Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/570 E. , 2024/4281 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/570 Karar No : 2024/4281 DAVACILAR : 1- ... Derneği 2- ... San. Tic. Ltd. Şti. 3- ... İnş. ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti. 4- ...ı ve İnş. San. Tic. Ltd. Şti. 5- ... Silah San. ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLLERİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı/... VEKİLİ : Av. ... 2- ... Bakanlığı/... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN_KONUSU: 17/12/2019 tarih ve 30981 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak y
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/570 E. , 2024/4281 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/570 Karar No : 2024/4281 DAVACILAR : 1- ... Derneği 2- ... San. Tic. Ltd. Şti. 3- ... İnş. ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti. 4- ...ı ve İnş. San. Tic. Ltd. Şti. 5- ... Silah San. ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLLERİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı/... VEKİLİ : Av. ... 2- ... Bakanlığı/... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN_KONUSU: 17/12/2019 tarih ve 30981 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik'in; 1) Sebep ve amaç unsuru bakımından hukuka aykırı olduğundan bahisle tamamının, 2) Bu talep uygun görülmediği takdirde; a) 5. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin, ikinci fıkrasında yer alan "birinci fıkranın (b), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen" ibaresinin;, b) 8. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin, altıncı fıkrasının, yedinci fıkrasının ikinci cümlesinin, sekizinci fıkrasının, c) 9. maddesinin birinci fıkrasının, ç) 10. maddesinin birinci fıkrasının, üçüncü fıkrasının, dördüncü fıkrasının, beşinci fıkrasının, altıncı fıkrasının, yedinci fıkrasının, on ikinci fıkrasının, d) 11. maddesinin üçüncü fıkrasının, dördüncü fıkrasının, e) 12. maddesinin ikinci fıkrasının, f) 13. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin, g) 14. maddesinin birinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin, üçüncü fıkrasında geçen "ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere," ibaresinin, dördüncü fıkrasında yer alan "ve merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip yetki belgesi olmayan" ibaresinin, ğ) 15. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin, h) 16. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin, beşinci fıkrasının, ı) 17. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin, i) 18. maddesinin dördüncü fıkrasının, j) 21. maddesinin, k) 23. maddesinin, l) Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının, üçüncü fıkrasının, dördüncü fıkrasının, iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Davacılar tarafından, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik'in; - Tamamının iptali istemi yönünden, 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun'un 5. maddesinde, Kanun'un uygulanmasıyla ilgili usul ve esasların 6 ay içinde çıkarılacak bir yönetmelikle belirleneceğinin hükme bağlandığı, bu kapsamda düzenlenen Yönetmeliğin 02/05/2008 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandığı, anılan Yönetmeliği yürürlükten kaldıran dava konusu Yönetmeliğin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu, yönetmeliklerin sebep unsurunun kanunlar olduğu, ilgili Kanunda usul ve esasların 6 ay içinde çıkarılacak bir yönetmelikle belirleneceği düzenlenmesine rağmen dava konusu Yönetmeliğin 17/12/2019 tarihinde yayımlanmakla kanun koyucunun iradesini bertaraf ettiği, ayrıca Yönetmeliğin düzenleme amacını aşar şekilde ses ve gaz fişeği atabilen silah üretimini ve ticaretini bütünüyle ortadan kaldırdığından amaç yönünden de iptali gerektiği; - 5. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi yönünden, mermi atan ateşli silahlar için bile tek bir yere işlenmesi gereken işaretin, ses ve gaz fişeği atabilen silahlar bakımından kapsamı genişletilerek iki yere işlenmesine yönelik hükmün ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, teknik düzenlemelerin kamu yararı gözetilerek, rekabeti engellemeyecek şekilde ve uygun, orantılı, açık ve uygulanabilir olmasının gerektiği, özellikle toplu tabancalardaki top kısmının yüzey alanının oldukça küçük olduğu, bu kısma sadece seri numarasının bile işlenmesi zor iken marka ve modelin de işlenmesinin teknik imkânsızlık nedeniyle uygulanabilir olmadığı; - 5. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "birinci fıkranın (b), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen" ibaresi yönünden, ihracat amaçlı üretilen ürünlerde, Yönetmeliğin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a), (c), (ç),(d), (g), (h), (ı) ve (i) bentlerinde belirtilen üretim esaslarına uyulması gerektiğinin düzenlendiği, sözleşme özgürlüğü gereği yurt dışına gönderilecek ürünlerin, gideceği ülkenin düzenlemelerine ve alıcının taleplerine göre üretilmesi gerektiği, üretim esaslarının sadece yurt içinde satış için üretilen ürünlerde aranması ve ihracatta üretim esası açısından herhangi bir kısıtlama getirilmemesi gerektiği; - 8. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi yönünden, düzenleyici işlemlerin açık, belirli ve öngörülebilir olmasının gerektiği, prototip silah ve namlunun muhafazası konusunda firmalara yüklenen sorumluluk süresinin belli olmadığı, İdare tarafından prototiplerin ibrazının istenmesi halinde ilgili firmanın bu talebi yerine getirmemesinin sonuçlarının belirtilmediği, açıklık ve belirlilik ilkelerine aykırı bir düzenleyici işlem tesis edildiği; - 8. maddesinin altıncı fıkrası yönünden, düzenleme ile idareye, daha fazla üretim yapmak istemeyen şirketlerin üretim izin belgesinin iptal edilip edilmemesi konusunda serbestlik tanındığı, üretim izninin iptali talebinin idarece reddedilmesinin çalışma ve sözleşme hürriyetlerine aykırılık teşkil edeceği, hiç kimsenin belli bir alanda çalışmaya zorlanamayacağı, tasarruf yapamayacağı bir konuda idareye takdir yetkisi verildiği; - 8. maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi yönünden; ticari faaliyetini sonlandıran firmanın elindeki numuneleri hangi amaçla başka bir firmaya teslim edeceği ve numunelerin teslim edileceği firmanın tespitinde hangi kriterlere dikkat edileceğinin belirtilmediği, ticari faaliyetini sonlandıran firmanın kuruluş aşamasından itibaren bütün izinleri veren idarenin firma ile ortak bir sorumluluk altına girdiği, piyasaya arz edilen ürünlerin numunelerinin, üretiminin en başından beri söz sahibi olan ve denetimini yapan idare bünyesinde saklanmasının gerektiği, bunun daha güvenli olacağı, üretilen ve piyasaya arz edilen ürün hakkında hiçbir bilgisi olmayan üçüncü kişi konumundaki firmaya, teslim edilen numunelerden dolayı herhangi bir sorumluluk yüklenip yüklenmeyeceği hususunun da Yönetmelikte belirtilmediği, bunun açıklık ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğu; - 8. maddesinin sekizinci fıkrası yönünden, ses ve gaz fişeği atabilen silahların, mevzuattaki üretim esasları ve idarenin verdiği izin belgesine istinaden üretildiği, bu durumda Kanun ve Yönetmelik esaslarına uygun üretim yapan firmalara hiçbir kusur yüklenemeyeceği, üretim esaslarına uygun üretilmiş bir silahın herhangi bir sebepten dolayı yapılacak tahribatlarla gerçek silaha dönüştürülebileceği, bu nedenle firmanın üretim izninin iptal edilemeyeceği; - 9. maddesinin birinci fıkrası yönünden, silahların bir kısım parçalarının imalatçı firmalar tarafından üretilmeyip dışarıdan alındığı veya ürünlerin kalıplarının başka firmalara yaptırıldığı, silahların parçalarını değil de bunların sadece kalıplarını üreten kalıpçıların da madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun belirli olmadığı, kuralın açık, belirli ve öngörülebilir olmadığı; - 10. maddesinin birinci fıkrası yönünden; teknik sorumlunun ikamet ve iş yeri açısından il sınırlarına bağlı kılınmasının anlaşılamadığı, bazı ilçelerin bağlı bulunduğu ilin merkezine değil komşu ilin merkezine daha yakın olabildiği, diğer yandan o ilde ikamet edenler arasında teknik sorumlu olarak çalışacak personelin bulunmaması durumunda nasıl bir yol izleneceğinin belli olmadığı, tarafların yasal yükümlülüklere aykırı olmayacak biçimde kendi menfaatleri doğrultusunda özgürce iş akdi imzalayabilecekleri, idarenin yerleşme ve çalışma özgürlüğünü de içeren temel insan haklarına aykırı düzenleyici işlem yapamayacağı; - 10. maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları yönünden, üretim izin belgelerine göre firmaların sınıflandırılmasının, toplam ürün sayısına göre (A sınıfı= 30 adet ve daha fazla ürün), (B sınıfı = 10 ila 29 adet ürün) , (C sınıfı = 9 adet ve daha az ürün) şeklinde yapıldığı, A sınıfı firma bünyesinde tam zamanlı istihdam edilecek teknik sorumlunun diğer firmalarda istihdam edilemeyeceği ve fiili olarak sadece bu firmada çalışabileceği, oysa B ve C sınıfı firmaların teknik sorumlularının kısmi zamanlı istihdam edilebileceği, bir teknik sorumlunun en fazla 5 adet B sınıfı veya en fazla 10 adet C sınıfı firmada çalışabileceği, eksik kalan her B sınıfı firmaya karşılık C sınıfı 2 firmada çalışabileceği, bu durumda piyasaya arzından sorumlu oldukları ürün açısından en yetkin sınıf olan A sınıfı firmada çalışan teknik sorumlunun, çalıştığı firma 34 ürün üretiyorsa sadece o kadar üründen, 50 ürün üretiyorsa o kadar üründen sorumlu olacağı, oysa B sınıfı 5 farklı firmada çalışırsa 145 adet üründen, C sınıfı firmada ise 90 adet üründen sorumlu olacağı, bu kapsamda, A sınıfı firmada çalışan teknik sorumlu daha az üründen sorumlu olup tam zamanlı çalışırken, diğer sınıflarda çalışan teknik sorumluların daha fazla üründen sorumlu olup daha çok firmada kismî zamanlı çalışabileceği, bunun da A sınıfı firmada çalışacak teknik sorumlu bulmayı zorlaştıracağı; - 10. maddesinin onikinci fıkrası yönünden, teknik sorumlunun sözleşmesi feshedildiğinde veya geçersiz olduğunda nihai mamul üretiminin durmasının telafisi güç zararlar doğuracağı, uluslararası ticarette siparişleri zamanında yetiştirmenin ve lojistik firmalarınca belirlenen zaman tarifelerine uymanın önem arz ettiği, düzenlemenin sözleşmeye aykırılıklara sebep olacağı, en azından sözleşmenin geçersizliğinden sonrası için belli bir sürenin öngörülmesinin gerektiği; - 11. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden, Yönetmeliğin tanımlar maddesinde "son kullanıcı belgesi"nin tanımının yapılmadığı, firmalara eksiksiz bilgilendirme yapılması bakımından açık biçimde belgenin tanımının, belge örneğinin, içereceği hususların ve hangi ülkelerden isteneceğinin belirtilmesi, ilgili ülkelerdeki firmalarla yapılan sözleşmelerin revize edilebilmesi için yeterli süre tanınması, bunun için Yönetmelikte asgari bir sürenin belirlenmesinin gerektiği, dış politika değişikliklerinin firmaların ihracat yapmasını zorlaştıracağı; - 11. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden, düzenlemeye göre ihraç edilen ürünlerin Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu kodunun yanlış beyan edilmesi durumunda yaptırımın hem dağıtıcı hem de üreticiye uygulanacağı, dağıtıcının Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu kodunu yanlış bildirmesi durumunda bu konuda dahli olmayan üreticiye de ceza verilmesinin hukukun temel ilkelerinden olan suç ve cezaların şahsiliği, orantılılık ve kusura dayalı ceza ilkelerine aykırı olduğu; - 12. maddesinin ikinci fıkrası yönünden, düzenleme ile 5729 sayılı Kanun'un 2. maddesinin üçüncü fıkrası arasında çelişki bulunduğu, Kanun'a göre ses ve gaz fişeği atabilen silahların ithalatını yapabilmek için İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uygun görüşünün alınması yeterli iken Yönetmeliğe göre İçişleri Bakanlığından izin alınmasının gerektiği, düzenlemenin Kanun'un lafzına açık aykırılık teşkil ettiği; - 13., 14. (üçüncü fıkrasındaki "ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere," ibaresi hariç), 15., 16., 17., 21. maddelerinin iptali istenen ibareleri yönünden, Yönetmelikte “merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip" firmalara bazı yükümlülükler getirildiği, belirtilen sistemin kuruluşunu henüz tamamlamadığı, kuruluş aşamasında olan bir sistemin kullanım esasları dahi belirlenmemişken anılan sistemin kullanımına yönelik bir çok yükümlülük getirildiği, öngörülemezlik ve belirsizlikleriyle birlikte kullanımı zorunlu kılınan bu sisteme atıf yapan bütün hükümlerin iptalinin gerektiği; - 14. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere," ibaresi yönünden, "ikamet eden yabancılara, turistlere," ibaresinin hem eşitlik ilkesine hem de sözleşme özgürlüğü ilkesine aykırı olduğu, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde “ülkemizde çalışma ve ikamet izni sahibi yabancı uyruklu şahıslara silah ruhsatı verilebileceği" hükmünün getirildiği, ülkemizde ikamet eden yabancılara ateşli silah taşıma ruhsatı dahi verilebilirken, ses ve gaz fişeği atabilen silah satışının yasaklanmasının uygun olmadığı, ülkemize gelen yabancı turistlere, daha tehlikeli olan av tüfeği satışı yapılabildiği halde, ses ve gaz fişeği atabilen silahlar için böyle bir kısıtlama yapılmasının hukuka uygun olmadığı, burada da av tüfeklerinde olduğu gibi pasaporta işlenmesi gibi bir düzenleme yapılabilecekken doğrudan yasaklayıcı hüküm getirildiği; - 18. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden, Yönetmelik esaslarına aykırı üretilen ürünler hakkında uygulanacak yaptırımların, Yönetmeliğe atıfta bulunulmadan doğrudan Kanun'da düzenlendiği ve anılan ürünleri imal edenlere idari para cezası verileceğinin öngörüldüğü, oysa Yönetmelikte, Yönetmelik esaslarını karşılanmayan ürünlerin üretim izin belgesinin iptal edileceğinin belirtildiği, ayrıca satış zincirinde ürünün üreticinin elinden çıkmasından sonraki bir aşamada (dağıtıcı veya tüketici elinde) uğrayacağı tahribat nedeniyle üretim esaslarına aykırılık oluşturması halinde sorumluluğun üreticiye yüklenemeyeceği; - 23. maddesi yönünden, 5729 sayılı Kanun'un, usul ve esasların belirlenmesini 02/05/2008 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğe bıraktığı, dolayısıyla anılan Yönetmeliğe yapılan atıfların dava konusu Yönetmeliğe yapılmış sayılmasının hukuka aykırı olduğu, 5729 sayılı Kanun'un Yönetmelik olarak sadece önceki Yönetmeliği benimsediği, ayrıca önceki Yönetmeliğin dava konusu Yönetmeliğin 21. maddesi ile değil 22. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı halde “21 inci madde uyarınca yürürlükten kaldırılan" şeklindeki maddi hata nedeniyle de ilgili maddenin iptalinin gerektiği; - Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası yönünden, firmalara verilen "1 yıllık" sürenin, pek çok firmanın ellerindeki nihai ürünlerin satışını yapmaları için yeterli olmadığı, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna teslim edilecek ürünler için firmalara bedel ödenip ödenmeyeceğinin ve uğrayacakları zararların nasıl karşılanacağının belirli olmadığı, açık düzenleme bulunmamakla birlikte, piyasaya arza hazır ürünlerin Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu tarafından hurda olarak değerlendirileceğinin ve bu şekilde ödeme yapılacağının varsayıldığı, bu durumda da üretildiği zamanki kurallara uygun bulunan ürünlerin geçici madde sebebiyle hurda olarak sayılacağı, üreticilerin menfaatini düşünen bir idarenin ürünlerin fatura bedelini ödemesinin hukuka daha uygun olacağı; - Geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden, Yönetmelikteki üretim esaslarına 1 yıllık kısa süre içinde uyum sağlanmasının imkansız olduğu, üretim izin belgesi alabilmek için öncelikle yeni üretim esaslarına uygun bir üretim tesisinin kurulmasının ve prototip üretim izni alınmasının gerektiği, bu süreç için 1 yıllık sürenin yetersiz olduğu, firmaların önceki Yönetmelikte düzenlenen üretim esaslarına göre üretim izin belgesi aldığı ve bu konuda kazanılmış haklarının bulunduğu, yeni Yönetmelikle belgenin yenilenmesi yükümlülüğü getirilecekse en azından bunun gerçekleştirilebilmesi için makul bir süre verilmesinin gerektiği; - Geçici 1. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden, ihraç amaçlı üretilen ses ve gaz fişeği atabilen silahların sadece üreticiler tarafından satılmasına ilişkin düzenlemenin, firmaların Katma Değer Vergisi Kanunu uyarınca dağıtıcılara kestikleri ihraç kayıtlı faturalara dayanılarak yapılan satışları etkilediği, bu hükmün yürürlüğe girmesi ile dağıtıcıların ihracat amaçlı ellerinde bulunan ürünleri üreticiye iade mi edecekleri, satışın iptal edilmesi, ürünün geri alınması, ihracatın yapılamaması durumunda oluşacak zararın kim tarafından karşılanacağı, ihracat için yapılan üretimlerde bazı üretim esaslarının aranmadığı da gözetildiğinde iç piyasaya arz edilemeyen bu ürünlerin ne yapılacağı, önceki Yönetmeliğe uygun olan ürünlerin ihracatının sadece üreticiler tarafından yapılmasında nasıl bir kamu yararının bulunduğu hususlarının açıklanmaya muhtaç olduğu ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMASI: Davalılar tarafından, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik'in - Tamamının iptali istemi yönünden, davalı idareler tarafından, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının koordinasyonunda İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının ilgili birimleri ile yapılan toplantılarda, 5729 sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin günün koşullarına uygun nitelikte olmadığı konusunda görüş birliğine varıldığı; bu kapsamda ilgili kurum, kuruluş ve STK’ların (SASAD, SİSİAD, BEYSİAD) görüşleri alınarak dava konusu Yönetmeliğin hazırlandığı; yeni Yönetmelik ile BAMS (Bürokrasinin Azaltılması Mevzuatın Sadeleştirilmesi) ve HEYS (Hizmet Envanteri Yönetim Sistemi) kapsamında, işlemlerin mümkün olduğunca elektronik ortama alındığı, istenilen belge sayısının azaltıldığı ve taleplerin sonuçlandırılması süresinin en aza indirilmesinin planlandığı; ilgili Kanun’a göre üretilen ürünlerin, gerçek silaha dönüştürülerek suça konu edilmelerine dair mahkemelerden gönderilen dava dosyaları da dikkate alınarak, bu yasa dışı dönüşümü zorlaştırıcı hükümler getirildiği; Yönetmelik ile oluşturulan yazılım sistemlerinin, kurumlar arası işbirliğini hızlandıracağı, kaçakçılığı büyük oranda önceleyeceği, kayıt dışı üretim/satış ve uygunsuz ürünler ile mücadele açısından faydalar sağlayacağının değerlendirildiği; ürünün yapısı itibarıyla gerçek silaha dönüştürülmesi ve suça karışma sıklığı sebebiyle yurt içi ve dışında ülke itibarını zedelediği konusunda ilgili kurumlarla görüş birliğine varılan ürünlere ilişkin izinlerin iptal edilmesinin planlandığı; teknik sorumluların, üretim aşamalarına daha fazla dâhil olmaları maksadıyla teknik sorumlu esaslarına ilişkin düzenlemeler yapıldığı; değişiklik yapılan ve ilave edilen madde sayısının çokluğundan dolayı önceki Yönetmelik kaldırılarak yeni bir Yönetmeliğin çıkarılmasının gerekli görüldüğü; - 5. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi yönünden, ateşli silah vasfında yer alan tabancaların işaretlenmesine yönelik uygulama esaslarının belirlendiği "Küçük Hafif Silahların AGİT Belgesi Uyarınca İşaretlenmesine ilişkin Uygulama Talimatı"nın 4. maddesinde paralel düzenlemenin bulunduğu, düzenlemenin, yurt içinde ve dışında karşılaşılan asayiş olaylarında çok sayıda ses ve gaz fişeği atabilen silahın gerçek silaha dönüştürülmesi nedeniyle getirildiği, bu silahlarda üretim bilgisi olmadığından dönüşümün kolaylaştığının gözlemlendiği, silahın izinin sürülebilmesi ve kolluk kuvvetlerinin işinin kolaylaştırılmasında büyük önem arz ettiği, ayrıca işlemenin imkansız olmadığı gibi ek maliyet de getirmediği; - 5. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "birinci fıkranın (b), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen" ibaresi yönünden, ihraç kayıtlı ürünlere tanınan muafiyetlerin, Dünya Ticaret Örgütünün ilkelerine aykırılık ve insani açıdan ayrımcılık teşkil ettiği hususunun yurt dışında gerçekleştirilen toplantılarda Ticaret Bakanlığı nezdinde sıklıkla ifade edildiği, ülkemiz menşeli kurusıkıların ve bunlardan dönüştürülen silahların (BM silah ambargosuna tabi) Libya karaborsasının yanında, Kenya, Lübnan, Somali, Etiyopya, Birleşik Krallık, Isveç gibi ülkelerde ele geçirildiği ya da suçta kullanıldığının belirtildiği, yürürlükten kaldırılan Yönetmelikte ihraç kayıtlı ürünlere tanınan muafiyetlerin üreticilerin uluslararası piyasada yer edinmesine yönelik tanındığı, ancak bu muafiyetler kapsamında üretilen silahların üretici ve dağıtıcı tarafından, teknik özelliklerindeki boşlukların gerçek silaha dönüştürülmesi şeklinde suistimal edilmesi, bu durumun taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara aykırılık teşkil etmesi ve ülkemizi zor duruma düşürmesi nedeniyle yeni Yönetmelikte ihracat amaçlı silahların teknik özelliklerinin de büyük ölçüde iç piyasaya yönelik ürünlerle aynı esaslara tabi olacak şekilde düzenlendiği, yapılan düzenlemede ülkemizin uluslararası itibarının korunmasının, dış ticaretimizin diğer ürünlerine yönelik oluşabilecek engellerin ve yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçilmesinin amaçlandığı; - 8. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi yönünden, 2019 yılı içinde Kriminal Polis Laboratuvarlarında 1.028.420 adet bulgu/delil incelenerek ilgili makamlara iade edildiği, ayrıca üretim izin talebiyle gelen ses ve gaz fişeği atabilen silahlardan 2.523 adedinin mühürlenerek muhafaza altına alındığı, bu silahlarla ilgili bugüne kadar herhangi bir inceleme talebinin olmadığı, mevcut teknik resimler ile çekilen normal ve kesit fotoğrafların kriminal inceleme için yeterli olacağı, anılan silahların çokluğu (2.523), bugüne kadar tekrar bir incelemeye tabi tutulmaması, yer ve muhafaza sorunları da dikkate alınarak düzenlemenin yapıldığı; - 8. maddesinin altıncı fıkrası yönünden, üretim izin belgesinin iptaline ilişkin düzenleme ile idareye karar verme konusunda serbesti tanımanın amaçlanmadığı, aksine iptal işleminin tek taraflı olarak kamu iradesi ile yapılmasındansa firmanın kendi talebi ile yapılabileceğinin ifade edildiği, öte yandan Seferberlik ve Savaş Hali Tüzüğünün “Bakanlıkların Görev, Yetki ve Sorumluluklarını" düzenleyen 6. maddesinde “Topyekun savunma, seferberlik ve savaş hazırlıklarına ilişkin konularda bakanlık teşkilatıyla kontrolünde bulunan, planlamaya dahil özel kurum ve kuruluşların kontrol ve denetimini yapmak, gerektiğinde sürekli çalışmayı sağlayacak önlemleri almak" hükmünün yer aldığı, söz konusu hüküm kapsamında seferberlik planlamasına dahil olan firmanın çalışmaya devam etmesi hususunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu, ayrıca üretim izin belgesinin iptal edilmemiş olmasının, firmayı üretim yapmaya zorlamak olarak da değerlendirilemeyeceği; - 8. maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi yönünden, ses ve gaz fişeği atabilen silahların suçta kullanıldığı olaylarla ilgili olarak, mahkemeler tarafından 2003 yılında üretilmiş silahlar hakkında dahi bilgi talep edilebildiği, ticari faaliyeti sona eren firmanın elindeki numunelerin teslimiyle ilgili hükmün getirilmesindeki asıl amacın, silahta sonradan yapılabilecek tadilatlar ile şahit numune olarak tabir edilen, kriminal birimlerce mühürlenmiş silahın mukayese edilerek davaların doğru sonuçlanmasının sağlanması olduğu, bu kapsamda değerlendirme yapıldığında, arşiv uygulamalarında yer alan imha prosedürünün bu silahlar için uygulanmasının doğru olmadığı; - 8. maddesinin sekizinci fıkrası yönünden, gerçek silah vasfına dönüştürülmüş ses ve gaz fişeği atabilen silah modellerinin, teknik yapısının mevzuatın tüm koşullarını sağlamasına rağmen, üretim prosesinin art niyetli kişilerin silah üzerinde daha kolay çalışma yapmasına imkân verecek alt yapıya sahip olduğu, burada bir cezalandırmadan söz edilemeyeceği, asıl amacın suça karışan bu tür silahların piyasada yer almasını engellemek olduğu, insanların can güvenliğine kasteden dönüştürülmüş silahların engellenmesi ve ülkemizin itibarının uluslararası alanda korunması amacıyla getirilen düzenlemenin hukuka uygun olduğu, ayrıca düzenlemede iptal yetkisinin Bakanlık birimlerine değil, Bakanlık makamına verilerek iptal işleminin gerçekleştirilmesinin zorlaştırıldığı; - 9. maddesinin birinci fıkrası yönünden, Yönetmelik kapsamında aksam olarak nitelendirilen parçaların, kullanımı için ilave işlem gerektirmeyen, mevcut haliyle ana ürün üzerinde kullanılabilen, balistik önemi haiz tabancanın ana parçaları olduğu, bunların kalıplarını üreten firmalar için de yetkilendirilme şartının getirilmesinin söz konusu olmadığı, zira kalıbın tüm sektörlerin imalat süreçlerinde kullanılan genel imalat malzemesi olduğu; - 10. maddesinin birinci fıkrası yönünden; teknik sorumlunun, teknik resim çiziminden başlayarak üretimin her safhasında yer almak zorunda olduğu, birbirinden farklı illerde bulunan firmalarda üretilen silahların mevzuata uygunluğunun sağlanması ve teknik sorumlunun ikametgâhına uzak bir tesisi takip edebilmesinin ciddi bir sorun olduğu, idarece yapılan denetimlerde, farklı ilde ikamet eden teknik sorumluların firmanın tesisini bile görmeden faaliyet icra ettiklerinin, ürünler ile hiçbir benzerlik göstermeyen aynı teknik resimleri birden fazla firmada kullanarak idareyi yanılttıklarının, piyasada mevzuata aykırı ürün bulunmasına sebep olduklarının görüldüğü; - 10. maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları yönünden, Yönetmelikte firmaların, kontrolünün kolay olmasından dolayı üretim izin belgesini haiz ürün sayısına göre sınıflandırıldığı, diğer mevzuatta da firmaların sınıflandırılmasında alt ve üst değerlere göre işlem tesis edildiği, davacılar tarafından, B ve C sınıfı firmaların en üst limitinden yapılan hesaplamada A sınıfı firmanın üst sınırının olmadığı dikkate alınmadan bir karşılaştırma yapıldığı, böyle bir yaklaşımın firmaların sınıflandırılmasını imkânsız hale getireceği, sonuç olarak firmaların ürün miktarına göre sınıflandırılmasında ve teknik sorumluların çalışma esaslarının da buna göre belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı; - 10. maddesinin onikinci fıkrası yönünden, teknik sorumlunun, bu Yönetmelik kapsamındaki ürünlerin imalatını bilmek, görmek, izlemek, yanlışları düzelttirmek ve gerekirse yasal koşulların yerine getirilmesini sağlamakla yükümlü olduğu; üretimin her safhasından sorumlu olan teknik sorumlunun takip etmediği veya onaylamadığı bir ürünün satışının yapılmasının, teknik inceleme işleminin yasal sorumluluğu olmayan kişiler tarafından yapılmasına ve piyasaya mevzuata aykırı ürün sunulmasına sebep olacağı; - 11. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden, son kullanıcı belgesinin, sadece dava konusu Yönetmeliğe mahsus bir ifade olmadığı, uluslararası alanda "End User Certificate” olarak tabir edilen, ithalatın yapıldığı ülke makamlarınca hazırlanan bir belge olduğu, 5201 sayılı Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesi uyarınca "Son Kullanıcı Belgesi”nin “Bu Yönetmelik hükümlerine göre denetime tabi mal ve fikri ürünlerin ihracatında satıcının onayı alınmadan üçüncü kişilere veya ülkelere verilmeyeceğinin alıcı tarafından taahhüt edildiğini gösteren, ilgili ülkenin yetkili resmî makamı tarafından onaylanan belgeyi" ifade ettiği, belirtilen sebeplerle dava konusu Yönetmeliğin “Tanımlar” kısmında son kullanıcı belgesinin tanımlanmasına ihtiyaç duyulmadığı, bu sebeple hükümde herhangi bir eksiklikten bahsedilemeyeceği, silah ambargosu uygulanan ülkelere ve dış ilişkiler itibarıyla bazı ürünlerin satışının ülke itibarını zedeleyebileceği ülkelere yapılan satışların kontrol altında tutulması ve yasadışı silah ticaretinin engellenmesi için bu hükmün çok önemli olduğu; - 11. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden, ihraç edilen ürünlerin Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu kodunun yanlış beyan edilmesiyle ilgili hükmün, dağıtıcı veya üreticinin tek başına yaptığı işlemleri kapsamadığı, üretici ile dağıtıcı arasında suçun oluşmasında bir bağın olduğu durumlarda, mahkemede de bu yönde bir kanaat oluştuğu takdirde her ikisinin belgelerinin iptal edileceği, bu nedenle ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin ihlalinin söz konusu olmadığı, suçun birden fazla failinin olduğu durumlarda bu hükmün uygulanacağı; - 12. maddesinin ikinci fıkrası yönünden, Yönetmeliğin 12. maddesinin ikinci fıkrasında getirilen hüküm ile ithal işlemlerinin yürütülmesine esas teşkil eden hususlarla ilgili bir değişiklik yapılmadığı, işlemleri daha anlaşılır hale getirmek üzere bir düzenleme yapıldığı; -13., 14. (üçüncü fıkrasındaki "ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere," ibaresi hariç), 15., 16., 17., 21. maddelerinin iptali istenen ibareleri yönünden, Merkezi Kayıt Sistemine ilişkin olarak Yönetmelikte getirilen düzenlemenin yeni sistemin alt yapısını oluşturmak için yapıldığı, Yönetmeliğin hazırlık aşamasında, Cumhurbaşkanlığı koordinasyonunda oluşturulan “Dijital Devlet Programı” ile beraber yürütülen Merkezi Kayıt Sisteminin hazırlığı devam ederken yayımlanabileceği öngörüldüğünden, Yönetmelikte defaatle “merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip ..." ibaresinin kullanıldığı, bu hükümler ile sistemin alt yapısı hazır oluncaya kadar firmaların oluşabilecek mağduriyetlerinin önlenmesinin amaçlandığı; - 14. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere," ibaresi yönünden, yasa dışı silah satışı ve kaçakçılığı önlemek amacıyla yabancılara ve turistlere silah satışı yasağı getiren hükümde herhangi bir eşitsizlik veya sözleşme serbestisine aykırılığın olmadığı, İçişleri Bakanlığı kayıtlarına göre, üretici ve dağıtıcı firmalar tarafından yabancı (özellikle Irak, Iran, Suriye, Afganistan) uyruklu şahıslar üzerinden yasadışı satışlar yapıldığının, yabancı uyruklu bu şahısların yakalanması durumunda üretici ve dağıtıcı firmaya herhangi bir sorumluluk yüklenmemesi için tüm suç isnatlarını kabul ettiğinin tespit edildiği, bununla birlikte ülkemizde ikamet eden Suriye uyruklu kişilerin asayiş olaylarında sıklıkla bu silahları tercih ettiği, pek çok gelişmiş ülkede de benzer düzenlemeye yer verildiğinden, kamu güvenliği gözetilerek böyle bir düzenlemeye gerek görüldüğü, davacıların sözleşme serbestisini sınırsız gibi ele aldıkları, hukuka aykırı durumlarda böyle bir serbestiden söz edilemeyeceği, esasen kâr amaçlı olarak konuya yaklaştıkları; - 18. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden, 5729 sayılı Kanun'un, ceza hükümlerinin yer aldığı 4. maddesinde idari para cezasına yer verildiği, ancak bunun ayrıca Yönetmelikte iznin iptali ile ilgili hüküm getirilmesine engel teşkil etmediği, zira Kanun'un 5. maddesinde belirtildiği üzere, izin işlemleriyle ilgili hususların yönetmelikle belirleneceği, izin işlemleriyle ilgili verilen yetkiye istinaden, aynı kapsamda yer alan iznin iptalinin de yönetmelikte düzenlenmesinin doğal olduğu, izni veren makamın verdiği izni yine Yönetmelik hükmü ile iptal etmesinin aynı zamanda idare hukukunda geçerli olan yetki ve usulde paralellik ilkesiyle de açıklanabileceği, Kanun'da idari para cezası hükmüne yer verilmesinin kabahatlerin ve cezaların kanuniliği ilkesi gereğince zorunlu olduğu, ancak iznin iptali işleminin kanunda yer almasının zorunlu olmadığı, ilgili Kanun hükmü kapsamında, izin konusunun her yönüyle Yönetmelik ile düzenlenmesi öngörüldüğünden, üst normda bu konuda ayrıca bir tanımlama ve düzenleme yapılmasına gerek olmadığı; - Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası yönünden, yeni teknik özellikler kazandırılarak ulusal / uluslararası alanda itibarımızı güçlendireceği değerlendirilen ses ve gaz fişeği atabilen silahların, eski Yönetmelik döneminde üretilen silahların yerini alabilmesi için düzenleme yapılarak, eski Yönetmelikte 6 ay olarak öngörülen geçiş süresinin yeni Yönetmelikte üreticiler lehine olacak şekilde ve makul bir biçimde 1 yıl olarak belirlendiği, bu 1 yılın sonunda üreticinin elinde kalan ürünlerin piyasaya arzını engellemek maksadıyla Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun belirlediği hurda fiyatından ürünlerin imha edileceği, bu ürünlerin belirlenen süreden sonra halâ üreticilerin elinde bulunmasının mevzuata aykırılık teşkil edeceği ve kamu güvenliğini tehdit edeceği; - Geçici 1. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden, geçiş sürecinin 1 yıl olarak belirlenmesindeki ana amacın, firmaların mevcut Üretim Izin Belgeleri ile üretimleri durmaksızın yeni Yönetmelik hükümlerine uygun ürün tasarlamaları/üretmeleri için fırsat oluşturmak olduğu, bu sürenin uyum sağlanması için makul bir süre olduğu, eski Yönetmelikte Üretim Izin Belgesi değişikliği için firmalara 6 ay süre tanındığı, bu süre belirlenirken İçişleri Bakanlığı kriminal birimlerinin iş yoğunluğunun en yüksek seviyede olabileceği öngörülerek firmaların mağduriyetinin azaltılması ve kaldırılan Yönetmelik kapsamında üretilecek ürünün en aza indirilmesinin amaçlandığı; - Geçici 1. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden, dava konusu Yönetmelik ile eski Yönetmelik arasındaki en önemli farkın, iç piyasaya arz edilen ürünler ile ihraç kayıtlı ürünlerin üretim esasları arasındaki farkların en aza indirilmesi olduğu, ihraç kayıtlı ürünler için tanınan muafiyetlerin, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara aykırılık teşkil etmesi, ülkemizi yurtdışında zor duruma düşürmesi ve gerçek silaha dönüştürülme kolaylığının suiistimal edilmesi sebebiyle, ihraç edilecek silahın teknik özelliklerinin büyük ölçüde iç piyasaya yönelik ürünlerle aynı esaslara tabi olacak şekilde düzenleme yapıldığı, ihracat işlemlerinin sadece üretici tarafından yapılabileceğine dair hükmün yeni Yönetmeliğe tabi silahları kapsamadığı, sadece yürürlükten kaldırılan Yönetmeliğe göre üretilen ihraç kayıtlı ürünleri kapsadığı, söz konusu hükmün, ürünlerinin mevzuata uygunluğu konusunda tereddüdü bulunmayan, ürününün tedarik zincirinde yer almasından imtina etmeyen üreticiler için sorun teşkil etmeyeceği, yürürlükten kaldırılan Yönetmeliğe tabi ihraç kayıtlı silahların, nitelikleri itibarıyla uluslararası platformlarda ülke itibarını zedeleyebilecek nitelikte ürün vasfına dönüştürülme kolaylığının, üretici ve dağıtıcılar tarafından kolayca istismar edilmesini engellemek amacıyla söz konusu hükmün getirildiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Davanın kısmen karar verilmesine yer olmadığı, kısmen reddi, kısmen iptali yolunda karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI: ... DÜŞÜNCESİ : Dava; 17/12/2019 tarih ve 30981 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin tamamının ve 5. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinin, 2. fıkrasındaki "birinci fıkranın (b), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen" ibaresinin, 8. maddesinin; 1. fıkrasındaki "incelemelerde kullanılan silah ve kesin alınmış namlu ile diğer silah mühürlenerek muhafaza edilmek üzere firmaya iade edilir" cümlesinin, 6. fıkrasının, 7. fıkrasındaki "Üretim İzin Belgeleri iptal edilen firma bünyesinde bulunan mühürlü numune ses ve gaz fişeği atabilen silahları, muhafaza edilmek üzere Bakanlıkça belirlenen Üretim İzin Belgesine sahip başka bir firmaya teslim eder." cümlesinin, 8. fıkrasının, 9. maddesinin 1. fıkrasının, 10. maddesinin 1., 3., 4., 5., 6., 7., 12. fıkralarının, 11. maddesinin 3. ve 4. fıkralarının, 12. maddesinin 2. fıkrasının, 13. maddesinin 2. fıkrasındaki "Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip bildirimler depo girişinde ve çıkışında anlık olarak yapılır" cümlesinin, 14. maddesinin; 1. fıkrasındaki "Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip yetki belgesi başvurusu elektronik ortamda yapılır. Gerekli şartları taşımaları kaydıyla, ses ve gaz fişeği atabilen silah satın almak isteyenlere merkezi kayıt sistemi aracılığıyla yetki belgesi hakları verilir." cümlesinin, 3. fıkrasındaki "ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere" ibaresinin, 4. fıkrasındaki "ve merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip yetki belgesi olmayan" ibaresinin, 15. maddesinin 1. fıkrasındaki "Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip yetki belgesi sahibi, bu yetki belgesi ile birlikte dağıtıcılardan ses ve gaz fişeği atabilen silahı satın alma işlemini gerçekleştirir." cümlesinin, 16. maddesinin; 1. fıkrasındaki "Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip devralacak kişinin yetki belgesinin bulunması zorunludur." cümlesinin, 5. fıkrasının, 17. maddesinin 2. fıkrasındaki; "Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip üretici ve dağıtıcılar tarafından yurt içi veya yurt dışına satılan ses ve gaz fişeği atabilen silahlar, merkezi kayıt sistemi tarafından oluşturulan nakil belgesi ile nakledilir." cümlesinin, 18. maddesinin 4. fıkrasının, 21. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının, 23. maddesinin, Geçici 1. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkralarının iptali istemiyle açılmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasında, "Bu Kanun kapsamına giren silahların imal, ithal, ihraç, bulundurma, nakil, satış veya edinilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemleri Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlığın görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca altı ay içinde müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." kuralına yer verilmiştir. Danıştay Başsavcılığının 10/05/2022 tarihli istem yazısı ile davalı idarelerden; dava konusu Yönetmeliğin çıkarılmadan önceki aşamalarına ilişkin olarak İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılan hazırlık çalışmaları, komisyon oluşturulmuş ise buna ilişkin bilgi ve belgeler ile toplantı tutanakları, alınan kararlara ilişkin bilgi ve belgeler ile Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlığın görüşünün gönderilmesi istenilmiş; istem yazısına Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen 16/05/2022 tarihli yanıtta; anılan Bakanlık tarafından hazırlanan Yönetmelik taslağının İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı (Mülga Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlık) ve konu ile ilgili STK'ların görüşüne sunulduğu belirtilerek söz konusu kurum ve kuruluşların Yönetmelik taslağı hakkındaki görüşleri yazı ekinde gönderilmiş, İçişleri Bakanlığının 18/05/2022 tarihli yanıtında ise, bahse konu mevzuat ile ilgili yapılan çalışmalara ait bilgi ve belgelerin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından muhafaza edildiği, istem yazısının gereğinin anılan Bakanlıkça yerine getirilmesinin uygun olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan, davalı idarelerden Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının savunma dilekçesinde, Bakanlıkları koordinasyonunda İçişleri Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığının ilgili birimleri ile yapılan istişare toplantılarında 5729 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin günümüz koşullarına uygun nitelikte olmadığı konusunda görüş birliğine varılması sonucunda dava konusu Yönetmeliğin hazırlandığı belirtilmiştir. Önceki Yönetmeliğin yürürlükten kaldırılması gerekliliği konusunda istişare toplantıları yapılmasının, Yönetmeliğin "İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından" üst ibaresi ile Resmî Gazete'de yayımlanmasının ve Yönetmelik taslağı hakkında İçişleri Bakanlığının görüşünün alınmasının 5729 sayılı Yasanın 5. maddesinin 1. fıkrasında ifade edilen "müştereken çıkarma" amacına uygun bir müzakere ortamının oluşturulduğu ve Yönetmeliğin müştereken çıkarıldığı anlamına gelmeyeceği açıktır. Bu durumda; 5729 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasında Yönetmeliğin davalı idarelerce müştereken çıkarılacağı kurala bağlanmasına rağmen, madde hükmünde öngörüldüğü şekilde, Yönetmeliğin müştereken çıkarılmadığı sonucuna varılmakta olup, dava konusu düzenleyici işlemde yetki yönüyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun; Danıştay Onuncu Dairesinin 15/12/2005 tarih ve E:2012/1407, K:2015/5893 sayılı, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 07/06/2017 tarih ve E:2014/5212, K:2017/3222 sayılı kararlarının onanmasına ilişkin 27/06/2018 tarih ve E:2016/2082, K:2018/3735 sayılı, 26/12/2018 tarih ve E:2017/3512, K:2018/5985 sayılı kararları da aynı yöndedir. Açıklanan nedenlerle, davacı tarafından dava konusu Yönetmeliğin bazı maddelerinin yanı sıra tamamının da iptali istenildiğinden, 17/12/2019 tarih ve 30981 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin iptali gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 24/10/2024 tarihinde, davacıları temsilen vekilleri Av. ... ve Av. ...'ın geldiği, davalı idarelerden İçişleri Bakanlığını temsilen Av....'ün, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığını temsilen Av. ...'in geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ: Silah sanayicileri ve her türlü patlayıcı madde üretim ve depolama faaliyeti yürütenlerin üyesi olduğu davacı dernek ile ses ve gaz fişeği atabilen silah üretimi yapan diğer davacı şirketler tarafından, 17/12/2019 tarih ve 30981 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin tamamının ve istemin özetinde belirtilen madde, fıkra, cümle veya ibarelerin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE : ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 12/02/2008 tarih ve 26785 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun'un; "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde, "(1) Bu Kanunun amacı, ses ve gaz fişeği atabilen silahların nitelikleri, imali, ithali, ihracı, satışı, edinilmesi, bulundurulması ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemlerini düzenlemektir. (2) Bu Kanunda geçen ses ve gaz fişeği atan silah; kurusıkı silah olarak da tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahları ifade eder." hükmü; "İmal, ithal ve ihraç" başlıklı 2. maddesinde, "(1) Bu Kanun kapsamına giren silahların imali Sanayi ve Ticaret Bakanlığının iznine tabidir. (2) Bu Kanun kapsamındaki silahların 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülemeyecek ve üzerinde 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silahlardan rengi ve şekli belirtilerek açıkça ayırt edilmesini sağlayan bir işaret taşıyacak şekilde üretilmesi zorunludur. Bu zorunluluklar ithalatta da aranır. (3) Bu Kanun kapsamındaki silahların ithal ve ihraç işlemleri, genel hükümlere göre yerine getirilir. Ancak bunların ithalinde, İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uygun görüşü aranır." hükmü; "Taşınması, satışı ve nakli" başlıklı 3. maddesinde, "(1) Bu Kanun kapsamına giren silahların; a) Taşınması, b) Ateşli silahlarla işlenen veya 6136 sayılı Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı hükümlü bulunanlar ile kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olanlara veya onsekiz yaşından küçüklere satılması, c) Yönetmelikte belirlenmiş esas ve usullere aykırı olarak imal edilmiş olanlarının satılması, yasaktır. (2) Bu silahların satışı, mermi veya av malzemesi ya da yivsiz tüfek satışı yapmak için ruhsatlandırılmış yerlerce yapılır. Bu silahları satan bayilerle, başkalarına satan veya devredenlerin ya da başkalarından satın alan veya devralanların bir ay içinde Cumhuriyet Savcılığından alacakları sabıka kaydıyla birlikte mahallî mülki amire bildirimde bulunmaları zorunludur. (3) Söz konusu silahlar, ancak her an kullanıma elverişli olmayacak ve kolay ulaşılmayacak şekilde, boş olarak kutu içerisinde nakledilebilirler. Bu silahların belirtilen şekil ve şartların dışında nakledilmesi taşıma olarak kabul edilir. (4) Ses ve gaz fişeği atan silahların ve üretici firmaların isim, marka veya alâmetleri kullanılarak her ne suretle olursa olsun reklam ve tanıtımı yapılamaz. Bu silahların kullanılmasını özendiren veya teşvik eden kampanyalar düzenlenemez." hükmü; "Ceza hükümleri" başlıklı 4. maddesinde, "(1) Bu Kanun kapsamındaki silahları yetkili mercilerden izin almadan veya 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülecek şekilde imal edenler veya satanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (2) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarındaki yasaklara aykırı davranışta bulunanlara beşyüz Yeni Türk Lirası, dördüncü fıkrasındaki yasaklara aykırı davranışta bulunanlara beşbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca bu silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. (3) Bu Kanun kapsamına giren silahları, yönetmelikte belirlenmiş esas ve usullere aykırı olarak imal edenlere beşbin Yeni Türk Lirasından yirmibin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Bu fiilin tekrarı halinde idarî para cezasının iki katına karar verilir. (4) Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar vermeye mahallî mülki amir yetkilidir." hükmü; "Yönetmelik" başlıklı 5. maddesinde de, "Bu Kanun kapsamına giren silahların imal, ithal, ihraç, bulundurma, nakil, satış veya edinilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemleri Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlığın görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca altı ay içinde müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmü getirilmiştir. 