DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/1144 E. , 2024/3446 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/1144 Karar No : 2024/3446 TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... 2- ... Birliği VEKİLİ : Av. ... DİĞER DAVALI : ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Bankası AŞ VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Heyetinin 14/12/2023 tarih ve E:2020/1851, K:2023/5807 sayılı kararının temyizen incelenerek bo…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/1144 E. , 2024/3446 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/1144 Karar No : 2024/3446 TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... 2- ... Birliği VEKİLİ : Av. ... DİĞER DAVALI : ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Bankası AŞ VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Heyetinin 14/12/2023 tarih ve E:2020/1851, K:2023/5807 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 17/12/2009 tarih ve 27435 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve 30/10/2009 tarih ve 2009/15635 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Statüsü"nün 7. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi ile Türkiye Değerleme Uzmanları Birliğinin 26/05/2012 tarihli Genel Kurul toplantısında kabul ettiği "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Üyelerinin Müşterilerine Verdikleri Hizmetler Karşılığında Tahsil Edecekleri Ücret ve Masrafların Tutar ve Sınırlarına İlişkin Esaslar"ın 4. maddesinin 3. fıkrasının, 5. ve 6. maddeleri ile Ekinin (2012 yılı tarifesi) iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Heyetinin 14/12/2023 tarih ve E:2020/1851, K:2023/5807 sayılı kararıyla; Dairelerinin 08/11/2016 tarih ve E:2012/2732, K:2016/3634 sayılı kısmen iptal, kısmen karar verilmesine yer olmadığına dair kararının iptale ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/10/2019 tarih ve E:2017/691, K:2019/4090 sayılı kararıyla bozulması üzerine, her ne kadar 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49/4. ve 50. maddelerinde, Danıştay dava dairelerince ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarınca bozulması hâlinde, Danıştay dava dairelerine ısrar imkânı tanınmamış ise de, İdari Dava Daireleri Kurulunun süreklilik arz eden ve içtihat hâline gelen güncel kararlarının (20/10/2022 tarih ve E:2022/636, K:2022/3024 sayılı; 20/10/2022 tarih ve E:2022/1398, K:2022/3023 sayılı; 20/10/2022 tarih ve E:2022/1158, K:2022/3022 sayılı; 25/05/2023 tarih ve E:2022/3610, K:2023/1125 sayılı vs) usul ekonomisi ilkesi de göz önünde bulundurulmak suretiyle dikkate alınmaK:2023/1125 sayılı vs) usul ekonomisi ilkesi de göz önünde bulundurulmak suretiyle dikkate alınması gerektiği sonucuna varıldığı; Anayasa'nın "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları" başlıklı 135. maddesi ve uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 40/C maddesinin 4., 5. ve 6. fıkraları ile "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği" başlıklı 40/D maddesine yer verilerek; 2499 sayılı Kanun'un 40/C ve 40/D maddelerine dayalı olarak 17/12/2009 tarih ve 27435 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2009/15635 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Statüsü"nün iptali istenen 7. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde, Birliğin amacı ile görev ve yetkileri arasında, üyelerin, müşterilerine verdikleri hizmetler karşılığında tahsil edecekleri ücret ve masrafların tutarlarına ve sınırlarına ilişkin esasları belirlemek ve SPK'ya bildirmenin de sayıldığı, anılan maddeye dayanılarak Türkiye Değerleme Uzmanları Birliğinin 26/05/2012 tarihli Genel Kurul toplantısında "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Üyelerinin Müşterilerine Verdikleri Hizmetler Karşılığında Tahsil Edecekleri Ücret ve Masrafların Tutar ve Sınırlarına İlişkin Esaslar"ın kabul edildiği; Söz konusu Esaslar'ın iptali istenen 4. maddesinin 3. fıkrasında, "Toplu hizmet alımı veya benzer yöntemlerle ücret indirimi uygulanamayacak olup, hazırlanacak her bir değerleme raporu için işbu