Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/2697 E. , 2024/3244 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/2697 Karar No : 2024/3244 DAVACI : ... Barosu Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı / ... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU: 31/12/2019 tarih ve 30995 (4. Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği'nin 7. maddesi ile 10. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde yer alan "kabulünün" kelimesinin ve 11. maddesinin 1. fıkrası
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/2697 E. , 2024/3244 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/2697 Karar No : 2024/3244 DAVACI : ... Barosu Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı / ... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU: 31/12/2019 tarih ve 30995 (4. Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği'nin 7. maddesi ile 10. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde yer alan "kabulünün" kelimesinin ve 11. maddesinin 1. fıkrasının iptali istenilmektedir. DAVACININ_İDDİALARI : Davacı tarafından, dayanak Kanun hükmünün Anayasaya aykırı olduğu, bu nedenle Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği, davaya konu Yönetmelik'in 7. maddesinin 1. fıkrası açısından; şüpheli lehine hükümler içeren söz konusu düzenlemenin yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hallerinde uygulanmayacağının düzenlendiği, dezavantajlı durumda olan bu kişiler bakımından istisna getirilmesinin bu kişileri daha fazla dezavantajlı duruma getirdiği, zira bu kişilerin seri muhakeme usulünün lehlerine olması halinde dahi anılan usulden yararlandırılmadığı, söz konusu maddenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu; Yönetmelik'in 7. maddesinin 2. fıkrası açısından; suç iştirak hâlinde işlendiği takdirde şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi durumunda bu usulün uygulanamayacağının düzenlendiği, anılan düzenlemenin suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğu, seri muhakeme usulünden yararlanmak isteyen bir kişinin başka bir kişinin bu usulü reddetmesi halinde bu haktan yararlanamayacak olmasının, ayrımcılık yasağı, eşitlik, adil yargılanma, suç ve cezaların şahsiliği ilkelerine aykırılık teşkil edeceği; Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde yer alan "kabulünün" kelimesi ve 11. maddesinin 1. fıkrası açısından; şüphelinin seri muhakeme usulünün uygulanmasını kabul etmemesi durumunda müdafiin teklif aşamasında yer almadığı, ancak teklifin kabul edilmesi halinde müdafiin hazır bulunması gerektiğine yönelik düzenleme getirildiği, oysaki şüphelinin müdafiin yardımına ihtiyaç duyduğu aşamanın teklif aşaması olduğu, şüphelinin özgür iradesinden söz edilebilmesi için müdafiin teklif aşaması dahil olmak üzere en başından itibaren sürece dahil edilmesi gerektiğinden mevcut düzenlemenin Anayasanın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek dava konusu düzenlemelerin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. DAVALININ_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından; usul yönünden, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği; esas yönünden, dava konusu Yönetmeliğin hazırlık aşamasında Yargıtay, Hakimler ve Savcılar Kurulu ile Türkiye Barolar Birliği temsilcilerinden müteşekkil bir Yönetmelik Çalışma Grubu oluşturulduğu, Yönetmelik'in 7. maddesi açısından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinin 11. fıkrasında, suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi halinde ve aynı maddenin 12. fıkrasında yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik durumlarında seri muhakeme usulünün uygulanmayacağının düzenlendiği, bu haliyle daya konu düzenlemelerin Kanun'un lafzı ve amacına uygun olduğu; Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde yer alan "kabulünün" kelimesi ve 11. maddesinin 1. fıkrası açısından; 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinin 3. fıkrasında açık bir şekilde şüphelinin seri muhakeme usulünü müdafii huzurunda kabul etmesi hâlinde bu usulün uygulanacağının düzenlendiği, anılan Kanun’un müdafi zorunluluğunu sadece teklifin kabulü esnasında aradığı, bilgilendirme veya teklif aşamasında müdafinin hazır bulunmasına ilişkin herhangi bir hükmün bulunmadığı belirtilerek dava konusu düzenlemelerin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI: ... DÜŞÜNCESİ : Dava; 31/12/2019 tarihli, 30995 (4. Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 01/01/2020 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliğinin 7. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile 10. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde bulunan "kabulünün" kelimesinin ve 11. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 124. maddesine göre; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Seri muhakeme usulü başlıklı 250. maddesinde; "(1)Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır: … (3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır. … (11)Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz. (12)Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz. … (15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.” kuralları yer almaktadır. Adalet Bakanlığı tarafından Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği 31/12/2019 tarihli, 30995 (4. Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış ve 01/01/2020 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliğinin iptali istenilen Seri muhakeme usulünün uygulanmayacağı hâller başlıklı 7. maddesinde: “1) Suç, seri muhakeme usulü kapsamında olsa bile Türk Ceza Kanununda yer alan; yaş küçüklüğü (madde 31), akıl hastalığı (madde 32) veya sağır ve dilsizlik (madde 33) hâllerinde bu usul uygulanmaz. (2) Seri muhakeme usulü kapsamındaki suçun, iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi veya birinci fıkra kapsamındaki kişilerle birlikte işlenmesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz.” kuralına yer verilmiştir. Seri muhakeme usulüne tabi olmakla birlikte Türk Ceza Kanununun İkinci Kısmının (Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Veya Azaltan Nedenler) İkinci Bölümünde düzenlenen hallerden olan yaş küçüklüğü (madde 31), akıl hastalığı (madde 32) veya sağır ve dilsizlik (madde 33) kapsamında olanlar ile suçun bu kapsamındaki kişilerle birlikte işlenmesi, ayrıca suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi halinde seri muhakeme usulünün uygulanmamasını gösteren 5271 sayılı Kanunun 250. maddesinin 11 ve 12. fıkrasındaki kurallara uygun şekilde yapılan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava dilekçesindeki; dezavantajlı kişilere istisna getirilmesinin eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu; seri muhakeme usulünün iştirak halinde işlenen suçlarda şüphelilerden biri tarafından kabul etmemesi durumunda uygulanamaması suç ve cezaların şahsiliği, eşitlik ve adil yargılanma ilkesi ile ayrımcılık yasağına aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de; ceza muhakemesi açısından kanunun idareye tanıdığı uygulamaya ilişkin yetki kapsamında yönetmelikle düzenleme yapılmış olup, söz konusu ilkelerle çelişen bir yönü görülmemiştir. Yönetmeliğin iptali istenilen 10. maddesindeki “kabulünün” ibaresi ile Müdafiin görevlendirilmesi başlıklı 11. maddesine gelince; 5271 sayılı Kanunun 250. maddesinin 3. fıkrasının ilk kısmı seri muhakeme usulünün uygulanmasının şüpheliye teklif edilmesi, ikinci kısmı ise teklifin kabulünün ancak müdafii huzurunda gerçekleşmesi şartını aramaktadır. Yönetmeliğin 10 ve 11. maddesindeki düzenlemeler kanunun tekrarı, teklifin kabul aşamasında müdafii görevlendirilmesini içerecek nitelikte kurallar getirmekte olup, dayanağı kanuni düzenlemeye aykırı bir yön taşımamaktadır. Dava dilekçesinde; teklif aşamasına yönelik olarak, teklifin reddi ya da kabulü öncesi müdafii yardımına ihtiyaç olduğu, bu evrede yapılacak hukuki yardımın temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından gerekli olduğu ileri sürülmekte ise de; kanunda müdafii görevlendirilmesi şartının kabule dönük olarak getirildiği, idari bir kararla bu şart dışındaki halde müdafii görevlendirilmesi kanuni dayanaktan yoksun olacağı gibi hak kaybına yol açacak bir durumda olmadığından bu iddia yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesi, 24/10/2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7188 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilmiş, "Seri muhakeme usulü" başlığını taşıyan söz konusu Kanun hükmüne dayanılarak hazırlanan Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği, 31/12/2019 tarih ve 30995 (4. Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. 01/01/2020 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik'teki yukarıda anılan düzenlemelerin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE : USUL YÖNÜNDEN: Davacının dava açma ehliyetinin incelenmesi: Davalı idare tarafından, davacı Baronun görülmekte olan davayı açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığı, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüştür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceği hükme bağlanmıştır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Baroların, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu belirtilmiş; 95. maddesinin 2. fıkrasının 21. bendinde de, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak, Baro Yönetim Kurulunun başlıca görevleri arasında sayılmıştır. 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", içtihatlarda, dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel olması, idari işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olması sonucunu doğurmamaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları davacının gerçek kişi, tüzel kişi, belde sakini olması gibi hususlar dikkate alınmak suretiyle ve her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği de göz önünde tutularak belirlenmektedir. Davacı, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı, kural olarak kuruluş yasalarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır. Diğer taraftan, 1136 sayılı Kanun'un 76. maddesi ile 95. maddesinin 2. fıkrasının 21. bendinde yapılan yasal değişiklikten sonra baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır. Danıştay kararları ışığında konuya bakıldığında; Avukatlık Kanunu'nda yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararını, Anayasa ile koruma altına alınan temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlandığı görülmektedir. Dava konusu Yönetmelik'te, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinde sayılan suçlar bakımından uygulanacak seri muhakeme usulünün uygulanma koşullarına ve şekline yönelik birtakım düzenlemeler getirilmiştir. Davacı tarafından, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde yer alan hükümlere aykırı olduğu ileri sürülen dava konusu düzenlemelerin; ceza muhakemesinde bazı suçlar bakımından uygulanacak yeni bir usule, toplumun genelini ilgilendiren bir alana ilişkin olduğu, bu özelliği itibarıyla genel kamu yararı ile ilgili bulunduğu açıktır. Bu nedenle, hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baro Başkanlığının, -seri muhakeme usulünde müdafiin hangi aşamada yer alacağına ilişkin Yönetmelik maddelerini de içeren- dava konusu düzenlemelerin değinilen niteliği gereği dava açma ehliyeti bulunmakta olup, davalı idarenin bu yöndeki itirazı yerinde görülmemiştir. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen "Seri muhakeme usulü" başlıklı 250. maddesinin 1. fıkrasında, soruşturma evresi sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde hangi suçlarla ilgili olarak seri muhakeme usulünün uygulanacağı belirlenmiş; 3. fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır."; 11. fıkrasının 1. cümlesinde, "Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz..." kuralına; dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten sonra yürürlüğe giren 08/07/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanunla eklenen 2. cümlesinde, "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz." kuralına; 12. fıkrasında, "Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz."; 15. fıkrasında, "Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun hükmüne dayanılarak hazırlanan Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği'nin; "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı, ceza muhakemesinde seri muhakeme usulünün uygulanmasına dair usul ve esasları belirlemektir."; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, "Bu Yönetmelik hükümleri, seri muhakeme usulünün uygulama alanını, usule ilişkin düzenlemeleri, usulün teklifini, yaptırımları belirleme usulünü, Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen talepnamede yer alacak hususları, mahkemece talepnamenin değerlendirilmesini, talep üzerine verilecek kararlar ile bu kararlara ilişkin itiraz usulünü ve uygulamaya dair diğer hususları kapsar."; "Seri muhakeme usulünün uygulanmayacağı hâller" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Suç, seri muhakeme usulü kapsamında olsa bile Türk Ceza Kanununda yer alan; yaş küçüklüğü (madde 31), akıl hastalığı (madde 32) veya sağır ve dilsizlik (madde 33) hâllerinde bu usul uygulanmaz. (2) Seri muhakeme usulü kapsamındaki suçun, iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi veya birinci fıkra kapsamındaki kişilerle birlikte işlenmesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz."; "Seri muhakeme usulünün teklifi" başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasında, "Cumhuriyet savcısı seri muhakeme usulünün uygulanmasını teklif etmeden önce şüpheliyi bu usul hakkında bilgilendirir. Bilgilendirme; ... d) Teklifin kabulünün ancak müdafi huzurunda gerçekleştirilebileceği, seçtiği bir müdafi yoksa istemi aranmaksızın kendisine bir müdafi görevlendirileceği, ... hususlarını kapsar."; "Müdafiin görevlendirilmesi" başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasında, "Seri muhakeme usulünün uygulanmasına ilişkin teklifin kabulü esnasında şüphelinin müdafii de hazır bulunur." düzenlemelerine yer verilmiştir. Hukuki Değerlendirme: A) Dava Konusu Düzenlemelerin Yetki ve Şekil Unsuru Yönünden İncelenmesi: Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinin son fıkrasında açıkça belirtildiği üzere, anılan maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları yönetmelikle düzenleme konusunda Adalet Bakanlığı görevli ve yetkili bulunmaktadır. Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği'nin dava konusu kısımlarının, anılan Kanun hükmüyle düzenleme yetkisi verilen konulara ilişkin bulunduğu ve düzenlemenin yönetmelikle yapıldığı görüldüğünden, dava konusu Yönetmelikte yetki ve şekil yönünden hukuka aykırılık bulunmamıştır. B) Yönetmelik'in 7. maddesinin incelenmesi: Dava konusu Yönetmelik maddesinin 1. fıkrasında, seri muhakeme usulünün uygulanmayacağı hâllerin, dayanak Kanun hükmüne (5271 s. K. m. 250/12) uygun olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik şeklinde sayıldığı, ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun hangi maddelerinde düzenlendiğinin de belirtilmesi suretiyle dayanak Kanun hükmünün açıklandığı görülmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise, yine dayanak Kanun hükmüne (5271 s. K. m. 250/11) uygun olarak iştirak hâlinde işlenen suçlar bakımından seri muhakeme usulünün uygulanabilmesi için şüphelilerin tamamının bu usulün uygulanmasını kabul etmesi gerektiği öngörülmüş; fıkranın devamında, suçun; yaşı küçük, akıl hastası ve/veya sağır ve dilsiz olan kişilerle birlikte işlenmesi durumunda da seri muhakeme usulünün uygulanmayacağı yönünde düzenlemeye gidilmiştir. Her ne kadar, Yönetmeliğin dava konusu 7. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, suçun; yaşı küçük, akıl hastası ve/veya sağır ve dilsiz olan kişilerle birlikte işlenmesi durumunda seri muhakeme usulünün uygulanmayacağı şeklindeki kuralın, 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinde açık bir dayanağı bulunmamakta ise de; anılan Kanun hükmünün 12. fıkrası uyarınca yaşı küçük, akıl hastası ve/veya sağır ve dilsiz olan şüphelilere, seri muhakeme usulü uygulanmasının teklif edilemeyeceği, sehven teklif edilse dahi kabule yönelik irade beyanlarının kanunen geçersiz olacağı dikkate alındığında, suçun bu kapsamdaki şüpheliler ile iştirak halinde işlenmesi durumunda, bu şüphelilerle birlikte suç işleyen diğer şüpheliler yönünden de seri muhakeme usulünün uygulanmasına hukuken olanak bulunmaması, aynı Kanun hükmünün 11. fıkrasının birinci cümlesinin doğal sonucudur. Buna göre, dayanağı Kanun hükümlerinin tekrarı ve izahı mahiyetindeki dava konusu fıkralarda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. C) Yönetmelik'in 10. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde yer alan "kabulünün" kelimesinin ve 11. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi: Anılan düzenlemelerin, şüphelinin müdafii huzurunda Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan teklifi kabul etmesi hâlinde seri muhakeme usulünün uygulanacağını hükme bağlayan dayanak Kanun maddesinin 3. fıkrasıyla aynı doğrultuda olduğu görülmektedir. Her ne kadar davacı Baro tarafından, dava konusu düzenlemenin, şüphelinin, seri muhakeme usulü teklifi aşamasında müdafiin yardımından mahrum bırakıldığı, bu nedenle Anayasada ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmekte ise de; 5271 sayılı Kanun uyarınca, soruşturmanın, yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi, kovuşturmanın ise, iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiği (m.2/1), şüpheli veya sanığın, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında müdafiin yardımından yararlanabileceği (m.149/1), şüpheli veya sanığın müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan etmesi ve istemde bulunması halinde bir müdafi görevlendirileceği, müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması durumunda istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirileceği (m.150/1, 2) ve seri muhakeme usulü teklifinin soruşturma evresi sonunda kovuşturmanın hangi usulde yürütüleceğinin tespitine yönelik bulunduğu (m.250/1) hususları birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu düzenlemelerin, Cumhuriyet savcısının seri muhakeme usulünün uygulanmasına ilişkin teklifini müdafii huzurunda yapmasına engel teşkil etmediği, şüphelinin yukarıda aktarılan hükümlerdeki haklarını kullanarak teklif aşamasında da müdafiin hukuki yardımından yararlanabileceği açık olup; Kanun hükmünün tekrarı mahiyetinde olan dava konusu düzenlemelerin amacının, seri muhakeme usulünün şüpheli aleyhine sonuçlar doğurabilmesi ihtimaline binaen teklifin kabulünün, hukuki yardımdan yararlanıldığının açık bir göstergesi olan müdafii huzurunda gerçekleşmesi koşuluna, yani şekil ve geçerlilik şartına bağlanmasından ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde dayanağı Kanuna, Anayasaya ve hukuka aykırılık görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 23/09/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.