Başvuru, tam yargı davasında tazminat miktarı belirlenirken ıslah isteminde bulunulmasına karşın bu istemin karşılanmaması üzerine açılan ek davanın kesin hüküm gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; tam yargı davasında tazminat miktarı belirlenirken ıslah isteminde bulunulmasına karşın bu istemin karşılanmaması üzerine açılan ek davanın kesin hüküm gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların yakını olan Emrah Baş, Genelkurmay Başkanlığı Hava Kuvvetleri Komutanlığında er olarak 23/11/2007 tarihinde gerekli tüm sağlık kontrollerinden geçerek askerlik görevini ifa etmeye başlamıştır. Emrah Baş; ayak bileğinde, dizinde, kalçasında ve göğüs kafesinde ağrılar olduğunu belirterek defalarca revire gitmiştir. Son olarak 21/10/2008 tarihinde revire gitmesi üzerine İzmir Asker Hastanesine sevk edilmiştir. Burada lösemi teşhisi konularak tedavisine başlanmış olmasına karşın 11/3/2010 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucular, Emrah Baş'ın hastalığının geç teşhisi nedeniyle vefat ettiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talebiyle 10/3/2011 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Dairesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır. AYİM başvurucuların talebi ile bağlı kalarak davanın maddi tazminat istemine ilişkin kısmının kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabul kısmen reddine 26/3/2014 tarihinde karar vermiştir. Başvurucular alınan bilirkişi raporunun tebliğinden sonra bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, AYİM tarafından itirazlarına dair karar verilmeden ve dosyanın incelemeye alındığı bildirilmeden gerekçeli kararın verilmesi nedeniyle ıslah haklarını kullanamadıklarını belirterek karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Başvurucular ayrıca 1/7/2014 tarihli dilekçeleriyle ıslah talebinde bulunmuştur. AYİM 10/12/2014 tarihinde karar düzeltme istemlerini reddetmiştir. Anılan karar 6/1/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş ve kesinleşmiştir. Başvurucular, AYİM'de 23/3/2015 tarihinde bilirkişi raporunda belirtilen tutarla AYİM tarafından hükmolunan tazminat tutarı arasındaki farkın ödenmesine karar verilmesi talebiyle yeniden dava açmıştır. AYİM önceki dava sürecinden bahsederek gerekçesinde, ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun, davanın konusunun, sebeplerinin ve taraflarının aynı olması koşulunun gerçekleştiğini ifade etmiş; kesin hüküm bulunması nedeniyle 27/5/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçede ayrıca ilk dava sırasında ıslah imkânının olduğu hâlde karar verilinceye kadar bu imkânın kullanılmadığı, karar verildikten sonra ıslah talebinde bulunulduğu da belirtilmiştir. Karar düzeltme istemleri ise 16/12/2015 tarihli kararla reddedilmiştir. Başvurucular nihai kararı 4/1/2016 tarihinde tebellüğ etmelerinin ardından 2/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun “İdari davalar ve yargı yetkisinin sınırı” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır..." 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un maddesi ile 1602 sayılı mülga Kanun’un maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle şöyledir: “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” 1602 sayılı mülga Kanun’un “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının sonuçları” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Daireler ve Daireler Kurulu kararları kesin olup, kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını hasıl eder. Bu kararlar aleyhine, ancak bu kanunda yazılı kanun yollarına başvurulabilir.” 1602 sayılı mülga Kanun'un “dari yargılama usulü kanunu ile hukuk usulü muhakemeleri kanununun uygulanacağı haller” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun hakimin davaya bakmaktan memnuiyetini gerektiren haller, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, bağlılığı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım ve duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri uygulanır. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/21 md.) Bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Kesin hüküm” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır.(5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir."