılması olduğu, bu bağlamda yargıcın yargılama faaliyetini yürütmesine ait şekil/yöntem kurallarının yanı sıra, ceza yargılamasının diğer sujelerinin eylemleri, işlemleri, hakları ve yükümlülükleri ile maddi gerçeğin araştırılması ve bulunması için öngörülen araçlar ile bu araçları kullanacakların da ceza muhakemesine ilişkin düzenlemelerin kapsamında olduğu, nitekim, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesinde de, bu Kanun'un, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini de düzenlediğinin belirtildiği, dolayısıyla ceza muhakemesini düzenleyen kuralların yalnızca usul kurallarına değil, aynı zamanda maddi içeriğe de sahip olduğu, 5271 ve 1136 sayılı Kanun'ların anılan hükümleri uyarınca, müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceği, yine 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen suçlar bakımında ise soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek nitelikte olması halinde dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabileceğinin açık olduğu, Öte yandan; 6100 sayılı Kanun'un 360. maddesinin atfıyla bölge adliye hukuk mahkemelerinde de uygulama alanı bulan 161. maddesinde, gizli olarak saklanmasına karar verilen belge ve tutanakların incelenmesinin, hakimin açık iznine bağlı olduğu hükmüne yer verildiği, Yasal düzenlemeler bu şekilde olmasına rağmen, Yönetmelik'in davaya konu 100. maddesinin 2. fıkrasında, sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve davanın taraflarının, dava dosyasından herhangi bir kayıt ve belgenin örneğini alma isteklerinin, daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onayına tabi tutulduğu ve bu yönüyle ceza daireleri bakımından Kanun'da yer almayan bir ön izin mercinin teşekkül ettirildiği, hukuk daireleri bakımından ise Kanun'da yalnızca gizli belge ve tutanaklara yönelik tanınan yetkinin aşılarak izin/onay yetkisinin genişletildiğinin görüldüğü, Bu durumda, dava dosyasından kayıt ve belge almayı, 5271 sayılı Kanun'da olmayan bir prosedür getirmek ve 6100 sayılı Kanun'daki ayrımı aşmak suretiyle ilgili daire başkanı veya görevlendireceği bir üyenin onayına tabi tutan ve böylece adil yargılanma hakkını kısıtladığı kanaatine varılan Yönetmelik'in dava konusu 100. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Düzenlemenin "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresi dışında kalan kısımlarında hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle, 06/08/2015 tarih ve 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in tümünün ve yine Yönetmelik'in, 5. maddesinin 11. fıkrasının, 67. maddesinin 1 ve 3. fıkralarının, 96. maddesinin 2. fıkrasının, 97. maddesinin 2. fıkrasının, 100. maddesinin 1. fıkrasının, aynı maddenin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresi dışında kalan kısımlarının, 3 ve 4. fıkralarının, 103. maddesinin 2. fıkrasının, 104. maddesinin 1. fıkrasının, 135. maddesinin 1. fıkrasının, 136. maddesinin 2. fıkrasının, 137. maddesinin 6 ve 7. fıkralarının, 162. maddesinin, 164. maddesinin 2. fıkrasının, 165. maddesinin 1, 4, 5 ve 6. fıkralarının, 169. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin, 199. maddesinin, 202. maddesinin 2, 3 ve 5. fıkralarının ve 256. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemi yönünden davanın reddine, 100. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Adalet Bakanlığının yargılama faaliyeti ile ilgili olan dosya inceleme ve örnek alma konusunda yönetmelik ile düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığı, buna yönelik düzenlemelerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, yerleşik içtihadın dikkate alınmadığı, kesin delil niteliğine sahip olmayan güvenli elektronik imzalı belgenin adi senet niteliğinde olduğu, Yönetmelik'in 5. maddesinin 11. fıkrası ile güvenli elektronik imzalı belgenin karine kuvvetinde bir delil olarak düzenlenmesinin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na aykırılık teşkil ettiği, yasal dayanaktan yoksun hükmün iptali gerektiği, 67. maddesinin 1. ve 3. fıkrası ile 169. maddenin 3. fıkrasının (b) bendinde hükmün tebliğini, tarafların istemine bağlama yönünde getirilen sınırlamanın kanuni dayanağının bulunmadığı, 96/2, 97/2, 136/2 ve 164/2 maddeleri ile ön büro işlemlerinde, mağdur, şikayetçi, suçtan zarar gören, katılan, taraflar ve vekilleri, sanık ve müdafi dışındaki ilgili kişilerce dosyaya evrak sunulmasının engellenmesine yol açan düzenlemenin hukuka aykırı olduğu, Yönetmelik'in dosyaların tevzii ile ilgili 103/2, 104/1, 135/1, 162 ve 199. maddelerinin de, 256/4. maddesinin de yasal dayanaktan yoksun olduğu, kararın davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresi yönünden, 1136 sayılı Kanun'un 46/2. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 161. maddesi hükümleri dikkate alındığında, örnek alınması talep edilen bir dosyada, gizli olarak saklanmasına karar verilen belge ve tutanak olup olmadığı hususunun her zaman kalem personeli tarafından bilinmesinin mümkün olmaması nedeniyle daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde, dosyadan örnek verilmesi talebinin yerine getirilmesinin, verilmiş bir gizlilik kararının uygulanmama ihtimalini de ortadan kaldıracağı, dolayısıyla dosyada bir gizlilik kararı olup olmadığı hususunun daire başkanı veya görevlendirilen üye hakim tarafından denetlenmesinin gizlilik kararının uygulanmasını sağlayacağı, anılan madde ile, gizlilik kararının uygulanmasının kalem personelinin keyfi tutumuna bırakılmamasının amaçlandığı, davanın tümden reddi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, temyize konu kararın iptale ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından, temyize konu kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Müşterek Kurul kararının, dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi, 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrası yönünden davanın esastan reddine ilişkin kısmının gerekçeli onanması, diğer kısımlarının aynen onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden tarafların yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onuncu ve İkinci Daireleri Müşterek Kurulu kararının, dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi, 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrası yönünden davanın reddine ilişkin kısmı ve 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline ilişkin kısmı dışındaki kısımları, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davacı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın söz konusu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Temyize konu kararın, dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi, 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrası yönünden davanın reddine ilişkin kısmına gelince; Dava konusu Yönetmelik'in "Cumhuriyet başsavcılığında dosyaların tevzi" başlıklı 103. maddesinin 2. fıkrasında, "Tevzi kriterleri Kurulun (Hakimler ve Savcılar Kurulu) görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirlenir."; "Ceza ve hukuk dairelerinde dosyaların tevzi" başlıklı 104. maddesinin 1. fıkrasında, "Ceza ve hukuk dairelerine verilecek iş sayısı; başkanlar kurulunun belirleyeceği işbölümü esas alınarak elektronik ortamda UYAP tevzi kriterlerine göre otomatik olarak dağıtılır. Tevzi kriterleri Kurulun görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirlenir."; "Cumhuriyet başsavcılığına gelen soruşturma ve işlerin tevzii" başlıklı 135. maddesinin 1. fıkrasında, "Soruşturma ve istinabe evrakı ile diğer işler puanlama yöntemine göre Cumhuriyet savcılarına tevzi edilir. Her Cumhuriyet savcısına eşit puanda iş gönderilmesi esastır. Puanlama kriterleri, Kurulun görüşü alınarak Bakanlık tarafından UYAP’ta düzenlenir."; "Mahkemelere gelen dava ve işlerin tevzii" başlıklı 162. maddesinde, "(1) İddianame, istinabe evrakı ve diğer işler puanlama yöntemine göre mahkemelere tevzi edilir. Her mahkemeye eşit puanda iş gönderilmesi esastır. Puanlama kriterleri, Kurulun görüşü alınarak Bakanlık tarafından UYAP’ta düzenlenir. (2) Tevziden kaynaklanan uyuşmazlıklar adlî yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanı tarafından tevzi kriterleri esas alınarak karara bağlanır."; "Dava ve işlerin tevzii" başlıklı 199. maddesinde, "(1) Dava, istinabe evrakı ve diğer işler puanlama yöntemine göre mahkemelere tevzi edilir. Her mahkemeye eşit puanda dava ve iş gönderilmesi sağlanır. Puanlama kriterleri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirlenir. (2) Dava ve işlerin tevziinden kaynaklanan uyuşmazlıklar başvuru üzerine, adlî yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanı tarafından tevzi kriterleri esas alınarak karara bağlanır."; "Kayıtların düzeni ve sorgulanması ile yeni kayıt ve sütun ekleme" başlıklı 256. maddesinin 4. fıkrasında, "Bu Yönetmelikte düzenlenen kayıtlara gerek görüldüğünde Bakanlık tarafından yeni kayıtlar ve mevcut kayıtlara yeni sütunlar eklenebilir." hükümleri yer almaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddesinin 3/c bendinde dilekçenin ehliyet yönünden de inceleneceği, 15. maddesinin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır. 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel olması idari işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olması sonucunu doğurmamaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları davacının gerçek kişi, tüzel kişi, belde sakini olması gibi hususlar dikkate alınmak suretiyle ve her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği de göz önünde tutularak belirlenmektedir. Dava konusu uyuşmazlıkta, davacı kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşudur. Anayasa'nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kurulan kamu tüzelkişilikleri olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları düzenlenmiştir. Buna göre; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı, sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır. Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinin 1. fıkrasında, barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; aynı maddenin 2. fıkrasında da, Anayasa'nın 135. maddesine paralel biçimde baroların kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları hükmüne yer verilmiştir. Yine aynı Kanun'un 109. maddesinde, Türkiye Barolar Birliğinin bütün baroların katılmasıyla oluşan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğu belirtilmiş; görevlerinin sayıldığı 110. maddesinin 3. bendinde, Birliğin, baro mensuplarının genel menfaatlerini korumakla görevli olduğu ifade edilmiş; yasak faaliyetlerin düzenlendiği 111. maddenin birinci fıkrasında ise Anayasa'nın 135. maddesine paralel biçimde Türkiye Barolar Birliğinin kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı hükmü düzenlenmiştir. Bu durumda; yukarıda anılan Anayasa ve Kanun hükümleri kapsamında bir değerlendirme yapıldığında; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı ile ceza ve hukuk dairelerindeki dosyaların, Cumhuriyet başsavcılığına gelen soruşturma ve işler ile adli yargı ilk derece ceza ve hukuk mahkemelerine gelen dava ve işlerin tevzi edilmesinde dikkate alınacak kriterler ile dava konusu Yönetmelik kapsamında bulunan bütün soruşturma ve kovuşturma mercileri ile adalet komisyonları için bu Yönetmelik gereği UYAP'ta tutulacak kayıtlara yeni kayıt veya sütunlar eklenmesine ilişkin usul ve esaslara yönelik kurallara yer verilen dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi, 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrasında, 1136 sayılı Kanun'un 76. ve 110. maddelerinde barolara ve Türkiye Barolar Birliğine verilen görevlerle ve avukatlık mesleği ile ilgili herhangi bir düzenleme getirilmediği anlaşıldığından, davacı Türkiye Barolar Birliğinin anılan maddelerin iptali istemiyle dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda, dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi, 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrası yönünden davanın reddi yolundaki Müşterek Kurul kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir. Temyize konu kararın, dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline ilişkin kısmınına gelince ise; Temyize konu kararın, dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline ilişkin kısmına gelince ise; Anayasa'nın 17. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."; 20. maddesinde, “(1) Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (...) (3) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”; 167. maddesinin 1. fıkrasında, "Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemlerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilli veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler."; 172. maddesinde, "Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder." hükümlerine yer verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun "Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar" başlıklı 55. maddesinde, üretim ve iş sırlarının korunmasına aykırılık teşkil eden fiiller, haksız rekabete ilişkin hallerin başlıcaları arasında sayılmıştır. Buna göre bir ticari işletmeye ait sırların ifşa edilmeye veya ele geçirilmeye yöneltilmesiyle bu sırların değerlendirilmesi veya başkalarına bildirilmesinin haksız rekabete aykırı haller olarak sayılacağı düzenlenmiş, yine birçok maddede sır saklama yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Sırların saklanması” başlıklı 73. maddesinde, banka sırlarını korumakla yükümlü kişiler ile bu yükümlüğün süresi genel olarak düzenlenmiş olup, sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait sırları öğrenenlerin, söz konusu sırları bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamayacakları ve bu yükümlülüğün görevden ayrıldıktan sonra da devam edeceği kuralına yer verilmiştir. Benzer şekilde, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda da sır saklama yükümlülüklerine ilişkin kurallara yer verilmiştir. 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nda da, açıklanması halinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler; açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgeler; kişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte olmayan sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler; kurum ve kuruluşların yetkili birimlerince yürütülen idari soruşturmalarla ilgili olup, açıklanması veya zamanından önce açıklanması halinde; kişilerin özel hayatına açıkça haksız müdahale sonucunu doğuracak, kişilerin veya soruşturmayı yürüten görevlilerin hayatını ya da güvenliğini tehlikeye sokacak, soruşturmanın güvenliğini tehlikeye düşürecek, gizli kalması gereken bilgi kaynağının açığa çıkmasına neden olacak veya soruşturma ile ilgili benzeri bilgi ve bilgi kaynaklarının temin edilmesini güçleştirecek bilgi veya belgeler; açıklanması veya zamanından önce açıklanması halinde; suç işlenmesine yol açacak, suçların önlenmesi ve soruşturulması ya da suçluların kanuni yollarla yakalanıp kovuşturulmasını tehlikeye düşürecek, yargılama görevinin gereğince yerine getirilmesini engelleyecek, hakkında dava açılmış bir kişinin adil yargılanma hakkını ihlal edecek nitelikteki bilgi veya belgeler; kişinin izin verdiği haller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında, açıklanması halinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler; haberleşmenin gizliliği esasını ihlal edecek bilgi veya belgeler; kanunlarda ticari sır olarak nitelenen bilgi veya belgeler ile, kurum ve kuruluşlar tarafından gerçek veya tüzel kişilerden gizli kalması kaydıyla sağlanan ticari ve mali bilgiler; fikir ve sanat eserlerine ilişkin olarak yapılacak bilgi edinme başvuruları bilgi edinme hakkı kapsamı dışında tutulmuştur. Anayasa mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında da, Devletin, kişilerin özel ve aile hayatına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin haksız saldırılarını önlemekle yükümlü olduğu, özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkının, bireyin kendisiyle ilgili bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsadığı, kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisiyle ilgili bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31, 32). Özel hayata saygı hakkının kapsamında olan bireylerin kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkı, Anayasa'nın 20. maddesinde açık olarak düzenlenmiştir (Nurcan Belin, B. No: 2014/14187, 10/1/2018, § 38). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması" başlıklı 239. maddesinde, "(1) Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur. (2) Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır..." hükmüne yer verilmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 46. maddesinin 2. fıkrasında, avukat veya stajyerin, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebileceği, bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, vekâletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Dava konusu Yönetmelik'in dayanakları arasında yer alan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"ni düzenleyen 153. maddesinin 1. fıkrasında, müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceğine ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceğine; 2. fıkrasında da, sayma suretiyle gösterilen suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda, müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek nitelikte olması halinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabileceğine; yine aynı Kanun'un 234. maddesinde de, mağdur ve şikayetçinin soruşturma ve kovuşturma evresinde dosya inceleme ve belge örneği isteme hakkına yer verilmiştir. Yine dayanaklar arasında yer alan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 360. maddesinin atfıyla bölge adliye hukuk mahkemelerinde de uygulama alanı bulan 161. maddesinde, gizli olarak saklanmasına karar verilen belge ve tutanakların incelenmesinin hakimin açık iznine bağlı olduğu hükmüne yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasında, bölge adliye mahkemesi ceza ve hukuk dairelerinde bulunan dosyalar bakımından, sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve davanın tarafları ile vekâletname veya görevlendirme yazısını ibraz eden ya da güvenli elektronik imzalı olarak UYAP aracılığıyla gönderen bu kişilerin vekilleri ile müdafilerinin daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde dava dosyasından istediği bütün kayıt ve belgelerin bir örneğini dilekçe ile başvurmaları hâlinde harçsız olarak alabilecekleri kurala bağlanmıştır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, ticari