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun'un 5. maddesine dayanılarak davalı Bakanlıklarca müştereken 17/12/2019 tarihli ve 30981 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Hakkında Yönetmeliğin; "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "(1) Bu Yönetmeliğin amacı; ses ve gaz fişeği atabilen silahların nitelikleri, imali, ithali, ihracı, satışı, edinilmesi, bulundurulması, nakledilmesi ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemlerini düzenlemektir." hükmü; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, " (1) Bu Yönetmelik; ses ve gaz fişeği atabilen, kurusıkı silah olarak da tabir edilen silahları kapsar." hükmü; "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, "1) Bu Yönetmelikte yer alan; a) Aksam: Ses ve gaz fişeği atabilen silahın gövde (çerçeve), namlu, kapak (sürgü), toplu tabanca fişek haznesi, ateşleme tertibatı veya bunların yerine konabilen unsurlarını, c) Bakanlık: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığını, ç) Bilgi sistemi: Bakanlık tarafından oluşturulan ve yetkili personel tarafından e-devlet ya da kimlik doğrulama ile işlem yapılan yazılım altyapısını, d) Dağıtıcı: Ürünün tedarik zincirinde yer alan ve faaliyetleri ürünün güvenliğine ilişkin hususları etkilemeyen, mermi veya av malzemesi ya da yivsiz tüfek satışı yapmak için ruhsatlandırılmış, ses ve gaz fişeği atabilen silah da satabilen gerçek veya tüzel kişiyi, e) Genel satış amaçlı üretim: Hem yurt içi piyasaya hem de yurt dışı piyasaya satılmak üzere üretilen ürünü, f) Gümrük tarife istatistik pozisyonu (GTİP): Türk Gümrük Tarife Cetvelinde on iki rakamdan oluşan pozisyonu, ğ) İhracat amaçlı üretim: Sadece yurt dışı piyasaya satılmak üzere üretilen ürünü, k) Kuruluş izni: Bu Yönetmelik kapsamında üretim yapacak işletmelerin Bakanlıktan almaları gereken izni, l) Merkezi kayıt sistemi: Bu Yönetmelik kapsamındaki ses ve gaz fişeği atabilen silahların üretim, satış, nakil ve bildirimine ilişkin bilgileri içeren ve İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan veri tabanını, o) Piyasaya arz: Ürünün, tedarik veya kullanım amacıyla bedelli veya bedelsiz olarak piyasada yer alması için yapılan faaliyeti, ö) Prototip: Gerekli test ve incelemelere esas olmak üzere çalışma özelliklerini, performansını ve fabrikada üretilebilme koşullarını denemek için yapılan ses ve gaz fişeği atabilen numune silahı, p) Ses ve gaz fişeği atabilen silah: Bu Yönetmelik kapsamında özellikleri belirlenen ses ve gaz fişeği atabilen, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun hükümlerine tabi silah vasfında olmayan; mermi çekirdeği, saçma veya katı cisim ihtiva eden özel şekil ve nitelikteki fişekleri ise atamayacak şekilde imal edilmiş, kurusıkı silah olarak da tabir edilen silahları, t) Teknik sorumlu: Bu Yönetmelik kapsamındaki ürünle ilgili teknik resimlerin yine bu Yönetmelikte belirtildiği şekilde hazırlanarak onaylanmasından, ürünlerin bu resme ve kriminal inceleme için beyan edilen ses ve gaz fişeği atabilen silaha uygun şekilde üretilmesinden ve üretim faaliyetlerinin teknik esaslara uygun yürütülmesinden sorumlu mühendisi, u) Toplu tabanca: Fişek beslemesini, bir eksen etrafında dönebilen ve aynı zamanda şarjör görevi yapan silindir biçimindeki hazneden alan tabancanın şeklini, ü) Üretici: 1) Bir ürünü üreten, imal eden, ıslah eden veya ürüne adını, ticarî markasını veya ayırt edici işaretini koymak suretiyle kendini üretici olarak tanıtan gerçek veya tüzel kişiyi, 2) Üreticinin Türkiye dışında olması halinde, üretici tarafından yetkilendirilen temsilciyi ve/veya ithalatçıyı, 3) Ürünün tedarik zincirinde yer alan ve faaliyetleri ürünün güvenliğine ilişkin hususları etkileyen gerçek veya tüzel kişiyi, v) Üretim izni: Bu Yönetmelik kapsamında üretim yapacak işletmeler için sırasıyla, kuruluş ve prototip üretim izninden sonra verilen izni, z) Yetki belgesi: Kolluk birimlerine e-devlet üzerinden yapılan müracaata istinaden, satış işleminin takip ve kontrolünü sağlayan ön onay mahiyetindeki belgeyi veya kodu ifade eder." hükmü; "Üretim Esasları, İzinler ve İhracat/İthalat İşlemleri" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, "(1) İmal edilecek ses ve gaz fişeği atabilen silahların çalışma sistemleri, mekanik yapıları ve görünümlerine ilişkin hususlar aşağıda belirtilmiştir:... h) İmal edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahların kapak takımı/sürgü ile namlu veya gövdesine, toplu tabancalarda gövde ve topa; varsa şekli ile Marka Tescil Belgesinde belirtildiği biçimde marka, model ve Bakanlıkça belirlenen formatta seri numaraları silinmeyecek şekilde işlenir. Üretimde seri numarası verilmesi işlemi, seri numarası atlamayacak ve mükerrer olmayacak şekilde, Ek-7’de yer alan formata uygun yapılır." hükmü; Aynı maddenin 2. fıkrasında, "(2) İhracat amaçlı imal edilecek ses ve gaz fişeği atabilen silahlarda; birinci fıkranın (b), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen üretim esasları aranmaz." hükmü; "Üretim izni" başlıklı 8. maddesinde, "(1) Bu Yönetmelikte belirlenen hükümlere göre, prototip üretim izni alınan her bir ses ve gaz fişeği atabilen silahtan iki adedi, silaha ait bir adet kesiti alınmış namlu ve teknik resmi, prototip üretimin yapılmasının ardından jandarma veya polis kriminal laboratuvarlarınca, ses ve gaz fişeği atabilen silahın genel görünümü ve ölçülerinin, beyan edilen teknik resim ile karşılaştırılarak uygunluğu, ilgili mevzuat ve 5 inci maddede belirtilen üretim esasları bakımından incelenir. Silahların namlu içi incelemeleri; üretici firma tarafından kesiti alınmış namlu üzerinden yapılır; diğer hususların incelenmesinde silahlardan bir adedi kullanılır. İncelemelerde kullanılan silah ve kesiti alınmış namlu ile diğer silah mühürlenerek muhafaza edilmek üzere firmaya iade edilir." ... (6) Firmanın talebi doğrultusunda, Üretim İzin Belgesi iptal edilebilir. (7) Ticari faaliyeti sona eren firmalar, Üretim İzin Belgelerinin iptali için Bakanlığa müracaat eder. Üretim İzin Belgeleri iptal edilen firma, bünyesinde bulunan mühürlü numune ses ve gaz fişeği atabilen silahları, muhafaza edilmek üzere Bakanlıkça belirlenen Üretim İzin Belgesine sahip başka bir firmaya teslim eder. (8) Ürünün yapısı itibarıyla gerçek silah vasfına dönüştürülmesi ve suça karışma sıklığı sebebiyle ülke itibarını zedelediği konusunda yurt içi piyasaya arzda İçişleri Bakanınca onaylı, yurt dışı piyasaya arzda Dışişleri Bakanınca onaylı görüşler doğrultusunda ilgili ürünlere ilişkin izinler Bakanlıkça iptal edilir." hükmü; "Aksam üretimi" başlıklı 9. maddenin birinci fıkrasında, "(1) Sadece aksam üretmek üzere kurulmuş firmalar, nihai ürünü üretmemek koşulu ile Bakanlıktan aksam üretimine ilişkin yetki alır." hükmü; "Teknik sorumluluk esasları" başlıklı 10. maddesinde, "(1) Teknik sorumlu, firmanın bulunduğu il sınırları içinde ikamet eder. Teknik sorumlu, birden fazla ilde teknik sorumluluk üstlenemez. (2) Teknik sorumlu firmada, bu Yönetmelik kapsamında üretilen ürünlerle ilgili imalatı bilmek, görmek, izlemek, yanlışları düzelttirmek ve gerekirse yasal koşulların yerine getirilmesini sağlamakla yükümlüdür. (3) Devam etmekte olan Üretim İzin Belgelerine göre firmalar, toplam ürün sayısına göre aşağıdaki şekilde sınıflandırılır: a) A sınıfı: 30 adet ve daha fazla ürün, b) B sınıfı: 10 ila 29 adet ürün, c) C sınıfı: 9 adet ve daha az ürün. (4) A sınıfı firmada tam zamanlı en az bir teknik sorumlunun istihdam edilmesi zorunludur. A sınıfı firmalarda istihdam edilen teknik sorumlular, diğer A, B ve C sınıfı firmalarda istihdam edilemez ve fiili olarak sadece belirtilen firma bünyesinde çalışırlar. (5) B sınıfı ve C sınıfı firmalarda teknik sorumlu kısmî zamanlı olarak istihdam edilebilir. Bir teknik sorumlu en fazla 5 adet B sınıfı firmada çalışabilir. (6) Bir teknik sorumlu en fazla 10 adet C sınıfı firmada çalışabilir. (7) B sınıfı 5’ten az firmada çalışan teknik sorumlu, eksik olan her B sınıfı firmaya karşılık olarak C sınıfı 2 firmada çalışabilir. ....... (12) Teknik sorumluluğun üstlenildiğine dair sözleşme feshedildiği veya geçersiz olduğu takdirde, yeni teknik sorumlu müracaatı onaylanıncaya kadar piyasaya arza hazır nihai mamul üretimi yapılamaz." hükmü; "İhracat" başlıklı 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları, "(3) İçişleri Bakanı veya Dışişleri Bakanınca onaylı talep doğrultusunda, belirlenen ülkelere yapılan ihracata yönelik son kullanıcı belgesi istenebilir. (4) İhraç edilen ürünlerin GTİP kodunun yanlış beyan edildiğinin tespit edilmesi durumunda; dağıtıcının İçişleri Bakanlığınca verilen ruhsatı ve üreticinin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen tüm Üretim İzin Belgeleri 2 yıl süre ile askıya alınır, tekrarı halinde askıya alınma süresi en son aldığı askıya alma süresinin 2 katı şeklinde uygulanır." hükmü; "İthalat" başlıklı 12. maddesinde, "(2) Firma; Bakanlıktan alınan ön ithal izin yazısı, onaylanmış teknik resim ve 2 adet numune ses ve gaz fişeği atabilen silah ile birlikte İçişleri Bakanlığına müracaat eder. Müracaat, İçişleri Bakanlığı jandarma veya polis kriminal laboratuvarlarınca ilgili mevzuat ve üretim esasları bakımından incelenir. İnceleme neticesinde 5 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen üretim esaslarına uygun olduğu belirlenen ses ve gaz fişeği atabilen silahın ithaline İçişleri Bakanlığınca izin verilir." hükmü; "Satış esasları" başlıklı 13. maddesinin ikinci fıkrasında, "(2) Ses ve gaz fişeği atabilen silahları satan yerler, yurt içine ve yurt dışına sattıkları mamullerin cins, çap ve seri numaralarını, satın alan kişi veya kuruluşun ad ve açık adreslerini belirleyecek tarzda bilgisayar ortamında düzenleyecekleri listeleri bir ay içerisinde kolluk birimlerine bildirmek zorundadır. Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip bildirimler depo girişinde ve çıkışında anlık olarak yapılır." hükmü; "Yetki belgesi alma işlemi" başlıklı 14. maddesinde, "(1) Dağıtıcı, ses ve gaz fişeği atabilen silah satın alacaklara Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartları taşımaları şartıyla satış yapar. Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip yetki belgesi başvurusu elektronik ortamda yapılır. Gerekli şartları taşımaları kaydıyla, ses ve gaz fişeği atabilen silah satın almak isteyenlere merkezi kayıt sistemi aracılığıyla yetki belgesi hakları verilir. (2) Yetki belgesinin geçerlilik süresi 6 aydır. (3) Alınan her yetki belgesi ile bir adet ses ve gaz fişeği atabilen silah alınabilir. Ancak ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere, mültecilere, şartlı mülteci ve ikincil koruma statüsü sahipleri ile insani ikamet izni sahipleri ve geçici koruma sağlananlara ses ve gaz fişeği atabilen silah satılamaz. (4) Dağıtıcının, Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen şartları sağlamayan ve merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip yetki belgesi olmayan kişilere satış yapması durumunda İçişleri Bakanlığınca verilen bayilik belgesi 5 yıl süre ile iptal edilir." hükmü; "Satın alma işlemi" başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasında, "(1) Ses ve gaz fişeği atabilen silah sadece dağıtıcılardan alınır. Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip yetki belgesi sahibi, bu yetki belgesi ile birlikte dağıtıcılardan ses ve gaz fişeği atabilen silahı satın alma işlemini gerçekleştirir." hükmü; "Devir işlemi" başlıklı 16. maddesinde, "(1) Başka bir kişiden ses ve gaz fişeği atabilen silahı devralmak isteyen kişi, Ek-5’te yer alan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silah Devir Sözleşmesini düzenler. Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip devralacak kişinin yetki belgesinin bulunması zorunludur. ... (5) Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip devir işlemleri devreden ve devralanın hazır bulunduğu kolluk birimi nezaretinde yapılır." hükmü; "Nakil işlemi" başlıklı 17. maddesinin ikinci fıkrasında, "(2) Bu silahlar bayiden veya üçüncü şahıslardan devir veya satın alınmasından itibaren bildirimde bulunulmasına kadar tanınan bir aylık süre içerisinde birinci fıkrada belirtilen usule göre ve ancak fatura ya da Ek-5’te yer alan belge ile nakledilebilir. Merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip üretici ve dağıtıcılar tarafından yurt içi veya yurt dışına satılan ses ve gaz fişeği atabilen silahlar, merkezi kayıt sistemi tarafından oluşturulan nakil belgesi ile nakledilir." hükmü; "Denetim" başlıklı 18. maddesinin dördüncü fıkrasında, "(4) Yapılan denetim sonucunda bu Yönetmelik esaslarını karşılamadığı tespit edilmiş ürünlerin Üretim İzin Belgesi iptal edilebilir." hükmü; "Bilgi/merkezi kayıt sistemi" başlıklı 21. maddesinde, "(1) Bu Yönetmelik kapsamında yapılan müracaatlar, iş ve işlemler, ilgili Bakanlık bilgi sistemi ve merkezi kayıt sistemi alt yapıları ile elektronik olarak alınabilir. (2) Talep edilen bilgi, belge ve süreçler, bilgi sistemi ve merkezi kayıt sistemi altyapılarında belirtildiği şekilde olur." hükmü; "Atıflar" başlıklı 23. maddesinde, "(1) Mevzuatta, 21 inci madde uyarınca yürürlükten kaldırılan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır." hükmü; "Geçiş hükümleri" başlıklı Geçici 1. maddesinde, "(1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce alınan Üretim İzin Belgesi kapsamında üretilerek piyasaya arz edilen ürünler piyasada bulunabilir. (2) Firma bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren 1 yılın sonunda piyasaya arz edilmeyen ürünlerini, Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Kurumunda imha edilmek üzere bağlı bulunduğu kolluk birimine teslim eder. (3) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, üreticiler almış oldukları genel satış ve ihracat amaçlı Üretim İzin Belgelerini 1 yıl içerisinde yenilemek zorundadır. 1 yılın sonunda yenilenmeyen Üretim İzin Belgelerinin tamamı iptal olur. (4) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ihracat amaçlı imal edilmiş olan ses ve gaz fişeği atabilen silahların ihracı sadece üretici firma tarafından yapılabilir. (5) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce üretilen silahların kriminal laboratuvarlarında bulunan numuneleri, imha edilmek üzere bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren beşinci yılın sonunda Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Kurumuna teslim edilir." hükmü yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1- Dava konusu Yönetmeliğin tamamı yönünden: Davacılar tarafından, 12/02/2008 tarihinde yürürlüğe giren dayanak 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun'un 5. maddesinde, Kanunun uygulanmasını gösteren usul ve esasların 6 ay içerisinde çıkarılacak yönetmelikle belirleneceğinin hüküm altına alındığı, bu kapsamda düzenlenen Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin 02/05/2008 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, ancak bahsi geçen Yönetmeliğin ilga edilerek dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğe konulduğu, dava konusu Yönetmeliğin sebep unsurunu teşkil eden Kanun hükmüne aykırı olduğu, 2008 tarihli Yönetmelikte değişiklik suretiyle düzenleme yapılması gerekirken yeni baştan yönetmelik çıkarılmasının düzenlemeyi sebep unsuru yönünden hukuka aykırı hale getirdiği, öte yandan Yönetmeliğin amacını aşar şekilde ses ve gaz fişeği atabilen silah üretimi ve ticaretini ortadan kaldırdığı, bu nedenle dava konusu Yönetmeliğin amaç unsuru yönünden de hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. İdari işlem ile ulaşılmak istenen nihai sonuç olan idari işlemin amaç unsurunun her zaman "kamu yararı" olması gerekmektedir. Ses ve gaz fişeği atabilen silahların nitelikleri, imali, ithali, ihracı, satışı, edinilmesi, bulundurulması, nakledilmesi ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemlerini düzenleyen dava konusu Yönetmeliğin; ürünün yapısı itibariyle gerçek silah vasfına dönüştürülme ve suça karışma sıklığı sebebiyle üretim esaslarında düzenlemeler yapılarak yurt içinde ve yurt dışında ülke itibarının korunması, ayrıca yeni oluşturulan yazılım sistemleri ile kurumlararası işbirliğinin hızlandırılması, kayıt dışı üretim ve satışla mücadelenin sağlanması şeklinde tezahür eden kamu yararı amacıyla hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede amaç unsuru yönüyle hukuka ve dayanağı Kanun'a aykırı bir yön bulunmamaktadır. Diğer taraftan, anılan amaca ulaşmak için bir takım sınırlamaların getirilip önlemlerin alınması gerektiği açık olup, amaç ile sınırlama araçları arasındaki ölçülülüğün sağlanamadığı iddiası, düzenlemenin bir bütün olarak hukuka aykırılığı sonucunu doğurmamakta, ilgili sınırlamalara özgü düzenlemeler yönünden inceleme yapılmasını gerektirmektedir. Gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide idari işlemin sebep unsuru, işlemin yapılmasını gerektiren hukuki işlem veya olay olarak tanımlanmaktadır. Sebep, idareyi işlem yapmaya yönelten tüm etkenler olup, işlemin bir tür gerekçesidir. Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 5729 sayılı Kanun'un gerekçesinde, kurusıkı olarak tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahların diğer mevzuat hükümlerinde düzenlenmemiş olması sonucu bunların imali, satışı, taşınması ve bulundurulmasının ruhsata ve belgeye bağlı olmaması ve ruhsata bağlı gerçek silahlara benzerliğinden istifade edilerek gasp, hırsızlık gibi suçlarda kullanılması nedeniyle bu tür silahlarla işlenen suçların önlenebilmesi amacıyla kanuni düzenleme getirildiğinin belirtildiği; dava konusu Yönetmeliğin ise, mülga Yönetmelikteki sınırlamaların yetersiz kalması ve günün koşullarına uymaması sebebiyle, kurusıkı silahların yasadışı dönüşümünü zorlaştırıcı, kayıt dışı üretimi ile kaçakçılığını ve suça karışmalarını önleyici düzenlemelerin sevk edilmesi ihtiyacı üzerine çıkarıldığı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede sebep unsuru yönüyle de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan, 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanunu'nun 5. maddesinde yer alan düzenlemeyle, İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına, bu Kanun kapsamına giren silahların imal, ithal, ihraç, bulundurma, nakil, satış veya edinilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemlerini yönetmelikle belirleme konusunda müştereken yetki verildiği; davalı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının da 06/05/2019 tarihli yazılarıyla İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile (mülga Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu) Ticaret Bakanlığının Yönetmelik Taslağı hakkındaki görüşlerini sorduğu, gelen görüşlerin davalı Bakanlıklarca (Dışişleri Bakanlığının da katılımıyla) gerçekleştirilen toplantılarda birlikte değerlendirilerek metne son halinin verilmesi suretiyle Kanundaki görev ve yetkileri çerçevesinde dava konusu Yönetmeliğin müştereken hazırlanıp yürürlüğe konulduğu anlaşıldığından dava konusu Yönetmelikte yetki ve şekil yönünden de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Her ne kadar, davacılar tarafından dayanak Kanunda usul ve esasların 6 ay içerisinde çıkarılacak yönetmelikle belirleneceğinin düzenlenmesine rağmen dava konusu Yönetmeliğin çok sonra 17/12/2019 tarihinde yürürlüğe girdiği iddia edilmiş ise de, dayanak alınan 5729 sayılı Kanun'da bahsi geçtiği gibi 6 ay içerisinde 02/05/2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği, 17/12/2019 tarihinde yürürlüğe giren dava konusu Yönetmelik ile ise önceki Yönetmeliğin ilga edildiği, Kanun'da verilen 6 aylık sürenin disipliner nitelikte bir kural içerdiği gibi, çıkarılacak ilk yönetmeliğe yönelik olduğu, aksi kabulün, günün şartlarına uymayan, işlevsiz ve yetersiz bir düzenlemeyi idarenin hiçbir zaman bütünüyle yürürlükten kaldıramayacağı şeklinde, hukuki dayanağı olmayan bir sonuç doğuracağı, bu nedenle davacıların aksi yöndeki iddialarına itibar edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. 2- Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile ikinci fıkrasında geçen "birinci fıkranın (b), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen" ibaresi yönünden: Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin birinci fıkrası ile imal edilecek ses ve gaz fişeği atabilen, yani kurusıkı olarak tabir edilen silahların çalışma sistemleri, mekanik yapıları ve görünümlerine ilişkin hususların belirlendiği, aynı fıkranın (h) bendi ile de bahsi geçen kurusıkı tabancaların kapak takımı/sürgü ile namlu veya gövdesine, toplu tabancalarda gövde ve topa marka, model ve seri numaralarının işlenmesi gerektiğinin düzenlendiği görülmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, 5729 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle davalı idarelere verilen yetkinin, ses ve gaz fişeği atabilen silahların mekanik, fiziksel, teknik ve sair özeliklerini belirlemeyi de içerdiği hususunda duraksama bulunmamaktadır. Dava konusu düzenlemenin, ses ve gaz fişeği atabilen silahların gerçek silaha dönüştürülmesi ve suça karışma sıklığı sonucu genel güvenlik ve asayişin bozulmasına yol açması nedeniyle üretim aşamasında marka, model, seri numarası gibi bilgilerin işlenerek silahların izinin sürülebilmesi, kaçakçılıkla mücadele edilebilmesi ve diğer suçlarda kullanılmasının önüne geçilebilmesi amacıyla getirildiği gözetildiğinde; dayanağı Kanun'a ve kamu yararı amacına aykırılık bulunmadığı gibi silah üreticilerine getirilen yükümlülüğün (verilerin silaha işlenmesi) ulaşılmak istenen amaç bakımından elverişli, gerekli ve orantılı olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, dava tarihinden sonra 21/08/2021 tarihli ve 31575 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile dava konusu 5. maddenin birinci fıkrasının (h) bendi yeniden düzenlenerek "İmal edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahların kapak takımı/sürgü ile namlu veya gövdesine, toplu tabancalarda gövde veya topa; varsa şekli ile Marka Tescil Belgesinde belirtildiği biçimde marka, model, çap bilgisi silinmeyecek şekilde işlenir. Ayrıca aynı silahların kapak takımı/sürgü ile namlu veya gövdesine, toplu tabancalarda gövde ve topa Bakanlıkça belirlenen formatta seri numaraları silinmeyecek şekilde işlenir. Üretimde seri numarası verilmesi işlemi, seri numarası atlamayacak ve mükerrer olmayacak şekilde, Ek-7’de yer alan formata uygun yapılır." halini almıştır. Yapılan değişiklik ile toplu tabancalar yönünden hem gövde hem de top kısmına marka, model ve seri numaralarının işlenmesi zorunluluğu kaldırılarak, sadece seri numaraları yönünden bahsi geçen iki kısma işlenme zorunluluğunun devam ettirildiği; marka, model ve çap bilgisinin gövde veya top kısmından herhangi birine işlenmesinin yeterli görüldüğü, böylelikle davacının toplu tabancalardaki top kısmına işlenecek verilerin sığdırılmasının fiilen imkansız olduğu yolundaki iddiasının da ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, dava konusu 5. maddenin ikinci fıkrasında ise, ihracat amaçlı imal edilen kurusıkı silahlarda birinci fıkrada yer alan (b), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen üretim esaslarının aranmayacağı düzenlenmekte olup, birinci fıkranın diğer bentlerinde öngörülen üretim esaslarına uyulması gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından, yurtdışına gönderilecek ürünlerin, gideceği ülkenin düzenlemelerine ve alıcılarının taleplerine göre üretilmesi gerektiği ve ihracat amaçlı üretilen silahların herhangi bir kısıtlamaya tâbi olmaması gerektiği iddia edilmiş ise de; dava konusu Yönetmeliğin ilga ettiği 02/05/2008 tarihli ve 26864 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin üçüncü fıkrasıyla ihraç kaydıyla üretilecek ürünlere tanınan muafiyetler nedeniyle bu ürünlerin ülkemizden ihraç edildikten sonra gerçek silaha dönüştürülerek suç unsuru olarak kullanılmaları sonucu ülkemizin uluslararası itibarının zedelenmesine ve dış ticarette sorunlar oluşmasına neden olunduğu gözetildiğinde, bahse konu sakıncaların bertarafı amacıyla getirilen düzenlemede hukuka ve kamu yararı amacına aykırılık bulunmamaktadır. 3- Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile altıncı ve sekizinci fıkraları yönünden: Dava konusu Yönetmeliğin "Üretim izni" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında, ses ve gaz fişeği atabilen prototip üretim iznine sahip numune silahların, gerekli test ve incelemelere esas olmak üzere beyan edilen teknik resme ve prototip üretim iznine uygunluğunun, Yönetmeliğin 5. maddesinde belirtilen üretim esasları çerçevesinde özelliklerini tespit etmek ve fabrikada üretilebilme koşullarını denemek için yapılan incelemelerin usulü ile incelemelerde kullanılan silahlar ile kesiti alınmış namlunun mühürlenerek muhafaza edilmek üzere firmaya iade edileceği düzenlenmiştir. Benzer düzenleme, mülga Yönetmeliğin 7. maddesinin 3. fıkrasında da yer almıştır. Davacı tarafından, üretici firmalara yüklenen muhafaza sorumluluğunun süresinin ve yükümlülüğe uyulmamasının sonuçlarının belirsizliği nedeniyle düzenlemenin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş; davalı idare tarafından ise, kurusıkı silahların tekrar incelenmesine ihtiyaç duyulma ihtimali ve Kriminal Polis Laboratuvarlarındaki işlem hacmine bağlı muhafaza alanı yetersizliği nedeniyle dava konusu düzenlemenin tesis edildiği savunulmuştur. Buna göre, numune silahların ilgili kamu kurumu (kriminal laboratuvarlar) nezdinde muhafazasının imkansızlığı nedeniyle mühürlenerek muhafaza edilmek üzere firmaya iadesinin öngörülmesiyle, tekrar inceleme ihtiyacının doğması durumunda silaha kolay ulaşılmasının ve silahta sonradan yapılabilecek değişikliklerin tespitinin sağlanmasının amaçlandığı görülmektedir. Öte yandan, maddenin bir bütün (sistematik) olarak incelenmesi neticesinde, üretici firmalara yüklenen muhafaza sorumluluğunun firmanın üretim izninin iptaline kadar geçerli olduğu ve söz konusu yükümlülüğün ihlaline yönelik olarak Yönetmeliğin bütününde herhangi bir yaptırım öngörülmediği anlaşıldığından, anılan konularda belirsizlik veya eksik düzenleme olduğu yolundaki davacı iddiasına da itibar edilmemiştir. Bu itibarla, Yönetmeliğin 8. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde hukuka ve kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Aynı maddenin altıncı fıkrasında, firmanın talebi doğrultusunda üretim izin belgesinin iptal edilebileceği düzenlenmiş olup; davacı tarafından, üreticinin talebinin faaliyetini sonlandırma yönünde olmasına rağmen davalı idareye iznin iptali noktasında bağlı yetki değil, takdir yetkisi tanınmasının angarya yasağına aykırı olacağı ileri sürülmektedir. Bununla birlikte, gerek Yönetmeliğin sistematiği, gerek İdare Hukuku ilkeleri, gerekse davalı idarelerin savunmaları çerçevesinde dava konusu fıkra incelendiğinde; fıkradaki düzenlemeyle, üretim izin belgesinin iptalinin, mutlaka idarece resen tesis edilecek bir işlem olmadığının, firmanın talebi doğrultusunda da tesis edilebileceğinin kastedildiği anlaşılmakta olup, kural olarak (seferberlik gibi olağan dışı yükümlülüklerin getirilebileceği haller hariç) idarenin firma talebi üzerine iptal konusunda bağlı yetkisinin bulunduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla, maddenin altıncı fıkrasına yönelik hukuka aykırılık iddiasının da yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Aynı maddenin sekizinci fıkrasında ise, gerçek silaha dönüştürülmesi ve suça karışma sıklığı sebebiyle ülke itibarının zedelendiği konusunda yurt içi piyasada İçişleri Bakanlığı, yurt dışı piyasada Dışişleri Bakanlığının görüşü doğrultusunda ilgili ürünlere ilişkin izinlerin Bakanlıkça iptal edileceği düzenlenmiştir. Fıkrayla, üretim iznine uygun üretilmesine rağmen ürünün yapısı itibarıyla kolayca ve sıklıkla gerçek silah vasfına dönüştürüldüğü hususunda ciddi tespitlerin yapılmış olması halinde, ülkemizin itibarının zedelenmesinin engellenmesi, can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla sadece söz konusu ürünlere ilişkin üretim izninin iptalinin öngörüldüğü, firmaya ait kuruluş izninin iptaline yönelik bir kural getirilmediği, ayrıca bir yaptırımın değil idari bir tedbirin söz konusu olduğu, üstün kamu yararı ile üreticilerin bireysel yararı (ürünü üretmeye devam etme) arasında makul bir denge kurulduğu, bu haliyle düzenlemede hukuka ve kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. 4- Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi yönünden: Dava konusu düzenlemede, ticari faaliyetinin sona ermesi nedeniyle üretim izin belgeleri iptal edilen bir firmanın üretim iznine konu silahlara ait elindeki numuneleri, muhafazasının sağlanması için başka bir firmaya teslim etmesinin zorunlu olduğu öngörülmüştür. Davacılar tarafından, piyasaya arz edilen ürünlerin numunelerinin, üretim izni konusunda yetkili olan ve denetimini yapan davalı idareler bünyesinde saklanmasının gerektiği, bunun daha güvenli olacağı, üretilen ve piyasaya arz edilen ürün hakkında hiçbir bilgisi olmayan üçüncü kişi konumundaki firmaya, teslim edilen numunelerden dolayı herhangi bir sorumluluk yüklenip yüklenmeyeceği hususunun da Yönetmelikte belirtilmediği, kuralın bu yönden de açıklık ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğu iddia edilmektedir. Davalı idareler tarafından, düzenlemenin amacının, silahın mevcut hali ile kriminal birimlerce mühürlenmiş kopyasının (numunesinin) mukayese edilerek silahta sonradan yapılan tadilatların ortaya çıkarılması ve silahın suçta kullanıldığı olaylarla ilgili yürütülen davaların doğru sonuçlanmasının sağlanması olduğu belirtilmektedir. Ancak numunelerin muhafazası konusunda üçüncü kişilere yükümlülük getirilmesine izin veren herhangi bir yasal dayanak bulunmadığı gibi düzenlemede numunelerin teslim edileceği firma ile faaliyeti sona eren firma arasında herhangi bir organik ya da hukuki ilişki veya bağlantının varlığı da aranmamaktadır. Diğer taraftan, bu mecburiyetin, yükümlülük getirilen firmanın kendi ticari faaliyetiyle ilgisinin bulunmadığı hususunda da kuşku yoktur. Ayrıca, adeta bir yediemin gibi muhafazayla yükümlü kılınan firmaya bu faaliyeti nedeniyle herhangi bir ücret/hakediş öngörülmediği de açıktır. Buna göre, mühürlü numunenin muhafazası konusunda üçüncü şahıslara getirilen mecburiyetin; muhafaza sorumluluğu yüklenen firma ile hiçbir ilgisinin olmadığı, esas itibarıyla faaliyeti sona eren firma ve davalı idareler yönünden önem arz eden bir mahiyet gösterdiği, kaldı ki kuralın getiriliş amacına aykırı olarak numunenin bırakıldığı firmaya söz konusu numunelerin teslim edildiği haliyle muhafaza edilmesi konusunda Yönetmelikte herhangi bir sorumluluk da getirilmediği, yargısal uyuşmazlıkların maddi gerçeğe uygun olarak çözülebilmesine yönelik kamu yararı ile kıyaslandığında ise muhafazayla yükümlü kılınan firmalara getirilen karşılıksız (bilabedebl) mecburiyetin orantısız olduğu ve angaryaya dönüştüğü anlaşılmaktadır. Bunun yanında, üretim izni iptal edilen firmanın ticari sır niteliğini taşıyan numune ses ve gaz fişeği atabilen silahlarının halen üretime devam eden üçüncü bir firmaya teslim edilmesinin ticari sırların korunması ilkesine de aykırılık teşkil edebileceği tabiidir. Bu itibarla, ticari faaliyeti sona eren firmalardan devralınacak numune silahların muhafazasının idarenin kendi kurum ve kuruluşlarıyla ve kaynaklarıyla yapılabilme imkanı bulunmakta iken, hiçbir hukuki sorumluluğu olmayan üçüncü bir firmaya teslimini öngören düzenlemede; idarenin dayanağını yasadan almayan hiçbir yetkiyi kullanamayacağı (kanuni idare) ilkesine, angarya yasağına, orantılılık ilkesine, dolayısıyla hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 5-Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin birinci fıkrası yönünden: Dava konusu “Aksam üretimi” başlıklı 9. maddenin birinci fıkrası ile, sadece aksam üretmek üzere kurulmuş firmaların, nihai ürünü üretmemek koşulu ile Bakanlıktan aksam üretimine ilişkin yetki belgesi alması gerektiği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, silahların parçalarını değil de bunların sadece kalıplarını üreten kalıpçıların da madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun belirsiz olduğu ileri sürülmektedir. Bununla birlikte, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, aksam, ses ve gaz fişeği atabilen silahın gövde (çerçeve), namlu, kapak (sürgü), toplu tabanca fişek haznesi, ateşleme tertibatı veya bunların yerine konabilen unsurları olarak tanımlandığından, bu silahların kalıplarını üretenlerin dava konusu fıkra kapsamına girmediği, dolayısıyla kuralda hukuki belirsizlik bulunmadığı açıktır. Nitekim davalı idarelerin savunmasında da bu husus, kalıbın tüm sektörlerin imalat süreçlerinde kullanılan genel imalat malzemesi olması nedeniyle kurusıkı silahların kalıplarını üreten firmalar için yetki belgesi alma şartının getirilmediği belirtilmek suretiyle açıkça kabul edilmiştir. Bu itibarla, dava konusu fıkrada hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. 6- Dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin birinci fıkrası yönünden: Yönetmeliğin “Teknik sorumluluk esasları” başlıklı 10. maddesinin dava konusu birinci fıkrasında, teknik sorumlunun bulunduğu il sınırları içerisinde ikamet edeceği, birden fazla ilde teknik sorumluluk üstlenemeyeceği düzenlenmiştir. Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetle ilgili sınırlamaların, özlerine dokunmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapılabileceği ve bu sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilerek, sınırlandırmanın ölçüsü ortaya konulmuştur. Anayasanın 23. maddesinde, herkesin, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahip olduğu, yerleşme hürriyetinin, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve güvenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak; seyahat hürriyetinin ise, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amacıyla ancak kanunla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmelikte “Bu Yönetmelik kapsamındaki ürünle ilgili teknik resimlerin yine bu Yönetmelikte belirtildiği şekilde hazırlanarak onaylanmasından, ürünlerin bu resme ve kriminal inceleme için beyan edilen ses ve gaz fişeği atabilen silaha uygun şekilde üretilmesinden ve üretim faaliyetlerinin teknik esaslara uygun yürütülmesinden sorumlu mühendis” olarak tanımlanan teknik sorumlunun, üretimin her aşamasını yakından takip etmesi gerektiği açık olup, bu gereğin bir sonucu olarak üretim mahalline mutad vasıtalarla günübirlik ulaşabileceği makul uzaklıkta bir yerde ikamet etmesi zorunluluğu getirilebileceği şüphesizdir. Ancak bu amacın sağlanması için il sınırları içinde ikamet edilmesi şartının getirilmesi, günümüz şehir yerleşimleri ve ulaşım imkanları dikkate alındığında, bazı ilçelerin bağlı bulunduğu ilin merkezine değil, komşu ilin merkezine yakın olması gibi durumlarda gereksiz bir sınırlama niteliğine dönüşecektir. Öte yandan, dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin diğer fıkralarında, bir teknik sorumlunun B sınıfı 5 firmada veya C sınıfı 10 firmada çalışabilmesine imkan tanındığı da görülmekte olup, söz konusu firmaların hepsinin aynı ilde bulunması şartının gerçekleşme ihtimalinin son derece düşük olduğu ve bu haliyle teknik sorumlulara B sınıfı 5 firmada veya C sınıfı 10 firmada çalışma hakkının gerçek anlamda tanındığından söz edilemeyeceği de açıktır. Bu çerçevede, üretimin her aşamasını yakından takip etmekle, kurusıkı silahın üretim izni ve mevzuata uygun şekilde üretilmesini sağlamakla yükümlü bulunan teknik sorumlunun, söz konusu görev ve sorumluluğunu gereği gibi ifa edebilmesini teminen, üretim tesisine ikamet etmesi gereken mesafenin objektif kriterler (ikametgâhı ile üretim tesisi arasındaki azami kilometre, üretim tesisinin bulunduğu il/ilçenin komşu il/ilçesi vb.) getirilerek belirlenmesi yerine, teknik sorumlunun ikametgah bakımından il sınırları ile bağlı tutulması kuralında, öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç bakımından, sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil, hakkaniyete uygun ve makul bir dengenin bulunmadığı, aynı maddenin son fıkrasında getirilen istisna hükmünün de bahse konu makul dengeyi sağlamak için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, teknik sorumlunun çalıştığı firmanın bulunduğu il sınırları içinde ikamet edeceğine ve birden fazla ilde teknik sorumluluk üstlenemeyeceğine ilişkin düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir. 7- Dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci fıkraları yönünden: Dava konusu üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci fıkralar ile üretim izin belgesini haiz toplam ürün sayısına göre sınıflandırılan firmalarda teknik sorumlu çalıştırılması zorunluluğu ile bunların çalışma esasları düzenlenmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin ilgili fıkralarıyla, üretim izin belgesini haiz firmaların toplam ürün sayısına göre; A sınıfı için 30 adet ve daha fazla ürün, B sınıfı için 10 ila 29 adet ürün ve C sınıfı için 9 adet ve daha az ürün üretimine göre bir sınıflandırma yapıldığı, A sınıfı firmada en az bir teknik sorumlunun tam zamanlı istihdam edilmesinin mecburi kılındığı, A sınıfı firmada çalışan teknik sorumlunun diğer A, B, C sınıfı firmalarda çalışmasının yasaklandığı, B ve C sınıfı firmalarda çalışan teknik sorumlulara kısmi zamanlı çalışma imkanı tanıdığı, bir teknik sorumlunun en fazla 5 adet B sınıfı firmada veya en fazla 10 adet C sınıfı firmada çalışmasına izin verildiği görülmektedir. Davacılar tarafından, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci fıkralar yönünden, A sınıfı tek bir firmada tam zamanlı olarak görev yapmak zorunda olan teknik sorumlunun, çalıştığı firmada üretilen toplam ürün sayısı kadar üründen sorumlu olurken, B sınıfı firmada çalışan teknik sorumlunun 5 farklı firmada, C sınıfı firmada çalışan teknik sorumlunun ise 10 farklı firmada yarı zamanlı çalışmasına rağmen A sınıfı firmada çalışan teknik sorumluya nazaran daha fazla üründen sorumlu olacağı, bu durumun daha az ücret hakkı doğacak olması nedeniyle A sınıfı firmada çalışacak teknik sorumlu bulunmasını güçleştireceği ileri sürülmüştür. Teknik sorumlu, Yönetmeliğin 4. maddesinde tanımlandığı şekliyle, “Bu Yönetmelik kapsamındaki ürünle ilgili teknik resimlerin yine bu Yönetmelikte belirtildiği şekilde hazırlanarak onaylanmasından, ürünlerin bu resme ve kriminal inceleme için beyan edilen ses ve gaz fişeği atabilen silaha uygun şekilde üretilmesinden ve üretim faaliyetlerinin teknik esaslara uygun yürütülmesinden sorumlu mühendis”tir. Ayrıca, Yönetmeliğin 10. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, teknik sorumlu, bu Yönetmelik kapsamında firmada üretilen ürünlerle ilgili imalatı bilmek, görmek, izlemek, yanlışları düzelttirmek ve gerekirse yasal koşulların yerine getirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Dava konusu Yönetmeliğin, ses ve gaz fişeği atabilen silahların, Yönetmelikle öngörülen kurallara, üretim iznine uygun ve mümkün olduğunca gerçek silaha dönüştürülemeyecek, böylelikle suçta kullanılamayacak şekilde üretilmesinin sağlanmasını amaçladığı dikkate alındığında; bu amacı yerine getirme noktasında kritik ve esaslı görevleri bulunan teknik sorumlunun ses ve gaz fişeği atabilen silah üreticisi firmalarda istihdamının zorunlu kılınmasının, kamu yararı amacına ve hizmet gereklerine uygun bulunduğu açıktır. Her ne kadar, davacıların iddia ettiği gibi, bir teknik sorumlunun, ses ve gaz fişeği atabilen silah üreten firmalardan, 5 adet B sınıfı veya 10 adet C sınıfı firmada aynı anda ve yarı zamanlı olarak -ikamet koşulunu yerine getirmek kaydıyla- çalışma imkanı bulunması nedeniyle, tam zamanlı ve yalnızca bir adet A sınıfı firmada çalışmak yerine, daha kısa süre (yarı zamanlı) ve daha fazla ücret (toplam 5 ya da 10 ayrı ücret) ile çalışabileceği B veya C sınıfı firmaları tercih etmesi mümkün ise de; bu durumun bertarafının emek piyasası koşulları içerisinde firma ile teknik sorumlu arasında imzalanacak sözleşmelerle -üretilen ürün sayısı, teknik olarak gözetim ve denetim faaliyetinin fiilen yürütüldüğü süre (tam ya da kısmi zamanlı) dikkate alınarak uygun bir ücret belirlenmesi şeklinde- sağlanabilmesinin mümkün olduğu, belirtilen iddianın idarenin düzenlemesini hukuka aykırı hale getirmeyeceği sonucuna varılmaktadır. Bu haliyle, anılan fıkrada, hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 8- Dava Konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin onikinci fıkrası yönünden: Dava konusu onikinci fıkrada, teknik sorumluluğun üstlenildiğine dair sözleşmenin feshedilmesi veya geçersiz olması halinde, yeni teknik sorumlunun müracaatının onaylanmasına kadar nihai mamul üretiminin yapılamayacağı kural altına alınmıştır. Davacılar tarafından, sözleşmeyle taahhüt altına girilen borcun zamanında ifa edilememesi sonucunu doğuracak düzenlemenin maddi ve itibari zararlara yol açacağı iddia edilmiştir. Yukarıda da bahsedildiği üzere üretimin her aşamasında aktif gözetim ve denetim suretiyle üretim faaliyetlerinin teknik esaslara uygun yürütülüp yürütülmediğini kontrolle yükümlü olan teknik sorumlunun takip etmediği veya onaylamadığı bir ürünün üretiminin ve piyasaya arzının engellenmesine ilişkin düzenlemeyle, mevzuat hükümlerinin uygulanmasının sağlanması ile can ve mal güvenliğinin korunmasının amaçlandığı açıktır. Her ne kadar düzenleme gereği üretici firmaların sözleşmeden doğan taahhütlerinde gecikmeler doğabileceği açık ise de, bu durumun bertarafının işletme ile teknik sorumlu arasında imzalanacak sözleşmelerle (yeni teknik sorumlu işe başlayana kadar sözleşmenin devam edeceğine yönelik hükümlerle) sağlanabilmesinin mümkün olduğu, bu bakımdan, düzenlemenin yöneldiği üstün kamu yararı da gözetildiğinde, bu amaç ile üretici firmaların katlanacağı külfet arasında makul bir dengenin bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu haliyle, anılan fıkrada, hukuka, kamu yararı amacına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmamaktadır. 9- Dava Konusu Yönetmeliğin 11. maddesinin üçüncü fıkrası ile 12. maddesinin ikinci fıkrası yönünden: Yönetmeliğin "İhracat" başlıklı 11. maddesinin dava konusu üçüncü fıkrasında, İçişleri Bakanı veya Dışişleri Bakanınca onaylı talep doğrultusunda bazı ülkelere yapılan ihracata yönelik son kullanıcı belgesinin istenebileceği düzenlenmiştir. Her ne kadar dava konusu Yönetmelikte "son kullanıcı belgesi"nin tanımına yer verilmemiş ise de; 5201 sayılı Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Yönetmelik’in 4. maddesinin birinci fıkrasının (ö) bendinde, son kullanıcı belgesi, “Bu Yönetmelik hükümlerine göre denetime tabi mal ve fikrî ürünlerin ihracatında satıcının onayı alınmadan üçüncü kişilere veya ülkelere verilmeyeceğinin alıcı tarafından taahhüt edildiğini gösteren, ilgili ülkenin yetkili resmî makamı tarafından onaylanan belge" olarak tanımlandığından, bu Yönetmelik ile dava konusu Yönetmeliğin dayanak ve kapsamlarının farklı olmasına rağmen benzer nitelikte olduğu gözetildiğinde, dava konusu Yönetmelik bakımından da esas alınabileceği, bu açıdan dava konusu Yönetmelikle "son kullanıcı belgesi"nin tanımına yer verilmemesinin eksik düzenleme olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Yönetmeliğin “İthalat” başlıklı 12. maddesinin 2. fıkrasında ise, ithalat yapmak isteyen kuruluş iznine sahip firmanın Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından alınan ön ithal izin yazısı, her bir kurusıkı silah modeline ait teknik resim ve 2 adet numune kurusıkı silah ile birlikte İçişleri Bakanlığına müracaat edeceği, müracaatın İçişleri Bakanlığı jandarma veya polis kriminal laboratuvarlarınca ilgili mevzuat ve üretim esasları bakımından incelenmesi neticesinde Yönetmelikte yer alan üretim esaslarına uygun olduğu belirlenen kurusıkı silahın ithaline İçişleri Bakanlığınca izin verileceği hususu düzenlenmiştir. Anılan fıkrada yapılan incelemenin, Yönetmeliğin 8. maddesinde düzenlenen üretim izni başvurusu sırasında yapılacak inceleme ile paralellik arz ettiği, esasen yurt içine arz edilmek üzere üretilen kurusıkı silah ile yurda ithal edilmek istenilen kurusıkı silahın, 5729 sayılı Kanun (m.2/2) ve Yönetmelik gereği aynı nitelikleri taşımak zorunda oldukları da dikkate alındığında, bahse konu silahların mevzuata uygunluğu ile can ve mal güvenliğinin sağlanmasına yönelik düzenlemede hukuka ve kamu yararı amacına aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacı tarafından, kuralın 5729 sayılı Kanun'un 2. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de, anılan Kanun hükmünde, kurusıkı silahların ithalinde İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji (eski adıyla Sanayi ve Ticaret) Bakanlığının uygun görüşünün aranacağı açıkça hükme bağlanmış olup; ithalatçı firma tarafından önce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından ön ithal izin, bilahare İçişleri Bakanlığından (kesin) ithal izni alınmasını öngören fıkra kuralının, dayanağı Kanun maddesinin uygulanmasından ibaret olduğu, Kanun hükmündeki "uygun görüş" ibaresi ile fıkra kuralındaki "izin" ibarelerinin ise doğurdukları hüküm ve sonuçların aynı olması sebebiyle hukuka aykırılık kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından, bahse konu iddianın dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır. 10- Dava konusu Yönetmeliğin 11. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden: Yönetmeliğin "İhracat" başlıklı 11. maddesinin dava konusu dördüncü fıkrasında, ihraç edilen ürünlerin GTİP (Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu) kodunun yanlış beyan edildiğinin tespit edilmesi durumunda; dağıtıcının İçişleri Bakanlığınca verilen ruhsatının ve üreticinin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen tüm Üretim İzin Belgelerinin 2 yıl süre ile askıya alınacağı, tekrarı halinde askıya alınma süresinin 2 kat şeklinde uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafından, düzenlemeye göre ihraç edilen ürünlerin Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu kodunun yanlış beyan edilmesi durumunda yaptırımın hem dağıtıcı hem de üreticiye uygulanacağı, dağıtıcının Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu kodunu yanlış bildirmesi durumunda bu konuda dahli olmayan üreticiye de ceza verilmesinin hukukun temel ilkelerinden olan suç ve cezaların şahsiliği, orantılılık ve kusura dayalı ceza ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından ise, dava konusu kuralın, dağıtıcı veya üreticinin tek başına yaptığı işlemleri kapsamadığı, üretici ile dağıtıcı arasında suçun oluşmasında bir bağın olduğu durumlarda, mahkemede de bu yönde bir kanaat oluştuğu takdirde her ikisinin belgelerinin iptal edileceği, suçun birden fazla failinin olduğu durumlarda bu hükmün uygulanacağı, bu nedenle ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin ihlalinin söz konusu olmadığı savunulmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, 5729 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca, kurusıkı silahın gerek yurt içi piyasaya arz edilmek üzere gerekse ihraç amaçlı üretimi için üretim izni vermeye yetkili olan davalı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bu yetkisinin, yetki ve usulde paralellik ilkesinin de bir gereği olarak, verilen iznin iptalini ve iptalden daha hafif sonuçları olan askıya alınmasını içereceği de açıktır. Nitekim, üretim ve ihraç aşamalarının tabi olacağı izin ve sair prosedürleri belirleme yetkisi, Kanun'un 5. maddesiyle de davalı Bakanlıklara verilmiştir. Bununla birlikte, fıkra metninin incelenmesinden, davalı idarenin belirttiği gibi, Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu kodunun üretici ile dağıtıcı arasında muvazaalı bir anlaşma yapılması sonucu birlikte ve bilinçli olarak (vergi kaçırma veya silahı takip ve denetimden kaçırma vb. amacıyla) hatalı beyan edilmesi haline münhasıran, mahkemede de bu yönde bir kanaat oluştuğu takdirde uygulanacağı yolunda herhangi bir ifade bulunmadığı ve bu şekilde anlaşılmasının mümkün olmadığı, aksine kusurun kime ait olduğu araştırılıp tespit edilmeksizin yalnızca beyanın sonucuna göre hem üretici hem dağıtıcı için koşulsuz sorumluluk doğuracak şekilde her ikisinin de ilgili belgelerinin askıya alınması yaptırımının uygulanabileceği yolunda bir anlam ve kapsam içerdiği anlaşılmaktadır. Buna göre, Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu kodunun yanlış bildirilmesinde dahli olmayan üretici veya dağıtıcının, belgesinin askıya alınması yaptırımıyla karşı karşıya kalmasına sebep olan düzenlemenin, hukukun temel ilkelerinden olan suç ve cezaların şahsiliği ile kusura dayalı ceza ilkelerine aykırı olduğu, aynı nedenle kuralla ulaşılmak istenen amaca (vergi kaybının, silahın takip ve denetimden kaçırılmasının engellenmesi) göre, hukuka aykırı sonuca herhangi bir katkısı bulunmayan üretici veya dağıtıcı yönünden orantısız bir sınırlama içerdiği sonucuna varılmaktadır. Diğer taraftan, 5729 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrası ile dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde ve 13. maddesinde belirtildiği üzere, ses ve gaz fişeği atabilen silahların yurt içine ve/veya yurt dışına satışı, "mermi veya av malzemesi ya da yivsiz tüfek satışı yapmak için ruhsatlandırılmış yerlerce" yapılabilecek olup; söz konusu ruhsatlar ise, dava konusu Yönetmeliğe veya dayanağı 5729 sayılı Kanun'a göre değil, 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanun (m.8/1) ve Uygulama Yönetmeliği (m.10/1-a) ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmeliği (m.24/4)'ne göre düzenlenmektedir. Anılan kurallarda, yivsiz av tüfeği "satıcılık (bayilik) belgesi" ile "mermi satış izin belgesi"nin valilikler tarafından verileceği düzenlenmiş, satışını gerçekleştirecekleri ürünlerin ihracı sırasında GTİP (Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu) kodunu yanlış beyan ettiklerinin tespit edilmesi durumunda bu belge sahiplerine yönelik herhangi bir yaptırım öngörülmemiş, ancak ilgili kurallara aykırı davranılması halinde belgelerinin iptal edileceği belirtilmiştir. Dava konusu kuralda ise, dağıtıcının İçişleri Bakanlığınca verilen ruhsatının askıya alınacağı öngörülmüş olup, yukarıda aktarılan ilgili düzenlemelerde "valiliklerce verilen izin belgesi"nden söz edildiği dikkate alındığında, "İçişleri Bakanlığınca verilen ruhsat" ibaresinin müphem ve belirsiz bulunduğu görülmektedir. Kaldı ki, bahse konu ibarenin belirli ve açık olduğu, "satıcılık (bayilik) belgesi" ile "mermi satış izin belgesi"ni kastettiği, valiliklerce verilen ve yetki-usulde paralellik ilkesi gereği valiliklerce askıya alınabilecek olan belgenin, valiliklerin silah mevzuatı bakımından hiyerarşik amiri olan İçişleri Bakanlığınca evleviyetle askıya alınabileceği kabul edilse dahi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının üretim iznini askıya almasına ilişkin düzenlemeye yönelik incelemede belirtilen gerekçelerle, bu düzenlemenin de suç ve cezaların şahsiliği ile kusura dayalı ceza ilkelerine aykırı olduğu, kuralla ulaşılmak istenen amaca (vergi kaybının, silahın takip ve denetimden kaçırılmasının engellenmesi) göre, hukuka aykırı sonuca herhangi bir katkısı bulunmayan üretici veya dağıtıcı yönünden orantısız bir sınırlama içerdiği sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, Yönetmelik kuralının, uygulayıcısı olan davalı idarelere, hukuka aykırı ve sınırları belirsiz bir yetki vermesi nedeniyle, davalı idarelerin, uygulamanın yukarıda aktarıldığı şekilde yapılacağına ilişkin beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı da açıktır. 11- Dava konusu Yönetmeliğin 13., 14. (üçüncü fıkrasında geçen “ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere,” ibaresi hariç), 15., 16., 17. ve 21. maddelerinin iptali istenen hükümleri yönünden: Dava konusu düzenlemeler ile merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip ses ve gaz fişeği atabilen silahların üretimini yapacak üretici firmalar ile satışını gerçekleştirecek dağıtıcı firmalar ve bu silahları satın/devir almak isteyen ilgililere getirilen yükümlülüklere yer verilerek Yönetmelik kapsamında yapılacak işlemlerin ve müracaatların, devreye alınmasını müteakip merkezi kayıt sistemi ile gerçekleştirileceği hüküm altına alınmıştır. Dava konusu Yönetmelikte, hem "Bakanlık tarafından oluşturulan ve yetkili personel tarafından e-devlet ya da kimlik doğrulama ile işlem yapılan yazılım altyapısı" olarak tanımlanan bilgi sistemine hem de "Bu Yönetmelik kapsamındaki ses ve gaz fişeği atabilen silahların üretim, satış, nakil ve bildirimine ilişkin bilgileri içeren ve İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan veri tabanı" olarak tanımlanan merkezi kayıt sistemine yer verilmiş olup; her iki sistemin kurulmasındaki amaç da ses ve gaz fişeği atabilen silahların imal, ithal, ihraç, satış, edinme, bulundurma, taşıma, nakil dahil olmak üzere bütün aşamalarda takip ve kontrolünün sağlanması suretiyle gerçek silaha dönüştürülmesinin ve suça karışmasının engellenmesi, bu durumların gerçekleşmesi halinde ise söz konusu hukuka aykırılıkların hangi aşamada ve nasıl meydana geldiğinin tespit edilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu haliyle merkezi kayıt sisteminin kurulmasında kamu yararı amacı bulunduğu açık olup, sistemin devreye alınmasını müteakip yükümlülüklerin doğacağı dikkate alındığında, sistem aktif hale gelmeden herhangi bir mağduriyetin oluşması da söz konusu olmayacağından, mevzuata aykırılık ya da hukuki belirsizlik de bulunmamaktadır. 12- Dava Konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen “ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere,” ibaresi yönünden: Yönetmeliğin “Yetki belgesi alma işlemi” başlıklı 14. maddesinin üçüncü fıkrasında, ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere, mültecilere, şartlı mülteci ve ikincil koruma statüsü sahipleri ile insani ikamet izni sahipleri ve geçici koruma sağlananlara ses ve gaz fişeği satışı yasaklanmıştır. Öncelikle, 5729 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle, kurusıkı silahın satış ve edinilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izinlerin (kişi, konu, yer vb. gibi) sınırları belirlenmemiş birçok yönden değerlendirilerek izin koşullarının ve izin verilecek kişiler ile verilmeyecek kişilerin tespiti konusunda davalı idarelere takdir yetkisi tanındığı açıktır. Bununla birlikte, söz konusu yetkinin hukuka ve kamu yararı amacına uygun kullanılması gerektiği konusunda da duraksama bulunmamaktadır. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun uyarınca yürürlüğe konulan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu kararı eki Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, İçişleri Bakanının (yetki devri halinde il valilerinin), yaptıkları iş, sosyal, ekonomik, kültürel ve mesleki faaliyetleri ya da bulundukları yer ve zaman itibarıyla can güvenliklerinin ciddi ve harici tehdit ve tehlikelere maruz kalacağı kuvvetle muhtemel olduğu anlaşılan Türk vatandaşları ile karşılıklılık esasına göre ülkemizde çalışma ve ikamet izni sahibi yabancı uyruklu şahıslara talepleri halinde silah taşıma ruhsatı verebileceği düzenlenmiştir. Anılan Yönetmelik kuralıyla, Anayasanın 17. maddesiyle herkes yönünden Devlete yüklenen yaşamı korumaya ilişkin pozitif yükümlülük ve yaşam hakkının kutsallığı/ öncelikliği/ üstünlüğü dikkate alınarak, can güvenliklerinin ciddi ve harici tehdit ve tehlikelere maruz kalacağı kuvvetle muhtemel olduğu anlaşılan, ülkemizde kalmaya devam etme niyeti ve yasal statüsü bulunan (mülteciler, şartlı mülteci ve ikincil koruma statüsü sahipleri ile insani ikamet izni sahipleri ve geçici koruma sağlananlar gibi ülkesinden can güvenliği sebepleriyle göç etmemiş ve insani öncelikler nedeniyle değil mevzuat hükümlerinde aranan koşulları sağlaması sonucu -milli güvenlik ve kamu düzeni yönünden- sakıncalı olmadığı tespit edilen) yabancılara, yaşam haklarının korunması amacıyla silah taşıma ruhsatı verilebileceğinin düzenlendiği, ayrıca idarenin takdir yetkisinin de korunduğu görülmektedir. Dava konusu Yönetmelikle düzenleme altına alınan ses ve gaz fişeği atabilen silahların ise, 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu kararı eki Yönetmelikte öngörülen amaç doğrultusunda kullanılmasının mümkün ve etkili olmadığı gibi, gerçek silaha dönüştürülebildikleri ve suça sıklıkla karışma ihtimallerinin bulunduğu dikkate alındığında, kontrol ve takibindeki güçlükler nedeniyle ülkemizde ikamet eden yabancılara ve turistlere satışının yasaklanmasında kamu yararı bulunduğu da kuşkusuzdur. Ayrıca, her iki Yönetmelikte düzenlenen silahların kullanım amacı ve etkisi farklı olduğundan, eşitlik ilkesine aykırı bir yön de bulunmamaktadır. Diğer taraftan, ülkemizde ikamet eden yabancıların, koşulların varlığı halinde 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu kararı eki Yönetmelik uyarınca can güvenliği nedeniyle silah taşıma ruhsatı alabileceği açık olduğundan, kuralla yaşam hakkının ihlal edildiğinden söz edilmesi de mümkün değildir. Aktarılan çerçevede, dayanak Kanunla verilen yetkinin kullanılması suretiyle getirilen dava konusu düzenlemede hukuk aykırılık görülmemiştir. 13- Dava Konusu Yönetmeliğin 18. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden: Yönetmeliğin "Denetim” başlıklı 18. maddesinin dava konusu dördüncü fıkrasında, yapılan denetimlerde Yönetmelik esaslarını karşılamadığı tespit edilen ürünlerin üretim izin belgesinin iptal edilebileceği düzenlenmiş olup, Yönetmeliğin 8. maddesinin sekizinci fıkrasında da benzer bir kural yer almıştır. Her iki maddeye birlikte bakıldığında; üretim iznine aykırı imalat yapıldığının veya üretim izninin hatalı/eksik verildiğinin tespiti üzerine Yönetmeliğin 18. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca üretim izin belgesinin iptal edilebileceğinin; üretim iznine uygun imalat yapılmasına rağmen gerçek silaha dönüştürülmesi ve suça karışma sıklığı sebebiyle ülke itibarının zedelendiğinin tespiti halinde ise, Yönetmeliğin 8. maddesinin sekizinci fıkrasının uygulanabileceğinin düzenlendiği anlaşılmıştır. 5729 sayılı Kanun'un 2. ve 5. maddeleri uyarınca, kurusıkı silahın gerek yurt içi piyasaya arz edilmek üzere gerekse ihraç amaçlı üretimi için üretim izni vermeye yetkili olan davalı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bu yetkisinin, verilen iznin iptalini ve askıya alınmasını içereceği, Kanun'un 4. maddesinde hüküm altına alınan cezaların, idarenin bahse konu yetkisini ortadan kaldırmayacağı, aksi durumun hukuka aykırı üretilen silahların piyasaya arzına göz yumulması sonucunu doğuracağı açıktır. Bu durumda, dayanak Kanunla verilen yetkiyi kullanan davalı Bakanlıklar tarafından müştereken çıkarılan dava konusu Yönetmelikle getirilen düzenlemenin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. 14- Dava konusu Yönetmeliğin 23. maddesi yönünden: Dava konusu Yönetmeliğin 23. maddesinde, "Mevzuatta, 21 inci madde uyarınca yürürlükten kaldırılan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır." düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 21. maddesi ile değil 22. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı, bu maddi hatanın söz konusu düzenlemeyi hukuka aykırı hale getirdiği, ayrıca 5729 sayılı Kanun'un, usul ve esasların belirlenmesini 02/05/2008 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğe bıraktığı, dolayısıyla anılan Yönetmeliğe yapılan atıfların dava konusu Yönetmeliğe yapılmış sayılmasının hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Dava tarihinden sonra, 21/08/2021 tarihili ve 31575 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelikle yapılan değişiklik ile davacının belirttiği maddi hata giderilmiş ve madde, "Mevzuatta, 22 nci madde uyarınca yürürlükten kaldırılan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır." şeklini almıştır. Bu durumda, dava konusu düzenlemede geçen "21 inci" ibaresi "22 nci" şeklinde değiştirildiğinden bu kısım yönünden esasının incelenme olanağı kalmayan dava hakkında karar verilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, aynı düzenleme ile yürürlükten kaldırılan Yönetmeliğe yapılan atıfların bu Yönetmeliğe yapılmış sayılacağı da kurala bağlanmış olup, Yönetmeliğin tamamına yönelik iptal isteminin incelendiği kısımda belirtildiği üzere, dayanak Kanun'un ilk düzenlemenin yapılması için vermiş olduğu alt aylık süre, işbu davanın konusu olan yeni Yönetmeliği yetki ve şekil yönünden hukuka aykırı hale getirmemektedir. Bu itibarla, mülga Yönetmeliğe yapılan atıfların dava konusu yeni Yönetmeliğe yapılmış sayılmasına ilişkin, hukuki boşluğun ve/veya tereddütlerin oluşmasını engelleyici mahiyetteki maddede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 15- Dava konusu Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yönünden: Dava konusu Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında, “Firma bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren 1 yılın sonunda piyasaya arz edilmeyen ürünlerini, Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Kurumunda imha edilmek üzere bağlı bulunduğu kolluk birimine teslim eder.” kuralına; aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise, “Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, üreticiler almış oldukları genel satış ve ihracat amaçlı Üretim İzin Belgelerini 1 yıl içerisinde yenilemek zorundadır. 1 yılın sonunda yenilenmeyen Üretim İzin Belgelerinin tamamı iptal olur.” kuralına yer verilmiştir. Her ne kadar davacılar tarafından 1 yıllık sürenin yeterli olmadığı ileri sürülmüş ise de, ses ve gaz fişeği atabilen silahların gerçek silaha dönüştürülmesinin ve suça karışmasının önlemek ve mevzuata aykırı silahların piyasadan çekilmesini sağlamak amacıyla kamu yararı gözetilerek getirilen yeni düzenlemelere uyum sağlanması amacıyla verilen 1 yıllık sürelerin makul ölçüde olduğu; ayrıca 21/08/2021 tarihili ve 31575 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Yönetmelikle dava konusu Yönetmeliğe eklenen Geçici 2. madde ile de üreticilerin üretim izin belgelerinin geçerliliğinin Yönetmelik değişikliğinin yürürlüğe girdiği 21/08/2021 tarihinden itibaren 3 ay sonra sona ereceğinin düzenlendiği, dağıtıcılar yönünden de mülga Yönetmelik kapsamında üretilen ürünlerin satışı için 21/08/2021 tarihinden itibaren 1 yıllık süre tanındığı dikkate alındığında, firmaların mağduriyetine yol açmayacak şekilde sürelerin uzatıldığı; öte yandan bu sürelerin sonunda da piyasaya arz edilemeyen ürünlerin, Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Kurumunca bedelsiz olarak değil hurda fiyatı ödenmek suretiyle imha edileceği anlaşıldığından, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile orantılılık ilkesi gözetilerek hazırlanan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 16- Dava konusu Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden: Yönetmeliğin "Geçiş hükümleri" başlıklı Geçici 1. maddesinin dördüncü fıkrasında, "Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ihracat amaçlı imal edilmiş olan ses ve gaz fişeği atabilen silahların ihracı sadece üretici firma tarafından yapılabilir." hükmü getirilmiştir. Getirilen düzenlemenin amacının, yürürlükten kaldırılan Yönetmeliğe göre üretilmiş olan ihraç kayıtlı silahların, uluslararası platformlarda ülke itibarını zedeleyebilecek nitelikte ürün vasfına dönüştürülme kolaylığının, üretici ve dağıtıcılar tarafından kolayca istismar edilmesini engellemek olduğu belirtilmişse de, düzenlemenin, mülga Yönetmelikte belirlenen üretim esaslarına uygun biçimde üretilmiş bulunan ürünlerin ihracını tamamen engellemediği, dolayısıyla üretici tarafından ihraç edilebilecek ürünler açısından ileri sürülen sakıncaları ortadan kaldırmadığı açıktır. Öte yandan, söz konusu düzenleme ile Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce ihraç amaçlı üretilen tüm ürünlerin sadece üreticiler tarafından ihracı öngörülmüş, ancak üreticilerin daha önce düzenledikleri ihraç kayıtlı faturalarla teslim ettikleri ve üreticinin elinden çıkmış, ancak ihracatı henüz gerçekleşmemiş ürünler konusunda bir geçiş hükmü getirilmemiştir. Bu durumda, söz konusu ürünler için makul bir süre öngörülmek suretiyle bu süre içerisinde ihraç edebilme imkanı yerine, anılan ürünlerin ihracatının sadece üreticiyle sınırlandırılmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1- 17/12/2019 tarih ve 30981 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin; a) 23. maddesinde geçen "21 inci" ibaresi yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oybirliğiyle, b) 10. maddesinin birinci fıkrası ile Geçici 1. maddesinin dördüncü fıkrasının İPTALİNE oybirliğiyle, c) 8. maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 11. maddesinin dördüncü fıkrasının İPTALİNE oyçokluğuyla, d) 10. maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci fıkraları yönünden DAVANIN REDDİNE oyçokluğuyla, 2- 17/12/2019 tarih ve 30981 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin; a) tamamı, b) 5. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi, ikinci fıkrasında geçen "birinci fıkranın (b), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen" ibaresi, c) 8. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi, altıncı fıkrası, sekizinci fıkrası, ç) 9. maddesinin birinci fıkrası, d) 11. maddesinin üçüncü fıkrası, e) 10. maddesinin onikinci fıkrası, f) 12. maddesinin ikinci fıkrası, g) 13. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, ğ) 14. maddesinin birinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri, üçüncü fıkrasında geçen "ülkemizde ikamet eden yabancılara, turistlere," ibaresi, dördüncü fıkrasında yer alan "ve merkezi kayıt sisteminin devreye alınmasını müteakip yetki belgesi olmayan" ibaresi, h) 15. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, ı) 16. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile beşinci fıkrası, i) 17. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, j) 18. maddesinin dördüncü fıkrası, k) 21. maddesi, l) 23. maddesinin "21 inci" ibaresi dışında kalan kısımları, m) Geçici 1. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, yönünden DAVANIN REDDİNE oybirliğiyle, 3- Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranına göre, ...TL'nin davacılar üzerinde bırakılmasına, kalan... TL TL'nin davalı idarelerden alınarak davacılara ödenmesine, 4- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine, yine duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine, 5- Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6- Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 24/10/2024 tarihinde karar verildi. (X) - KARŞI OY: Dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci fıkraları yönünden; Dava konusu üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci fıkralar ile üretim izin belgesini haiz toplam ürün sayısına göre sınıflandırılan firmalarda teknik sorumlu çalıştırma zorunluluğu ile bunların çalışma esasları düzenlenmiştir. Davacılar tarafından, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci fıkralar yönünden, A sınıfı tek bir firmada tam zamanlı olarak görev yapmak zorunda olan teknik sorumlunun, çalıştığı firmada üretilen toplam ürün sayısı kadar üründen sorumlu olurken, B sınıfı firmada çalışan teknik sorumlunun 5 farklı firmada, C sınıfı firmada çalışan teknik sorumlunun ise 10 farklı firmada yarı zamanlı çalışmasına rağmen A sınıfı firmada çalışan teknik sorumluya nazaran daha fazla üründen sorumlu olacağı, bu durumun daha az ücret hakkı doğacak olması nedeniyle A sınıfı firmada çalışacak teknik sorumlu bulunmasını güçleştireceği ileri sürülmüştür. Teknik sorumlu, Yönetmeliğin 4. maddesinde tanımlandığı şekliyle, “Bu Yönetmelik kapsamındaki ürünle ilgili teknik resimlerin yine bu Yönetmelikte belirtildiği şekilde hazırlanarak onaylanmasından, ürünlerin bu resme ve kriminal inceleme için beyan edilen ses ve gaz fişeği atabilen silaha uygun şekilde üretilmesinden ve üretim faaliyetlerinin teknik esaslara uygun yürütülmesinden sorumlu mühendis”tir. Ayrıca, Yönetmeliğin 10. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, teknik sorumlu, bu Yönetmelik kapsamında firmada üretilen ürünlerle ilgili imalatı bilmek, görmek, izlemek, yanlışları düzelttirmek ve gerekirse yasal koşulların yerine getirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Dava konusu Yönetmeliğin, ses ve gaz fişeği atabilen silahların, Yönetmelikle öngörülen kurallara, üretim iznine uygun ve mümkün olduğunca gerçek silaha dönüştürülemeyecek, böylelikle suçta kullanılamayacak şekilde üretilmesinin sağlanmasını amaçladığı dikkate alındığında; bu amacı yerine getirme noktasında kritik ve esaslı görevleri bulunan teknik sorumlunun ses ve gaz fişeği atabilen silah üreticisi firmalarda istihdamının zorunlu kılınmasının, kamu yararı amacına ve hizmet gereklerine uygun bulunduğu açıktır. Bununla birlikte, teknik sorumlunun çalışma esaslarının da bu amaca ve görev tanımına uygun şekilde düzenlenmesi, anılan amaca ve görev tanımına aykırı uygulamaların ortaya çıkmasını önleyici tedbirlerin alınması gerektiği tabiidir. Esasen bu husus, kamu yararının ve hizmet gereklerinin yerine getirilmesi için zorunludur. Diğer taraftan, Daire kararında da belirtildiği gibi, davacıların, düzenleme nedeniyle düşük ücrete bağlı olarak A sınıfı firmalarda çalıştırılacak teknik sorumlu bulunamayacağı yolundaki iddiasının, üretici firma ile teknik sorumlu arasında çözümlenmesi gereken bir husus olduğu, yargı marifetiyle halli gereken bir konu olmadığı ve idarenin düzenlemesini hukuka aykırı hale getirmeyeceği açıktır. Ancak yargı yerinin, davacıların hukuka aykırılık iddiası ile bağlı olmadığı, hatta idari yargıcın -2577 sayılı Kanun'un 20. maddesinde ifade edilen- kendiliğinden araştırma yükümlülüğü çerçevesinde iptal istemine konu işlemin hukuka uygunluk denetimini, işlemin bütün unsurları yönünden re'sen yapmak zorunda olduğu hususunda da duraksama bulunmamaktadır. Bu itibarla, dava konusu fıkraların, davacıların iddiaları dışında kalan ve idari yargı yerince re'sen dikkate alınması gereken hukuki sebepler yönünden de incelenmesi gerekmektedir. Yönetmeliğin 10. maddesinin dava konusu üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci fıkralarının birlikte incelenmesinden; bir teknik sorumlunun, çalıştığı firmada aktif olarak üretilen ses ve gaz fişeği atabilen silahların niteliğine, aynı anda üretilebilen ürün sayısına, ürünün ve tesisin üretim sürecinin zorluğu ya da karmaşıklığına, çalıştığı, dolayısıyla teknik olarak gözetim ve denetim faaliyetini fiilen yürüttüğü süreye (tam ya da kısmi zamanlı) göre azami kaç silahın mevzuata uygun olarak üretilmesinden sorumlu olacağına ya da kaç ürün sayısı başına bir teknik sorumlu istihdam edilmesi gerektiğine dair herhangi bir düzenleme sevk edilmediği, söz konusu eksik düzenlemeyle; - Örneğin, geçerli üretim izin belgelerine göre aktif olarak ürettiği toplam ürün sayısı 100 adet olan A sınıfı bir firmada "tam zamanlı" olarak çalışan tek teknik sorumlunun, bu 100 adet ürünün yarısının aynı anda üretildiği varsayılsa dahi 50 adet ürünün tamamının üretiminin takip ve denetimi açısından yeterli görülmesi sonucunun doğduğu, (50 adet ürünü fiilen aynı anda üretebilecek kapasitedeki tesisin yokluğu ya da azlığının, eksik düzenlemeyi ortadan kaldırmayacağı gibi yeni kurulacak tesislerin kapasitesinin fazla olabileceği de açıktır.) - Ayrıca, A sınıfı firmaların üretecekleri toplam silah sayısı yönünden hukuken herhangi bir üst sınırın bulunmaması nedeniyle teknik sorumlunun sorumlu olacağı ürün sayısının belirlenmesinin, tümüyle firmanın inisiyatifi ile tesis kapasitesine bırakılmasına yol açıldığı, - Öte yandan, 29 adet ürüne sahip B sınıfı 5 firmada "yarı zamanlı" çalışma hakkı bulunan bir teknik sorumluya aynı anda 145 adet ürünün üretim sorumluluğunun, keza C sınıfı 10 firmada "yarı zamanlı" çalışma hakkı bulunan bir teknik sorumluya aynı anda 90 adet ürünün üretim sorumluluğunun yüklenebilmesine hukuken herhangi bir engel bulunmadığı, - Böylelikle, çalıştıkları firmaların sınıflarına göre niteliklerinin farklılaştırılmadığı da dikkate alındığında, aynı nitelikleri haiz teknik sorumlulardan A sınıfı firmada çalışanın, tam zamanlı görev yapmasına rağmen tesisin kapasitesine göre -örneğin- 50 adet üründen sorumlu olurken, B ve C sınıfı firmalarda çalışanların yarı zamanlı görev yapmalarına rağmen sırasıyla 145 ve 90 adet üründen sorumlu olabilmelerine olanak tanınmış olduğu, - Farklı sınıf firmalarda çalışan teknik sorumluların niteliklerinin aynı olmasına rağmen sorumlu olacakları ürün sayılarındaki farklılığın sebebinin de belirsiz olduğu, - Yine bir teknik sorumlunun, azami 5 adet B sınıfı veya 10 adet C sınıfı firmada aynı anda ve yarı zamanlı olarak -ikamet koşulunu yerine getirmek kaydıyla- çalışma imkanının bulunduğunun belirtilmesiyle yetinilip her bir firmada yarı zamanlı çalışacağı saat ve günlerin de düzenlenmeyerek belirsiz bırakıldığı, bu suretle, bir teknik sorumlunun B sınıfı 5 adet firmada veya C sınıfı 10 adet firmada hep aynı zaman diliminde, örneğin saat 08.00-12.00 arasında, çalışmasına olanak tanındığı, - Örneklenen ve özetlenen hallerde, aktarılan ürün sayıları ile çalışma süreleri dikkate alındığında, teknik sorumlulara verilen yükümlülüklerin bilfiil ve gereği gibi yerine getirilmesinin mümkün olmadığı, anlaşılmaktadır. Bu haliyle, dava konusu fıkralardaki eksik düzenlemenin, teknik sorumluların üretim aşamasında fiilen yeterli zaman ayırarak görev ve sorumluluklarını gereği gibi yerine getirememesine yol açabileceği, bu durumun ise kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırı olacağı gibi aynı sınıfta yer alıp da tesis kapasitesi daha az olan üretici firmalar ile daha fazla olan üretici firmalar arasında teknik sorumlu istihdamı yükümlülüğü yönünden orantısızlığa da yol açacağı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci fıkralarının eksik düzenleme nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile anılan kısımlar yönünden Daire kararına katılmıyorum. (XX)-KARŞI OY : Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin "Üretim izni" başlıklı 8. maddesinin yedinci fıkrasında, "Ticari faaliyeti sona eren firmalar, Üretim İzin Belgelerinin iptali için Bakanlığa müracaat eder. Üretim İzin Belgeleri iptal edilen firma, bünyesinde bulunan mühürlü numune ses ve gaz fişeği atabilen silahları, muhafaza edilmek üzere Bakanlıkça belirlenen Üretim İzin Belgesine sahip başka bir firmaya teslim eder." düzenlemesine yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemede, ticari faaliyetinin sona ermesi nedeniyle üretim izin belgeleri iptal edilen bir firmanın üretim iznine konu silahlara ait elindeki numuneleri, muhafazasının sağlanması için başka bir firmaya teslim etmesinin zorunlu olduğu öngörülmüştür. Dayanak 5729 sayılı Kanunun gerekçesinde yer alan, "Emniyet Genel Müdürlüğünce yapılan bir çalışmaya göre, ülkemizde 2004 yılı itibarıyla resmi kayıtlara girmiş yaklaşık olarak 356.218 adet kurusıkı olarak tabir edilen silah bulunduğu, bu silahlarla 2002 yılından 2004 yılının Temmuz ayına kadar 11.249 suç işlendiği ve bu silahların dolaylı olarak karıştığı suç adedinin 4.283 olduğu tespit edilmiştir." ifadesinden de anlaşılacağı üzere, kurusıkı olarak tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahların ruhsata bağlı gerçek silahlara birebir benzerliklerinden istifade edilmek suretiyle; gasp, soygun, hırsızlık, kapkaç, tehdit, adam kaçırma, zorla senet imzalatma ve benzeri diğer suçlarda kullanıldığı dikkate alındığında, düzenlemeyle, üretim izni iptal edilen silahlara ait numunelerin başka bir firmada muhafazasının sağlanması sayesinde, suçta kullanıldığı olaylarla ilgili yürütülen davalarda ihtiyaç halinde numunelere kolayca ulaşım sağlanarak davaların maddi gerçeğe uygun sonuçlanmasına yardımcı olunmasının amaçlandığı anlaşıldığından, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Aynı Yönetmeliğin 11. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden: Dava konusu Yönetmeliğin "İhracat" başlıklı 11. maddesinin dördüncü fıkrasında, "İhraç edilen ürünlerin GTİP kodunun yanlış beyan edildiğinin tespit edilmesi durumunda; dağıtıcının İçişleri Bakanlığınca verilen ruhsatı ve üreticinin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen tüm Üretim İzin Belgeleri 2 yıl süre ile askıya alınır, tekrarı halinde askıya alınma süresi en son aldığı askıya alma süresinin 2 katı şeklinde uygulanır." kuralına yer verilmiştir. Anılan düzenleme ile ihraç edilen ürünün GTİP kodunun yanlış beyan edilmesi durumunda hem dağıtıcının hem de üreticinin sorumluluğunun doğacağı hususuna yer verilmiştir. Yapılan Yönetmelik değişikliğinin amaçlarından birinin de kaçakçılığın önlenmesi, kayıt dışı üretim ve satışla mücadelenin olduğu gözetildiğinde, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu durumda, dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi ve 11. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile anılan kısımlar yönünden Daire kararına katılmıyorum.