esaslarda belirlenen ilgili değerleme raporu asgari birim ücretinin altında olmamak üzere bir ücret belirlenmelidir. Ancak aynı değerleme raporuna konu, aynı tarihte değerleme çalışması yapılan aynı parselde birden fazla bağımsız bölüm varsa; birinci bağımsız bölüm için bir değerleme raporu asgari birim ücreti ödenir, ayrıca ilave her bir yeni bağımsız bölüm için bu ücretin en az % 10'u ödenecektir." kuralının; 5. maddesinde, "İşbu esasların ekinde yer alan ücret ve masraf tutarları asgari nitelikte olup taraflarca işin özelliğine göre daha yüksek bir tutar belirlenebilir. Belirlenen asgari ücret ve masraf tutarları sadece verilecek değerleme hizmetine ilişkin olup, hizmetin verilmesi için gereken ulaşım masrafları ile bilgi ve belgelerin temininde resmi kurumlara yapılan harç ve benzeri ödemeler ile KDV ve diğer vergiler, tahsil edilecek ücretlere ayrıca eklenir."; 6. maddesinde, "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Yönetim Kurulu, işbu esasların ekinde yer alan ücret ve masraf tutarlarını değiştirmeye ve farklı hizmet türleri için farklı ücret ve masraf tutarları belirlemeye yetkilidir. Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Yönetim Kurulu, işbu esasların uygulanması, ücret ve masraf tutarlarının gözden geçirilerek yeniden belirlenmesi gibi hususlara dair gerekli düzenlemeleri yapar ve ilgililere duyurur. Ancak, Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Yönetim Kurulu, Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Genel Kurulu tarafından onaylanan asgari birim ücretin altında bir asgari birim ücret belirleyemez. Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Yönetim Kurulu tarafından başka bir karar alınmadığı sürece, işbu esasların ekindeki değerleme raporu asgari birim ücretleri her yıl başında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Aralık ayında açıklanan yıllık bazda fiyat endeksi (TÜFE) artış oranında artırılır ve en yakın 10 TL'nin katına yuvarlanır ve oluşan yeni değerleme raporu asgari birim ücretleri Ocak ayından itibaren yürürlüğe girer." kuralının yer aldığı; Esaslar'ın Ek'inde ise, 2012 yılı tarifesi olarak Değerleme Raporu Asgari Birim Ücretlerine yer verildiği, bu ücretlerin "Konutlar: 300 TL (KDV Hariç), Diğer Varlıklar: 300 TL (KDV Hariç)'den az olmamak üzere taraflarca işin özelliğine göre belirlenir." şeklinde belirtildiği; 2499 sayılı Kanun'un 40/C ve 40/D maddelerine dayalı olarak 30/10/2009 tarih ve 2009/15635 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen ve 17/12/2009 tarih ve 27435 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Statüsü, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 75. ve 76. maddeleri uyarınca 05/02/2014 tarih ve 2014/5933 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen ve 02/04/2014 tarih ve 28960 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Statüsü’nün 36. maddesiyle bütünüyle yürürlükten kaldırıldığından, Daire kararının anılan Statü'nün dava konusu 7. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinin iptali istemi hakkında verilen "karar verilmesine yer olmadığına" dair kısmının temyiz edilmeyerek kesinleştiği; Türkiye Değerleme Uzmanları Birliğinin 26/05/2012 tarihli Genel Kurul toplantısında kabul ettiği "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Üyelerinin Müşterilerine Verdikleri Hizmetler Karşılığında Tahsil Edecekleri Ücret ve Masrafların Tutar ve Sınırlarına İlişkin Esaslar"ın 4. maddesinin 3. fıkrasının, 5. ve 6. maddeleri ile Ekinin (2012 yılı tarifesi) iptali istemine gelince; Aktarılan düzenlemeler ile değerleme uzmanlığının serbest bir meslek olarak gelişmesinin sağlanması, değerleme uzmanlarının bağımsızlığının korunması, üyelerin ücret konusunda farklı uygulamalara gitmesinin önüne geçilerek mesleğin saygınlığının korunması ve hizmetin gereği gibi ifasının sağlanması amaçlarına ulaşılmaya çalışıldığı görülmekle birlikte, söz konusu düzenlemelerin, sözleşme özgürlüğüne, Sermaye Piyasası Kanunu'na ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine uygunluğunun irdelenmesi gerektiği; Anayasa'nın "Temel Hak ve