sır, bankacılık sırrı, müşteri sırrı, devlet sırrı vb. nitelikte bilgi ve belgelerin yetkisiz kişilerin eline geçmesinin önlenmesi amacıyla, birçok kanuni düzenleme yapılmış olup, bölge adliye mahkemesi ceza ve hukuk dairelerinde bulunan dosyaların içerisinde de bu nitelikte bilgi ve belgelerin bulunabilecek olması karşısında, söz konusu kanunlardaki farklı durumlar dikkate alınarak bilgi ve belgelerin yetkisiz kişilerin eline geçmesinin önlenmesi amacıyla dava konusu madde ile, dava dosyasından örnek alınmasının, daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onayına tabi tutulduğu anlaşılmaktadır. Maddede sayılan kişilerin, daire başkanı veya görevlendireceği üyenin iznine tabi olarak dava dosyasından istedikleri bütün kayıt ve belgelerin bir örneğini alabilmelerini öngören dava konusu düzenlemenin, bu haliyle savunma hakkına halel getirmediği gibi, yargı görevi icra eden daire başkanı ve görevlendireceği üyenin yargısal işlemlerine yönelik herhangi bir sınırlandırma veya kısıtlama da içermediği ve üst hukuk normlarına aykırılık taşımadığı görülmektedir. Bu itibarla, üst hukuk normlarına aykırı bir yönü bulunmayan dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin, bireylerin mahremiyet hakkının, bireyin kendisiyle ilgili bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsadığı, kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamamasını amaçladığı ve adil yargılanma hakkını da kısıtlamadığından, iptali yolundaki Müşterek Kurul kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine; 2. Kısmen davanın reddine, kısmen iptale ilişkin Danıştay Onuncu ve İkinci Daireleri Müşterek Kurulunun 29/12/2021 tarih ve E:2016/1446, K:2021/7084 sayılı kararının, dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi, 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrası yönünden davanın reddine ilişkin kısmı ve 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline ilişkin kısmı dışındaki kısımlarının ONANMASINA, 3. Anılan kararın dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi, 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrası yönünden davanın reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 4. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 5. Anılan kararın dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline ilişkin kısmının BOZULMASINA, 6. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Onuncu Dairesine gönderilmesine, 7. Kesin olarak, 07/11/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X-1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; yine aynı Kanun'un 109. maddesinde, Türkiye Barolar Birliğinin bütün baroların katılmasıyla oluşan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğu belirtilmiş; Türkiye Barolar Birliğinin görevlerinin sayıldığı 110. maddesinin 3. bendinde, Birliğin, Baro mensuplarının genel menfaatlerini korumakla görevli olduğu ifade edildikten sonra 11. bendinde, kanunların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesine ve yüklediği görevlerin tam ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmakla da görevli olduğu kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesinin 1. fıkrası ve 199. maddesinin 1. fıkrasında, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığındaki dosyaların, ceza ve hukuk dairelerindeki dosyaların, Cumhuriyet başsavcılığına gelen soruşturma ve işlerin, ilk derece ceza ve hukuk mahkemelerine gelen dava ve işlerin tevzi edilmesinde dikkate alınacak kriterlerin Hakimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirleneceği kurala bağlanmış; 256. maddesinin 4. fıkrasında, bu Yönetmelik'te düzenlenen UYAP kayıtlarına gerek görüldüğünde Bakanlık tarafından yeni kayıtlar ve mevcut kayıtlara yeni sütunlar eklenebileceği kuralına yer verilmiştir. Davacı Birliğin, dava konusu düzenlemelerin avukatlık mesleği ile ilgili olduğu, Yönetmelik'in uygulanması sonucunda, savunma hakkı ve avukatlık mesleğinin zarar göreceği, tevziye ilişkin hükümlerin 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'a aykırı olduğu, tevzi konusunda Hakimler ve Savcılar Kurulunun ve Adalet Bakanlığının görev ve yetkisinin bulunmadığı; kanun koyucu tarafından Adalet Bakanlığına sınırlı şekilde düzenleme yetkisi verildiğinden, UYAP kayıtlarına, yeni kayıtlar ve mevcut kayıtlara yeni sütunlar ekleme gereksinimi doğması halinde bu hususun düzenleyici bir işlemle yani yönetmelikle yapılması gerektiği, Adalet Bakanlığı tarafından yapılmasını öngören düzenlemenin yasal dayanaktan yoksun olduğuna yönelik iddiaları ve söz konusu hükümlerin, avukatların takip ettikleri soruşturma, dava dosyaları ile diğer işlerin tevzi edilmesine ve kullandıkları UYAP kayıtlarına ekleme yapılmasına ilişkin olduğu dikkate alındığında, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 110. maddesinin 3. ve 11. bentleri uyarınca, baro mensuplarının genel menfaatlerini korumak ve kanunların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesine ve yüklediği görevlerin tam ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmakla görevli olan Türkiye Barolar Birliğinin, avukatlık hizmetinin kullanıldığı bir alanı düzenleyen dava konusu Yönetmelik'in 103. maddesinin 2. fıkrası, 104. maddesinin 1. fıkrası, 135. maddesinin 1. fıkrası, 162. maddesi ve 199. maddesi ile 256. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemiyle bu davayı açmada ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davacı Birliğin bu davada anılan Yönetmelik maddelerinin iptali istemiyle dava açma ehliyeti bulunduğundan, işin esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği oyuyla, kararın Müşterek Kurul kararının gerekçeli onanmasına ilişkin kısmına katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Temyize konu kararın, dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline ilişkin kısmının incelenmesinden; Anayasa'nın 17. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."; 20. maddesinde, “(1) Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (...) (3) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”; 167. maddesinin 1. fıkrasında, "Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemlerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilli veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler."; 172. maddesinde, "Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder." hükümlerine yer verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun "Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar" başlıklı 55. maddesinde, üretim ve iş sırlarının korunmasına aykırılık teşkil eden fiiller, haksız rekabete ilişkin hallerin başlıcaları arasında sayılmıştır. Buna göre bir ticari işletmeye ait sırların ifşa edilmeye veya ele geçirilmeye yöneltilmesiyle bu sırların değerlendirilmesi veya başkalarına bildirilmesinin haksız rekabete aykırı haller olarak sayılacağı düzenlenmiş, yine birçok maddede sır saklama yükümlülüğüne ilişkin düzenleme yapılmıştır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Sırların saklanması” başlıklı 73. maddesinde, banka sırlarını korumakla yükümlü kişiler ile bu yükümlüğün süresi genel olarak düzenlenmiş olup, sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait sırları öğrenenlerin, söz konusu sırları bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamayacakları ve bu yükümlülüğün görevden ayrıldıktan sonra da devam edeceği kuralına yer verilmiştir. Benzer şekilde, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanunu, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda da sır saklama yükümlülüklerine ilişkin kurallara yer verilmiştir. 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nda da, açıklanması halinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler; açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgeler; kişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte olmayan sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler; kurum ve kuruluşların yetkili birimlerince yürütülen idari soruşturmalarla ilgili olup, açıklanması veya zamanından önce açıklanması halinde; kişilerin özel hayatına açıkça haksız müdahale sonucunu doğuracak, kişilerin veya soruşturmayı yürüten görevlilerin hayatını ya da güvenliğini tehlikeye sokacak, soruşturmanın güvenliğini tehlikeye düşürecek, gizli kalması gereken bilgi kaynağının açığa çıkmasına neden olacak veya soruşturma ile ilgili benzeri bilgi ve bilgi kaynaklarının temin edilmesini güçleştirecek bilgi veya belgeler; açıklanması veya zamanından önce açıklanması halinde; suç işlenmesine yol açacak, suçların önlenmesi ve soruşturulması ya da suçluların kanuni yollarla yakalanıp kovuşturulmasını tehlikeye düşürecek, yargılama görevinin gereğince yerine getirilmesini engelleyecek, hakkında dava açılmış bir kişinin adil yargılanma hakkını ihlal edecek nitelikteki bilgi veya belgeler; kişinin izin verdiği haller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında, açıklanması halinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler; haberleşmenin gizliliği esasını ihlal edecek bilgi veya belgeler; kanunlarda ticari sır olarak nitelenen bilgi veya belgeler ile, kurum ve kuruluşlar tarafından gerçek veya tüzel kişilerden gizli kalması kaydıyla sağlanan ticari ve mali bilgiler; fikir ve sanat eserlerine ilişkin olarak yapılacak bilgi edinme başvuruları bilgi edinme hakkı kapsamı dışında tutulmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması" başlıklı 239. maddesinde, "(1) Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur. (2) Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır..." hükmüne yer verilmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 46. maddesinin 2. fıkrasında, avukat veya stajyerin, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebileceği, bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, vekâletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Dava konusu Yönetmelik'in dayanakları arasında yer alan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"ni düzenleyen 153. maddesinin 1. fıkrasında, müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceğine ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceğine; 2. fıkrasında da, sayma suretiyle gösterilen suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda, müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek nitelikte olması halinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabileceğine; yine aynı Kanun'un 234. maddesinde de, mağdur ve şikayetçinin soruşturma ve kovuşturma evresinde dosya inceleme ve belge örneği isteme hakkına yer verilmiştir. Yine dayanaklar arasında yer alan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 360. maddesinin atfıyla bölge adliye hukuk mahkemelerinde de uygulama alanı bulan 161. maddesinde, gizli olarak saklanmasına karar verilen belge ve tutanakların incelenmesinin hakimin açık iznine bağlı olduğu hükmüne yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasında; bölge adliye mahkemesi ceza ve hukuk dairelerinde bulunan dosyalar bakımından, sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve davanın tarafları ile vekâletname veya görevlendirme yazısını ibraz eden ya da güvenli elektronik imzalı olarak UYAP aracılığıyla gönderen sayılan kişilerin vekilleri ile müdafilerinin daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde dava dosyasından istediği bütün kayıt ve belgelerin bir örneğini dilekçe ile başvurmaları hâlinde harçsız olarak alabilecekleri kurala bağlanmıştır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, ticari sır, bankacılık sırrı, müşteri sırrı, devlet sırrı vb. nitelikte bilgi ve belgelerin yetkisiz kişilerin eline geçmesinin önlenmesi amacıyla birçok kanuni düzenleme yapılmıştır. Uyuşmazlıkta, bilgi ve belgelerin yetkisiz kişilerin eline geçmesinin önlenmesi amacıyla bölge adliye mahkemesi ceza ve hukuk dairelerinde bulunan dava dosyalarından örnek alınmasının, daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onayına tabi tutulmasında üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte, dava konusu madde içeriğinde, daire başkanı veya görevlendirilen üye tarafından, hangi nitelikte bilgi ve belgelerin örneğinin alınmasına onay verilmeyeceği, hangi kriterlere göre bu nitelikteki bilgi ve belgelerin örneğinin alınmasına onay verilebileceği, onay verilmediği takdirde bu karara itiraz halinde hangi prosedürün