3. Hukuk Dairesi 2024/1913 E. , 2025/2769 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3239 E., 2024/287 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 13. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/225 E., 2022/371 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün …
**3. Hukuk Dairesi 2024/1913 E. , 2025/2769 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3239 E., 2024/287 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 13. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/225 E., 2022/371 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir Belli edilen günde gelen davacı asil ... ve davacılar vekili Avukat ... ile davalılar ..., ... vekili Avukat ...., ... Sağlık ve Eğ. Hiz. San. Tic. A.Ş. vekili...'nın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili, müvekkili ...'in davalı şirketi işlettiği, hastanede davalı doktor ... tarafından gebelik takibinin yapıldığını, ilk 4 ay sonrasında müvekkili ...'in el ve ayaklarının şişmeye başladığını, davalı doktorun bu durumun normal olduğunu diyet yapması gerektiğini önerdiğini, gebeliğinin 26. haftasında yapılan idrar tahlilinde yüksek miktarda protein kaçağı tespit edilmesine rağmen davalı doktorca bir önlem alınmadığını, erken doğum yapması ihtimaline karşın müvekkiline iğne yapıldığını, iğneden sonra müvekkilinin rahatsızlandığını, körlük ve karın ağrısı şikayeti ile 29.11.2015 tarihinde gece sıralarında davalı hastaneye götürüldüğünü, burada acil sezeryana alındığını, sonrasında idrar çıkışının olmadığını, bu durumun diğer davalı doktor ... tarafından takip edildiğini, hastaneye gelen yakınlarının tavsiyesi üzerine Çapa Tıp Fakültesine sevk edildiğini, yapılan muayenesinde çoklu organ yetmezliği tanısı konulduğunu, halen 2 böbrek kaybı nedeniyle diyalize girmek zorunda olduğunu, bebeğin ise erken doğması nedeniyle bir takım tedaviler gördüğünü ileri sürerek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkili ... için 500,00 TL ve küçük için 500,00 TL olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi tazminat ile müvekkili ... için 300.000,00 TL ve küçük için 200.000,00 TL olmak üzere toplam 500.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili, davacının gebelik öyküsünde risk faktörü bulunmayan, tansiyon takipleri normal, rutin usg takiplerinde ek obstetrik patoloji olmayan, özellikle gelişim geriliği olmayan ve pretibial ödeminin de her gebede görülen kadar olduğunu, doğumunu ... Hastanesi'nde gerçekleştireceğini gebeliğinin en başında müvekkiline ilettiğini, dava dışı ... Hastanesinde de muayene olan davacı yana belirtildiği iddia edilen bebekteki geriliğin, müvekkilinin ölçümlerine göre 1 hafta olup, karın çevresinde bulunduğunu, plasenta kanama odağı hakkında taraflara daha evvel bilgi verildiğini, bu durumun kayıtlara da işlendiğini, müvekkilinin, Dr. ...'in tansiyon, karaciğer fonksiyonları normal bir gebede böbrek parenkim hastalığı olabileceğini düşündüğünden hareketle tedavi için hemen aksiyon aldığını, müvekkili hekim tarafından test sonucu önemli bulunarak acil durum oluşmasına önlem olarak akciğeri geliştirmek adına Celestone'ye başlandığını, davacı yanda ayrıca kanama olduğunu, kendisine haber verilmesinin akabinde 15 dakika içinde hastaneye ulaştığını, test sonuçlarında acil kan transfüzyonu yapılmasını gerektirecek bir durum bulunmadığını, davacı yanın Çapa Tıp Fakültesi'ne sevkin sağlandığını, müvekkili davalı ...'den konsültasyon istendiğini, konsültasyon prosedüründe hastayla ilgili değerlendirmelerin hekimine bildirildiğini, hastanın değerlendirilmesinde henüz acil diyaliz endikasyonu olmadığına karar verildiğini, müvekkili hastane yönünden gerek sahip olduğu tıbbi imkan ve donanımları ile gerekse çalışan hekim ve diğer personelleri ile kendi edim ve ifa yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyada mevcut raporlar ile davacılara verilen tedavi hizmetinin tıbben uygun olduğunun ve tıbbi uygulama hatasının söz konusu olmadığının tespit edildiği, davalıların somut olayda kusurlarının bulunduğuna yönelik herhangi bir tespitin bulunmadığı, davalılara herhangi bir kusur atfedilemeyeceği ve ayıplı hizmetten söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi kurul raporunun ve Adli Tıp Kurumunun raporlarının birbirini teyit ettiği, hükme esas alınmaya yeterli olduğu gerekçesiyle; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; bilirkişi raporlarının eksik delil ile somut olayı aydınlatmaktan uzak şekilde hazırlandığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararında yapılan uyuşmazlık tarifinin dahi hatalı olduğunu, Tabip Odası İnceleme Raporunda ortaya koyulan kusur hakkında diğer raporlarda değerlendirme yapılmadığını, çelişkinin giderilmediğini, İstanbul Tabip Odasının 02.03.2021 tarihli raporunda dava dışı doktor tarafından yapılan tetkik sonrası kanda çok yüksek çıkan protein miktarının ödemi açıklayıcı bulgu olduğunun, bu tablonun ve US görüntülemede saptanan kan odağının erken başlangıçlı preeklampsinin ön belirtileri olduğunun, bu durumun hospitalizasyon indikasyonunu doğurduğunu, yani hastaneye yatış gerektirdiğinin belirtildiğini, hekimlerin tıbbi uygulamalarının çok büyük seviyede olmasa da kusurlu olduğunun ifade edildiğini ve davalı doktoralara disiplin cezası verildiğini, dava dosyası kapsamındaki raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, müvekkili ...'in hamileliğinin 4. ayından sonra görülmeye başlayan anormal şişliklerinin sebebinin davalı doktor tarafından araştırılmadığını, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında bu durumun değerlendirilmediğini, dava dışı hastanede yapılan muayenede bebekte gelişim geriliği ve plasentada kanama odağının görüldüğünü, bu hususun davalı doktor ... tarafından müvekkiline söylenmediğini, bilirkişi raporlarında bu konuda da inceleme yapılmadığını, yine raporlarda müvekkil annenin böbrek kaybının ve yaşanan ağır sonuçların, erken müdahale ile engellenip engellenemeyeceği hususunun da değerlendirmediğini, davalı doktor ...'un gebelikte oluşan el-ayak şişmelerinin hangi rahatsızlıkların belirtisi olabileceğine ilişkin aileyi aydınlatmamış olması ve doğum öncesi anormal idrar tahlili sonuçları ile bu sonuçların hangi rahatsızlığın semptomları olduğuna ilişkin aydınlatma yapmaması hususunun hekimin aydınlatma ve bilgi verme yükümlülüğü bakımından değerlendirilmediğini, doğum sonrası eş ... tarafından defalarca hastanın idrar çıkışı olmadığını söylemesine rağmen hastaya serum verilmeye devam edildiğini, servise gelen davalı doktor ...'nun, kan değerleri ve böbrek fonksiyonlarını takibe almış olmasına rağmen kötü gidişat ile ilgili hastasını nefroloji birimine veya diyalize yönlendirmediğini, hiçbir raporda davalı doktor ... yönünden kusur değerlendirmesi yapılmadığını, davalı hastanede yaşanan süreçte teşhis ve tedavide geç kalınması ve kaybedilen zaman sebebiyle müvekkilinin böbreklerinin kurtarılamadığını, olayda hastanenin organizasyon kusurunun bulunduğunu, dava konusu zarar komplikasyon olarak kabul edilse dahi komplikasyon yönteminin kusurlu olduğunu, davalı yanın kusurlu tıbbi uygulamaları ve davranışları ile müvekkilinin kalıcı zarara uğramasına sebebiyet verildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davalı hastanede davalı doktorlar tarafından yapılan gebelik takibi, doğum ve sonrasında meydana gelen organ kaybı nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir. Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir. Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez. Dosya kapsamından, mahkemece dosyaya kazandırılan 06/10/2021 tarihli ATK raporunda; kişinin Özel ... Hastanesinde yapılan muayene ve kontrollerinin güncel kabul görmüş gebe takip uygulamalarından olduğu, son adet tarihine göre ölçülen gebelik haftası ve USG tetkiki ile ölçülen gebelik haftaları arasında fark olduğu ancak gelişim geriliği düşündürecek kadar fark olmadığı, yaklaşık gebeliğin 22. Haftasından itibaren kişinin kontrol aralıklarının 7-10 gün olduğu, sezaryen öncesi kontrol aralığının daraltıldığı, 26/11/2015 tarihinde son adet tarihine göre 27 hafta 6 günlük gebe olduğu, USG ölçümlerine göre 27 hafta ile uyumlu olduğu, dekolman plesenta öngörülemez, önlenemez bir tablo olduğu, tespit edildiği durumlarda acil sezaryen endikasyonu olduğu, kişinin 30/11/2015 tarihinde yapılan sezaryen ameliyatı endikasyonu ve uygulama şeklinin tıbben uygun olduğu, ameliyat sonrası yapılan konsültasyonlar ve tetkikler sonucu akut böbrek yetmezliği tanısı ile sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu, kişinin Özel ... Hastanesinde yapılan idrar tetkiklerinde protein kaybı görülmediği, ameliyat sonrası ortaya çıkan akut böbrek yetmezliğinin dekolman plesenta ve trombotik mikroanjiopati hastalıklarının ayrı ayrı veya ortak etkileşimi sonucu her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak değerlendirildiği dolayısıyla Dr. ...’un eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı belirtilmiştir. Yine dosyada bulunan 26.07.2022 tarihli üniversiteden alınan raporda; gebelik takibinin uygun protokoller ve kılavuzlar eşliğinde yapıldığı, takip sırasında tespit edilen 24 saatlik idrarda protein seviyesinin tek başına gebeliğin sonlandırılması için endikasyonunun olmadığı, preterm doğum kararının plasentada tespit edilen dekolmana ve annedeki uç organ hasarının tespiti üzerine verilmesi güncel ve doğru yaklaşım olduğu, doğum sonrası gelişen mikroanjiopatik hemolitik anemi tablosu çoğunlukla doğum sonrası görüldüğü, hastada tespit edilen doğum sonrası tıbbi durumun bu üç farklı hastalık açısından uygun yönetildiği, mikroanjiopatik hemolitik anemi tablolarında mortalitenin yüksek olduğu, uygulanan tedavinin güncel rehberler ve protokollere uygun olduğu, hastada tespit edilen mikroanjiopatik hemolitik anemi tablosunun gebelik sırasında öngörülmesinin gebede yapılan testler ışığında mümkün olmadığı, preterm doğumun gerçekleştiği günden daha öncesinde planlanması ve yapılmasının gelişen böbrek hasarını önleyebileceğinin güncel literatür eşliğinde tahmin edilmesinin mümkün olmadığı, hasta dosyasındaki veriler ve kaynak bilgileri ışığında ilgili sağlık çalışanlarının eylemlerinin tıbbın güncel yaklaşımına uygun olduğu bildirildiği anlaşılmakta ise de davacıların az yukarıda açıklanan temyiz itirazlarında da öne sürdüğü raporlara karşı itirazlarının karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davacılar vekili tarafından dosyaya sunulan İstanbul Tabip Odası'nın 21.03.2021 tarihli raporunda; davalı doktor ... yönünden "..idrardaki 13,5 gr'lık proteinüri bu generalize ödemi açıklayıcı bir bulgu olarak belirgindir. Bu tablo ve US de saptanan bilateral uterin arterlerdekiçentik (notch) erken başlangıçlı preeklampsinin ön belirtileri kabul edilerek hospitalizasyon indikasyonunu doğurmaktadır. Buradaki amaç gebeyi sık aralıklı biyokimyasal, hematolojik ve idrar tetikleri ile yakın izlemek ve gerekli görüldüğü takdirde tablonun kötüleşmesi durumunda bebek için gerekli önlemler alınarak doğumun gerçekleştirilmesi tedavi modeli olmalıydı...Bu nedenle gebenin erken hospitalizasyonunun yapılmaması ve bu kanamalı tabloda transfüzyon yapılması eksikliği dışında majör bir hekim hatası olduğu kanısında değilim." diğer davalı doktor ... yönünden yapılan değerlendirmede ise "Bu hastada postpartum dönemde akut böbrek hastalığı geliştikten sonra, renel replasman tedavisi (RRT) endikasyonu konmasında gecikme olmadığı ancak hiperkalemi yönteminde eksiklikler olduğunu söyleyebiliriz" tespitlerine yer verildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Mahkemece tam teşeküllü üniversite hastanelerinde görev yapan alanında uzman doktorlardan oluşturulacak yeni bilirkişi heyetinden somut olaya uygun şekilde, davalıların özen yükümlülüklerine aykırılık niteliğinde ihmal ve kusurlarının bulunup bulunmadığı, davalı hastane işletmesinin hastaya gebelik takibinde, doğum sırasında ve sonrasında davalı hekimlerce uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olup olmadığı hususlarında davacı tarafın tüm itirazlarını karşılar ve raporlar arası çelişkiyi giderecek nitelikte, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacılar yararına BOZULMASINA, 28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacılara verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.