DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3552 E. , 2024/1286 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3552 Karar No : 2024/1286 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 11/04/2022 tarih ve E:2018/594, K:2022/1931 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında A…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3552 E. , 2024/1286 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3552 Karar No : 2024/1286 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 11/04/2022 tarih ve E:2018/594, K:2022/1931 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 11/04/2022 tarih ve E:2018/594, K:2022/1931 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun beraberinde başka suç işleme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan adli soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği, Tanık beyanları yönünden, davacının FETÖ terör örgütü içerisinde yer aldığını ve 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğini ve örgütsel amaçlarla örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğini ortaya koyacak nitelikte olmadığı anlaşılan tanık beyanlarının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacıyla ilgili şikayet ve soruşturma bilgisi yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu iddiasına yönelik şikayetlerin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine; diğer iddialara yönelik şikayetler hakkında ise şikayetin işleme konulmaması hususunda Kurul Başkanına teklifte bulunulmasına karar verildiği, öte yandan, Dairelerince yapılan 11/11/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin yukarıda yer verilen ... sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, bu soruşturma kapsamında incelenen davacının örgüt mensubu olduğunun belirtildiği şikayet dilekçeleri de bu dilekçeler üzerine davacı hakkında işlem yapıldığına ilişkin dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığından davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmediği, ayrıca davacı hakkındaki diğer iddialar ile ilgili olarak işlem yapıldığına ilişkin ve davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı bulunduğuna delil teşkil edebilecek nitelikte dava dosyasında herhangi bir bilgi ve belge bulunmaması karşısında, söz konusu iddialara ilişkin şikayet bilgilerinin de davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Teftişte yüksek not verilmesi yönünden, davacıya örgütle iltisaklı/irtibatlı olması nedeniyle 2011 yılı teftişinde 80 puan verildiğine dair iddianın soyut nitelikteki bir iddiadan ibaret olup somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, Diğer hususlar yönünden, davacının kardeşinin eşi hakkındaki tespitlerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği görüldüğünden, davacının kardeşinin eşine yönelik tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı; davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 11/11/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, tanık beyanları, davacının sosyal çevresi anlamında en yakın çevresi içerisinde yer alan kardeşinin eşinin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı veya iltisaklı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden ihraç edilmiş olduğuna ilişkin bilgi, davacı hakkındaki ihbar/şikayet dilekçelerindeki FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğuna yönelik beyanlar, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu tespit edilerek 667 sayılı KHK kapsamında meslekten çıkarılan eski HSK müfettişi tarafından 2011 yılında davacıya (örgüt içi dayanışma ve örgütle iltisaklı/irtibatlı kişilerin parlatılması, başarılı gösterilerek gelecekte daha önemli görevlere getirilmelerinin önünün açılması saikiyle) 80 puan verilmesine ilişkin tespit birlikte değerlendirildiğinde Kurul kanaatinin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu, davacının seçim dönemindeki hal ve hareketlerine ilişkin tanık ifadesinin münferit bir eylem, hal, hareket veya tavır olarak nitelendirilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gibi benzer dosyalarda bu durumun aleyhe değerlendirildiği, davacı hakkındaki tanık beyanlarının gözlemlerden hareketle çıkarımda bulunulduğu şeklindeki Daire gerekçesinin de beyanların somut tespitler içermesi nedeniyle dayanaksız kaldığı, tanık beyanlarının doğruluğu için somut tespit, tutarlı tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belge aranmasının tanıklık kurumunun hukuken içini boşaltan bir yaklaşım olduğu, örgütün yargı teşkilatında etkin olduğu ve denetim neticesinde verilen notlar üzerinde söz sahibi oldukları dönemde davacıya emsallerine nazaran yüksek teftiş notu verilmesinin, söz konusu belgeyi düzenleyen müfettişlerden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı, ByLock kullanıcısı ihraç Y.G.'in FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak/irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmış olmasına rağmen Daire tarafından bu notun örgütsel saiklerle verildiğini ispatlayacak bir bilgi ve belge olmadığı, hangi yıl yapılan denetimde kaç puan verildiğinin dosyaya sunulmadığı şeklinde idari yargının resen araştırma ilkesine aykırı veya Dairece istenildiği halde, taraflarınca ibraz edilmediği şeklinde anlaşılabilecek bir gerekçe ile dikkate alınmadığı, davacı hakkındaki isnatların ve dilekçelerin iltisak ve irtibat noktasında ne şekilde değerlendirildiğinin kararda tartışılmamasının isabetsiz olduğu, davacı hakkındaki tespit ve delillerin, aile bireyleri başta olmak üzere sosyal çevre bilgileri ve Kurul kayıtları bir bütün olarak değerlendirildiği ve neticesinde Kurulun davacıyla ilgili kanaatinin olumsuz yönde oluştuğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, temyiz sebeplerinin tamamının Daire tarafından değerlendirildiği, hukuken kabul edilebilir bir yanlarının olmadığı, idare, hiçbir soruşturma işlemi yapmadan, kararını bireyselleştirmeden, hangi eylemi ile suçladığını açıklamadan ve savunma hakkı dahi vermeden birkaç gün içinde verdiği karar ile dava konusu işlemi tesis ettiği halde, yargılamayı yürüten Dairenin, 6 yıl boyunca yaptığı yargılama ve araştırma ile dava konusu işlemin hukuka uygun olmadığını ortaya koyduğu, hakkında ilgi ve iltisaka ilişkin hiçbir delil bulunamadığı, bunun sonucunda da kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, gelinen aşama itibarıyla gerek adli soruşturma ve gerekse idari yargı soruşturması ile hakkında çapraz şekilde tüm araştırmaların yapıldığı, hiçbir terör örgütüyle ilgi ve iltisakının bulunmadığının sabit olduğu, kendisi ile ilgisi olmayan konulara dilekçede yer verilmesinin hukuki olmadığı, Danıştay kararının değil, dava konusu işlemin gerekçesiz olduğu, resen araştırma ilkesi gereği toplanan tüm delillerin lehine müspet bilgiler içerdiği, tanık beyanlarının tamamen soyut olduğu, kendi içlerinde dahi çelişik olduğu, beyanlarda, örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğine dair hiçbir somut bilgi olmadığı, buna mukabil, örgüt lehine ve YBP'nin aleyhine hiçbir tutum ve davranışının olmadığına dair önemli beyanlar bulunduğu, yargılama sırasında dosyaya giren İstanbul Başsavcıvekilinin beyan dilekçesinin çok mühim ve açık bilgi içerdiği, tanık beyanları soyut olmakla birlikte, dava konusu işlemden çok sonra alınmış oldukları belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 07/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun beraberinde başka suç işleme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan adli soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve UYAP kayıtlarına göre anılan karar kesinleşmiştir. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında yapılan ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun beraberinde başka suç işleme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan adli soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir: Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.T.'ye ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 28/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "... Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından ihraç edilen ...'ı Kuşadası adliyesinde hakim olarak görev yapması nedeniyle tanırım. Göreve başladığımda şu anda Çanakkale Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı olan A.N.A. beni tebrik için aramakla birlikte vakti ile görev yaptığı Söke Adliyesinin mülhakatı olan Kuşadası Adliyesinde görev yapmakta olan Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile ilgili olarak bilgi paylaşımında bulunmuştu. Ayrıca göreve başladığımda Ankara Cumhuriyet Savcısı A.A., İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ö.K., Kütahya Cumhuriyet Savcısı F.Ç., Yargıtay Tetkik Hakimi M.A.K., Ankara Cumhuriyet Savcısı A.İ.A., Antalya Cumhuriyet Savcısı M.Ö.Ö. ve Sivas Cumhuriyet Savcısı Y.A.'ın aralarında yer aldığı, halen de YBD'ye üye olan güzide bir topluluk ile mesai yapma şansını yakaladım. Bu arkadaşlar marifeti ile adliyenin genel tablosu hakkında bilgi sahibi olarak, o günkü ismiyle YBP adına HSYK çalışmalarını yürütmeye başladık. Hakim ... ise daha önce arkadaşlarımızın bize aktardığı üzere bu çalışmalar süresince bize karşı daima tavırlı durdu. Çalışmalarımıza katılmadığı gibi aynı adliyede görev yapan hakimler A.B., A.K., B.P. ve S.S. ile bir gurup olarak hareket etti. Biz YBP'nin organize ettiği yemeklere iştirak ediyor, cuma günleri cuma namazına müteakip yemekler tertip ediyorduk. Hakim ... bize katılmadığı gibi yukarıda isimlerini saydığım hakimler A.B., A.K., B.P. ve S.S. ile birlikte hareket ediyordu. Seçimden kısa bir süre önce adliyemizde teftiş olmuştu. Teftiş sürecinde Başmüfettişimiz H.K. ve Müfettiş H.B.Ç. 40 gün süreyle 2014 yılı Ağustos ve Eylül aylarında denetim görevini yapmışlardı. Onlarda bu ilişkileri gözlemlemişlerdir. Bu mesafeli ilişkilere binaen yaptığımız araştırmalarda yine HSYK Müfettişi olan eski Kuşadası Hakimi M.Ç. kanalıyla ...'ın Selam Tevhid davasında görevli Fetö irtibatı nedeniyle Ü.Z.Ç.'ın kayın biraderi olduğunu öğrendim. M.Ç. aynı zamanda hakim ...'ın evine gittiğini, evde televizyon olmadığını ancak iş yerinde televizyon kullandığını, bu hareketlerini de şüpheli bulduğunu beyan etmişti. O dönem adliyemizde görev yapan, Ankara Cumhuriyet Savcısı A.A., İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ö.K., Kütahya Cumhuriyet Savcısı F.Ç., Yargıtay Tetkik Hakimi M.A.K., Ankara Cumhuriyet Savcısı A.İ.A., Antalya Cumhuriyet Savcısı M.Ö.Ö. ve Sivas Cumhuriyet Savcısı Y.A.'ın ifadelerine başvurulduğunda onlarda ... ile ilgili olarak ifade verebileceklerdir. HSYK seçimlerinin olduğu gün hakim A.K. ve hakim A.B.'yi yanına alarak oy kullanmaya gittiklerini hakim A.K.'dan oy istediğim için biliyorum. Şu anda Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görev yapmakta olan hakim S.K. tayin olduktan sonra Kuşadası adliyesinde ... ve arkadaşları A.K. ve A.B. ile birlikte hareket etmeye başladı. S.K., Ankarada'ki arkadaşlarımız tarafından referanslı olarak bize gelmişti. Afyonkarahisar'da birlikte seminerde bulunduğumuz sırada S.K.'na bu arkadaşlarla birlikte neden hareket ettiğini, bu kişilerin paralel yapıya yakın durduklarını söyledim. S.K.'da bana, bu kişilerin namaz kılmadığı için onlara namazı tebliğ ettiğini söyledi ve bu şahısların paralel yapıya sempati duyduklarını çünkü fakir insanların çocukları olduklarını ancak iyi insanlar olduklarını söyledi ve cümlesini şöyle bitirdi “Sayın Başsavcım, paralel yapıya mensup olan birisine hocaları git başsavcını öldür dese gelir seni öldürürler” dedi. Bu konuşma 2015 yılının Nisan ayı içerisinde olmuştu. 2016 yılının Temmuz ayı içerisinde de, bu yapıya mensup insanlar Gazi Meclisini bombalayarak insanımıza kurşun sıkmıştır. Yukarıda ayrıntıları ile anlattığım üzere hakim ... 2014 HSYK seçimlerinde bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarını destekleyen ve daha sonrasında bir kısmı Fetö irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen hakim savcılar ile birlikte hareket etti. Ayrıca YBP adaylarına oy verebilecek hakim savcılara yönelik olağan dışı bir yakınlık ve alaka göstermek suretiyle, bu kişileri YBP tarafına çekmemize engel oldu. Örneğin ... evli olmasına rağmen bir çok kez bekar olan bu arkadaşları yemeğe götürmek, mesai saatleri sonrasında dahi birlikte vakit geçirmek suretiyle onların üzerinde etki kuruyordu. ... sosyal çevresi, seçim sürecindeki tutum ve davranışları itibariyle Fetö ile irtibatlı olduğunu düşündüğüm birisidir. Söyleyeceklerim bundan ibarettir. ..." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.M.'ye ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 28/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "... Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen Hakim ...'ı Kuşadası Adliyesinde birlikte görev yapmamız nedeniyle tanırım. Kendisiyle 1 yıl birlikte çalıştık. ..., aynı adliyede birlikte çalıştığımız Hakim A.K. ve Hakim A.B. ile samimi görüşürdü. 2014 HSYK seçim sürecinde hiç renk vermedi. Zaten kendisi dışarıya karşı kapalı biriydi. Bir keresinde sohbet ederken eniştesinin İstanbul ilinde özel yetkili Cumhuriyet Savcısı olmasından gururla bahsetmişti. Eniştesi sonradan Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen Ü.Z.Ç.'mış. HSYK seçim sürecinde YBP adaylarını destekler bir tavrı olmadığını net bir biçimde gördüm. Söke eski Cumhuriyet Başsavcısı olup, HSYK tarafından Fetö irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen A.Ö.'in tayini çıktığında, ... beni arayarak A.Ö. için veda yemeği düzenlememizi istedi. Kendisine, diğer arkadaşlarımıza sorup, katılım olup olmayacağını bildireceğimi söyledim. Ardından şu an Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak görevli, o tarihte Kuşadası Cumhuriyet Savcısı olan A.A.'yı aradım ve ona ...'ın bu talebini ilettim. A.A. bana, bu yemek düzenlenmesi talebinin arkasında bağımsız görünümlü paralel adaylar için seçim çalışması amacı olduğunu söyledi. Gerçekten de ...'ın tayin olan Söke Başsavcısı A.Ö. için yemek düzenlemek istemesi çok olağan bir durum gibi gözükmüyordu. ... Kuşadası Adliyesinde genel olarak paralel yapı irtibatı olan birisi olarak bilinir. ...'ın kripto tabir edilen fetö irtibatlı biri olabileceği kanaatindeyim. Söyleyeceklerim bundan ibarettir. ..." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.A.'ya ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 20/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "... HSYK Genel Kurulunca FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan ...’ı Kuşadası Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olduğum dönemde kendisinin de aynı adliyede hâkim olması nedeniyle tanıyorum. Ben 2011 yılı yaz kararnamesinden 2016 yılı yaz kararnamesine kadar Kuşadası Adliyesinde çalıştım, ... ise benden sonra Kuşadası Adliyesine tayinen geldi ve benden önce yine tayinen bu adliyeden ayrıldı. 17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra Yargıda Birlik Platformunun HSYK seçimleri öncesinde teşekkül etmesinden sonra seçim hazırlıkları yapılmaya başlandı, ben de aktif olarak Yargıda Birlik Platformu lehine çalışmaya başladım, o tarihte Söke Komisyon Başkanı olup halen Çanakkale Komisyon Başkanı olan A.N.A., o tarihte Kuşadası Cumhuriyet Savcısı olup halen Kütahya Cumhuriyet Savcısı olan F.Ç., o tarihte Kuşadası Cumhuriyet Savcısı olup halen İstanbul Cumhuriyet Savcısı olan Ö.K.’da Yargıda Birlik Platformu lehine çalışıyorlardı. Bu süreçte İzmir İlinde Yargıda Birlik Platformunun üç kez kahvaltı, yemek, iftar şeklinde üç ayrı organizasyonu oldu. İlk organizasyona Kuşadası Adliyesinden 5-6 kişi kendi araçlarımızla ve kendi inisiyatifimizle İzmir İline giderek katıldık. Sonraki iki etkinlik için Kuşadası Adliyesindeki tüm hakim ve Cumhuriyet Savcılarının da bu etkinliğe katılımını sağlayabilmek için özel midibüs tuttuk. Ben, Ö.K. ve F.Ç. bir ayrım yapmaksızın o tarihte Kuşadası Adliyesinde çalışan tüm hakim ve savcıları bu organizasyona davet ettik. B.T. ise Kuşadası Başsavcısı olarak atandıktan sonraki organizasyona iştirak etmiştir, B.T.’da Yargıda Birlik Platformu lehine aktif olarak bizimle birlikte çalışmıştır. Son iki etkinlikten ... yalnızca bir tanesine katıldı, diğerine katılmadı, katıldığı etkinliğe ise bizim tuttuğumuz araçla gelmediğini hatırlıyorum, ancak niçin farklı bir araçla geldiğini de bilmiyorum. Bahsettiğim organizasyonların ilk ikisinden sonra o tarihte Söke Cumhuriyet Başsavcısı olup sonrasında FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan A.Ö. organizasyonların hemen ertesi günü Kuşadası Adliyesine gelerek Kuşadası Adliyesinde çalışan tüm Cumhuriyet Savcılarını o tarihte Kuşadası Başsavcısı olan A.C.’ın odasında toplamıştı, ben de çağırdıkları için iki kez yapılan bu toplantılara katılmıştım, zaten zorunlu olduğu belirtildiği için Kuşadası Adliyesindeki tüm savcılar bu iki toplantıya katılmıştı. A.Ö. bu toplantıların ikisinde de Yargının bağımsızlığı elden gidiyor, bir süreçten geçiliyor şeklinde söylemlerde bulundu. A.Ö.’in bu söylemleri karşısında toplantılara katılan hiçbir Cumhuriyet savcısı yorum yapmadı, sadece dinledik. Yargıda Birlik Platformunu destekleyen meslektaşlar olarak, Yargıda Birlik Platformu lehine yapılan organizasyonların hemen ertesi gününde A.Ö.’in Kuşadası Adliyesine gelerek bu şekilde toplantı ve konuşma yapmasını Yargıda Birlik Platformunun etkisini kırmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirdik. Hatırladığım kadarıyla A.Ö.’in 2014 yılı yaz kararnamesi ile Söke Cumhuriyet Başsavcılığından Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı olarak tayini çıkmıştı. Yargıda Birlik Platformunu açıktan destekleyen Cumhuriyet Savcıları olarak biz A.Ö. için düzenlenen veda yemeğine gitmedik. A.Ö.’in Söke Başsavcılığı yaptığı dönem ile ...’ın Kuşadası Hâkimliği yaptığı dönemde biz hiçbir zaman A.Ö. ile ...’ı aynı ortamda görmedik. 2014 yılı Ramazan ayı içerisinde Yargıda Birlik Platformunu destekleyen kişiler olarak, Yargıda Birlik Platformu’na faydası olsun, meslektaşlar bir arada olsun diye 2-3 günde bir dışarıda iftar organizasyonu yapıyorduk. Ayrıca Yargıda Birlik Platformunun İzmir İlinde gerçekleşen üçüncü organizasyonu ise hatırladığım kadarıyla iftar programı olarak gerçekleşmişti. Bu iftar programından bir iki gün sonra Ö.K. benim odama gelerek “..., A.M.’yi aramış, A.M.’ye “A.Ö.’in tayini çıktı, kendisi için bir iftar organizasyonu yapalım demiş” dedi.” Ö.K. A.M.’ye hitaben, “sakın böyle bir şey aracı olma, A. savcıya haber ver” dediğini bana anlattı. O tarihte ve halen Kuşadası Cumhuriyet Savcısı olan A.M. o tarihlerde bana ...’ın kendisini arayarak A.Ö. için bir iftar organizasyonu yapma teklifinde bulunduğunu bizzat söyledi. Ben de A.M.’ye böyle bir etkinlik olmayacağını ifade ettim. A.M.’nin FETÖ ile bir irtibatı yoktur, kendisi kuradan geldiği için ...’ın A.M.’nin tecrübesizliğinden yararlanmaya çalıştığını düşünüyorum. Söke Komisyon Başkanı olan A.N.A.’i de telefonla aradım ve kendisine durumu anlattım. Biz de Yargıda Birlik Platformunu destekleyen Kuşadasında görev yapan meslektaşlar olarak kendi aramızda, Yargıda Birlik Platformu’nun İzmir’deki iftar organizasyonundan hemen sonra ...’ın bu teklifte bulunmuş olmasını, ... ile A.Ö.’in birlikte hareket ettiği, A.Ö.’in bu şekilde bir veda yemeği yapıldığı taktirde bu yemekte yine Yargıda Birlik Platformu aleyhine söylemlerde bulunacağı şeklinde değerlendirdik. ..., 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde kesinlikle Yargıda Birlik Platformu lehine bir söylem ve tutum içerisinde değildi, ancak kendisinin Yargıda Birlik Platformunun karşısında olduğuna dair de bir söylemine şahit olmadım. ...’ın Kuşadasında görev yaptığı süre içerisinde sosyal çevresinde halen görevde olan hâkim A.B., FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılan hâkim S. bey vardı, S. beyin soy ismini hatırlamıyorum, yani sosyal çevresindekilerin tamamı FETÖ irtibatlı kişiler değildi, sosyal çevresinde hem meslekten çıkarılan hem de halen görevde olan kişiler vardı, ...’ın bağımsız adı altında seçime girip sonrasında FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan HSYK üye adayları yahut başka bir aday lehine oy talebinde bulunduğuna şahit olmadım. Ayrıca şu hususu da belirtmek istiyorum, ben Kuşadası Adliyesindeki yakın olduğum meslektaşlarım ile O.İ.D.’nin bana Cizre Cumhuriyet Savcısı olduğum dönemde yaptığı denetimde orta not tanzim ettiğini paylaşmıştım, ancak ... ile bu hususu paylaştığımı hatırlamıyorum, zira kendisiyle bir samimiyetim yoktu. ... hatırlamadığım bir tarihte benim odama yanında yine Kuşadası Adliyesinde çalışan iki üç hâkimle birlikte gelmişti. Konuşma esnasında ... bana “sen iyi bir savcısın, O.İ.D. senin hakkında neden orta not tanzim etmiş” dedi. Ben de kendisine niçin böyle yaptığını bilmediğimi, kendisinin bir bilgisi varsa söylemesini istedim. Bunun üzerine ... bana “bilemiyorum ama o dönemde sana bir şey yapma dediler de sen sözlerini mi dinlemedin” şeklinde söz söyledi. Ben de ...’ın eniştesinin müfettiş olması nedeniyle herhalde bir malumatı var diye düşünmüştüm. Ayrıca FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılmış olan O.İ.D tarafından tanzim edilen orta not Danıştay’da karar düzeltme aşamasında iptal edilmiştir. Dedi. Bilgim ve görgüm bundan ibarettir. ..." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Y.Ö.'ye ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 04/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; " ... HSYK Genel Kurulunca Fetö irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan ...’ı Söke Cumhuriyet Başsavcısı olduğum dönemde, kendisinin Kuşadası Hakimi olarak görev yapması nedeniyle tanırım. 2014 yılı HSYK seçim çalışmaları kapsamında YBP adayları olarak B.B. ve M.Y. Söke Adliyesine gelmişlerdi. Bende Cumhuriyet Başsavcısı olarak Söke Adliyesindeki, mülakatlarımız olan Kuşadası ve Didim Adliyesindeki hakim ve savcıları seçim çalışması kapsamındaki ziyaretlerine iştirak ettim. Kuşadası’nda, Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılğınca bir akşam yemeği düzenlenmişti. ..., B.B. ve M.Y. için verilen bu akşam yemeğine davet edilmesine rağmen iştirak etmemiştir. Yine bu yemekten farklı bir zamanda S.M., G.M. ve yanlarında başkaca hakim ve savcılar bir gurup olarak YBP lehine seçim çalışması yepmek için Aydın iline gelmişlerdi. Söke Adliyesi olarak bu gurup için de bir akşam yemeği tertiplemiştik. Mülakatlarımız olan Kuşadası ve Didim hakim savcılarını da bu yemeğe davet etmiştik. ... davet edilmesine rağmen bu yemeğe de katılmamıştır. O tarihte Kuşadası Cumhuriyet Başsavcısı olup, halen aynı görevine devam eden B.T.’dan, ...’ın o tarihte Kuşadası Hakimi olup, sonrasında Fetö irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkartılan S.S. ile gezdiğini duymuştum. Yine B.T. bana, ...’ın eski HSYK Müfettişi olup, Fetö irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılan Ü.Z.Ç.’ın akrabası olduğunu söylemişti. 2014 yılı HSYK seçim günü Kuşadası Cumhuriyet Başsavcısı B.T., seçim merkezi olan Aydın Adliyesine, Kuşadası hakim ve savcılarını toplu olarak götürmek üzere dışarıdan bir araç kiralamış, ... bu faaliyete katılmamış. Bu durumu ben B.T.’dan duydum. Ayrıca Söke Adliyesinden seçim çalışmaları kapsamında mülhakatımız olan Kuşadası Adliyesine gittiğimde, ... ile de YBP lehine oy talep etmek için görüştüm. ...’ın bana karşı oy veririm veya vermem şeklinde açık bir söylemi olmadı ancak genel tavırları itibariyle ben olumsuz bir kanaat edindim. Ayrıca benim Söke Adliyesine atandığım kararname ile Söke Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından, Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atanan A.N.A. bana telefonda, ...’ın YBP adayları lehine hareket etmeyip, paralel yapı adayları lehine hareket ettiğini söylemişti. Ben ...’ın, 2014 yılı HSYK seçimlerindeki tutumu, Kuşadası Cumhuriyet Başsavcısı B.T. ve halen Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan A.N.A.’in aktardıklarına göre Fetö irtibatı olduğu kanaatindeyim. Bu konuda söyleyeceklerim bundan ibarettir. ..." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.N.A.'ya ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 23/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "... HSYK Genel Kurulunca FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan ...’ı Söke Adliyesi Adalet Komisyonu Başkanı olduğum dönemde kendisinin Kuşadası hakimi olması nedeniyle tanırım. ..., FETÖ gerekçesiyle meslekten çıkarılan eski Başmüfettiş Ü.Z.Ç.'ın kayınbiraderidir. 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde İzmir Cumhuriyet Başsavcısı M.D. tarafından organize edilen Yargıda Birlik Platformu lehine İzmir İlinde yapılan kahvaltı için bizzat ben Kuşadası’nda görev yapan tüm hakim ve savcıları arayarak davet etmiştim, ...’ı da aradım, ancak bu organizasyona katılmamıştı. O dönemde 2014 yılı HSYK seçimlerine hazırlık mahiyetinde Söke Başsavcısı olup FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan A.Ö. ve eşi hakim C.Ö., Söke, Didim ve Kuşadasında görev yapan hakim ve savcılar için kahvaltı ve piknik organizasyonu yapıyordu. Hemen hemen her hafta sonu bu organizasyonu yapardı. Ben de yine seçim hazırlığı maksadıyla Söke, Didim, Kuşadasında görev yapan hakim ve savcıların katılımını sağlamak üzere Muğla’ya, Fethiye’ye, Çanakkale’ye geziler düzenliyordum, bu gezilere bu ilçelerdeki hakim ve savcıların katılabileceğini duyuruyorduk. Bu gezilerden hiçbirine ... iştirak etmemiştir. ...’ın A.Ö. tarafından düzenlenen kahvaltı ve pikniklere katılıp katılmadığını da bilmiyorum. Söke Komisyon Başkanı iken benim Çanakkale Adliyesine Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak tayinim çıkmıştı, aynı kararnamede Söke Başsavcısı A.Ö.’in de Küçükçekmece Adliyesine Cumhuriyet Savcısı olarak tayini çıkmıştı. Bu aşamada ...’ın o tarihte Kuşadası Cumhuriyet Savcısı olup halen Ankara Cumhuriyet Savcısı olan A.A.’ya “Başsavcı A.Ö.’in bizim üzerimizde emeği çoktur, kendisi için bir veda yemeği tertip edelim, organizeyi siz yapın” dediğini A.A.’dan bizzat duydum, ayrıca A.A. bana bu teklifi kabul etmediğini de söylemişti. Söke Adliyesinden benimle birlikte tayini çıkan hakim ve savcılar için bir veda yemeği düzenlendi, buna ben iştirak ettim, A.Ö. ve eşi C.Ö. tayinleri çıkmasına ve davet edilmelerine rağmen katılmamışlardı, bu yemeğe ... katılmadı, bir hafta kadar sonra A.Ö. için ikinci bir veda yemeği düzenlendiği biliyorum. Ancak bu veda yemeğini tertip edenler arasında A.A. yoktu, bu ikinci veda yemeğine ...’ın katılıp katılmadığını bilmiyorum. Ben 2014 yılı HSYK seçimlerinde Söke Adliyesinde olmadığım için ben ayrıldıktan sonra ne şekilde hareket ettiğini bilemiyorum, bu konuda şu an Ankara Hakimi olup seçim döneminde Söke Adliyesi Adalet Komisyonu Başkanı olan Y.S.’in ve şu an Yalova Başsavcısı olup seçim döneminde Söke Başsavcısı olan Y.Ö.’ün malumatı olabilir. ..." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.A.K.'ya ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 25/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "... FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen ...’ı 2014 yılı Şubat ayında Kuşadası Adliyesine Cumhuriyet savcısı olarak atandığımda kendisinin orada hakim olarak görev yapıyor olması nedeni ile tanırım. Kendisi ile bir süre bu adliyede birlikte çalıştık. Adliyeye ilk atandığımda orada görev yapan meslektaşların bir kısmı bana ...'ın paralel yapıdan olabileceğini söylüyorlardı ancak bunu neye dayandırdıklarına ilişkin bir söylemlerini duymadım. 2014 yılı HSYK seçimleri konusunda ..., ketumdu, bu konuda konuşmazdı. 2014 yılı HSYK seçim süreci başladığında Yargıda Birlik Platformu lehine İzmir İlinde 2 kez organizasyon yapılmıştı. ..., benim katıldığım bu organizasyonlara katılmamıştır. Yargıda Birlik Platformu lehine bir organizasyon olduğunda o tarihte ve halen Kuşadası Cumhuriyet başsavcısı olan B.T. bana haber veriyordu, aynı zamanda adliyedeki hakim ve savcılara da haber verdiğini de hatırlıyorum. Neden katılmamıştır bilmiyorum. ...'ın Yargıda Birlik Platformu adayları lehine bir konuşmasına da şahit olmadım. Ben, Cihangir YILDlZ’ın bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarının organizasyonlarına katıldığını görmedim. Ben, ...'ın bağımsız görünümlü paralel yapı adayları veya başka bir adayı lehine oy istediğine şahit olmadım. ... Bu bakımdan anlattıklarım dışında seçim sürecine ilişkin olarak başka bir bilgim yoktur. ..." şeklindedir. Tanık B.T.'nin ifadesinde, davacının 2014 yılı HSYK seçimi döneminde Yargıda Birlik adına yapılan çalışmalara katılmadığını ve tavırlı durduğunu, yapının bağımsız görünümlü adaylarını destekleyen yargı mensuplarıyla birlikte hareket ettiğini, Yargıda Birlik adaylarına oy verebilecek yargı mensuplarına yönelik olağan dışı yakınlık ve ilgi göstererek bu kişilerin Yargıda Birlik adayları tarafına çekilmesine engel olduğunu, onları yemeğe götürmek, mesai saatleri sonrasında vakit geçirmek suretiyle üzerlerinde etki kurduğunu belirttiği görülmektedir. Tanık A.M.'nin ifadesinde, davacının 2014 yılı HSYK seçimi döneminde Yargıda Birlik adaylarını destekler bir tavrının olmadığını net bir biçimde gördüğünü, örgüt ile irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen eski Söke Cumhuriyet Başsavcısı A.Ö.'nün tayini çıktığında davacının kendisini arayarak A.Ö. için veda yemeği düzenlemelerini istediğini, davacının adliyede söz konusu yapı ile irtibatı olan birisi olarak bilindiğini belirttiği görülmektedir. Tanık A.A.'nın ifadesinde, 2014 yılı HSYK seçimi döneminde Yargıda Birlik Platformunun İzmir'de üç kez etkinlik düzenlediğini, davacının bu etkinliklerden bir tanesine katıldığını, A.M. isimli bir yargı mensubunun kendisine, davacının arayarak tayini çıkan A.Ö. için iftar organizasyonu yapma teklifinde bulunduğunu söylediğini, davacının seçim öncesinde Yargıda Birlik lehine bir söylem ve tutum içerisinde olmadığını fakat karşısında olduğuna dair bir söylemine de şahit olmadığını belirttiği görülmektedir. Tanık Y.Ö.'nün ifadesinde, 2014 yılı HSYK seçimi döneminde Yargıda Birlik adayları için verilen akşam yemeklerine davacının davet edilmesine rağmen katılmadığını, davacı ile Yargıda Birlik lehine oy talep etmek için görüştüğünde davacının kendisine karşı oy veririm ya da vermem şeklinde açık bir söyleminin olmadığını belirttiği görülmektedir. Tanık A.N.A.'nın ifadesinde, 2014 yılı HSYK seçimi döneminde Yargıda Birlik Platformunun İzmir ilinde düzenlediği kahvaltı etkinliğine davet etmesine rağmen davacının bu etkinliğe katılmadığını, bu dönemde kendisi tarafından düzenlenen gezilerin hiçbirine davacının iştirak etmediğini belirttiği görülmektedir. Tanık M.A.K.'nin ifadesinde, 2014 yılı HSYK seçimi döneminde Yargıda Birlik Platformunun İzmir ilinde düzenlediği iki etkinliğe davacının katılmadığını, Kuşadası adliyesine ilk atandığında orada görev yapan meslektaşlarının bir kısmının kendisine, davacının paralel yapıdan olabileceğini söylediklerini, ancak bunu neye dayandırdıklarına ilişkin bir söylemlerini duymadığını, davacının Yargıda Birlik Platformu adayları lehine bir konuşmasına şahit olmadığını, bağımsız görünümlü yapı adayları veya başka bir aday lehine oy istediğine de şahit olmadığını belirttiği görülmektedir. Tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden, ifadelerin birbiriyle uyumlu ve tutarlı olduğu, davacının 2014 yılı HSYK seçimi döneminde bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarını destekleyen yargı mensuplarıyla birlikte görünüm sergilediği, Yargıda Birlik adaylarına oy verebilecek yargı mensuplarına yönelik olağan dışı yakınlık ve ilgi göstererek bu kişilerin Yargıda Birlik adayları tarafına çekilmesine engel olmaya yönelik hareket tarzının bulunduğu, bu dönemde Yargıda Birlik tarafından düzenlenen etkinliklere genel olarak katılmadığı, örgüt ile irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen eski Söke Cumhuriyet Başsavcısı A.Ö.'nün tayini çıktığında bir organizasyon yapılması yönünde görüşmeler yaptığı şeklinde, birbirlerini teyit eden ve destekleyen, somutlaştırılmış ve görgüye dayalı beyanlar bulunduğu; öte yandan davacının örgütle ilgisinin bulunduğuna dair iş ortamı içerisinde genel bir kanı mevcut olduğu, tutum ve davranışlarında da bu hususun gözlemlendiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, davacının iddiaları, tanık ifadelerinde birbiriyle uyumlu ve tutarlı olduğu belirtilen hususları bertaraf edici nitelikte bulunmamaktadır. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen tanık beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu kararın iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 11/04/2022 tarih ve E:2018/594, K:2022/1931 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. 05/06/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.