5. Ceza Dairesi 2021/11134 E. , 2025/5662 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/240 Esas, 2021/301 Karar KATILANLAR : Hazine, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı SUÇLAR : Rüşvet alma (sanık ... hakkında), rüşvet verme (sanıklar ...., ...., ...., .... hakkında), kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği (sanıklar ..., ..., .... ve ... hakkında), haksız mal edinme (sanık ... hakkında) HÜKÜMLER : Beraat (sanıklar .... ve ... hakkında atılı suçtan), mahkumiyet
**5. Ceza Dairesi 2021/11134 E. , 2025/5662 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/240 Esas, 2021/301 Karar KATILANLAR : Hazine, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı SUÇLAR : Rüşvet alma (sanık ... hakkında), rüşvet verme (sanıklar ...., ...., ...., .... hakkında), kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği (sanıklar ..., ..., .... ve ... hakkında), haksız mal edinme (sanık ... hakkında) HÜKÜMLER : Beraat (sanıklar .... ve ... hakkında atılı suçtan), mahkumiyet (diğer sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan açılan davada eylemlerinin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu kabul edilerek bu suçtan ve atılı diğer suçlardan) TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, düşme, onama Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi; Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli ve 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği mahkemece usulsüz olarak verilen katılma kararının da temyiz hakkı vermeyeceği, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve rüşvet verme suçlarından açılan kamu davalarında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 237. maddesine göre doğrudan zarar görmediği, bu itibarla kamu davasına katılma hakkı olmadığından, vekilinin bahse konu suçlardan kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi uyarınca REDDİNE, yoklukta verilen hükme yönelik temyiz süresi, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de nazara alınarak 1412 sayılı Kanun'un 310. maddesine göre hükmün tebliğinden itibaren bir hafta olmasına karşın "tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde” olduğu belirtilmek suretiyle tarafların yanıltıldığı ve bu itibarla sanık ... müdafiinin ve sanık ...'ün temyiz istemlerinin süresinde olduğu gözetilerek, incelemenin katılan ... ve İklim Değişikliği Bakanlığı vekilinin rüşvet alma, haksız mal edinme, katılan Hazine vekilinin rüşvet alma, rüşvet verme, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, haksız mal edinme, sanık ...'nın ve diğer sanıklar müdafıilerinin mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü: 1)Sanıklar ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Bozmaya uyularak gereği yerine getirilmek, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılanlar vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 2) Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sanık ...'ya isnat edilen haksız mal edinme suçunun 3628 sayılı Kanun'un 13. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, 28.09.2007 olan suç tarihi ile hüküm tarihi arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği dikkate alınarak kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği ayrıca sanık ...'ın hükümden sonra 17.12.2021 tarihinde öldüğü UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanıklar hakkında açılan kamu davalarının aynı Kanun'un 322, 5237 sayılı Kanun'un 64/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri uyarınca zamanaşımı ve ölüm sebebiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE, 3) Sanıklardan ... hakkında rüşvet alma ve resme belgede sahtecilik, ..., ... ve ... hakkında rüşvet verme, ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde ise; Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Suç tarihinde kadastro teknisyeni olarak görev yapan sanık ...'ün, Balıkesir ili .... ilçesi ... Köyünde kadastro çalışması yapılırken, sanıklar ..., ... ve ... ile anlaşmaya vararak elde ettiği maddi menfaat karşılığı, sanıkların kullanımında olmayan ve Hazine arazisi vasfında bulunan yerler yönünden gerçeğe aykırı kadastro tutanakları düzenleyerek sanıklar adına tescil edilmesini sağladığı, sanık ...'nın ise bahse konu kadastro tutanaklarını köy muhtarı olmamasına rağmen köy muhtarı sıfatıyla imzaladığı, bu suretle kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunu işledikleri iddiasıyla açılan kamu davasında; sanık ...'ün düzenlemeye yetkili olduğu kadastro tutanaklarını sahte olarak düzenlediği ve diğer sanık ...'nın bu suçun işlenmesine iştirak eden olarak sorumlu olduğu, sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 204/2. maddesinde düzenlenen kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve bu suça iştiraki oluşturduğu gözetilmeden eylemin aynı Kanun'un 204/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi halinde hüküm tarihi itibariyle ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği nazara alınmadan yazılı şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan hükümler kurulması, Rüşvet anlaşmasının tek olması nedeniyle suç çokluğundan bahsedilmeyeceğinden zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı gözetilmeden rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından kurulan hükümlerde zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle fazla cezalar tayini, Sanık ...'ün banka hesabına yatırılan ve rüşvet suçuna konu menfaat olarak değerlendirilen 3.000 TL paranın müsadere talebiyle ilgili bir karar verilmemesi, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal Kararının 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle 5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin birinci fıkrasıyla ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması, Rüşvet alma suçunu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hâk ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık ... hakkında aynı Kanun'un 53/5. maddesi uyarınca cezanın infazından sonra başlamak üzere hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hâk ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, katılan Hazine vekilinin ve sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA 24.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 5728 sayılı Yasa ile değişik 43. maddesinin “Kadastro tutanaklarının düzenlenmesi sırasında sahibi olmadığı taşınmaz malı kendi veya başkası adına kaydettirmek veyahut bir kimseye ait taşınmaz malı başkası adına yazdırmak için bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, Türk Ceza Kanunu'nun 206 ncı maddesine göre cezalandırılır. Kadastro tutanaklarının düzenlenmesi sırasında bir kimse sahibi olmadığı bir taşınmaz malı hile ile veya kendisine ait olmayan kayıt ve belgeler kullanarak, kendisi veya başkası adına kaydettirirse, Türk Ceza Kanunu'nun dolandırıcılık veya belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır” şeklinde, 5728 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önce 3402 sayılı Yasa'nın 43. maddesinin “Kadastro tutanaklarının düzenlenmesi sırasında sahibi olmadığı taşınmaz malı kendi veya başkası adına kaydettirmek veyahut bir kimseye ait taşınmaz malı başkası adına yazdırmak için gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 343. maddesinin 1. fıkrasında yazılı ceza uygulanır. Kadastro tutanaklarının düzenlenmesi sırasında bir kimse sahibi olmadığı bir taşınmaz malı hile ve desise veya kendisine ait olmayan kayıt ve belgeler kullanarak, kendisi veya başkası adına kaydettirirse, eylemi daha ağır cezayı gerektirmediği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve ayrıca beşbin liradan yirmibin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. İkinci fıkrada yazılı fiilleri; kanun veya yetkili makamlarca görevlendirilen kimselerin işlemesi halinde ceza üçte bir oranında artırılarak hüküm olunur” şeklinde olduğu, Eylemin hile ve desise veya kendisine ait olmayan kayıt ve belgeler kullanarak işlenmemesi halinde, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 23/09/2013 tarihli ve 2012/26260 Esas ve 2013/13424 sayılı emsal Kararında da açıklandığı üzere, sanıkların (iddianame: Şüphelilerden kayden 1945 doğum tarihli ....'ün köy muhtarı, 1963 doğum tarihli ... ile 1977 doğum tarihli ...'nun Kadastro Teknisyenleri, 1930 doğum tarihli ..., 1927 doğum tarihli ... ile yine 1930 doğum tarihli ...'ın ise kadastro bilirkişileri oldukları) üzerlerine atılı eylemler yönünden anılan Yasa'nın 43/2. maddesinin uygulanma olanağının bulunmadığı kabul edilmiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 25/05/2021 tarihli, 2019/4636 Esas ve 2021/4313 sayılı emsal Kararında da “Kadastro yenileme çalışmaları sırasında mahalli bilirkişi olarak görev yapan sanıkların, bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmaları üzerine, mülkiyeti hazineye ait olup gerçekte kimsenin zilyetliğinde bulunmayan İzmir İli ... İlçesi ... Köyü Köy Civarı mevkisinde bulunan 113 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın 1/5 hisse ile ...., ...., ...., .... ve ... isimli kişilerin kullanımında olduğuna ilişkin düzenlenen kadastro tespit tutanağını imzalamaktan ibaret fiillerinin, özel hüküm bulunması ve sanıkların kadastro tutanağının düzenlenmesi sırasında hile yaptıklarına veya kendilerine ait olmayan kayıt ve belgeleri kullandıklarına ilişkin delil bulunmaması nedeniyle, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 43/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmeden, suçun niteliğinde hataya düşülerek kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan hüküm kurulması,” isabetsiz bulunmuştur. Ceza Genel Kurulunun 17/01/2019 tarihli ve 2017/11-212, 2019/20 sayılı “Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır….. sanığın eyleminin TCK’nin 207. maddesinde yer alan özel belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde bulunan 5809 sayılı Kanun’un 56. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kaldığı, anılan fıkradaki eylemin yaptırımının aynı Kanun’un 63. maddesinin onuncu fıkrasına göre yalnız adli para cezası olduğu ve bu nedenle sanığa ön ödeme önerisinde bulunularak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.” Şeklindeki içtihadında yer alan benzer açıklamalarda da işaret edildiği üzere 3402 sayılı Yasa'nın 43. maddesindeki düzenlemenin özel norm olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Uygulamada da; 3402 sayılı Yasa’nın 43. maddesinin özel norm olduğu, sanıkların kadastro tutanağının düzenlenmesi sırasında hile yaptıklarına veya kendilerine ait olmayan kayıt ve belgeleri kullandıklarına ilişkin delil bulunmaması halinde, eylemlerinin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 43/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı kabul edilmektedir. Yasanın düzenlemesine göre; hile ile veya kendisine ait olmayan kayıt ve belgeler kullanarak, kendisi veya başkası adına kaydettirme fiili Türk Ceza Kanunu'nun dolandırıcılık veya belgede sahtecilik suçuna vücut vereceğinden somut olayda "hile ile veya kendisine ait olmayan kayıt ve belgeler kullanma" olmadığı için kanunilik ilkesi gereğince eylemin sahtecilik suçunu oluşturacağını kabul etmek mümkün olmayacaktır. Dosya kapsamına göre; suç tarihi olan kadastro tutanak tarihlerinin 5728 sayılı Yasa değişikliğinden önce olduğu, özel normun önceliği ilkesi uyarınca sübutu halinde eylemin 3402 sayılı Yasa’nın 43/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturabileceği, koşulları oluşmamakla birlikte anılan maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının olaya uygulanabileceği kabul edilse dahi, ikinci fıkrada “altı aydan üç yıla kadar hapis ve ayrıca beşbin liradan yirmibin liraya kadar ağır para cezası” öngörüldüğü, üçüncü fıkrada ise, ikinci fıkrada yazılı fiilleri kanun veya yetkili makamlarca görevlendirilen kimselerin işlemesi halinde cezanın üçte bir oranında artırılarak hükmolunacağının düzenlendiği anlaşılmakla; Sanıkların eylemlerinin sübutu halinde suç tarihinde yürürlükte ve sanıklar lehine olan 3402 sayılı Yasa’nın 43/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı, söz konusu maddede öngörülen cezanın üst sınırı itibarıyla suçun TCK’nin 66/1-e maddesinde belirtilen 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, CMK'nin 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar haklarında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE, Karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan çoğunluğun eylemin TCK'nın 204/2. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı yönündeki aksi görüşüne iştirak etmiyorum.