uygulanacağı, örneği alınamayacak nitelikteki bilgi ve belgelerin örneği alınabilecek diğer evraktan tefrik edilemez nitelikte olması halinde ne şekilde hareket edileceği, konu ile ilgili söz konusu bilgi ve belgeyi ibraz eden veya inceleme talep edenlerin yükümlülüklerinin ne olması gerektiği gibi hususlarda açıklık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, kapsamı ve uygulanma şekli belirsiz olan dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin eksik düzenleme nedeniyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, temyize konu Müşterek Kurul kararının dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline yönelik kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz. KARŞI OY XXX-Müşterek Kurul kararının, davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik'in 5/11, 67/3, 100/1, 165/1 ve 202/2-3. maddeleri yönünden davanın reddine; davalı idare tarafından ise, 100/2. maddesinin "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline ilişkin kısımlarına yönelik yapılan temyiz istemlerinin incelenmesinden; Anayasa'nın işlem tarihinde yürürlükte bulunan haliyle 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiş; 138. maddesinde hakimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ifade edilmiş ve bu bağımsızlığı sağlayan araçlara yer verilerek, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat verilmesi, genelge gönderilmesi, tavsiye ve telkinde bulunulması, görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulması, görüşme yapılması veya herhangi bir beyanda bulunulması yasaklanmıştır. Yargı bağımsızlığının gerekliliği ve varlığı, güçler ayrılığı ilkesinin yanı sıra Anayasa'nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez nitelikteki 2. maddesinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerine dayanmaktadır. Başka bir ifadeyle yargı bağımsızlığı, daha doğrusu yargının bağımsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olmasının doğal ve zorunlu sonucu; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunun, kişi temel hak ve özgürlüklerinin en önemli güvencesini oluşturan hukuk güvenliğini sağlamanın tek aracıdır. Bu önemi ve vazgeçilemezliği nedeniyle Anayasa, güçler ayrılığını Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olarak nitelendirmiş; bu bağlamda yasama ve özellikle yürütme erki ile yargı arasında, yargının işlevsel etkinliğini artırmak, faaliyetlerini hızlandırmak ve kolaylaştırmak için kimi organik bağlar kurmakla birlikte, fonksiyonel bir etkide bulunulmasına, yani yargı yetkisinin kullanılmasına ve yürütülmesine karışmaya kesinlikle izin vermemiştir. Bu haliyle, yargı erkini oluşturan, yargı yetkisini kullanan hakimlik ve savcılık mesleğinin yürütülmesinin, başka bir ifadeyle yargı yetkisinin kullanılmasının, yani mahkemelerce yapılan faaliyetlerin neler olduğunun belirlenmesinin yürütme erkine bırakılmaması, hatta yürütmenin etki ve gözetiminin dahi bulunmaması hukukun genel ilkelerinin ve üstün kamu yararının mutlak gereğidir. Bu çerçevede, "muhakeme" kavramı, yalnızca yargılama usulünü değil, yargı yerinin uyuşmazlığın çözümü için yürüttüğü faaliyetten kaynaklanan hukuki ilişkilerin sujelerinin işlemlerini de içermektedir. "İdare Hukuku"nda "yetki", idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade etmektedir. Bu yönüyle idari işlemin en temel unsurunu oluşturan "yetki", yasayla hangi makama verilmiş ise ancak onun tarafından kullanılabilir. İdare Hukukunda "yetkisizlik kural, yetkili olma istisna"dır. Bu istisna ise, yetkinin, yalnızca yasayla gösterilen hallerde ve yine yasayla gösterilen idari merciler tarafından kullanılmasıdır. Bu nedenle "yetki" yasanın açık izni olmadan devredilemez. Anayasa'nın 123. maddesi uyarınca, kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenmek durumunda olan idarenin kendi düzenleme yetkisi de yasalarla sınırlı olduğundan, yetki kuralları genişletici yoruma tabi tutulamaz. Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında Adalet Bakanlığının düzenleme yapma yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Yargılama usulü ile ilgili konular yargı yerini ilgilendirdiği için, yargılama usulü yasalarının uygulanmasına ait alt düzeydeki normların konusu ve kapsamının ilgili yasa metninin lafzıyla sınırlı olacağı tabiidir. Bu nedenle, genel anlamda, mahkemelerin yargılama faaliyeti içinde yer alan usul konusunun, idari alanın dışında kaldığının ve münhasıran yasa konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. Yargılama usulü içinde düzenlenen bir konunun idari alan sayılabilmesi için ise, bu konuların neler olduğunun ve sınırlarının yasa koyucu tarafından açıkça gösterilmesi zorunludur. Yasa koyucunun düzenleme yapma yetkisi vermediği hususların da idarece düzenlenebileceğinin kabulü, yargı yetkisinin idare tarafından kullanılması anlamına gelir ki, bu durumun diğer bir ifadesi "fonksiyon gaspı"dır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun dava konusu Yönetmelik'in yayımlandığı tarihteki şekli bir bütün olarak incelendiğinde, anılan Kanun'ların muhtelif maddelerinde yönetmelikle düzenlenecek konular açıkça belirtilmiş; 5271 sayılı Kanun'un 333. maddesinde, "(1) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, aksine hüküm bulunmadıkça, ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılır.", 6100 sayılı Kanun'un 449. maddesinde de; "(1) Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili yönetmelikler, Adalet Bakanlığı tarafından Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır. Yeni yönetmelikler çıkarılıncaya kadar, mevcut yönetmeliklerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur." hükümlerine yer verilmiştir. Söz konusu Kanun hükümlerinin birlikte incelenip, değerlendirilmesinden; yasa koyucunun "idari alan" olarak kabul edip yönetmelikle düzenlenmesini öngördüğü konuları, konu ya da madde belirtmek suretiyle açıkça gösterdiği; 5271 sayılı Kanun'un 333. maddesinde ve 6100 sayılı Kanun'un 449. maddesinde ise, yönetmelik çıkarma yetkisini, sadece bu Kanun'larda öngörülen yönetmelikler ile sınırlandırdığı sonucuna varılmıştır. Yukarıda yer verilen açıklamalar kapsamında, uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle davalı idarenin Yönetmelik'in dava konusu maddelerinde düzenlenen konularda düzenleme yapma yetkisinin olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu Yönetmelik; bölge adliye mahkemesi başkanlığı, başkanlar kurulu, daireleri, Cumhuriyet başsavcılığı ve adalet komisyonu ile adlî yargı ilk derece mahkemesi, hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı ve adalet komisyonunun idarî işlemleriyle, yargılama ve yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesine dair usul ve esasları belirlemek amacıyla, bölge adliye mahkemesi başkanlığı, başkanlar kurulu, daireleri, Cumhuriyet başsavcılığı ve adalet komisyonu ile adlî yargı ilk derece mahkemesi, hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı ve adalet komisyonu ile müdürlüklerde tutulacak kayıtlar, kartonlar, yapılacak idarî işlemler, yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esaslar ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun uygulama alanını kapsamak suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır. Dava konusu Yönetmelik'in "Bölge Adliye Mahkemeleri İdari İşler ve Yazı İşleri Hizmetleri" başlıklı İkinci Kısmının, "Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Yazı İşleri Hizmetleri" başlıklı Beşinci Bölümünün, "Kararların tebliği ve teslimi" başlıklı 67. maddesinin 3. fıkrasında; "Tarafların elinde bulunan hüküm nüshalarının farklı olması hâlinde UYAP’ta kayıtlı olan gerekçeli karar esas alınır.", aynı Kısmın, "Çeşitli Hükümler" başlıklı Sekizinci Bölümünün "Dosyaların incelenmesi ve örnek çıkarılması usulü" başlıklı 100. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında; "İlgili kanunlardaki kısıtlamalar saklı kalmak koşuluyla; sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve davanın tarafları, avukat veya stajyerleri vekâletname olmaksızın, dava dosyasını yazı işleri müdürü ya da görevlendireceği bir zabıt kâtibi nezaretinde inceleyebilirler. Sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve davanın tarafları ile vekâletname veya görevlendirme yazısını ibraz eden ya da güvenli elektronik imzalı olarak UYAP aracılığıyla gönderen bu kişilerin vekilleri ile müdafileri daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde dava dosyasından istediği bütün kayıt ve belgelerin bir örneğini dilekçe ile başvurmaları hâlinde harçsız olarak alabilirler.", "Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri ve Hakimlikleri Yazı İşleri Hizmetleri" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ceza Mahkemeleri ve Hakimlikleri Yazı İşleri Hizmetleri" başlıklı Üçüncü Bölümünün "Dosyaların incelenmesi ve örnek alınması" başlıklı 165. maddesinin 1. fıkrasında; "Mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören ve katılanın vekilleri ile müdafi kovuşturma evresinde dosya içeriği ile muhafaza altına alınmış delilleri fizikî veya elektronik ortamda yazı işleri müdürü ya da görevlendireceği bir zabıt kâtibinin yanında inceleyebilir.", "Adli Yargı İlk Derece Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Hizmetleri" başlıklı Dördüncü Kısmının "Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Hizmetleri" başlıklı İkinci Bölümünün "Dosyaların incelenmesi ve örnek alınması" başlıklı 202. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında da; "Avukatlar ve stajyerler, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını zabıt kâtibinin gözetiminde her zaman inceleyebilirler. İncelemenin yapıldığına dair düzenlenen dosya inceleme tutanağı avukat veya avukat stajyeri ile zabıt kâtibi tarafından imzalanarak dosyasında saklanır. Davacı, davalı, fer’i müdahil ve vekilleri dava dosyasındaki veya elektronik ortamdaki bütün tutanak ve belgelerin onaysız fotokopi ya da çıktısını harçsız olarak alabilirler. Avukatların belge örneği alabilmeleri için vekâletnamelerinin bulunması zorunludur." düzenlemelerine yer verilmiştir. Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin Anayasa'nın 124. maddesinden kaynaklanan düzenleme yetkilerinin, görev alanları ile ilgili yasalarla sınırlı olması nedeniyle, mahkemeler tarafından uygulanacak olan yargılama usulüne ilişkin yasaların, idarenin görev alanı ile ilgili olduğundan söz etmeye olanak bulunmamaktadır. Bu durumda, savunma ve adil yargılanma hakkına ilişkin olan yukarıda yer verilen hususlarda Adalet Bakanlığının düzenleme yetkisi olmadığından, söz konusu maddelerde hukuka uyarlık görülmemiştir. Dava konusu Yönetmelik'in "Genel Hükümler" başlıklı Birinci Kısmının Birinci Bölümünün "UYAP'ın kullanılması" başlıklı 5. maddesinin 11. fıkrasında yer alan; "Güvenli elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi hâlinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir." düzenlemesi yönünden ise; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Elektronik işlemler" başlıklı 38/A maddesinde, "(1) Her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılır. Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenir, kaydedilir ve saklanır. (2) Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP ’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir. (3) Bu Kanun kapsamında fiziki olarak hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar elektronik ortamda düzenlenebilir, işlenebilir, saklanabilir ve güvenli elektronik imza ile imzalanabilir. (4) Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlar diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilir. Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar, gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmez ve ilgili kurum ve kişilere gönderilmez. (5) Elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP ’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir. (6) Güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararlarda, mühürleme işlemi ile kanunlarda birden fazla nüshanın düzenlenmesini öngören hükümler uygulanmaz. (7) Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP ’a aktarılır ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilir. (8) Elektronik ortamdan fiziki örnek çıkartılması gereken hallerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim, Cumhuriyet savcısı veya görevlendirilen yetkili kişi tarafından imzalanır ve mühürlenir. (9) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter. (10) Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus, tapu, adlî sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak istenilmez. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler ayrıca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmez. (11) Ceza muhakemesi işlemlerinin UYAP’ta yapılmasına dair usul ve esaslar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmüne; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Elektronik işlemler" başlıklı 445. maddesinde de, "(1) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır. (2) Elektronik ortamda, güvenli elektronik imza kullanılarak dava açılabilir, harç ve avans ödenebilir, dava dosyaları incelenebilir. Bu Kanun kapsamında fizikî olarak hazırlanması öngörülen tutanak ve belgeler güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabilir ve gönderilebilir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve belgeler ayrıca fizikî olarak gönderilmez, belge örneği aranmaz. (3) Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim veya görevlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir. (4) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter. (5) Mahkemelerde görülmekte olan dava, çekişmesiz yargı, geçici hukuki koruma ve diğer tüm işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, her ne kadar usul kanunları ile UYAP'ın kullanımına ilişkin usul ve esasları düzenleme konusunda davalı idareye yetki verilmiş ise de; Yönetmelik'in 5. maddesinin 11. fıkrasında yer alan; "Güvenli elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi hâlinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir." düzenlemesi, 5271 sayılı Kanun'un 38/A maddesinin 5. fıkrasında yer alan hükmün tekrarı niteliğinde olsa dahi, 6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu'nda bu şekilde bir sınırlama yer almamakta olup, hakimin yargılama aşamasına ilişkin belge ve bilgileri değerlendirme yetkisine müdahale anlamına gelen bu düzenleme, Adalet Bakanlığının düzenleme yetkisi dışında bulunmaktadır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in Adalet Bakanlığının düzenleme yapma yetkisi bulunmayan konularda düzenleme yapan 5/11, 67/3, 100/1-2, 165/1 ve 202/2-3. maddelerinin iptali gerektiği sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, temyize konu Müşterek Kurul kararının; dava konusu Yönetmelik'in 5/11, 67/3, 100/1, 165/1 ve 202/2-3. maddeleri yönünden davanın reddine ilişkin kısmına yönelik davacı tarafından yapılan temyiz başvurusunun kabulü ile kararın bu kısmının bozulması; 100/2. maddesinin "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline ilişkin kısımına yönelik davalı idare tarafından yapılan temyiz isteminin reddi ile kararın bu kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısımlarına katılmıyorum. KARŞI OY XXXX-Dava konusu Yönetmelik'in 100/2. maddesinde; bölge adliye mahkemesi ceza ve hukuk dairelerinde bulunan dosyalar bakımından, sanık, mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören, katılan ve davanın tarafları ile vekâletname veya görevlendirme yazısını ibraz eden ya da güvenli elektronik imzalı olarak UYAP aracılığıyla gönderen sayılan kişilerin vekilleri ile müdafilerinin daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde dava dosyasından istediği bütün kayıt ve belgelerin bir örneğini dilekçe ile başvurmaları hâlinde harçsız olarak alabilecekleri kurala bağlanmıştır. Dava konusu Yönetmelik'in dayanakları arasında yer alan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"ni düzenleyen 153. maddesinin 1. fıkrasında, müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceği; 2. fıkrasında da, sayma suretiyle gösterilen suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda, müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek nitelikte olması halinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabileceği kuralına yer verilmiştir. Anılan Kanun hükmünün değerlendirilmesinden; müdafiin soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilmesi ve istediği belgelerin bir örneğini alabilmesinin kural olduğu, bu halin soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek olması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim kararı ile bu yetkinin sınırlanabileceği yolundaki düzenlemenin ise, genel kurala istisna niteliğinde olduğu, bazı belgeler yönünden ise, bu istisnanın da geçerli olmadığı sonucu çıkmaktadır. Kanun koyucunun bu düzenleme ile adil yargılanma ve savunma hakkının gecikmeksizin kullanılmasını sağlamayı ve bu hakkın kullanımını kolaylaştırmayı amaçladığı tartışmasızdır. Diğer taraftan, soruşturma aşamasındaki usul işlemlerinin gizli olduğu ve soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek gerektiği de dikkate alınarak davalı idarenin soruşturma dosyalarının düzenli bir şekilde tutulmasını sağlamak amacıyla soruşturma dosyalarının incelenmesi aşamasında dosyalardan örnek alınması hususuna ilişkin düzenleme yapma yetkisi bulunduğu açıktır. Ancak bu hususta yapılacak düzenlemelerin sınırının açık ve net bir şekilde çizilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde söz konusu düzenlemeler ile getirilen sınırlamalar adil yargılanma hakkı (mahkeme kararlarına erişim hakkı, savunma hakkı) ile bilgi edinme hakkı yönünden hukuka aykırı olacaktır. Uyuşmazlıkta; davaya konu düzenleme ile dava dosyalarında yer alan bütün kayıt ve belgelerden örnek alınmasının daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onayına tabi tutulduğu görülmekle birlikte; düzenleme içeriğinde, anılan onay verilirken hangi hususların göz önünde bulundurulacağı, hangi hallerde onay verilmeyeceğine yönelik olarak açık bir kurala yer verilmediği, dolayısıyla dava dosyalarından örnek almaya ilişkin getirilen sınırlamanın belirsiz nitelikte olduğu anlaşılmış olup, böylelikle dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu haliyle, temyize konu Müşterek Kurul kararının dava konusu Yönetmelik'in 100. maddesinin 2. fıkrasının "daire başkanı veya görevlendireceği üyenin onay vermesi hâlinde" ibaresinin iptaline yönelik kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyorum.