DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/766 E. , 2024/1090 K. T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/766 Karar No : 2024/1090 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı - ANKARA VEKİLLERİ: Av. ... Av. ... 2- ... Defterdarlığı - ... (... Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLLERİ: Av. ..., Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Üçüncü Dairesinin 11/12/2023 tarih ve E:2023/3105, K:2023/54…
DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/766 E. , 2024/1090 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/766 Karar No : 2024/1090 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı - ANKARA VEKİLLERİ: Av. ... Av. ... 2- ... Defterdarlığı - ... (... Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLLERİ: Av. ..., Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Üçüncü Dairesinin 11/12/2023 tarih ve E:2023/3105, K:2023/5467 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:18)'in "11.13.3. 1/1/2013 tarihinden önce yapılan borçlanmalara ilişkin finansman giderlerinin durumu" başlıklı bölümü ile ihtirazi kayıtla verilen 2021 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde finansman gider kısıtlamasından kaynaklanan ve kanunen kabul edilmeyen gider olarak beyan edilen tutar nedeniyle gelecek yıla devreden cari yıl zararının azaltılması işleminin iptali istemiyle dava açılmıştır. Danıştay Üçüncü Dairesinin 11/12/2023 tarih ve E:2023/3105, K:2023/5467 sayılı kararı: Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin iptali isteminin birlikte ve aynı dava dilekçesinde dava konusu edilmesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine karar verilmiştir. Dava konusu tebliğ hükümlerinin, Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi kapsamında ülke çapında uygulanacak ve idari davaya konu olabilecek düzenleyici işlem mahiyetinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin en önemli ilkelerinden olan hukuki güvenlik, belirliliği zorunlu kılmaktadır. Belirlilik ilkesine göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye ne tür müdahale yetkisini tanıdığını kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilirlik, bilinebilirlik ve öngörülebilirlik gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır. Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hükme bağlanmak suretiyle verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiş olup bu ilke takdire dayalı keyfi uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının yasa ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide mükellefiyet, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve zamanaşımı gibi konuların yasayla düzenlenmesi zorunludur. Öte yandan, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst normdan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup bunun doğal sonucu olarak hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı, dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme, idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturmaktadır. Anayasa'da düzenleyici işlem olarak sadece yönetmelikler belirtilmiş ise de idarenin düzenleme yetkisi bununla sınırlı olmayıp tebliğler de yasa, tüzük, yönetmelik ve benzeri hukuk kaynaklarının uygulanmasına ilişkin ayrıntıları ve uygulama şeklini gösteren düzenleyici işlemlerdir. Bu açıklamalar doğrultusunda uyuşmazlığın çözümü, davalı Hazine ve Maliye Bakanlığınca tesis edilen dava konusu düzenlemenin, usul ve esasları düzenleme hususunda kendilerine Kanun'la verilen yetki kapsamında tesis edilip edilmediğinin, Tebliğ'de yer alan 01/01/2013 tarihi ve sonrasında sağlanan yabancı kaynaklara ilişkin olarak mahiyet ve tutar itibarıyla 01/01/2021 tarihinden sonra kesinleşen gider ve maliyetlerin finansman gider kısıtlamasına tabi tutulup tutulmayacağının açıklığa kavuşturulmasına bağlıdır. i. 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:18)'in, "11.13.3. 1/1/2013 tarihinden önce yapılan borçlanmalara ilişkin finansman giderlerinin durumu" başlıklı bölümünün iptali istemi yönünden yapılan değerlendirme: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendi ile yabancı kaynak kullanımında finansman giderlerine yönelik olarak 01/01/2013 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemede üst sınır olarak belirlenen %10 oranını aşmamak üzere Cumhurbaşkanı'na oran belirleme yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye istinaden çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı ile 01/01/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere %10 oranı belirlenmiştir. Anılan Karar'da henüz 2021 vergilendirme dönemi sona ermeden belirlenen oranın 2021 vergilendirme döneminde uygulanmak üzere yürürlüğe girdiği açıkça belirtilmiştir. Tebliğ hükmü ile de ilk geçici vergilendirme dönemi geçmeden uygulanmak üzere anılan Kanun maddesinin yürürlüğe girdiği 01/01/2013 tarihinden itibaren sağlanan yabancı kaynaklara ilişkin olarak mahiyet ve tutar itibarıyla 01/01/2021 tarihinden itibaren kesinleşen gider ve maliyet unsurlarının gider kısıtlamasına tabi tutulacağı düzenlenmiştir. 2021 yılında getirilen düzenlemeye kadar kesinleşen ve katlanılan finansman giderlerinin indirim konusu yapılabildiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasında yer alan hukuki güvenlik ilkesi kural olarak kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur. Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. Kanunların geriye yürümesi, getirilen yeni kuralın eski kural döneminde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanmasıdır. Yeni kuralın eski kural yürürlükte iken başlamakla beraber henüz sonuçlanmamış hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması ise kanunların geriye yürümesi olarak nitelendirilemez. Anayasa Mahkemesi vergi kanunlarının geriye yürüdüğü iddiasıyla yapılan başvurularda öncelikle vergiyi doğuran olayın tespitini yapmaktadır. Bu tespiti yaptıktan sonra da geriye yürümeyi, vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesinden sonra yapılan düzenlemelerin, ilgili döneme etki edecek şekilde uygulanması olarak tanımlamaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde uyuşmazlık konusu durum değerlendirilecek olursa 01/01/2013 tarihi itibarıyla finansman gider kısıtlaması düzenlemesi ilgili Kanun'da yer almıştır. Ancak, uygulanacak oran 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki "Karar" ile 01/01/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere belirlenmiştir. Dolayısıyla, vergilendirme dönemi kapanmadan finansman gider kısıtlaması oranı yürürlüğe girmiştir. 2020 ve önceki yıllarda kurum kazancının tespitinde dikkate alınmış olan finansman giderlerinin finansman gider kısıtlamasına tabi tutulmasının söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte aynı yıllarda alınıp 2021 yılında kesinleşen kısımların ise finansman gider kısıtlamasına tabi tutulması gerekmektedir. Cumhurbaşkanı'nın maddede öngörülen yetkisini bir süre kullanmamış olması, kendisine verilen yetkiyi ortadan kaldırmamaktadır. Kanunla, konusu ve sınırları belirlenerek her takvim yılı başında kullanılmak üzerine verilen yetkiye dayanılarak Cumhurbaşkanı'nca belirli bir oranın belirlenmesi ihtimalinin ve beklentisinin bulunduğunun kabul edilmesinin makul ve mantıklı sayılabileceği bir konuda, bu oranın kanunun yürürlük tarihinden sonra belirlenmiş olmasının, mükellefler açısından öngörülemez bir durumun ortaya çıkması ya da objektif olarak tahmin edilebilecek bir haklı beklentinin veya bir kazanılmış hakkın ihlal edilmesi sonucunu doğurduğu söylenemeyecektir. Söz konusu oranın 2021 takvim yılı içinde ve ilk geçici vergilendirme dönemi kapanmadan önce belirlenmesi ve düzenlemenin yılın başından itibaren yürürlüğe konulmasının öngörülmesi, kurum kazancının vergilendirilmesinde vergilendirme döneminin yıllık olarak benimsenmesinin bir sonucudur. Açıklanan nedenlerle, anılan Tebliğ hükmünün Cumhurbaşkanı Kararı'nın geriye yürütülmesi sonucunu doğurduğu yolundaki davacı iddiası yerinde görülmemiştir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 13/02/2019 tarih ve E:2018/103, K:2019/4 sayılı kararında da belirtildiği üzere kurumlar vergisi matrahını etkileyecek nitelikteki bir düzenlemenin vergiyi doğuran olay henüz gerçekleşmeden uygulamaya girmesi ve ilgili yıla ilişkin olarak uygulanması, kuralın geçmişe yürümesi ve hukuki güvenlik ilkesinin ihlali anlamına gelmeyecektir. ii. Genel değerlendirme ve karar sonucu: İdari yargı yerlerinin denetim yetkisi, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılmasının hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ile sınırlıdır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerin yukarıda belirtilen ilgili Kanun maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığına verdiği yetki kapsamında yapıldığı anlaşılmıştır. Diğer taraftan, söz konusu yetkiye istinaden çıkarılan Tebliğ'in ilgili düzenlemelerinde yapılan belirlemelerin idarenin takdir yetkisi kapsamında olduğu, Kanun'un uygulama alanının sınırlandırılmadığı, üst hukuk normlarına aykırılık taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, uygulama işleminde de hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Daire bu gerekçeyle davayı reddetmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Finansman gider kısıtlaması oranının, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin gider ve maliyet unsurlarının toplamının %10’unu aşmamak üzere belirlenmesine ilişkin Cumhurbaşkanına yetki veren 5520 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (i) işaretli bendi Anayasa'nın 2, 7 ve 73. maddelerine aykırılık oluşturduğundan anılan kuralın somut norm denetimi yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerekmektedir. 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:18)'in "11.13.3. 1/1/2013 tarihinden önce yapılan borçlanmalara ilişkin finansman giderlerinin durumu" başlıklı bölümünde yer alan düzenlemeler ile finansman gider kısıtlamasının 04/02/2021 tarihinden 01/01/2021 tarihine kadar geriye doğru uygulanması öngörülmüştür. Bu nedenle temyize konu kararın karşı oyunda belirtilen hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca dava konusu işlemlerde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Davacı tarafından, yukarıda belirtilen nedenlerle dava konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğu belirtilerek aksi yöndeki gerekçeyle verilen Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı ve İstanbul Defterdarlığı tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: 04/02/2021 tarih ve 31385 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 03/02/2021 tarih ve 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın eki Karar'ın 2 ve 3. maddeleri ile 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:18)'in ilgili bölümlerinin ve bireysel işlemin iptali istemiyle açılan davada, 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın eki Karar'ın 2 ve 3. maddelerinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin karara yöneltilen temyiz istemi Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 04/12/2024 tarih ve E:2024/841, K:2024/1085 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Tebliğ'in işbu davada dava konusu edilen ilgili kısımlarının dayanağı olan Cumhurbaşkanı Kararı'nın eki Karar'ın 3. maddesinde hukuka aykırılık bulunmadığı yolunda verilen davanın reddine ilişkin karar ile bu karara yöneltilen temyiz isteminin reddine ilişkin karar uyarınca oluşan hukuki durum karşısında temyize konu kararın Tebliğ'in dava konusu edilen kısımlarında yer alan "01/01/2021" ibareleri yönünden davanın reddi yolundaki fıkrasına yönelik temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. Diğer taraftan, temyize konu kararın, Tebliğ'in dava konusu edilen diğer kısımlarına ve bireysel işleme ilişkin davanın reddine dair hüküm fıkrasında hukuka aykırılık bulunmadığından davacının temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : i. Anayasa'ya aykırılık iddiası hakkındaki inceleme: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" başlıklı 152. maddesinin birinci fıkrasının 6771 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle değişik hali ve anılan maddenin ikinci fıkrası şu şekildedir: "Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır." 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi" başlıklı 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması halinde iptali istenen kuralların Anayasa'nın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslını; başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğini; dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerini dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiştir. Maddenin (2) numaralı fıkrasında ise taraflarca ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiası davaya bakan mahkemece ciddi görülmezse bu konudaki talebin gerekçeleri de gösterilmek suretiyle reddedileceği ve bu hususun esas hükümle birlikte temyiz konusu yapılabileceği ifade edilmiştir. Davacı tarafından, temyiz dilekçesinde, 5520 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (i) işaretli bendinde, Cumhurbaşkanına finansman gider kısıtlaması oranının, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin gider ve maliyet unsurlarının toplamının %10’unu aşmamak üzere belirlenmesine yönelik verilen yetkinin Anayasa'nın 2, 7 ve 73. maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilerek Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunulmuştur. Anayasa’nın 73. maddesi uyarınca, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ancak kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Bu mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimler ile oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir. Anayasa’nın 73. maddesi uyarınca vergiler, esaslı unsurları kanunla belirlenerek konulacak ve yürütme organına bu unsurlardan sadece dördünde kanunla belirlenen hadler dâhilinde düzenleme yapma yetkisi verilebilecektir. Çerçevesi Anayasa ile belirlenmiş olan bu yetki, "koşullu ve sınırlı bir yetki" (AYM, E:2013/66, K:2014/19, 29/01/2014) olup yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesinin bir istisnasıdır. Uyuşmazlıkta, 5520 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (i) işaretli bendinde yer alan Cumhurbaşkanına finansman gider kısıtlaması oranının, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin gider ve maliyet unsurlarının toplamının %10’unu aşmamak üzere belirlenmesine yönelik yetki veren kuralın, çerçevesinin Anayasa ile belirlendiği ve Anayasa'nın 2 ve 73. maddelerinde öngörülen güvenceleri sağlayacak şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu kuralla verginin yasallığı ilkesinin zedelenmesine yol açacak ve yasama yetkisinin yürütme organına devri sonucunu doğuracak şekilde yürütme organına sınırsız bir yetki verildiğinden söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir. ii. Temyiz istemi hakkındaki inceleme: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup dilekçede ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1- Davacının temyiz isteminin REDDİNE, 2- Danıştay Üçüncü Dairesinin 11/12/2023 tarih ve E:2023/3105, K:2023/5467 sayılı kararının ONANMASINA, 3- Davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri ve Kanun'a ek (3) sayılı Tarife uyarınca maktu harç alınmasına, 04/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.