Ödevler" başlıklı ikinci kısmının "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlıklı üçüncü bölümünde yer alan 48. maddesinde, çalışma ve sözleşme hürriyetinin düzenlendiği; buna göre, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olduğu, özel teşebbüsler kurmanın serbest olduğu, Devletin, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağının belirtildiği; Anayasa'nın 13. maddesinde de, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağının düzenlendiği; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 16/12/2010 tarih ve 3980 sayılı kararı ile, bankalar tarafından konut edinmeleri amacıyla tüketicilere kullandırılacak kredilerin, konut teminatı altında kullandırılacak tüketici kredileri ile ticari gayrimenkul alımı amaçlı kullandırılacak taksitli ticari krediler için bazı sınırlamalar getirildiği ve sınırlamaya konu krediler için teminat olarak alınan gayrimenkullerin değerlemesinin Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu veya Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yetkilendirilmiş değerleme şirketlerine yaptırılmasına karar verildiği; 12/08/2001 tarih ve 24491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sermaye Piyasası Mevzuatı Çerçevesinde Değerleme Hizmeti Verecek Şirketlere ve Bu Şirketlerin Kurulca Listeye Alınmalarına İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ'in 17. maddesinde de, gayrimenkullerin, gayrimenkul projelerinin veya gayrimenkule dayalı hak ve faydaların şirket tarafından değerlemesinin yapılabilmesi için şirket ile müşteri arasında tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen bir değerleme sözleşmesi imzalanmasının zorunlu olduğunun belirtildiği; 18. maddesinde de, değerleme hizmeti karşılığında alınacak ücretin şirket ve müşteri arasında serbestçe belirleneceğinin kurala bağlandığı; Buna göre, Bankaların gayrimenkul değerleme hizmeti alabilmeleri için, Sermaye Piyasası Kurulu ya da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından yetkilendirilmiş değerleme şirketleriyle sözleşme yapmaları gerektiği, yapılacak sözleşmenin unsurlarından birinin de sözleşmenin bedeli olduğu, sözleşmedeki bedelin taraflarca serbest olarak belirlenmesinin asıl olduğu; nitekim Tebliğ'in 18. maddesinde de bu hususun vurgulandığı; bedeli kararlaştırma konusundaki anlaşma serbestisinin de sözleşme özgürlüğü kapsamında ve anayasal koruma altında olduğu; sözleşme serbestisini sınırlayacak nitelikteki bir kuralın ise, yine Anayasa'da tanımlanan sınırlama sebeplerine uygun olarak kanunla konulması gerektiği; Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği tarafından, dava konusu Statü'nün iptali istenen 7. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendine dayanılarak, taraflar arasında imzalanacak olan sözleşmelerde uygulanacak ücret ve masraflara ilişkin esaslar ile 2012 yılı için değerleme raporu asgari birim ücretlerinin belirlendiği, bu suretle sözleşmenin aslî unsurlarından olan bedel konusunda sözleşmeye müdahale edildiği; Anayasa'nın 135. maddesinin, doğrudan asgari ücret belirleme konusunda kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına yetki vermediği; zira, anılan maddede idari teşkilat içerisinde yer verilen kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruşlarının temel amaçları ve işlevlerinin genel bir çerçevede düzenlendiği; 2499 sayılı Kanun'un 40/C ve 40/D maddelerinde söz konusu müdahalenin yapılabilmesine olanak tanıyan herhangi bir hüküm bulunmadığı; anılan Kanun'un 40/C maddesinde belirtilen haksız rekabetin önlenmesi amacının da, meslek mensuplarının birbirleriyle olan ilişkilerinde dürüstlük kurallarına uygun davranılmasını sağlamak üzere kurallar getirebilmeyi ifade ettiği ve Birliğe doğrudan asgari ücret belirleme yetkisi vermediği; Her ne kadar ülkemizde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının çoğunun asgari ücret belirleme yönünde faaliyetlerinin bulunduğu görülmekte ise de, ilgili kanunlarında (Ör: Avukatlık Kanunu, Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu, Türk Tabipleri Birliği Kanunu, Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun, Noterlik Kanunu, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu gibi) bu kuruluşların asgari ücret tarifelerini hazırlamak veya belirlemek konularında açıkça yetkilendirilmiş oldukları; Nitekim, bu hususun uygulamada doğurabileceği sakıncalar gözetilerek, 30/12/2012 tarih ve 28513 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 76. maddesinde, "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği üyelerinin vereceği değerleme hizmetlerine ilişkin ücretlerin tutarlarına ve sınırlarına ilişkin esaslar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği, Türkiye Bankalar Birliği ve Türkiye Sermaye Piyasaları Birliğinin görüşü alınarak her yıl Kurul tarafından belirlenir. Kuruluş tarafından belirlenen yıllık asgari ücret tarifesi Resmî Gazete'de yayımlanır." kuralına yer verildiği; Bu durumda, Anayasal koruma altındaki sözleşme özgürlüğünün ancak kanunla sınırlanabilmesi mümkün olduğundan, taraflar arasında serbestçe belirlenmesi gereken sözleşmenin bedel unsuruna, yasal dayanağı bulunmaksızın, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği tarafından asgari ücret tarifesi ve alınacak ücret esaslarının belirlenmesi suretiyle müdahale edilemeyeceği sonucuna varıldığı; Bu itibarla, Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği tarafından, üyelerinin müşterilerine verdikleri hizmetler karşılığında tahsil edecekleri ücret ve masrafların tutar ve sınırlarına ilişkin esasların belirlenerek asgari ücret tarifesi uygulanmasında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu düzenlemelerin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idarelerden Sermaye Piyasası Kurumu tarafından, Danıştay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararların temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen kararların kesin olduğu, bu kararlara karşı ısrar hakkı tanınmadığı, hasım konumundan çıkarılmaları gerektiği, davacının dava konusu ile ilgili güncel menfaatinin bulunmadığı; Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği tarafından, temyize konu kararın 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin 4. fıkrasına aykırı ve yok hükmünde olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Heyetince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçelerinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile Müşterek Heyet kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Aynı maddenin 4. fıkrasında, "Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50. madde hükümleri kıyasen uygulanır." denilmiş; 50. maddesinin 4. fıkrasında ise, Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesinin bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılacağı hükme bağlanmıştır. Temyize konu edilen kararın incelenmesinden; Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Heyetenin 08/11/2016 tarih ve E:2012/2732, K:2016/3634 sayılı kısmen iptal, kısmen karar verilmesine yer olmadığına dair kararının iptale ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/10/2019 tarih ve E:2017/691, K:2019/4090 sayılı kararıyla bu kısma konu hükümlerde esastan hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bozulması üzerine, anılan Müşterek Heyet tarafından, temyize konu edilen kısım yönünden yine iptal kararı verildiği görülmektedir. 2577 sayılı Kanun'un 49/4. ve 50. maddeleri gereği Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Danıştay Dava Dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararlarının temyizen incelenmesi sonucunda verdiği bozma kararlarına Dairece uyulması zorunlu olup, bozma kararlarına uyulmak suretiyle verilen kararların yeniden temyiz edilmesi durumunda, Danıştay İdari Dava Dairleri Kurulunca yapılacak temyiz incelemesinin, bozma kararına uygunluk yönünden yapılması gerekmekle birlikte, Kurulun bozma kararı sonrasında, olaya uygulanması gereken davacı lehine yeni bir yasal düzenleme çıkması, mevzuat - içtihat değişikliği olması halinde, davacının bu hukuki durumdan yararlandırılması hukuki güvenlik ve adil yargılanma ilkelerinin gereğidir. Bu bakımdan, uyuşmazlıkta, İdari Dava Daireleri Kurulunun süreklilik arz eden ve içtihat hâline gelen güncel kararlarının (20/10/2022 tarih ve E:2022/636, K:2022/3024 sayılı; 20/10/2022 tarih ve E:2022/1398, K:2022/3023 sayılı; 20/10/2022 tarih ve E:2022/1158, K:2022/3022 sayılı; 25/05/2023 tarih ve E:2022/3610, K:2023/1125 sayılı vd.) temyize konu Müşterek Heyet kararı ile aynı yönde olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda, temyize konu Müşterek Heyet kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihat haline gelen söz konusu kararları göz önünde bulundurularak temyizen incelenmesi gerekmektedir. Bu itibarla, temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarelerden Sermaye Piyasası Kurulu ile Türkiye Değerlendirme Uzmanları Birliğinin temyiz isteminin reddine, 2. Dava konusu işlemlerin iptaline ilişkin Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Heyetinin temyize konu 14/12/2023 tarih ve E:2020/1851, K:2023/5807 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3. Kullanılmayan ... TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davalı idarelerden Türkiye Değerleme Uzmanları Birliğine iadesine, 4. Kesin olarak, 19/12/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Dava, 17/12/2009 tarih ve 27435 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 30/10/2009 tarih ve 2009/15635 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Statüsü'nün 7. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinin ve Türkiye Değerleme Uzmanları Birliğinin 26/05/2012 tarihli Genel Kurul toplantısında kabul ettiği Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Üyelerinin Müşterilerine Verdikleri Hizmetler Karşılığında Tahsil Edecekleri Ücret ve Masrafların Tutar ve Sınırlarına İlişkin Esaslar'ın 4. maddesinin 3. fıkrasının, 5. ve 6. maddeleri ile Eki'nin (2012 yılı tarifesi) iptali istemiyle açılmıştır. Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Heyetinin 08/11/2016 tarih ve E:2012/2732, K:2016/3634 sayılı kararıyla Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Statüsü'nün 7. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinin iptali istemi hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığı; Türkiye Değerleme Uzmanları Birliğinin 26/05/2012 tarihli Genel Kurul toplantısında kabul ettiği Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği Üyelerinin Müşterilerine Verdikleri Hizmetler Karşılığında Tahsil Edecekleri Ücret ve Masrafların Tutar ve Sınırlarına İlişkin Esaslar'ın 4. maddesinin 3. fıkrasının, 5. ve 6. maddeleri ile Eki'nin (2012 yılı tarifesi) iptali yolunda verilen kararın, iptale ilişkin kısmının temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/10/2019 tarih ve E.2017/691, K:2019/4090 sayılı kararı ile söz konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle anılan kararın bozulduğu anlaşılmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 4. fıkrası uyarınca Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesi neticesinde Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarınca verilen kararlara karşı Danıştay Dava Dairelerine ısrar olanağı tanınmamıştır. Bu bağlamda, her ne kadar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı sonrasında, anılan Kurulun temyizen incelediği benzer uyuşmazlıklarda görüş değişikliğine gittiği anlaşılsa da, 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin 4. fıkrasının açık hükmü karşısında, Müşterek Heyetin, söz konusu görüş değişikliğini gerekçe göstermek suretiyle, bozma kararına uymayarak temyize konu edilen ilk kararı ile aynı yönde karar almasının kabulü mümkün bulunmamaktadır. Bu itibarla, Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Heyetince bozma kararına uyulması zorunlu olduğundan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/10/2019 tarih ve E:2017/691, K:2019/4090 sayılı bozma kararına uyularak anılan kararda belirtilen gerekçeler doğrultusunda davanın reddi yolunda karar verilmesi gerekirken aksi yönde verilen Müşterek Heyet kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenle, davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.